Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Beştepe'nin adresini bilmeyenler..."

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Beştepe'nin adresini bilmeyenler..."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hükümet kurma görevini Kılıçdaroğlu’na verip vermeyeceği tartışılırken, Beştepe Saray’ını boykot eden CHP’ye yönelik, “Beştepe’nin adresini bilmeyenlerle vakit geçirecek zamanımız yok” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar:

"Bugünkü toplantıyla ilgili olarak bile ben birçok muhtarımızın tehdit edildiğini biliyorum. Tehdit edildiğinden dolayı buraya gelemediğini de biliyorum.

Şimdi silahı doğrultanlar aynı şeyi söylemiyor mu? Yat yat, kalk kalk… Mantık bu. Onlarda hiçbir bu noktada böyle bir değerlendirme yok, onların itikadi bir derdi de yok. Ret, inkar ve asimilasyon politikalarının tüm ağırlığıyla milletimizin üstüne çöktüğü o kara günleri zihnimizde canlı tutmalıyız. 

Biz göreve gelirken, OHAL var mıydı? Vardı. Bir ay içerisinde kaldırmadık mı? O zaman güneydoğuyu, doğuyu dolaşırken vatandaşlarım bize şunu söylüyordu. OHAL’i kaldırın yeter… E kaldırdık. Peki yetti mi kardeşlerim? Ondan sonra neleri konuştuk. Televizyon dediler, 24 saat yayın, başlattık. Kendi dilimizde propaganda, başlattık. Üniversitelerde enstitüler kuruldu. Bütün bunların yanında Bu ülkede Türk Kürt Laz Çerkez vesaire bu ayrımlar ortadan kaldırıldı mı? Kaldırıldı. Alt yapı üst yapı yatırımları yapılıyor. Bütün bu ayrımlar kalkmasına rağmen, hala bu ülkede, bu fidanlarımızın öldürülmesinin şehit edilmesinin sebebi nedir? 

"Hazmedemiyorlar"

Her şey yapıldığı halde bunlar ne istiyor? Söyleyeyim. Bunlar ülkemizi bölmenin gayreti içindeler. 

Ekonomik yıkımların ardı ardına geldiği güven ve istikrar ortamının yerle yeksan olduğu Türkiye günleri bugün yok. Ama bunu hazmedemiyorlar. Biz işte böyle bir dönemin ardından, ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendik. Kolları sıvadık. Çok köklü reform politikalarını hayata geçirmeye başladık. 

"Biz emri dağdan almadık, biz emri Hak'tan ve halktan aldık"

13 yıl önce söylense, yok canım üniversite buraya nereden gelecek… E geldi. Şimdi en ücra köşedeki benim Kürt kardeşim, evladını oradaki üniversiteye gönderebiliyor. Bunları o üniversiteleri bile yakmanın yıkmanın gayreti içindeler. Okulları yakanlar, hastanelerimizi yakanlar bunlar, camilerimizi yakanlar yıkanlar bunlar.

Bir taraftan ekonomiyi düzlüğe çıkartma çabası içinde olduk, diğer yandan da demokrasinin alanını genişletme mücadelesi verdik. Ama biz emri dağdan almadık, biz emri Hak'tan ve halktan aldık. Farkımız buydu.  Bu badirelerin tamamını da milletimizin desteğiyle aştık. Bugün önümüzdeki duran meselelerin çözüm adresi de yine milletimizdir, milletimizin iradesidir.

Geçtiğimiz 12 yıllık dönemde birliğimizi beraberliğimizi güçlendirmek için çok samimi gayret sarf ettik. Çok ciddi riskler aldık. Bölgenin kalkınması gelişmesi için çok ciddi yatırımları hayata geçirdik. Sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yapılan yatırımların tutarı 260 milyar. Yani eski rakamla 260 katrilyon yatırım yaptık. Ben laf değil icraatı söylüyorum, yaptıklarımızı söylüyorum.

Sadece şu Van’da, 17 katrilyon yatırım yaptık. Yeniden Van'ı inşa ettik. Sadece deprem olayında, 1,5 yılda 2 yılda Van’ı yeniden inşa ettik. Depremle ilgili yaptığımız yatırım 5 katrilyon." 

"Öleceksek bir kere ölelim ama adam gibi ölelim" 

Ha kadir kıymet bilen var, bilmeyen var. Herhalde onlar da sonunda anlarlar.

Türk'tür Kürt'tür Roman'dır diye bakmadık buna. Onun için de ret inkar ve asimilasyon politikalarını ortadan kaldırmaya yönelik adımlar attık. Açık söylüyorum bu süreçte devlet de hükümet de üzerine düşenleri ziyadesiyle yerine getirmiştir. Milletimizde sabırla ve umutla bu sürece gerekli desteği vermiştir. Ancak örgüt ve onun güdümündeki parti, ortaya çıkan bu güzel iklimi, yalanla şımarıklıkla zehirlemiş, tercihini şiddetten baskıdan yana kullanmıştır.

Dün devletin baskısından şikayet edenler, bugün demokrasi ortamını istismar ederek aynı yöntemleri tevessül ediyorlar. Bugün bölgede örgütün zulmü var. 6-8 ekim olaylarını hatırlayın. Ölen de öldüren de Kürtlerdi. Bugün yaşanan hadiselerde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız hep bölgenin kendi insanları değil mi?

Teröristler hasta taşıyan ambulansa saldırır, mağdur olan bölge insanı. Yahu yakıyor ambulansı. Malzeme taşıyan kamyonları yakar, mağdur olan yine bölge insanı. O kamyon o TIR  yahu bunlar benim değil, bölge insanının. Teröristler yola mayın döşer, ulaşımı engeller. Mağdur olan yine bölge insanı, orada yaşayanlar. Okul yakılır, hastane taşlanır, kan toplama aracı tahrip edilir, baraj inşaası engellenir, bütün doğalgaz hatları patlatılır. Zarar gören hep bölge insanı.

Bir tercih var, ben devletimin yanındayım veya terör örgütünün yanındayım. Öleceksek bir kere ölelim ama adam gibi ölelim. 

Ne demek silahlar sussun? 

Son seçimde her ne kadar üzerinde ciddi şaibeler olsa, aldıkları oyları teröre alan açmak için kullananlar, bunun hesabını millete de adalete de vereceklerdir. Gelinen noktada örgüte değil devlete silah susturma çağrısı yapanlar da apaçık bir gaflet ve hıyanet içindedir. Devletin güvenlik gücü silah bırakır mı ya? Onun o enstrümanıdır. Halkının güvenliği huzuru için.

Terörist silahı bırakacak. Sadece bırakmayacak, betona gömecek ve bu da tespit edilecek.

Şimdi çıkmış ne diyor? Silahlar sussun. Ne demek silahlar sussun? Sakın ha bu oyuna gelmeyin. Silahı bırakıp, betonla gömeceksin. Bak dünyada bu terör örgütlerine böyle yaptırıldı. Silah gömüldü, betonlandı ve bu da tespit edildi. Silahlar ya teslim edilecek, ya betona gömülecek ya da bu ülkeyi terk edecekler.

Bu yönde ifadeler kullananların asıl niyetleri başkadır. Örgütlere sırtlarını dayadıklarını söyleyenler, bu duruşlarıyla ekmeğini yedikleri bu vatanın sırtına hançer saplama içindeler. Bu ihanete destek olan sözde aydın güruhu, köşe yazarları, yaşanan her ölümün dökülen her gözyaşının sorumluluğuna ortaktır. Bunlar ihanet içindedir. Ekmeğinin peşinde veya görevinin başında olan insanları, hunharca öldüren teröristlere tek çift söz söylemeyip, güvenlik güçlerine saldıranların yeri alçaklık çukurunun en dibidir. 

Şahsımı tartışıyorlar...

Türkiye'nin önünde hükümet kurma ve terör sorunu var. sınırımızda çok ciddi hadiseler var... Ama bunları bırakıp şahsımı tartışıyorlar. Şahsımla ilgili çocukça söyledikleri var. Ya sizin bu ülkede dikili ağacınız var mı? Hangi eseriniz var bu ülkede? 3,5 yıl hükümet ortağı oldunuz, hiç bir şey yapamadan gittiniz.  

Evladı olmayanların yapması...

Kalkıp benim evladıma ismiyle "Bilal'i ver iktidarı al"... Bu ne çirkin yaklaşımdır ya sen ne biçim siyasetçisin? Benim oğlumun yaptığı bir şey varsa bunun hesabını soracak olan yargıdır. Ama evladı olmayanların böyle bir saygısızlığı yapmasından doğal bir şey olamaz. Sen kimsin? Sen benim evladımla ilgili nasıl böyle bir bağlantı kurarsın? Ama evladı olmayanların yapması... Bunlar aile nedir bilmez, bunlar evlat nedir bilmez hak hakikat bilmez sadece kuru sıkı hakaretlerle bir yere vardırmak isterler. Nedir o Mussolini, Hitler, aynaya bak ya biz ilhamımızı ne Mussolini'den he Hitler'den aldık haktan ve halktan aldık.

"Beştepe'nin adresini bilmeyenlerle..."

Halkımın kabullenmekte zorlanacağı bir yola gidiyorsa Türkiye'de hükümet kurma çalışmaları, bunun vebalini inanıyorum ödetecektir halkım.. 

Beştepe'nin adresini bilmeyenlerle bizim vakit geçirecek zamanımız yok. Esasen bunların derdinin şahsım değil, kendilerini itibar etmeyen millet olduğunu da biliyorum.  

Hezimetlerinin sebebi olarak şahsımı görenlere, dönüp kendilerini bir sorgulamalarını tavsiye ediyorum.

Bunlar yönetim sisteminin değiştiği ifademi dillerine doladılar. Meclis'te kabul edilen, artık ülkemizde cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. İlk uygulaması 10 Ağustos'ta gerçekleşti. Türkiye tarihinde ilk defa, kendisine yeni bir yönetim modeli oluşturmuyor mu? Anayasa literatürü ortadadır. Bu bir sistem değişikliğidir. Bakın anayasadan mı bahsediyorum? Bunu bile idrak etmekte zorlananların, ülkedeki diğer meselelerin çözümü konusunda çok ciddi tereddütlerimin olduğunu belirtmek durumundayım. 

İşte tekrar seçimlere doğru hızla gidiyoruz

Zırvalarını tekrarlamaktan başka bir iş bilmeyenler, dertlerini seçimde millete anlatacaklardır. Gerçi bunlar hep sandıktan kaçmanın çabası içinde olmuşlar. Ancak mecbur kaldıklarında seçim meydanlarına çıkmışlardır.

Tablo böyle olunca, kürsüye çıktılar ne dediler? Hodri meydan erken seçim dediler. Şimdi istemiyorum.

Öbürü çıktı şununla yapmam dedi, sonra yapabilirim. Beştepe'ye gitmem dedi, baktık Beştepe'ye gidebilir demeye başladılar. Bu ne menem iştir?

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS