Samir Amin'den 'Küreselleşmiş Değer Yasası'

Samir Amin'den 'Küreselleşmiş Değer Yasası'

Ağustos ayında yaşamını yitiren Marksist düşünür Samir Amin, "Küreselleşmiş Değer Yasası - Kıyısı Olmayan Marx" kitabında, "değer yasasının temel statüsü"nü, "faiz, para ve devlet"i, "toprak rantı bölümü"nü ve "dünya ölçeğinde birikim ve emperyalist rant"ı derinlemesine inceliyor.

Yordam Kitap ve Yordam Edebiyat'ın Eylül ayı kitapları raflardaki yerini aldı. Yordam Edebiyat, Dostoyevski'nin "Yeraltından Notlar"ını Nuri Yıldırım'ın Rusça'dan yaptığı yeni çeviriyle sunarken, Yordam Kitap dört yeni kuramsal/siyasal çalışmayla okurlarına ulaşıyor. Bunlar arasında geçtiğimiz Ağustos ayında kaybettiğimiz Marksist düşünür Samir Amin'in önemli yapıtlarından "Küreselleşmiş Değer Yasası" ve yine yakın geçmişte kaybettiğimiz İtalyan Marksist Domenico Losurdo'nun, Rus ve Çin devrimleri konusunda tartışmalar yaratan kitabı "Tarihten Kaçış" da var. Yordam Kitap'tan çıkan diğer yeni yapıtlar, Alan Woods ve Ted Grant'ın bir süredir kitapçılarda bulunmayan kapsamlı felsefe ve bilim çalışması "Aklın İsyanı" ile Türkçe'de ilk kez kitabı yayımlanan Stephanie McMillan'ın özlü, eğlenceli, çizgili ve militan çalışması: "Kapitalizm Ölmeli!"

Küreselleşmiş Değer Yasası - Kıyısı Olmayan Marx

Çağımızın önde gelen Marksistlerinden Samir Amin, tarihçi, felsefeci, sosyolog ve siyaset bilimci kimliklerinin yanı sıra, bu eserinde ağırlıkla yetkin bir Marksist iktisatçı olarak çıkıyor karşımıza. Dünyanın bugün geldiği noktadaki sosyal adalet arayışının bilimsel temellerini, Marksist iktisadın cephaneliğinden devşiriyor.

Marx için "kıyısı olmayan" ifadesini kullanan ve onun çok yönlülüğüne dikkat çeken Amin, "Benim için Marksist olmak, Marx'ın başlattığı çalışmayı sürdürmek demektir; bu da, Marx'ta durmak değil, ondan hareket etmektir. ... Benim buradaki temel katkım, değer yasasından küreselleşmiş değer yasasına geçiştir" diyerek koyuluyor yola.

Ve yol boyunca, "Değer yasasının temel statüsü"nü, "Faiz, para ve devlet"i, "Toprak rantı bölümü"nü ve "Dünya ölçeğinde birikim ve emperyalist rant"ı derinlemesine inceliyor.

Bu görece kısa ama hayli zengin yapıtında, iktisadın zorlu matematiksel formül ve denklemlerinin ortasında, akıcı bir anlatım geliştiriyor.

Kitabın yayına hazırlık sürecinde, 12 Ağustos 2018 tarihinde kaybettiğimiz Samir Amin için, Fikret Başkaya'nın sözleriyle:
"İnsan ve toplum yaşamının tüm veçhelerini bir bütün olarak anlamaya ve anlatmaya çalıştı hayatı boyunca… Geride kalan yaklaşık 70 yıllık dönemin birkaç parlak beyninden biriydi… Muazzam bir kavrayışa ve tahlil yeteneğine sahipti… Hayatını ezilen halkların, sömürülen sınıfların kurtuluşuna adamıştı… Yaşadığı sürece de onların gözü, kulağı ve yüreği oldu."



