Paris ağlıyor

Paris ağlıyor

Sadece Fransa değil, bütün bir Avrupa IŞİD saldırısının yarattığı travmayı yaşıyor. Günlük hayata dönmeye çalışsalar da yaşadıkları kayıpların ve korkunun etkisini üzerlerinden atabilmiş değiller. Ama inadına dışarı çıkıyor, işlerine, okullarına gidiyor, varsa çocuklarını da okuluna gönderiyorlar. CNN TÜRK Dış Haberler muhabiri Elif Özgen izlenimlerini yazdı.

Elif Özgen / CNN TÜRK


Üzerinde desenli ipek gömleği, siyah kumaş eteği. Altında lacivert bisikleti. Bisikletinin ön sepetinde siyah çantası. Elinde mendili. Bir binanın önünde durmuş, ağlıyor.  


Bu, Paris’te 13 Kasım Cuma günü düzenlenen saldırılardan sonraki ilk işgünü, Pazartesi günü yayına yetişmeye çalışırken gördüğüm bir manzara. Ama aslında tek bir kadının değil, tüm Parislilerin ruh halini anlatan bir kare. Günlük telaş içinde eski hayatlarına dönmek için çabalıyorlar, ancak yaşadıkları kayıpların ve korkunun etkisini üzerlerinden atabilmiş değiller. 


Paris’e saldırılardan bir gün sonra, Cumartesi akşam saatlerinde ulaştım. Sadece başkent Paris’te değil, tüm ülkede "olağanüstü hal" ilan edilmişken, ilk durakta, yani havaalanında her şey 'olağan hal’indeydi. Daha 24 saat önce 7 noktasından vurulan Paris, kendisini dış dünyaya bağlayan noktada, Charles de Gaulle Havaalanı’nında eski akışını koruyordu, korumaya çalışıyordu. Ne uçuşta bir rötar vardı, ne de her zamankinden daha sıkı güvenlik önlemleri ya da pasaport kontrolleri. Yılda 47 milyon turistle, dünyanın en çok turist çeken şehri olma konusunda New York’un tahtını zorlayan Paris'te, ekonominin, turizmin ve ülke psikolojisinin ayakta kalması için havaalanında seferberlik vardı. 



Çocuklarını okula gönderirken geri dönmemesinden. Korkuyorlar... 


Bu tablonun şehir merkezine de yansıdığını söylemek zor. Paris’in ‘olağan hal’inden eser yok. Şehrin merkezindeki Cumhuriyet Meydanı yakınlarında Cumartesi gecesi olmasına rağmen pek çok bar ve restoran kapalı, açık olanlar da boş. Pazar sabahı da benzer bir tablo var sokaklarda. Kafelerin önünde dağınık sandalye ve masalar, o masaların üzerinde dağınık kitap ve gazeteler yok. Bunlar yerine dağınık sapsarı yapraklar var yerlerde, bomboş sokaklarda. O sokakları dolduran sesler de pazar sohbeti yapan Parislilerin değil, yoldan geçen ambulansların ya da polis araçlarının siren sesi.


Şok ve korku. Parislilerin en yoğun yaşadığı duygular. İkisi de birbirine çok yakın, bağlantılı duygular belki ama biri geçmişe, diğeri geleceğe ait. 


Bir cuma akşamı yemek yedikleri restoranda, maç izledikleri stadyumda, müzik dinledikleri konser salonunda vuruldukları için. Şoktalar.


Mutlu olmak için yarattıkları sosyal alanlarda ölüm kapıyı çalmadan girdiği için. Şoktalar.


Kim olduğunu bilmedikleri bir düşman, ne olduğunu bilmedikleri bir sebeple, hiç beklemedikleri bir anda gelip onları vurduğu için. Şoktalar.


Bir gece önce yaşananların şokundalar. 


Ama korku gelecekleri için.


Bir daha benzer bir saldırı yaşayıp yaşamayacaklarını bilmedikleri için. Korkuyorlar.


Yeni başladıkları günün yine silah sesleriyle bitmesinden. Korkuyorlar.


Hayatını kaybedenleri anmaya gittikleri yerlerde tekrar saldırıya uğramaktan. Korkuyorlar.


Çocuklarını okula gönderirken geri dönmemesinden. Korkuyorlar. 


"İnadına bizi vurdukları yerleri ayakta tutacağız"


Çok yoğun bir tedirginlik var sokaklarda. Cumhuriyet Meydanı’na yakın bir noktada sokak lambası patladığı zaman panikleyip sadece yerdeki mumları, çiçekleri değil, birbirlerini de ezmeleri bundan. En ufak bir sese, bir spekülatif söze karşı fazla hassaslar. Ve bu tedirginlik bulaşıcı.  Gece saatlerinde uykumu bölen "tar tar tar" sesini duyunca "Acaba bir yerde çatışma mı çıktı, IŞİD bir yeri mi tarıyor" diye düşünüyorum, bir anda tedirginlikle uyku sersemliği de birleşince. Resepsiyonu arayınca kuru temizlemeden gelen çarşafları dağıtan el arabasının Arnavut kaldırımları üzerinde çıkardığı ses olduğunu öğreniyorum, ancak o zaman uykuya dalabiliyorum.  


Tüm bunlara rağmen Parislileri ayakta tutan bir duygu var: Direnç. Yaşadıkları tüm şoka ve korkularına rağmen direniyorlar. Bataclan Konser Salonu önünde konuştuğum 60 yaşındaki Jacques Querret "Bu bizim yaşam biçimimize bir saldırı, IŞİD’in kazanmaması için biz de inadına bizi vurdukları yerleri ayakta tutacağız" diyor. Gençlerle konuştuğumda de benzer ifadeler duyuyorum. Yine o stadyuma, restorana, konsere gideceklerini söylüyorlar. İnadına dışarı çıkıyor işlerine, okullarına gidiyor, varsa çocuklarını da okuluna gönderiyorlar.  


Paris’te "Hayat normale döndü" demek için erken. Hayat normale dönmüyor ama günlük telaş başlıyor. Uzun boylu, beyaz tenli bir kadın desenli gömleğini, siyah kumaş eteğini giyip bisikletine biniyor. Yanına mendilini almayı ihmal etmiyor. Ve işine gidiyor. Evden işe giden yolda yaşadıklarını kendine saklıyor. Sakladığını sanıyor.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS