Şiddet ekiyor anlaşmazlık biçiyorlar

Şiddet ekiyor anlaşmazlık biçiyorlar

İslam İşbirliği Teşkilatı'nın 13. Zirvesi İstanbul'da yapılıyor. Ortadoğu'nun önemli sorunlarla boğuştuğu ve İran-Suudi Arabistan çekişmesinin sürdüğü dönemde gerçekleşen zirve büyük önem taşıyor. İranlı araştırmacı yazar Mojtaba Barghandan, zirveyi ve bölgesel sorunları, "Şiddet ekiyor anlaşmazlık biçiyorlar" başlığıyla Cnnturk.com için kaleme aldı.

Şiddet ekiyor anlaşmazlık biçiyorlar


Mojtaba Barghandan 


İranlı Yazar ve Araştırmacı


"Adalet ve Barış için Birlik ve Dayanışma". 13'üncü İslam İşbirliği Teşkilatı'nın (İİT) toplantısına bu isim verildi ama ne yazık ki, bu kutsal kelimelerin hiçbiri üye ülkelerin bazı hastalıklı emelleri ile örtüşmüyor.


2025 yılı için stratejik eylem planı ile İİT'nin 10 yıllık yol haritası olarak barış, güvenlik, finans, yatırım ve aşırılığa karşı mücadele, iyi yönetişim ve insan hakları gibi konularda 107 hedef oluşturulduğu belirtiliyor. İİT'nin 13'üncü zirvesi İstanbul'da devam etmekte ve 25 ülkeden değişik seviyede katılımcı var. Bu ülkelerden gelen Cumhurbaşkanları, başbakanlar, dışişleri bakanları, kıdemli memurlar, İslam dünyasının pençeleştiği radikalizm, terörizm, İslamofobi, toprak ve sınır sorunu gibi eski krizleri, "Adalet ve Barış için Birlik ve Dayanışma" başlığı altında ele alacak.


Times: Esad ve İran, Halep taarruzu için yığınak yapıyor


Hem başlık hem de 10 yıllık yol haritası, İİT'nin yeteneği ve yeterliliğinin ötesinde bir klişe gibi görünüyor. Bu, İİT'nin bazı üye ülkelerinin veya bir uluslararası organizasyon olarak İİT'nin genel yapısının, kapasitesinin ve ruhunun ötesindedir.


Zencani önergesi AK Parti oylarıyla reddedildi


İslam dünyasından gelen haberler maalesef belirsizlik, güvensizlik, uyumsuzluk ve görevi kötüye kullanmak. Çünkü Müslümanlar veya İİT'ye üye ülkeler bu konulara hiçbir zaman kolektif bir ilgi göstermemiş, dolayısıyla da buna dayalı bir uzlaşma mümkün olmamıştır. Barış ve uyumu teşvik ruhundan da hiçbir iz yoktur. Sadece "Adalet" ve "Barış" dilemekle sonuca varılamaz.


Ruh ve uyum eksikliği, Irak-İran savaşının bittiği dönemde başladı. Sözde Arap Baharı ve daha sonra da İran ile Batılı ülkelerin nükleer müzakelerde Ortak Kapsamlı Plan (JCPOA) üzerinde anlaşmasıyla zirveye ulaştı. Bazı Körfez Arap ülkeleri, özellikle Suudiler süreci provoke etti.


İran Rusya'dan ilk parti S-300'leri aldı


Bu aynı zamanda şunu gösteriyor ki bölgede yeni bir dönem başladı ve bu yeni dönemde artık kardeşlik ve birlikten söz etmek mümkün görünmüyor. Belki bu, tamamen jeopolitik ve güvenlik odaklı çıkar politikalarının, Batı'nın uzun ve kısa vadeli projelerinden etkilendiğini kanıtlıyor.

Başka bir örnekten söz edersek, Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi'ne üye Arap ülkeleri, İran'a karşı bir savunma kalkanı olarak kullanmak için, NATO gücünü Basra Körfezi'ne getirecek bir paktı ABD ile imzalama çabalarına 2015'ten önce başladı ve bu ciddi şekilde devam ediyor.


Suudi Arabistan Kralı Selman Ankara'da


Suudiler ve bazı Arap müttefiklerinin bu siyasetlerinden vazgeçmemeleri, kendi monarşilerinin sonunu getirecek iddialı ve riskli adımlar olarak değerlendirilebilir.


Bu, 1978 yılındaki Cam David Paktı'nı ya da Tarık Aziz'in İslam Konferansı Teşkilatı'nda İran aleyhine bazı maddelerin konulması için gösterdiği çabayı ve sonra başına nelerin geldiğini hatırlatıyor.


Suudiler de 13'üncü İİT zirvesinin öncesinde aynı çabayı gösterdiler. Zirvenin taslak bildirisine, İsrail çıkarlarına dayanan bir anti-Hizbullah maddesi ve İran karşıtı 4 madde eklemek için uğraştılar. Bu, düpedüz Suudilerin İİT'yi anti-Şii baskıcı politikası için kötüye kullanması ve bir yandan da yeni bir Sünni blok oluşturma çabasıdır. Aslında Batı'nın Ortadoğu ile ilgili "End Game" diyen planlarını kolaylaştıracak bir politikadır.


Suudi Kralı Selman'ın büyük dedesi İstanbul'da idam edilmişti


İslam coğrafyasındaki krizlerin kökeninde İİT üyesi ülkeler var. "Batı emperyalizminin", "din savaşı" ve "menfaatleri" daha sonra geliyor. Çünkü bölgedeki bütün krizler, İİT'nin üye ülkelerinin anlaşmazlıklarından kaynaklanıyor. Bu aslında İİT'nin amblemi olan üç ana unsurla, Kabe, küre ve hilal ile çelişmektedir. Bu üç unsur, birlik, dayanışma ve bütün Müslümanların yararına toplu eylemler anlamına gelir.


Suudiler'in benimsediği politikalar sadece kendi monarşileri için yıkıcı ekonomik kriz ve büyük iç sorunlara neden olmakla kalmayacak aynı zamanda İİT'yi de çöküşün kenarına getirecektir. İİT üyesi ülkelere bu konuda büyük sorumluluklar düşmektedir. İran'ı senelerdir köşeye sıkıştırmak yerine en azından Kabe'ye saygı duysunlar. Böyle devam ederse ne İİT kalır ne de İslam coğrafyası.


İslam ülkeleri böyle bir zirvede farklılıklarını ortaya koymalı, sorunlarını birlik ve dayanışmaya dayalı, uzlaşma içinde çözmenin yollarını aramalıdır. Aksi takdirde Sünni ve Şiiler arasındaki bölünme zirveye taşınacak ve kutsal dinimizi zehirleyen bu sürtüşme yıllar sonra da devam edecektir. Her zaman inandığım gibi bölge ve İİT için tek kurtarıcı, İran ve Türkiye'nin oynayabileceği anahtar önemdeki roldür.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS