Arthur H. ile ikinci buluşmaya saatler kala…

Arthur H. ile ikinci buluşmaya saatler kala…

Fransız piyanist, söz yazarı ve şarkıcı Arthur H. “Amour Chien Fou” albümünün dünya turnesi kapsamında, 8 Mayıs’ta İstanbul, Dada Salon Kabarett’te. İlk kez 2010’da, İstanbul’da müzikseverlerle buluşan Fransız müziğinin sıra dışı ismi ve müziğe başladığından bu yana şansona kendi penceresinden bakmayı bilen ve her performansını mizah yeteneğiyle harmanlayan Arthur H.’ye ulaştık…

“Eğer müzik akla ve duygunun üst katlarına seslenmemiş olsaydı ona sanat diyemezdik, onu basit gösteri danslarının estetik katına alırdık. Bütün sanatlar içinde, yapısı gereği, insan duyularını en çok avucu içine alan, fiziksel olarak insanı büyüleme gücü en yüksek olan sanattır müzik.


Seslerin aklın üzerinde büyük bir güç kurması, hareketin duyuları körüklemesi, bilgili ama çığırından çıkmış bir müziğin bizde bırakacağı duyu sarhoşluğu, bu tür müziğin başlıca niteliğidir. Bu sarhoşluk sadece estetik değildir, dinleyicinin düşünce bütünlüğünü ve irade gücünü elinden alır…” Alman filolog, filozof, Nietzsche böyle diyor ama mevzuyu farklı açıdan yorumlayanlar varsa da sizi biraz kenara alalım! Zira birazdan sesine kulak vereceğimiz müzik insanı da Nietzsche’nin sözlerinin altını çiziyor adeta…"



 


Edith Piaf’ın üne kavuşturduğu “Padam Padam”ı farklı yorumlayarak dikkatleri üzerine çeken, 1966’da, Paris’te dünyaya gelen Arthur H.’den bahsediyoruz. Tabii ki mevzusu sadece “Padam Padam”ı farklı yorumlamak değil!


8 Mayıs Çarşamba, İstanbul Fransız Kültür Merkezi ve Dada Salon iş birliğiyle Dada Salon Kabarett’te müzikseverlerle buluşacak olan Arthur H. ile bir röportaj gerçekleştirdik. Ama gelin öncesinde, Arthur H.’yi biraz hatırlayalım / tanıyalım.


Geçen yıl hayatını kaybeden Jacques Higelin’in oğlu kendisi. Fakat Higelin soyadının getireceği güçten istifade etmek istemeyen ve yalnızca soyadının baş harfini kullanan Arthur H. ilk sahne deneyimini 1988’de, Paris’te yaşıyor. 1990’da kendi adını taşıyan ilk albümünü piyasaya süren bu hırıltılı sesli genç adam, polisiye romanların yanı sıra; Tom Waits ya da Didier Odieu gibi meslektaşlarının eserlerinden beslenen şarkı sözleri ve cazla oryantal müziği harmanlayan melodileri sayesinde, kısa sürede müzikseverlerin ilgi odağı oluyor.


1992’de yine büyük ilgiyle karşılanan ikinci albümü “Bachibouzouk”u piyasaya süren Arthur, ardından altı hafta boyunca Belçika’da yer alan Magic Mirrors adlı dev çadırda, akla sirk gösterilerini getiren bir müzikal komediyi sahneye koyuyor ve ertesi yıl da “en iyi çıkış yapan erkek şarkıcı” ödülüne layık görülüyor.


Kanada, Japonya ve Afrika’yı ziyaret ettiği turnesi sonrasında üçüncü albümü “Trouble-fête”i 1996’da çıkaran sanatçı, sürrealist ve karanlık bir atmosfere sahip bu albümden sonra; caz, swing, tango, oryantal ve Afrika müziğini aynı potada erittiği konserlerden oluşan yeni turnesi için yollara düşüyor.



 


2000 tarihli “Pour Madame X” albümünün kayıtlarını modern stüdyoların uzağında, bir ortaçağ şatosunda gerçekleştiren sanatçı, 2002’de, Serge Gainsbourg’un “L’alcool”, Brigitte Fontaine’in “Hollywood” ve Brigitte Bardot’nun “Nue Au Soleil” gibi repertuvarının öne çıkan parçalarını bir piyano eşliğinde seslendirdiği “Piano Solo”yu piyasaya sürüyor. 2003’te çıkardığı “Négresse Blanche” ise kadın temalı şarkıların yanı sıra Jean-Baptiste Mondino imzalı kışkırtıcı kapak fotoğrafıyla da dikkat çekmeyi başarıyor.


2008’deki piyasaya sürdüğü “L’homme Du Monde” sanatçının önceki albümlerinde hakim olan hüzün duygusunun aksine, neşeli dans parçalarıyla dikkat çekerken, bununla ‘en iyi pop ve rock albümü’ ödülünü alıyor. 2010 çıkışlı “Mystic Rumba”da özüne dönen Arthur, bu çalışmasında bir önceki albümündekiler de dâhil çoğu eski şarkısını piyano eşliğinde yeniden seslendiriyor.


2011’de, Amerikalı hip-hop şarkıcısı Saul Williams, kız kardeşi Izïa ve aktör Jean-Louis Trintignant ile yaptığı düetlere de yer verdiği “Baba Love” adlı albümünü satışa sunuyor. 2012’de, Nicolas Repac ile birlikte Karayipli yazar ve şairlerin eserlerini yorumladığı “L’or Noir”ı yayınlayan Arthur, 2014’te de Charles-Cros Akademisi ödülü kazanacak olan yeni albümü “Soleil Dedans”ı piyasaya sürüyor.


2016’da, bu kez Cœur de Pirate adıyla tanınan Kanadalı şarkıcı Béatrice Martin ve Marc Lavoine ile birlikte “Les Souliers Rouges” adlı bir projeye imza atıyor. Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in Türkçe’de “Kırmızı Ayakkabılar” olarak bilinen 1845 tarihli eserinden esinlenilen bu müzikal öykünün bestelerine Fabrice Aboulker de katkıda bulunuyor. Arthur, geçtiğimiz yılın Şubat’ında ise şimdilik son stüdyo albümü olan ve 18 şarkıdan oluşan “Amour Chien Fou”yu yayınladı.


Ünlü müzisyen, bu albüm vesilesiyle dünya turnesi kapsamında İstanbul’a teşrif ediyor. Risk almayı seven ve bunu da her şarkısında belli eden nev-i şahsına münhasır müzisyen, bu albümünü ise Meksika, Bali ve Tokyo arasındaki seyahatlerinde derlediği tınılardan yola çıkarak oluşturmuş. Sözü “Amour Chien Fou, bir aşk albümü” diyen Arhurt H.’ye bırakıyoruz…


“Tükenmeyecek bir dostluğu keşfettim”


• “Müzik hakkında konuşmaya başladığınız anda onu mahvedersiniz. Müzik üzerine konuşulamaz. Müzik yalnızca icra edilen, dinlenen ve keyfi çıkarılan bir olgudur.” diyor, usta gitar virtüözü John McLaughlin; filozof Platon ise; “Müzik, ruhun eğiticisidir” şeklinde noktayı koyuyor. Peki, sizin için müzik ne ifade ediyor?


Müzik mekanı büyütür, öyle ki serbestçe nefes alabileceğiniz yeni bir alan yaratır. Kaliteli insani paylaşımın serbest olduğu bir alandır orası. Temiz, korunaklı, geçici ve en iyinin güvenli bir şekilde kendini ifade edebileceği bir yer…


• 1990’daki kendi adınızı taşıyan ilk albümünüzden bugüne; bir cümleyle fotoğrafı tariflerseniz ortaya ne çıkar?


Sevinci, enerjiyi, kişisel değişimi ve özellikle seyirciyle ve dinleyiciyle yıkılmayacak ve tükenmeyecek bir dostluğu keşfettim diyebilirim…


• Müzikal kariyerinize bakınca karşımıza geniş ve renkli bir yelpaze çıkıyor; müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?


Hâlâ sonuca varmamış, bitip tükenmeyen bir araştırma. Fransız şansonunu alışılmış yollardan çıkarma çabası…


• Mesela; 2008’de çıkardığınız “L’homme du Monde”, önceki albümlerinizde hakim olan hüzün duygusunun aksine, neşeli dans parçalarıyla dikkat çekiyordu. Yine 2012’de, Nicolas Repac ile birlikte, Karayipli yazar ve şairlerin eserlerini yorumladığınız “L’or Noir” albümünüz gibi… Kısaca albümlerinizin hazırlığı sürecinde neleri dikkate alıyorsunuz, temayı neye göre belirliyorsunuz?


Manevi yakınlığa göre… Aslında biraz da konular ve temalar bizi seçiyor. Ama elektro, rock veya trance müzik olsun, her zaman modern-çağdaş bir enerji koyma ihtiyacım var. Eski bir Avrupa melankolisini de içinde barındıran, yaratıcılık; farklı görüşlerin karışımı, düşüncelerin ve ifadelerin çokluğunda yer alıyor. Ki zaten yenilik ve yaşam da buradan ortaya çıkıyor diye düşünüyorum.



“Kişisel ritüellerim var ancak onları söyleyemem!”


*Bugüne kadar pek çok ödüle layık görüldünüz; bu tür ödüller sizin için ne ifade ediyor?


O anda tatmin eden, geçici ve yeni zorluklarla yüzleşirken kolay unutulan bir mutluluk…


• Bazı besteciler müziğini yaratabilmek için ilham gelmesini bekliyor, bazı müzisyenlerin ise ritüelleri oluyor, sizin bu evreniz nasıl geçiyor?


Kişisel ritüellerim var; ancak onları söyleyemem, gizli kalmalı!


• Gelelim, “Amour Chien Fou” albümünüze… Sizi zaten tanıyanlar biliyor ama ilk defa dinleyecek olanlar için bu albümünü nasıl bir hissiyatta cümleye dökersiniz?


Özgür ve geniş bir alan paylaşma isteğiyle… Albüm, Meksika, Bali ve Tokyo arasındaki seyahatlerimde derlediğim tınılardan yola çıkıyor. Eşimle dünyanın etrafında bir yolculuk yaptık ve sonrasında bende yarattığı halin sonucunda ortaya bu albüm çıktı.


• “Amour Chien Fou” için “bir aşk albümü” tanımı yapılıyor. Sizin için aşk ne anlama geliyor?


Aşkın güzelliğinin tanımlanamaz olması, dolayısıyla her zaman gizemli ve aynı zamanda umutsuzluktan haza, tüm insani duyguları ifade edebilir. Tükenmeyen bir konu bu…


“Dünya tutarsızlıklarıyla karşı karşıya”


• Bugüne kadar yarattığınız şarkılara ve performanslara bakarsak, risk almayı seviyorsunuz ve kliplerinizdeki hikayeler de dikkat çekiyor. Risk kısmında ve bu şarkılarınızın kliplerinin film tadındaki anlatımları için ne söylemek istersiniz?


Sahne; özgürlük, paylaşım ve bir oyun alanı. İnanılmaz ortamlar yaratabilirsiniz, eğlenebilir ya da sessizliğin tadını çıkarabilirsiniz. Paylaştığınız titreşimler de bir yenilenme yöntemidir. Bugün, yani zamanımızda, gerçek bir iletişim sağlayan nadir ritüellerden.


• Uzun yıllardır müziğin içinde biri olarak; son yıllardaki besteleri ve klipleri nasıl görüyorsunuz?


Tam bir dönüm noktasında, her şey çok hızlı bir biçimde değişiyor ve dönüşüyor. Ancak eski zamanın hareketsizliği de çok yıkıcı. Hayal kırıklığı yaratan zor bir dönem…


• Dünyada yaşananları dikkate aldığınızda müziğin iyileştirici gücünden hâlâ bahsedebilir miyiz, yoksa artık böylesi zamanlar eskidendi ve hayal mi oldu?


Evet, diğer pozitif insancıl etkinliklerle beraber müzik bir tür denge sağlayıcı... Bence dünya, kendi çelişkileri, tutarsızlıkları ve ikiyüzlü haliyle karşı karşıya... Bunlarla yüzleşmedikçe, durum sadece daha kötüye gidebilir.


• Son olarak İstanbul’daki konserinizde biz takipçilerinizi, müzikseverleri nasıl bir gece bekliyor, öncesinde biraz tüyo alabilir miyiz?


Biraz özgürlük, duygular, sürprizler ve zamanı durdurma teşebbüsü diyebilirim…



 


 

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS