Erkek arkadaşınız feminist olursa...

Erkek arkadaşınız feminist olursa...

Ömür ATAK AYDIN, başrollerini Fırat Tanış ve Gonca Vuslateri’nin paylaştığı “Erkek Arkadaşım Bir Feminist” oyununu yazdı.

Aslında kilit cümleyi Kate’in babası kuruyordu. “Aşırıya kaçan her fikir kötüdür.” Oyunun vermek istediği mesaj da özetle buydu. Yağmuru herkes sever ama şiddetli sağanak söz konusu olduğunda durum değişir. Öyle değil mi? Erkek Arkadaşım Bir Feminist, feminizmi aklının da kalbinin de baş köşesine koyan bir erkek ile yalnız kalmamak adına doğru olmayan ilişkiler yaşamış bir kadının buluşmasına götürüyor bizi…


Feminizmin tanımı “Kadın haklarını korumaya ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik ideoloji” olarak yapılıyor.


Ancak tüm dünya feministlerince kabul gördüğü söylenen bir düstur var. Buna göre “Feminizm bizatihi kadın olmakla ilgili bir durum. Ve bu nedenle erkekler feminist olamaz.” Şahsen bu önermeye katılmamakla birlikte baskın gelen ataerkil geleneklerin bir sonucu olarak bu akımı benimseyen erkeklere rastlamanın bir hayli zor olduğunu düşünüyorum. Sadece Türkiye’de değil pek çok coğrafyada etkili o geleneksellik.



Gelelim oyuna…


Barış Kampı’nda yaşayan aktivist – feminist annesinin fazlaca etkisinde kalmış bir erkek: Steve… Cinsiyet ayrımcılığına ve kadın haklarının ihlaline karşı haklı bir tavır takınmış. İnce ruhlu. Karşısındaki kadının hissayıtına, kendi duygularını veya arzularını hiçe sayma pahasına öncelik verecek kadar hem de.


Ötekini gözetmek ve kendimiz olmak arasında ince bir çizgi vardır ya hani. İşte Steve o ince çizgiyi bir adım geçmiş sanki. Maçoluk nasıl bir aşırılığı tarif ediyorsa, Steve’in feministliği de maçoluğun antitezi değil bir türevi olarak çıkıyor karşımıza. Zira ezberden zihnine yüklediklerinin kontrolünü kaybediyor bir süre sonra.


Kate, Steve’e göre çok daha uçlarda yaşayan biri. Çok daha yüzeysel. Derinlikli sorgulamalar yapan değil akışına göre yaşayan bir kadın. İlişkilere mantığını dahil etmek yerine anlık duygularla yükselen fakat sonunda ağlayan bir kadın. Bugüne dek hayatına giren erkeklerin, kendisine uygun olmadığının farkında. Ama böyleleriyle ilişki kurmaktan da kendini alamıyor.



ZIT KUTUPLARIN BULUŞMASI


Kate ve Steve, bir kostüm partisinde tanışır. Birbirlerine zıt gibi görünen bu iki karekterin müşterekleri aslında bir hayli fazladır. Konuştukça ortak paydalarda buluşurlar. Okudukları kitaplar, izledikleri filmler, vs…


Yaşamlarındaki en büyük paralellik ise annelerine ilişkindir. Kate de feminizm felsefesine çok yabancı değildir. Çünkü annesi orta yaşlarında bu akımı benimsemiş, benimsemekle kalmayıp ataerkil bir figür olan babasını yıllar sonra terk etmiştir.


Kate ve Steve, birbilerini keşfettikçe yakınlaşırlar. Bu yakınlığın birlikteliğe dönüşmesi de uzun sürmez. İlk görüşte aşktan çok, tanıyarak sevdikleri bir ilişkidir onlarınki. Mantığın ne yok olduğu, ne de tam anlamıyla varlık gösterdiği bir ilişki… Fikirlerin veya inançların ötesinde feromonların buluştuğu bir ilişki… Zıtlıklarında bütünleşir, benzerliklerinde tamamlanırlar. Tıpkı Yin ve Yang gibi.


Kate’in babası ile Steve’in annesi bu ilişkinin memnuniyetsiz taraflarıdır. Zira hayata apayrı pencerelerden bakan insanlardır. Ama gönülden onaylamadıkları bu ilişki, günün sonunda onlara da beklemedikleri bir sürprizin yolunu açacaktır. Ve o gün geldiğinde iki ebeveyn de dillerinden düşürmedikleri ideolojilerini bir kenara bırakacaktır.


İşte o an, Steve ve Kate’in ilişkisi için de keskin viraj olur. Steve’in bildiği tüm ezberler bozulur. Önce hayatındaki kadını sorgular. Sonra da yıllardır peşinden gittiği felsefeyi. Doğrularını… Beklentilerini… İsteklerini… Peki o muhasebe Steve’i dolayısıyla çiftimizi nereye götürür?


İngiliz yazar Samantha Ellis’in kaleminden çıkan metin, Ali Altuğ’un rejisiyle Don Kişot Tiyatro tarafından sahneye uyarlanmış.


Oyunculardan gerçek bir kesit izlemek isteyenler, tiyatroya gitmeli. Bazı sanatçıların sahnede nasıl büyüdüğünü, devleştiğini görüyorsunuz. Fırat Tanış da ekranda seyrettiğimden çok daha fazlası… Steve rolünü içselleştirmiş, role kusursuz bir giriş yapmış. Belki bir başkasının elinde çok daha düz olabilecek bir karakteri oya gibi işlemiş, ilgi çekici hale getirmiş.


Gonca Vuslateri de “benim yerim tiyatro” diyen oyunculardanmış, anladım. Her türlü duyguyu mimikleriyle, beden diliyle, ses tonuyla verebilmeyi başarmış Kate rolünde. Role kattığı detaylarla dört başı mamur bir karakter ortaya çıkarmış. Tiyatro, oyuncu ile seyircinin enerjisinin buluşması demek bir manada benim için. Ve ilk kez izlediğim Vuslateri’nin enerjisini de çok sevdim. O da ışıltılı bir auraya sahip olanlardan…


İki kişilik oyunda Steve’in annesini, Kate’in babasını ve eski sevgilileri de görüyoruz. Yani yan rollerde de yine Fırat Tanış ve Gonca Vuslateri var. Karakterler arasındaki keskin geçişleri kusursuz. Farklı kimlikler, kostüm değişimi, oyuncuların yönetimindeki interaktif dekor, efektler… İki oyuncu ilk sahneden son repliğe kadar soluksuz performans sergiledi. Konsantrasyonları bir saniye olsun düşmedi. Dinamikleri hızla değişen oyunda dinamizm 110 dakika boyunca yüksekti.


Komedi yanı ağır basan oyunda satır aralarında hayata dair önemli mesajlar var. Her ne kadar Steve eşine az rastlanır türden bir erkek olsa da ana tema gerçeklikle bir hayli örtüşüyor.


Steve ve Kate’in yolculuğuna eşlik etmek isteyenler, bolca gülüp keyifli vakit geçirmek isteyenler Erkek Arkadaşım Bir Feminist oyununu rahatlıkla not edebilir.


İstanbul’da Trump Külltür Merkezi, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi, Caddebostan Kültür Merkezi, Mall of Sahne, Beylikdüzü AKSM’de sahnelenen oyun Aralık ayında Ankara’ya ve İzmir’e turneye gidiyor.


Bana da emeği geçen herkesi tebrik etmek düşüyor…


 


 


 


 


 

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS