Marmara İletişim Dekanı bir kez daha dünyanın gündeminde

Marmara İletişim Dekanı bir kez daha dünyanın gündeminde

Alanında dünyanın önde gelen akademik birliklerinden biri olan Kuzey Amerika Ortadoğu Çalışmaları Kuruluşu (MESA), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a hitaben bir mektup yazarak, öğretim görevlileri ve öğrenciler hakkındaki uygunsuz ve keyfi disiplin soruşturmaları nedeniyle Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Yusuf Devran'dan şikayetçi oldu.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde son yıllarda öğretim üyeleri ve öğrencilere yönelik keyfi disiplin soruşturmaları ve çeşitli baskılar dünyanın önde gelen akademik kuruluşlarının da gündeminde. Dekan Yusuf Devran'ın uygulamaları ile sık sık gündeme gelen fakültede en son KESK'in yasal iş bırakma eylemine katılan araştırma görevlileri hakkında soruşturma açılmış, Dr. Figen Algül ve Can Başaran üniversiteden atılmıştı. 10 Araştırma görevlisi de çeşitli disiplin cezalarına çarptırılmıştı.

Üniversitenin geçen yıl da öğrencilere ve bazı öğretim üyelerine yönelik keyfi soruşturmalar, baskı ve tehditler ile gündeme gelmesinin ardından MESA, Başbakan Erdoğan'a hitaben bir mektup kaleme almıştı. Dekan Devran'ın başında olduğu fakültede benzer yöndeki baskı ve soruşturmaların devam etmesi üzerine MESA Başkanı Nathan Brown imzasıyla Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) yetkililerine bir mektup gönderildi. Mektup, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya ile AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek TemsilcisiCatherine Ashton ve Carl Hartzell, AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Štefan Füle ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks'e ulaştırıldı.

Türkiye'deki akademik özgürlüklere ilişkin endişelerini dile getirerek, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran'a ilişkin eleştirilerini geçen yıl da Başbakan Erdoğan'a yazdıklarını hatırlatan Nathan Brown, Devran'ın fakültede öğretim görevlileri ve öğrencilere uygunsuz ve keyfi disiplin soruşturmaları açtığı anlatıldı.

Mektupta, Devran'ı atayan YÖK'ün de 12 Eylül askeri darbesinden miras bir kurum olduğunun altı çizilerek, "Türkiye’nin sivil düzene kavuştuğu bu dönemde YÖK’ün daha az müdahaleci bir rol takınmasını ve bunun ülke üniversitelerindeki korku ortamını azaltıcı sonuçlar doğurmasını beklerdik. Ne yazık ki, yakın geçmişte size yazdığımız mektuplarda da belirttiğimiz gibi üniversite öğrencileri ve akademisyenlerin haklarının çiğnenmesindeki artış dahil olmak üzere, hükümetiniz döneminde YÖK’le bağlantılı olarak kayda geçen durumlar bunun tam aksini işaret etmektedir. Dekan Devran yönetimindeki Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ile ilgili vakalar, ülkenin dört bir yanındaki üniversite kampüslerine de maalesef yayılmış görünen akademik özgürlük ihlallerinin en rahatsız edici örneklerinden birini teşkil etmektedir" denildi.

Dekan Devran hakkındaki iddialar sıralandı

Mektupta daha sonra Yusuf Devran'ın hakkındaki şu iddialar listelendi:

"- Dekan Devran'ın üniversite yöneticilerini yönlendirerek, yüksek lisans doktora adayı bazı öğrencilerin, etnik ve politik kimliklerinden dolayı 'P' (PKK’nın P’si olduğu ileri sürülmektedir) harfi ile işaretletmesidir. Eğer doğruysa, bu tarz fişlemeler ya da işaretlemeler öğrencilerin kabul edilemez bir ayrımcılığa maruz kaldığını gösterir. Bu tarz bir ayrımcılık, öğrencilerin etnik ve politik kimliklerinden bağımsız olarak eğitimlerini sürdürebilme haklarına çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bunlara ek olarak, Dekan Devran’ın twitter kayıtları, benzer şekilde, öğrencilere fişleme amaclı bireysel saldırılar içermekte ve bu tutum kampüsteki siddet ve nefret atmosferini beslemekte, öğrencilerin kendi aralarındaki gerilimi arttırmaktadır.

- Dikkatinizi çektiğimiz ikinci madde, dekanın bu tutumunu eleştiren akademik kadronun ve diğer çalışanların, disiplin soruşturmaları, kampuste zorla alıkonulma, ve sözlü ve fiziksel taciz gibi çesitli cezalara maruz bırakıldıkları iddialarıdır. Doçent Doktor Necmi Emel Dilmen ve araştırma görevlileri Uraz Aydın ve Behlül Çalışkan’ın, bu tip bir cezalandırmaya maruz kalanlar arasında oldukları belirtilmiştir. Ayrıca, basında da yer alan kayıtlar göstermektedir ki yüksek lisans/doktora alım sınavlarında seçim komitesinde bulunan bir öğretim üyesi, akademik başarı kriterlerine göre hazırlanmış öğrenci kabul listesi yerine önceden dekan tarafından belirlenmiş öğrenci kabul listesini imzalamaya zorlanmıştır. Dekanın listesini imzalamayı reddettiğinde, dekanın güvenlik personeli tarafından kampüste gece yarısına kadar alıkonulmuştur. Bu olayı takiben, bu öğretim görevlisi güvenlik endişelerinden dolayı kampüse koruma ile gelmeye başlamıştır. Öğretim görevlilerini tehdit eden uygulamalara bir örnek de Dekan Devran’ın uygulamaya geçirdigi kampusteki polis varlığı ve diğer arttırılmış güvenlik önlemlerini Twitter hesabı aracılığıyla elestiren Doçent Doktor Necmi Emel Dilmen’in yaşadıklarıdır. Bu eleştiriyi takiben, Dilmen’in Dekan Devran’ın odasında bizzat dekan tarafından fiziksel olarak saldırıya uğradığı ve üniversite karşıtı 'propaganda' yapmakla suçlanarak odadan zorla çıkartıldığı iddia edilmektedir.

- Dekan Devran’ın yetkilerini gelişigüzel ve görevini kötüye kullandığı konusundaki kaygıları artıran bir başka olay araştırma görevlilerine yapılan muameledir. Örnek olarak, araştırma görevlisi Uraz Aydın’ın kişisel eposta adresinden Eğitim-Sen Sendikasına gönderilen özel bir
eposta dekan tarafından hukuki olmayan yollarla ele geçirilmiş ve dekan buna dayanarak Aydın’a karşı üniversite rektörlüğünde disiplin soruşturması ve cezai kovuşturma açtırmıştır.

- Buna benzer olarak Behlül Çalışkan dekan tarafından eleştirel tweet’ler nedeniyle azarlanmış ve bir başka akademik personel dekana sözlü saldırıda bulunmak konulu disiplin soruşturmasıyla tehdit edilmiştir. Bir başka olayda Dekan Devran Mikail Boz isimli bir öğrenciyi dekan hakkında bir internet sitesinde hoşa gitmeyecek yorumlar yaptığı için okuldan uzaklaştırmıştır. Başka bildirimlere göre Devran Facebook ve Twitter’da Kürt ve Kürt mücadelesini destekleyen öğrencilerin yazdıklarını ele geçirmiş ve bu özel mesajları öğrencileri ‘bölücü faaliyet’lerde bulunma suçlamalarında kullanmıştır. Bu tip örnekler akademik personelin, öğrencilerin ve üniversite çalışanlarının kişisel Facebook ve Twitter sayfalarına ve özel eposta yazışmalarına uzanan sistematik gözetleme ve tacize maruz bırakıldığını bize göstermektedir. Öğrencileri ifade özgürlüğünü kısıtlamak yerine onun tüm nimetlerinden yararlanmak ve her ortamda bunu sağlamak konusunda eğitmek üzere kurulan bir eğitim kurumunu, bir İletişim Fakültesi’ni yöneten dekanın akademik personel ve öğrencilerin ifadesinin denetlenmesi ve cezalandırılması özellikle rahatsızlık vericidir.

- Dikkat çektiğimiz üçüncü sorun kampüste büyük bir özel güvenlik personeli grubunun işe alınması ve sivil polislerin sürekli hale getirilmesi ile yaratılan korku atmosferidir. Örneğin Dekan Devran’ın, araştırma görevlilerinin ofislerinin hemen yanı başındaki odaya sivil polisleri yerleştirdiği bildirilmiştir. Bu polis memurlarının görevlerinin, akademik personel ve araştırma görevlilerinin hareketlerini ve özellikle tutuklu öğrenciler veya mahkum edilmiş gazetecilerle iletişime geçmelerini yönetime bildirmek olduğu ileri sürülmektedir. Bir iletişim fakültesinde görev yapan akademik personelin araştırmalarının temelinde onların gazetecilerle ilişkileri ve haber değeri olan kişilerle (mesela tutuklanan büyük gruplarla, öğrenci, medya mensubu veya başkalarıyla) görüşmeleri yer almaktadır. Böylesi bir görüşmenin yasadışı olduğunu iddia etmek ve bunları yönetime ihbar etmek için denetleme mekanizmalarını açıkça polis birimleriyle oluşturmak her türlü akademik özgürlüğe karşıdır. Dahası, muhalifi ilişkilendirmeyle suçlama yaklaşımını benimseyen uygulamaların kendisi düşünce özgürlüğünü, haber ve bilgi alma ve yayma özgürlüğünü tehdit etmektedir. Bu uygulamaların, üniversite ortamında medya üzerine yapılan akademik araştırmalara karşı düşmanca ve ayrımcı bir durum yarattığını söylemek bile oldukça hafif kalır.

- Dekan Devran’ın planlanmış ve tarihi belirlenmiş akademik etkinliklere doğrudan müdahalede bulunması dördüncü kaygı verici konuyu oluşturmaktadır. Örneğin, Dekan Devran önceden planlanmış, AKP döneminde basın özgürlüğü konusuna eğilecek olan ‘Gazetecilik, Hükümet ve Düşünce Özgürlüğü: On yıllık Bilanço’ başlıklı bir seminerin üniversite tesislerinde yapılmasını yasaklamaya karar vermiştir (bunun üzerine seminer bir başka mekanda yapılmıştır.) Bu önceden planlanmış seminerin keyfi iptali örneğine ek olarak, Dekanın bu davranışının yarattığı korku atmosferi nedeniyle benzer konferans ve çalıştayların düzenlenmesi artık kampus dışında, kendisinin akademik araştırma ve ifadeyi denetlemek, idare ve kontrol etmek çabalarının ulaşamayacağı yerlerde yapılması sonucunu doğurmuştur.

- Son olarak, besinci nokta da, dekanın Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunlarıyla ve genel olarak Türkiye’deki basın camiasıyla olan ilişkileridir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu fakülte Türkiye’nin birçok önde gelen gazetecisini ve basın mensuplarını yetiştirmiştir. Doğal olarak, basın camiasının bu mensupları dekanın denetimci ve baskıcı rejimine karşı tavır takınmışlardır. Dekanın, ana akım gazetelerden Radikal’in saygın yazarlarından, Marmara İletişim Fakültesi mezunu İsmail Saymaz ile girdiği münakaşa önemli bir örnektir. Saymaz’in Twitter hesabında dekanın yukarıda bahsedilen “AKP’nin 10 yıllık basın bilançosu” konulu konferansı iptal ettirme girişimlerini eleştirmesi uzerine, Dekan Devran kendi pedagojik yaklaşımını örnekleyen oldukca sert tweetler atmıştır. Bu tweetlerde Dekan şunları söylemiştir: "Fakültede ne zaman toplantı yapacağıma ben karar veririm. Artik Marmara Iletişim öğrencilerini kandıramazsınız. İsmail Saymaz yalancısı kampüse alınmadığını söylüyor. Kim almamış seni. Kanıtlayamazsan müfteri ve yalancısın İsmail. Şunu bil ki bundan boyle Marmara İletişim’den senin gibi yalancı gazeteciler yetişmeyecek. Radikal Gazetesi’ndeki İsmail Saymaz provakatördür ve işbirlikçidir. Kendisini mahkemeye vereceğim.' Marmara Üniversitesi kampüsündeki sansürü eleştiren bir mezuna yönelik tehditler ve hakaretler ile İletişim Fakültesi’nin Dekan Devran’in standartlarına uygun 'gerçek' gazeteciler yetiştireceği iddiası, Devran’in dekanlığı süresince sikayet edilen baskıcı kampüs ortamına örnek teşkil etmektedir. "

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS