Mahalledeki AKP'yi yazdı

Mahalledeki AKP'yi yazdı

AKP iktidarının toplumsallaşmasında yerel örgütlerin rolü ne? Sevinç Doğan Mahalledeki AKP adlı kitabında İstanbul'un Kağıthane ilçesinde bulunan Sanayi Mahallesi örneğinden yola çıkarak bu soruya yanıt arıyor. Kitap İletişim Yayınları'ndan çıkıyor.

Sevinç Doğan'ın parti işleyişi, taban mobilizasyonu ve siyasal yabancılaşma yönünden araştırmalarının yer aldığı Mahalledeki AKP adlı kitabı İletişim Yayınları'ndan çıkıyor. Kitap 3 Haziran'da raflardaki yerini alacak. İletişim Yayınları ayrıca, İbrahim Ö. Kaboğlu'nun derlediği 27 uzman, 66 soruya yanıt verdiği Türkiye'nin Anayasa Gündemi, Kemal Selçuk'un okuru kurmacanın büyülü atmosferine taşıdığı Cemiyet Kaçkını, Vladimir Nabokov'un Don Quijote Dersleri incelemesini, Erdoğan Yıldırım, Barış Mücen, Çağatay Topal'ın üniversite, bilgi ve üretim alanını ele aldığı derlemeleri Paylaşımlar'ı ve Tülin Kozikoğlu'nun Mıstık'ın noktalama işaretlerini öğrenme macerasını anlattığı Mıstık, Seni Anlamıyoruz'u da okurla buluşturacak.

Mahalledeki AKP

Sevinç Doğan'ın Mahalledeki AKP adlı araştırması İletişim Yayınları'ndan çıkıyor. Doğan'ın İstanbul'un Kağıthane ilçesinde bulunan Sanayi Mahallesi örneğinden yola çıktığı çalışması, AKP iktidarının toplumsallaşmasında yerel örgütlerinin rolünü inceliyor. Üyelerinin bu mahalli örgütlere nasıl destek olduğundan, mahalli örgütlerin üyelerinin yaşamlarını nasıl değiştirdiğine uzanan geniş bir çerçevede bir "mikro iktidar" çalışması yapıyor.

AKP iktidara geldiğinde çocuk yaşta olan, bugünse orta yaşlarına dayanan epeyce insan AKP iktidarından başka bir iktidarı görmedi, tanımadı. "Her şeye rağmen" ve "hâlâ" süren bu iktidarın arkasında, AKP açısından bakıldığında bu büyük "başarı hikâyesinin" arkasında nasıl bir politik toplumsallaşma var? Kitap, bu soruya cevap arıyor.

Sevinç Doğan, analitik bir mikro iktidar perspektifiyle, İstanbul Kâğıthane'nin işçi ve gecekondu mahallesi Sanayi Mahallesi örneğinde iktidar partisinin nasıl işlediğine bakıyor. Partinin yerel örgütü toplumsallaşma dinamiklerine nasıl etki ediyor, himayeci/koruyucu ilişkiler vasıtasıyla kurduğu "şirket" mekanizmasını nasıl çalıştırıyor, insanların gündelik pratiklerine nasıl değiyor?

Bir iktidar mekânı olarak mahalleyi merceğine alan kitap, çok defa afakî cevaplarla karşılanan soruların peşine düşerek, AKP iktidarının yeniden üretim dinamiğini analiz ediyor.

"Partiye biz ne kadar destek oluyorsak, parti de bizi değiştirdi. Ben kendim, kişiliğim, kıyafetim... Çocuklarımızla ilişkilerimiz değişti. Ev hanımıydık, günlük, temizlik vesaire... Burada oturunca kendimizi daha çalışkan, daha faydalı hissediyoruz. (…) Oturmaktan kalkmaya [kadar], biz partiye ne kadar faydalı olduysak da o da... Ben yaptığım çok şeyi burada kazandım. Seminerlere katıldıktan sonra çocuklarımla, eşimle aramdaki diyalog değişti."

Türkiye'nin Anayasa Gündemi

İletişim Yayınları, İbrahim Ö. Kaboğlu'nun derlediği, 27 uzman ismin 66 farklı soruya cevap aradığı Türkiye'nin Anayasa Gündemi adlı kitabını yayımlıyor. Anayasa, başkanlık sistemi, siyasal rejimler başta olmak üzere birçok temel mesele üzerine bilinmeyenleri açığa çıkaran araştırma, günümüz güncel tartışmalarına bir rehber olmasının yanı sıra, uzun yıllar alanının kaynak kitaplarından biri olacak.

"Devlet anayasa ile doğar ve anayasa ile yaşar" deyişi, çağdaş devletlerin "anayasal düzen" kavramı ile tanımlandığını da ortaya koyar. Bu deyiş ve tanım, 1921 Anayasası ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti için haydi haydi geçerli. Anayasal düzen, askerî darbe ve müdahale yoluyla zaman zaman kesintiye uğramış olsa da şu iki özellik kayda değer: İlki, yeni bir anayasal düzen kurma hedefi; ikincisi ise geçiş döneminin elden geldiğince düzenleyici kurallar eşliğinde sağlanması.

TBMM'deki farklı siyasal çoğunlukların sürekli değiştirdiği ve gözden geçirdiği 1982 Anayasası, yürürlükte kaldığı sürece herkes için "bağlayıcı ve üstün" hukuk normu. Ne var ki, özellikle Ağustos 2014'te cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte "fiili durum" kavramı sıkça kullanılmaya başladı. Oysa bir hukuk devletinde sadece hukuki durum (de jure), anayasal düzen ile örtüşür; anayasa dışı uygulamalar (de facto) kabul edilemez.

Bu ortak yapıt, de jure ve de facto ayrımı çerçevesinde yayılan bilgi kirliliği eşliğinde, siyasal rejimler üzerine toplumda yaratılmak istenen algı operasyonu karşısında uzmanların, "anayasa kamuoyu"nu doğru ve gerçek bilgiye yönlendirme çabası...

Bu özelliğiyle kitap, başta seçilmiş siyasetçiler olmak üzere bütün yurttaşlara hitap ediyor. Anayasa yoluyla geleceklerinin ipotek altına alınmaması için özellikle gençlerin okuması gereken bir eser.

Cemiyet Kaçkını

Kemal Selçuk'un Cemiyet Kaçkını adlı kitabı İletişim Yayınları'ndan çıkıyor. Anayurt Oteli'nin Zebercet'ini, Tutunamayanlar'ın Selim Işık'ını ve Kuyucaklı Yusuf'un Muazzez'ini andıran karakterleriyle okuru kurmacanın büyülü atmosferine sokan Cemiyet Kaçkını, öfkeyi, kaybetmeyi ve umudu titiz bir dille anlatıyor.

Oğuz ile Kerim, bir Bursa baharında, Tuz Pazarı'nın hemen altındaki okunmuş kitap satılan tezgâhların önünde tanışmışlardı. Sait Faik'in Havuz Başı'sına önce uzanan Kerim olmuştu. Oğuz sonradan, asılı kalan elini ve Kerim'in hafifçe gülümseyişini hatırlayacak, talihin seçimini ta o zamandan kimin için yaptığını anlayacaktı.

Anayurt Oteli'nin Zebercet'i ile Tutunamayanlar'ın Selim'i arasında gezinen, okumuş yazmış, şehirli ve biraz da snop Oğuz… Edebiyat cemiyetine pek de yakışmayan, çirkin parmaklarıyla kitap sayfalarını karıştıran, fakat giderek Clark Gable çekiciliğini haiz olan Kerim… Biçimli ağzı, dudakları, gözleriyle Kuyucaklı Yusuf'un Muazzez'i gibi bir Makbule…

Kemal Selçuk, dost mu düşman mı oldukları belli olmayan iki yazar adayının bir kadın etrafında şekillenen ikircikli ilişkisini anlatıyor. Bursa'yı, yazma iştahını, yıllar süren bir öfkeyi, kaybetmeyi, unutamamayı resmediyor.

Cemiyet Kaçkını edebiyatı hayatın ta kendisi olarak gören karakterlerin romanı…

Don Quijote Dersleri

İletişim Yayınları, eserleriyle dünya edebiyatını şekillendiren Vladimir Nabokov'un Don Quijote Dersleri adlı incelemesini yayımlıyor. Nabokov'un, 1951 yılında Harvard Üniversitesi'nde verdiği derslerden oluşan Don Quijote Dersleri, edebiyat üzerine düşünenlere yeni yollar gösterirken, aynı zamanda okuyucusuna büyük bir yazarı başka bir büyük yazarın kaleminden okumanın zevkini tattırtıyor.

Vladimir Nabokov, 1951 yılında Harvard Üniversitesi'ne misafir öğretim üyesi olarak geldiğinde, Don Quijote üzerine altı ders vermiştir. Yıllar sonra "Zalim ve kaba, eski püskü bir kitap olan Don Quijote'yi Memorial Hall binasında, muhafazakâr meslektaşlarım dehşet ve utançla seyrederlerken paramparça edişimi keyifle hatırlıyorum" diye yâd ettiği bu derslerde Nabokov, romanın tatlı ve taşlamalı bir güldürü olduğuna dair yerleşik düşünceyi tamamen reddeder. Aksine, Don Quijote'nin "en acımasız ve insanlıkdışı kitaplardan biri" olduğunu söyler. Paramparça ettiği bu kitabı bir "zulüm aksiklopedisi" olarak yeniden inşa ederken, kataloglama görevinde Cervantes'in hayatını, 16. yüzyıl İspanyası'nı, romanın edebiyattaki yankılarını ve yazarın geçmiş edebiyattan faydalandığı her bir unsuru da mercek altına alır.

Don Quijote Dersleri bu klasiği okuyacakların başucunda bulundurmaları gereken bir kılavuz, Nabokov severler için de usta bir eleştirmen ile bir edebiyat devinin destansı bir karşılaşması.

Paylaşımlar - Üniversite, Bilgi, Üretim

Üniversitelerin bilgiyi nasıl yarattıklarını ve işlediklerini ele alan Paylaşımlar adlı derleme İletişim Yayınları'ndan çıkıyor. Bilginin, devlet ve siyaset ile ilişkisinden, ekonomik baskı altında yaşadığı zorluklara uzanan geniş bir zeminde değerlendirildiği araştırmada, aynı zamanda akademisyenlerin evrensel ve tarafsız kalabilme iddiası da sorgulanıyor.

Bu kapsamlı derlemedeki yazılar, bilimsel bilginin üniversite ve üretim alanlarında nasıl inşa edilip nasıl "işlediğini" ele alıyor öncelikle. Bilimsel bilginin evrenselcilik, ilerlemecilik ve tarafsızlık iddialarını sorguluyor; bununla beraber bilgiye onu belirleyen tarihsel koşullara müdahale eden eleştirel bir eylem olarak bakmakta ısrar ediyor. Hasan Ünal Nalbantoğlu, bu kaygıların ve daimon'un eksikliğinin, bilgiyle ilişkiyi nasıl "bozduğunu" mesele etmişti. Kitap, onun anısına düzenlenen sempozyumların çok yönlü bir çıktısı niteliğinde.

Kitaba, Ahmet Acar, Tansu Açık, Ali Akay, Güçlü Ateşoğlu, Zeynep Direk, Hayriye Erbaş, Ali Ergur, Reyhan Varlı Görk, H. Bülent Gözkân, Barış Mücen, Sanem Güvenç-Salgırlı, Belkıs Ayhan Tarhan, Çağatay Topal, V. Şafak Uysal, Erdoğan Yıldırım ve Latif Yılmaz makaleleriyle katkıda bulundu.

"Bilimsel bilginin iktidar sorusundan bağımsız düşünülemeyeceğini, 'postmodern' zamanlarda değil, modern zamanlarda her türlü iktidarı eleştiren, her türlü iktidarın büyüsünü bozan modernliğin eleştirel geleneğinden öğrendik. (…) Üniversite, bilimsel bilginin tanımının çoğu zaman ilk belirleyicisi bile olmadı. Devlet ve piyasanın ihtiyaçları bilimsel bilgiyi şekillendiren temel kaynaklar olageldi. (…) Buna rağmen, günümüzde bunlardan habersizmişçesine yeniden ortaya atılan iddialar, bilginin bir yandan devlet ve siyasetle ilişkisi içinde göreceliliğe düşerek, hakikat iddiasını yitirdiği, diğer yandan da pazar ekonomisinin baskısı altında özerklik kaybına uğradığı söyleniyor. Ama neden şimdi ve neden yeniden? (…) Bizim açımızdan daha yakıcı sorun şudur: Bilimsel özerkliğe ve hakikat iddiasına atfedilen gerçeklikler günümüzde nasıl bir bağlamsal süzgeçten geçerek sorunsallaştırılmaktadır?"

Mıstık, Seni Anlamıyoruz

Lili ve Yedi Çocuğu serisiyle Türkçe çocuk edebiyatının en önemli kalemleri arasında kendi yerini bulan Tülin Kozikoğlu'nun Mıstık, Seni Anlamıyoruz! adlı yeni çalışması İletişim Yayınları tarafından çocukların beğenisine sunuluyor. Mıstık'ın yazı yazma ve noktalama işaretlerini öğrenme serüvenini anlatan kitap, çocuklara eğlenceli bir öğrenme süreci sunacak.

Mıstık yazı yazmayı çok seviyor, heyecanla eline geçen her türlü kâğıda yazıyor. Düz beyaz kâğıtlara, mavi çizgili kâğıtlara, hatta peçetelere, kâğıt mendillere... Ne mi yazıyor? İşte onu kimse bilmiyor, çünkü yazdıklarını okuyanlar hiçbir şey anlamıyor. Mıstık'ın kelimeleri, kağıdın üstünde yan yana dizilince anlaşılmaz oluyor. Sanki ya bir şeyler eksik ya da bir şeyler fazla. Yanlış olan ne acaba?

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS