Stalin'in toplama kampları: GULAG'lar

GULAG, yani Sovyetler Birliği'nde Stalin döneminde milyonlarca insanın "halk düşmanı" suçlamasıyla cezalandırılmak üzere gönderildiği kamplar. Pek çok edebi esere, sinema filmine ve anılara konu olan GULAG'larla ilgili en çok bilinen eser, ünlü Rus edebiyatçı Soljenitsin'in Gulag Takım Adaları adlı romanıdır. Nazilerin toplama kamplarına benzetilen bu kamplarda insanlar gaz odalarında öldürülmedi ancak milyonlarca kişi Sibirya'nın soğuğu, yetersiz beslenme, bakımsızlık, sağlıksız koşullar ve aşırı çalışma nedeniyle öldü.



Çarlık rejimini yıkan devrimin ardından Bolşevikler Rusya'da iktidarı devraldı ve Beyaz ordularla yaşanan iç savaştan da galip çıktı.

Bu yıllar boyunca iktidarın Komünist Partisi'nin tekelinde toplandığı ülkede, bir yandan da ekonomik bir dönüşüm yaşandı. Üretimin esasını tarımın oluşturduğu ülkede 1930'larda "mucize" diye nitelenen bir sanayi atılımı başlatıldı. Bu atılım ise ancak Stalin'in acımasız diktatörlüğü altında gerçekleştirildi.

Bu yıllarda üretim yeteneği son derece genişlemiş ve yıllık büyüme hızı rekor seviyelere ulaşmış olan Sovyetler Birliği'nde aynı zamanda okur yazar olmayan kalmadı, modern sanayi için zorunlu olan tüm kadrolar yetiştirildi.

Bu yıllar boyunca ayrıca Sovyetler Birliği'nin askeri gücünü, 2. Dünya Savaşı'nda Hitler'i geriletip yenilgiye uğratacak kadar gelişti. Ancak bu başarı hikayelerinin yanında anlatılmayan ve hep gözardı edilen milyonların trajedisi vardı: GULAG'lar....

Bu "mucize" anlatısının bir diğer ve daha gerçekçi anlatısı ise şöyleydi: 1920'lerin ortasında Sovyetler Birliği'nde Stalinin savunucusu olduğu "Tek Ülkede Sosyalizm" teorisi egemen oldu ve buna göre, Rusya hızla sanayileşmeli ve ileri kapitalist ülkelerle rekabet edebilmeliydi. Yani aşırı ve çok hızlı bir sermaye birikimi gerekiyordu, bunun için ise işçi sınıfının daha düşük ücretle daha fazla çalıştırılması gerekiyordu. Sovyet proleteryasını buna iknanın yolu ise kendi adına iktidarda olanlarca zor uygulanmasıydı.

İlk adım 1936'da Moskova Yargılamaları ile atıldı. Daha sonra "Show Trial" diye tarihe geçen bu göstermelik yargılamalar ile Bolşevik Parti'nin 1917'deki Ekim devrimini gerçekleştiren Zinovyev ve Kamanev, Karl Radek, Yuri Piyatakov, Grigory Sokolnikov, Bukharin ve Rykov, Rakovsky gibi tüm lider kadroları bu davalarda işkence altında "devrime ihanet ettikleri" yönünde alınan sahte itiraflara zorlanarak tasfiye edildi, öldürüldü.

Öldürülenler arasında 1919 Macar Devrimi'nin önderi Bela Kun ve Troçki'nin Rusya'daki aile üyeleri de vardı.

Troçki de 1940'ta Meksika'da bir NKVD ajanı tarafından öldürüldü.

Öldürülenler arasında suçlamaları ve sorgulamaları yapan NKVD'nin (İçişleri Halk Komiserliği) eski başkanı Yagoda da vardı. Onun yerini ise Yezhov aldı. 1938'de Yezhov da aynı şekilde kendi yerini alacak olan yeni NKVD şefi Beria tarafından önce bir gün boyunca çıplak bir biçimde dövülerek öldürüldü. Beria da 1953’te Stalin’in ölümünün ardından kurşuna dizildi.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin önderliğindeki tasfiyeleri, parti genelinde ve toplumda bir "temizlik harekatı" izledi.

Moskova Yargılamaları ile 1936-38 arasında girişilen tasfiyede 1924'te ölen Lenin ve hali hazırda iktidarı elinde tutan Stalin dışında 1917 devrimini yapan tüm lider kadro "karşı devrimcilikle" suçlandı.

Bu yargılamalarla başlatılan süreçte Komünist Parti her düzeyde, inanmış yüz binlerce üyesini kendi elleriyle hapishanelerde, çalışma kamplarında yok etti.

İşte bu sürecin en önemli aygıtı GULAG adıyla bilinen çalıştırma kamplarıydı.

Bu kamplar, esas olarak iki fonksiyonu yerine getiriyordu: Rejim karşıtlarını cezalandırmak ve cezalıların bedava işgücünü sistemli bir şekilde kullanarak sanayinin gelişmesine katkı sağlamak. GULAG'larda kalanların büyük çoğunluğu da siyasi mahkumlardı.

Sovyetler Birliği'nde siyasi nedenlerle idam edilen, sürgüne uğrayan, GULAG'larda çalıştırılan ve diğer yöntemlerle cezalandırılanların toplam sayısının 15 milyon olduğu ileri sürülüyor. Resmi kayıtlarda ise bu rakam 4 milyonun üzerinde.

Moskova Yargılamaları ile niteliğini ortaya koyan Stalin döneminde siyasi muhalifler "halk düşmanı" suçlamasıyla tasfiye ediliyordu.

Devrimin ilk yıllarından beri hukuki bir anlam da dahil olmak üzere kullanılan bu suçlama, Stalin döneminde bir kampanya şekline dönüştü ve akılalmaz bir boyut kazandı. "Halk düşmanının babası", "halk düşmanının kardeşi", "halk düşmanının arkadaşı" gibi nitelemelerle tüm toplum potansiyel bir suçlu hale geldi.

GULAG’lar yani Çalıştırma Kampları Genel Yönetimi, 25 Nisan 1930'da, NKVD bünyesinde kuruldu. Sovyetler Birliği'nde daha önce de çalışma kampı cezası vardı. Ancak GULAG'ların kurulmasıyla birlikte tablo değişti.

1931'de bu kamplar önceki ceza sisteminin aksine üretim merkezlerine dönüştürüldü. Kamplar büyük sanayi şehirlerinin yanına taşındı.

Ceza yasaları 30'lu yıllar boyunca değişti ve GULAG kamplarına göndermeyi öngören suçların sayısı arttı.

GULAG'lar totaliter Stalin rejiminin uyguladığı devlet terörünün de sembolüydü. O dönemde baskıcı rejiminin en temel kuruluşlarından biriydi. Ve 1923-1960 yıllarında Sovyetler Birliğinin sanayi bölgelerinde 500'ün üzerinde çalıştırma kampı kuruldu.
Stalin dönemindeki ekonomik ve sınaî büyümede bu zoraki emeğin büyük payı vardı. 1934'te GULAG'ın yönetiminde 14 sanayi üretim kampı vardı ve kamplardaki mahkûm sayısı 510 bin 309'du. Bu sayı 1939'da 1 milyon 317 bin 195 olmuştu.

1937'deki kitlesel terör ile birlikte GULAG'lara bir yıl içinde 800 bin yeni mahkum geldi ve toplam mahkum sayısı 2 milyonu aştı. Aynı zamanda 1936'da 1.118 idam cezası infaz edilirken bu rakam 1937'de 353 bin 074'e yükseldi.

NKVD verilerine göre, Stalin döneminde, GULAG kamplarındaki mahkûm sayısının azami rakamı 2 milyon 760 bin olduğu belirtiliyor.

Resmi kayıtlara göre Stalin döneminde siyasi olarak idam edilenler, kamplarda çalıştırılanlar, sürgün edilenler ve diğer türlü cezalandırılanların toplam sayısı 4 milyon 60 bin 306. Ancak tarihçilerin önemlice bir kısmı bu verileri güvenilir bulmuyor ve gerçek rakamların bunun çok daha üzerinde olduğu düşünülüyor.

O dönemde Sovyetler Birliği'nde bu kamplar dışında NKVD Kolonileri ve hapishaneler de mevcuttu. Ayrıca Stalin döneminde "halk düşmanı" diye hiç sorgu sualsiz, mahkemesiz idam edilenler veya kayıp olanların sayısının çok olduğu da ifade ediliyor.

1937 yılında GULAG kamplarındaki mahkûm sayısının artışı kampların yeniden düzenlenmesini gerektirdi ve kamplar genişletildi. 270 bin mahkumun kaldığı kamplar inşa edildi. Kamplar endüstrinin her alanında faaliyet gösteriyordu.

İkinci Dünya savaşı başladıktan sonra çalıştırma kampları Sovyet askerinin ihtiyaçlarına göre üretim şeklini değiştirdi.

Ayrıca, savaşın ilk döneminde Sovyet askerinin ağır darbe alması dolayısıyla savaşa yeni elemanlar gerektiriyordu. 1941'in sonlarına kadar tam 420 bin civarında mahkûm beraat etti ve savaşa gönderildi. Bu sayı giderek daha da arttı, 1943’te 1 milyon 250 bin civarında mahkum savaşa gönderildi.

Savaş sırasında ayrıca yeni kamplarda açıldı ve bu kamplarda vatan hainleri, düşmana teslim olanlar, esir düşen Alman askerleri ve diğer savaş suçlarıyla yargılananlar yerleştirildi.

II. Dünya Savaşı sonrası’nda 1948’de alınan bir kararla "Osoblag" adı verilen yeni özel kamplar kuruldu.

Bu kamplara casusluk, sabotaj, terör, troçkistlik, sağcılık, menşevizm, sosyalist devrimcilik, anarşistlik, milliyetçilik, Sovyet karşıtı örgüt üyeliği, Sovyetler Birliği'ne karşı propaganda yapmak gibi suçlamalarla cezalandırılanlar ve bunlarla birlikte beyaz göçmenler yerleştirildi.

Bu kamplar diğer kamplara göre özel bir statüye sahipti. Bu kampların yönetimiyle doğrudan Stalin'in ilgilendiği de bilinmektedir.

Osoblag'lar büyük yerleşim merkezlerinden uzakta, mahkûmların kaçma ihtimallerinin hiç mümkün olmadığı yerlerdeydi. Kampların korunması özel birlikler tarafından sağlandı.

Kamplardaki durumun iç acıtıcı olduğu ve dehşet verici korkunç şeylerin yaşandığıyla ilgili gerçekler Stalin sonrası dönemde ortaya çıktı.

Osoblag'larda 1950’de 185 bin, 1951’de 215 bin, 1952’de 257 bin, 1953 yılında ise 234 bin mahkûm bulunuyordu.

GULAG'ın faaliyetleri sonucunda, 20. yüz yılın en parlak sanayi yapıları ortaya çıktı ve Stalin dönemindeki Sovyet sanayi devrimi gerçekleşti. Elbette GULAG kamplarında çeşitli siyasi suçlamalar uydurularak bütün haklarından mahrum bırakılarak, acımasızca cezalandırılan ve zorla çalıştırılan milyonlarca insanın sömürülmesiyle...
Stalin’in 1936'da başlattığı ve öldüğü 1953’e kadar süren "temizlik hareketi” ile dehşet verici bir devlet terörü uygulandı ve büyük bir korku toplumu yaratıldı.

Bu korku toplumunda işçi sınıfı daha fazla ve daha ucuza çalıştırıldı, milyonlarca insan çalışma kamplarında ölümüne çalıştırıldı ve SSCB'nin bu yolla çok hızlı sanayileşmesi sağlandı.

İşte Stalin için “Hitler’den daha çok Komünist öldürmüştür” denilmesinin ve Hitler ile kıyaslanmasının nedeni bunlardır.

GULAG'lar pek çok kitap ve sinema filmine de konu oldu. Özellikle GULAG'larda yaşayanların yıllar sonra anılarını kaleme almasıyla yaşananların boyutları ortaya çıktı. Bu kitapların bir kısmı Türkçe'ye de çevrildi. Bunlar arasında ünlü Rus edebiyatçı Soljenitsin'in Gulag Takımadaları ile Eugenia Ginzburg, Erica Wallach'ın ve Orlando Figes'in yazdıkları başta gelmektedir.
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS