hourSON DAKİKA
left-arrowright-arrow
weather
İstanbul
down-arrowup-arrow

    "AB'ye katılmadığınız için şükredin!"

    ABye katılmadığınız için şükredin
    expand

    Geleceği okuyan adam olarak bilinen John Naisbitt ve eşi Doris Naisbitt, Generation Do It Onliners (GDOL) buluşması için Türkiye'ye geldiler. Daha önce "AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı var o yüzden sizi mutlaka Birlik'e almalılar" diyen Naisbitt'e göre durum değişti; "Sizi almadıkları için şükredin" diyor.

    Haberin Devamıadv-arrow
    Haberin Devamıadv-arrow

    Geleceği okuyan adam olarak biliniyor. Adı John Naisbitt… Uzun bir zamandır eşi ve yayıncısı Doris Naisbitt ile birlikte çalışıyor, kitaplar makaleler yazıyor ve konferanslara katılıyor. Eşini bir dakika bile yanında ayırmıyor. Naisbitt ailesi Türkiye'yi çok yakından tanıyor. O kadar ki John Naisbitt'in kızı, düğününü bile İstanbul'da Çırağan'da yapmış. Üstelik gelin Amerikalı, damat Avusturyalı olmasına rağmen. Naisbitt'ler kendilerine fütürist denilmesinden rahatsız. "Biz bilim insanlarıyız, hatta öğrenciyiz. Tüm yaptığımız bugüne bakıp geleceği anlamak. Çünkü gelecek bugünde gizlidir" diyorlar.

    En önemli mesajları ise eğitimle ilgili: "Eğitim bir kovayı doldurmak değil, büyüyecek bir ateş yakmaktır".

    Doris ve John Naisbitt çifti ile Deniz Bayramoğlu konuştu…

    Deniz Bayramoğlu: Sayın Naisbitt; 1980'lerin başında Çin'in global bir güç olacağını yazdığınızda kimse size inanmamış ve falcılık yaptığınızı söylemişti. Ama zaman geçti ve Çin'in gelişimini sizin haklı çıkışınızı hep beraber izledik. Çin, dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumuna geldi, dünya siyaseti üzerinde karar verici bir güce sahip. Çin ile ilgili durum sizin de "gelecek bugünde gizlidir" sözünüzde olduğu gibi gizli bir gerçekti. Peki bugün geleceğimizi etkileyecek çin benzeri, gizli, herkesin göremediği bir olgu var mı?

    Haberin Devamıadv-arrow
    Haberin Devamıadv-arrow

    John Naisbitt: Çin ile ilgili olarak mı?

    DB: Hayır hayır, herhangi bir alanda. Bugün geleceğimizi etkileyecek en önemli olgu nedir?

    JN: O zaman kesinlikle küreselleşme.... Ben yıllardır küreselelşme üzerine yazıyorum. Hemen her şey küreselleşmiş durumda. Hatta biligi teknolojilerinin etkisi ile bu durum bireylere kadar indirgendi. Eskiden küresellşme dediğimizde ülkelerin küreselleşmesinden bahsederdik oysa şimdi herkesin, hepimizin küreselleşmesinden bahsediyoruz. Sen ne dersin Doris...

    Doris Naisbitt : Siyasi sistemlerde 21. yüzyılın ihtiyacı olan bir değişim gerçekleşmeli. Batı dünyasına baktığımızda demokratik sistemin getirdiği bir paralize hali olduğunu görüyoruz. Doğu'da Çin'de ise daha liberal daha özgür bir sisteme ihtiyaç duyuluyor. Bu iki durumu dengelemek gerek. Yani Batı'da demokratik sistem nedeniyle oryaya çıkan bir kilitlenme var. Batı'da karar alabilmek için her kesimi ikna etmek gerekliliği bu durumu ortaya çıkarıyor. Doğu'da ise sadece tek ağızdan çıkan kararlar var.

    JN: Ama her durumda gelecekte bizi yine de iki kutuplu bir dünya bekliyor. G-20'ler, G-8'ler hiç bir şey yapamıyor. Sadece konuşuyorlar. Buna karşın gelecekte bizi Çin ve ABD arasında şekillenecek çift kutuplu bir dünya bekliyor. Ve bu dünya bir çok yönüyle ABD ile Sovyetler Birliği arasında şekillenen çift kutuplu dünyaya benzeyecek. Ama orada ideolojik bir mücadele beklirleyiciydi. Gelecekte ise kutupları ekonomi belirleyecek. Ekonomik kararların artık küresel etkileri olacak, şu anda olduğu gibi ama daha büyük çapta... Herkes aldığı her kararın sonuçlarını da düşünmek zorunda kalacak. Bizi bekleyen böyle bir dünya...

    Haberin Devamıadv-arrow
    Haberin Devamıadv-arrow

    DB: Fakat bu arada Avrupa Birliği'nden hiç kimse söz etmiyor. AB'nin bu eşitliğin içinde yer almasını ne engelliyor?

    JN: Biz de aramızda bu konuyu hep tartışıyoruz.

    DN: Evet yanıt için birbirimize bakıyoruz... Çünkü asıl sorun bu: Avrupa dediğimiz kim?

    JN: İşte tam da bu yüzden Euro sistemi de işlemiyor. Tek bir Avrupa yok. AB'de 27 ülke var. Euro sistemine 17 ülke dahil. Ve her birinin başka algı biçimleri ve hedefleri var. Buna karşın küçücük bir egemenlik alanına sahipler.

    Haberin Devamıadv-arrow
    Haberin Devamıadv-arrow

    DN: Ve hepsi başka bir yöne ilerliyor. Avrupa'nın bir araya gelmesi şart. Yoksa kimse ciddiye almayacak. Mesela Çin'de AB'den ne kadar az bahsedildiğini bilseniz şaşırırsınız.

    JN: Evet gerçekten çok az konuşuyorlar.

    DN: Evet. ABD - Çin, ABD - Çin.. Sadece bu konuşuluyor. Bakın Avrupa şirketleri başka bir şey ama... Bence artık ekonomi siyaseti domine etmeye de başladılar. Neyse nihayetinde Avrupalı şirketler Çin'de büyük bir saygınılığa sahip. Fakat bu Avrupa Birliği'nden farklı bir şey...

    DB: ABD'den bahsederken bir çok bilim adamı, ABD'nin artık ekonomik ve siyasi alanda liderlik pozisyonunun kaybetmeye başladığını düşünüyor. Bu tespite katılır mısınız? Sanırım hayır?

    JN: ABD eskiden olduğu gibi değil elbette... Ama liderliğini o kadar da çabuk kaybetmez... O kadar hızlı değil. Bakın Çin ile ABD arasındaki çift kutuplu bir dünyadan bahsediyoruz. Çin dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Ama buna karşın ABD'nin GDP'si Çin'in üç katı büyüklüğünde... Yani ABD buradaysa Çin burada... Bir de hala dünyanın en büyük ekonomisi. Kendini yenileme yeteneği çok yüksek bir toplum. Ve ABD Çin'in yükselişinin devam edececği yıllar boyunca da lider olmayı sürdürecek. Ama Çin'in GDP'si ABD'yi yakaladığında da bir şey değişmeyecek. Çünkü liderlik sadece GDP ile ölçülmez.

    Haberin Devamıadv-arrow
    Haberin Devamıadv-arrow

    DB: Peki bir bugünün dünyasında ülkenin ya da ekonominin güç ve etkisini anlamak için GDP dışında başka hangi ölçüler geçerli?

    DN: Bir ülkenin geleceğini değerlendiriyorken bakacağınız en önemli unsur eğitim olmalı. Yani eğitim çok önemli. Mesela Çin eğitim konusunda çok ciddi çalışmalar yapıyor. Ulaşımın zor olduğu bölgelerde uzaktan eğitim sistemi kuruyor. Öğretmenler yaz aylarında kırsal bölgelere gidip oradaki nüfusu eğitiyor. ABD'de olan ise... John sen bana önceki gün bir makaleden aktarmıştın, neydi o?

    JN: Kaliforniya, Kaliforniya... Hani ABD sürekli insan haklarından filan bahseder ya... Bugün kişi başına düşen gelir açısından bakıldığında ABD dünyada en çok insanın hapiste olduğu ülke konumunda. 3 milyon kişi hapiste. Kaliforniya'da 2011 yılında sadece bir üniversite açılmış. Buna karşılık açılan hapishane sayısı 21... Kaliforniya eyaletinde öğrenci başına harcama 4 bin dolar civarındayken mahkum başına bütçeden ayrılan pay ise 50 bin dolar! Bu ABD'nin son yıllarda toplumsal profilinin nasıl değiştiğini ortyaya koyuyor. Kısacası dünyada büyük bir değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Bu da Türkiye'ye ve benzeri ülkeler büyük olanaklar sunuyor. Çünkü böyle bir dönem değişim için çok büyük fırsatlar sunuyor. Ve Türkiye geçen yıl en büyük ihracatçılardan biri oldu. Yatıp kalkıp AB'ye katılmadığınıza şükredin!

    Yıllar boyunca Türkiye'ye her gelip gidişimizde aynı şeyi düşündük: Dünyaya katılmak varken Türkiye neden AB'ye katılmayı istiyor... Türkiye şimdi bunu yapıyor. Başbakanınız bir kaç gün sonra Çin'e gidecek ve biz de buradaki temasları yakından takip edeceğiz.

    DB: Yeniden eğitim meselesine dönelim; çünkü konu bugünlerde Türkiye'de en önemli tartışma konularından biri.

    JN: Eğitim bugün içinde yaşadığımız dünyada gelişmek büyümek isteyen ülkeler için bir numaralı ekonomik önceliktir. Ya da öyle olmalıdır.

    DB: Peki ama sorum şu: nasıl bir eğitim sistemi? Gelecekteki dünyaya çocuklarımızı hazırlamak için onları nasıl eğitmeliyiz.

    DN: Eğitimin nasıl olması gerektiğini anlatan çok güzel bir söz var. Eğitim boş bir kovayı doldurmak değildir, büyüyebilecek bir ateş yakmaktır. Sanırım bu söz William Yeats'e ait...

    JN: Evet evet Yeats'in sözü. Muhteşem bir yazar değil mi?

    DN: Eğitim için de esas ihtiyacımız olan para değil, o ateşi yakmaya hevesli öğretmenler olmalı... Böylelikle öğrenip öğrenme sürecini hayatınıza yayabilirsiniz... Hayat üniversiteyi bitirip, işe girmek ve emekli olmak değil. Bu sürekli bir eğitim sürecine dönüşmeli...

    JN: Eğitim denen şey bence de bir kovaya bilgileri doldurmak değil, nasıl öğrenileceğini öğrenmek demek... Bu konu Çin'de de hala büyük bir problem. Onlar da kova doldurma anlayışıyla eğitime yaklaşıyor. Sonra da sınavlarla başarıyı tayin etmeye çalışıyor. Bu nerdeyse tüm dünyanın yaşadığı bir lanetlenme hali... Ama hızla Doris'in de söylediği gibi kova sisteminden ateş yakmaya geçiş yapmalıyız.

    DB: Bayan Naisbitt, Bay Naisbitt. Sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederim.

    Sıradaki Haberadv-arrow
    Sıradaki Haberadv-arrow