Tarihten Kaçış - Günümüzde Rus ve Çin Devrimleri

1990'ların başında Sovyetler Birliği yıkıldığında, çoğu komünist için geride kalan "reel sosyalizm" tarihi, utanç duyulması gereken bir geçmiş olarak görüldü.

Yazara göre, zulme uğrayan etnik veya dinsel grupların tarihinde daima böyle bir olguyla karşılaşırız. Kurbanlar, zulüm gördükleri sürecin belli bir anında zalimlerin görüşlerini benimseme eğilimi gösterirler ve bu nedenle kendilerini hor görmeye, kendilerinden nefret etmeye başlarlar.
Kendinden nefret, SSCB'nin yıkılışından bu yana, komünist hareketin savaşmak zorunda kaldığı sorunların başında yer alıyor. Kendi geçmişlerini yücelten galiplerin şişkin egoları, karşılığını mağlupların çilesinde buluyor.

Domenico Losurdo, kendinden nefret etme salgınına karşı verilen mücadelenin, Ekim Devrimi'yle başlayan büyük ve muhteşem dönemin eleştirel bilançosunun çıkarılmasıyla birleştirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu eleştirel bilanço, ne kadar radikal ve önyargısız çıkarılırsa o kadar etkili olacaktır. Buna karşılık kendinden nefret etme, kendi tarihiyle yüzleşmekten ve bu tarihin içinden parıldayan ideolojik ve kültürel savaşımın gerçekliğinden korkakça kaçmak demektir. Eğer özeleştiri, komünist kimliğin yeniden kazanılmasının ön koşuluysa, kendinden nefret etmek de teslim olmakla ve bağımsız komünist kimliğin inkârıyla eşanlamlıdır.

Losurdo, bu anlayıştan hareketle SSCB ve Çin deneyimlerini eleştirel bir incelemeye tabi tutuyor. Güçlü yönlerini ve zaaflarını birlikte değerlendirerek, bizi tarihten kaçmamaya çağırıyor. Zorlu koşullar altında girişilen bu gözü pek deneyimlerin olumlu mirasına sahip çıkıp selamlarken, aynı zamanda geleceğin sosyalizmi için hangi bakımlardan aşılmaları gerektiğini de ortaya koyuyor.

Aklın İsyanı - Marksist Felsefe ve Modern Bilim

Aklın İsyanı, 20. yüzyılda bilim alanında yaşanan önemli gelişmeleri ve bilimsel keşifleri ele alarak diyalektik materyalizm teorisini bir ileri aşamaya taşıyan önemli bir yapıt olarak kabul edilir. Yaşam nasıl ortaya çıktı, matematik gerçeği yansıtır mı, akıl bir makine mi, dinozorlar neden yok oldu?.. Bunlar geçtiğimiz yüzyılın olduğu kadar şimdinin de/bu yüzyılın da "büyük" soruları… Yazarlar, Marx ve Engels'in doğaya, topluma ve bilime hükmeden kanunların birliğini savunan diyalektik materyalizmini modern bilimin ışığında ele alıyor.

Kitabın tek teorik katkısı bu değil. Woods ve Grant, bir taraftan Marksist felsefe ile bilimin yeni teorileri arasındaki ilişkiyi ortaya koyup diyalektik materyalizmi doğa bilimleri üzerinden anlatırken, diğer taraftan modern bilimin nerelerde "raydan çıktığını" gösteren bir çerçeve de sunuyor okura. "Kesinsizlik ve İdealizm" tartışmalarından "Bencil Gen"e, "Büyük Patlama"dan "Marksizm ve Darvincilik" ilişkisine, "Kuantum mekaniği"nden "Jeolojinin diyalektiği"ne kadar birçok konuyu, bilim dünyasındaki güncel gelişmeler ve Marksist yöntem bağlamında yeniden değerlendiriyorlar.
Aklın İsyanı, sadece, kapitalizmin krizini bilim üzerinden okuyan bir kitap değil; aynı zamanda bilimin krizine de ışık tutan ve bilim tarihi yazınında önemli yeri olan bir kitap.

"Doğada, son tahlilde, diyalektik hüküm sürer." - Engels



Kapitalizm Ölmeli! - Kapitalizme Temel Bir Giriş

Özlü, renkli, çizgili ve iddialı bir anlatım: Kapitalizm Ölmeli!
Hem de bir an önce ölmeli. Çevremiz, dünyamız, sağlığımız, eğitimimiz, çocuklarımız, hayatımız için…
Ama kendi kendine ölmüyor, birdenbire yok olmuyor.

Stephanie McMillan Kapitalizm Ölmeli!'de, onun nasıl ve ne zaman yok olabileceğini, daha doğrusu yok edilebileceğini, tepelenebileceğini anlatıyor.
Sadece nesnel koşullara, kapitalizmin bugünkü güçlü ve zayıf yanlarına değil, siyasi özne cephesinde yapılması gerekenlere, "Ne Yapmalı"ya da odaklanıyor McMillan, propagandaya, ajitasyona, örgütlenmeye… Hatta ayrıntılarıyla "devrimci örgüt"e, "ara düzey örgüt"e, "kitle örgütleri"ne…
Birleşik Devletler'in anti-kapitalist, anti-emperyalist çevreleri içerisinde alabildiğine militanca bir arayış bu. Ve çizgilerin gücü adına, mizahi!
"Eğlenceli olmaya devam ederken çok da eğitici." - Sean Michael Dodd

"Çizimler bir hayli vurucu, tamamen anladığımı düşündüğüm konuların iç yüzüne dair yeni şeylerin farkına vardım. Geniş konu ve kavramlar, oldukça zekice, kısa ve özlü bir biçimde açıklanmış." - Duccio



Yeraltından Notlar

Yirminci yüzyıl edebiyat ve felsefe tarihinde Yeraltından Notlar kadar büyük etki yaratmış, sık referans gösterilmiş ve üzerinde durulmuş çok az metin vardır. "Yeraltı Adamı" kısa sürede çağdaş kültürün söz haznesinin ayrılmaz bir parçası oldu ve Hamlet, Don Quixote, Don Juan, Faust gibi ölümsüz kahramanlar arasında yerini aldı. Nietzsche felsefesi, Freudizm, ekspresyonizm, sürrealizm, varoluşçuluk gibi pek çok çağdaş düşünce akımının taraftarı Yeraltından Notlar'ın adsız kahramanını kendi yandaşı olarak gördü.

Hem felsefi ve politik bir polemik metni, hem toplumsal bir hiciv, hem de nörotik bir bireyin psikolojik tahlili olan Yeraltından Notlar, Dostoyevski'nin olgunluk dönemine ait büyük ideolojik romanlarının âdeta bir girişi, prelüdüdür. Burada ortaya atılan pek çok soru ve tez, Suç ve Ceza, Budala, Ecinniler, Delikanlı ve Karamazov Kardeşler romanlarının konularını oluşturacaktır.

Nuri Yıldırım'ın Rusça aslından yaptığı yepyeni çeviriyle Yeraltından Notlar, okunmayı hak eden kitaplardandır.

Bildiğiniz gibi, akıl güzel bir şeydir, beyler, buna şüphe yok, fakat akıl yalnızca akıldır, o kadar! İnsanın yalnızca düşünme, akıl yürütme melekesini kullanmasına fırsat verir, onu tatmin eder; halbuki arzu bütün bir hayatın, yani, aklıyla, dürtüleriyle, hevesleriyle bütün bir insan hayatının tezahürüdür. Gerçi hayatımızın bu tezahürü kısmen değersiz, sefil bir görünüm sergileyecektir, ama ne olursa olsun yine de hayattır, sadece bir karekök alma işlemi değildir.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS