Stalin Rusya'sında özel yaşam: "Karanlıkta Fısıldaşanlar"

Stalin Rusya'sında özel yaşam: "Karanlıkta Fısıldaşanlar"

Ekim Devriminin üzerinden yirmi yıl geçmişti ki, Rusya'nın üzerine totaliter bir rejimin karanlığı çöktü. İnsanlığın eşitlik, özgürlük ve adalet adına ümitlerini yeşerten 1917'nin yerini, konuşmanın çok tehlikeli olduğu bir rejim almıştı. Devletin gözü, kulağı her yerdeydi. İnsanlar, oyun alanları muhbir dolu olan çocukların önünde bile konuşamıyordu. Milyonlarca insan sürgün, hapis ve idam cezalarıyla yüz yüze kaldı. İngiliz tarihçi Orlando Figes, "Karanlıkta Fısıldaşanlar" adlı kitabında Stalin Rusya'sında özel yaşamı anlatıyor.

Stalin Rusya'sı, anı kitapları dışında tutulursa, genellikle siyasi yönüyle, Sovyetler Birliği Komünist Partisi içindeki ve ağırlıkla da onun yönetim kademesindeki tasfiyelerle ele alınmış bir dönem. Edebiyata da Aleksandr Soljenitsin, Arthur Koestler, Arthur London gibi bizzat mağduru yazarlarca yansıyan Stalin Rusya'sına ilişkin Batı'daki geniş literatür son yıllarda artarak Türkiye'ye de yansıyor. 


Eugenia Ginzburg, Vasili Semyonovich Grossman, Erica Wallach, Margarete Buber Neumann gibi tanıklıkları dönemi aydınlatan kişilerin 1960'larda yayımlanan anıları bir bir Türkçe'ye çevrildi ve çevrilmeye devam ediyor. Ayrıca Robert Conquest ve Orlando Figes gibi tarihçilerin de döneme ilişkin çalışmalarının bazıları Türkçe'de.


Kirov Cinayeti ve Stalin


En son Mart ayında Robert Conquest'in "Kirov Cinayeti ve Stalin" kitabı, Gün Zileli'nin çevirisiyle h2O Yayınları'ndan çıktı. Ayrıca eski NKVD Şeflerinden Pavul Sudoplatov'un anıları da "Özel Görevler" adıyla Haziran ayında Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı.


Gece Yarısında Aydınlık


"Karanlıkta Fısıldaşanlar - Stalin Rusya'sında Özel Yaşam"


Ancak tüm bu kitaplar arasında bir tanesi var ki, kapsamının genişliği ve meseleyi ortaya koyuşuyla oldukça özgün bir tarza sahip. O da İngiliz tarihçi Orlando Figes'in "Karanlıkta Fısıldaşanlar - Stalin Rusya'sında Özel Yaşam" adlı kitabı. Yapı Kredi Yayınları'ndan Nurettin Elhüseyni'nin çevirisiyle 2011'de çıkan kitapta, Sovyetler Birliği'nde özel yaşamın tarihi anlatılıyor. Ancak bu özel yaşam iktidarın her alana sızdığı bir toplumda Figes'in kitabına adını verdiği haliyle "karanlıkta fısıldaşmak" şeklinde yaşanıyor.


'İki diktatörlük altında'


Dönemin tanıkları anlatıyor


Kitap, "Büyük Terör" olarak anılan 1937-1938'in öncesi ve sonrasını da kapsıyor, 9 ana bölümden oluşuyor. Kitapta bu dönemler, Figes'in kapsamlı röportajlar yaptığı farklı toplumsal sınıflara mensup Simonov, Laskin, Buşuyev, Fursey, German, Golovniya, Babitski, Konstantinov, Nizovtsev, Karpitskaya, Slavin, Delibaş, Liberman ailelerinin fertlerinin yaşadıklarıyla anlatılıyor. Bu sınıfsal kökenler vurgusu önemli, çünkü kaderlerini belirleyen bir etmene dönüşüyor. Ancak sonuçta milyonlarca başka Sovyet vatandaşı gibi ortak bir kaderi paylaşıyorlar: Hapishane, GULAG adı verilen çalışma kampları ve bazıları için de ölüm cezaları...


1917'deki Ekim Devrimi (Şubat Devrimi de) tarihin akışını değiştiren en önemli olayların başında geliyor. Bir toplumun en alttakileri adına iktidarın ele alınmasının dünyanın dört bir yanındaki proleterlerde yarattığı coşku tarif edilebilir gibi değil. Bu da beraberinde toprak sahipleri ve kapitalistlerin yeni Sovyet rejimine düşmanlığını getiriyor.


Stalin'in toplama kampları: GULAG'lar


İlk kuşak Bolşevikler ve Sparta kültürü


Rusya'da ilk yıllar iç savaş ve ekonomik zorluklarla mücadele ile geçiyor. Bir yandan da inanmış komünistlerin eşit ve sınıfsız toplum ideallerini gerçekleştirmek için eski toplumun öznel çıkarlarına karşı verdikleri kavga ile... Zaten "ben" yerine "bizi" koyan, güçlüklere dayanan, yılmaz bu ilk kuşak Bolşeviklerin yaşama biçimine de antik Yunan'daki Spartalıların özelliklerine atıfla, "Sparta kültürü" deniliyor. 


Geleneksel kurumların tasfiyesi


Özel mülkiyeti, ticareti ve para ekonomisini kaldırmak, eski görenek ve alışkanlıkların yerine yenilerini koymak çabası, kaçınılmaz olarak beraberinde kilise ve değişik toplumsal kurumlara yönelik bir tasfiyeyi getirir. Ve bir köylü toplumu olan Rusya'da yüzlerce yıllık bu değerlere bağlılıkta ısrar eden insanlarla mücadeleyi... Kilise de başka geleneksel görenekler de yer altına iner. Bu da insanları birini gizleyerek iç dünyalarında yaşadıkları ikili bir yaşama iter.


Stalin'in Kars'taki tren soygunu


Başlangıç adımı özel yaşam ve aile 


Bolşevikler, devrimin nihai hedefinin gerçekleşeceği yer olarak özel yaşamın ilgileri dışında kalamayacağını; eski toplumu ve onun bencil değerlerini ortadan kaldırmanın yolu olarak da işe aile kurumundan başlamak gerektiğini düşünürler. Çünkü aile, içe dönük ve tutucu yapısıyla, din ve boş inancın kalesi, kadınların ve çocukların baskı altında olduğu zararlı bir kurumdu. Bunun yerini, ailenin temel işlevlerini devletin üstleneceği, kadının baskıdan kurtulacağı özgür aşk birlikteliklerinin alması isteniyor. Zaten ilk dönemin "Spartalı" partililerin yaşamında aileye yer yoktur, hiçbir şey devrimci mücadelenin önüne geçemez. 1918'de evlilik yasası değişir, buna bağlı boşanma oranları da hızla artar. Hatta 1926'da Fransa ve Almanya'dakinden 3 kat, İngiltere'dekinden 26 kat fazladır. Ailenin çözülmesini hızlandırmaya yönelik ev alanını dönüştürme stratejilerini benimserler. Aşırı kalabalık  kentlerdeki konut sıkıntısıyla başa çıkmak için "yoğunlaşma" olarak bilinen bir politikayla, varlıklı aileleri dairelerini kent yoksullarıyla paylaşmaya zorlarlar. Bu şekilde başlayan komünal daireler gittikçe temel konut tipi halini alır. Bolşevikler, bu ortak yaşamın insanları komünist hale getireceğini, "özel alanı" ve mülkiyeti ortadan kaldıracağını düşünür. Ancak amaç bu olmasa da, Stalin'in totaliter rejimi altında bu konut tipi, bütün toplumu denetim ve gözetim altında tutmayı, herkesin bir diğerinin polisi haline gelmesini de son derece kolaylaştırır.



Bir hayatta kalma stratejisi olarak: İkili yaşam


İnsanlardan bağlılık isteyen ve aykırılığın dışavurumunu çok sert cezalandıran Stalin rejimi, iki yüzlü bir yaşamı hayatta kalmanın stratejisi haline getirir. Stalin'in 30'lardaki terör rejiminde özellikle konuşmak çok tehlikeli bir şey haline gelir. Ailede konuşulanları dışarıda tekrarlamak tutuklanmaya ve hapse girmeye yol açar. Doğal konuşkanlıklarından dolayı, kulak misafiri oldukları şeylerin siyasal önemini anlayıp saklayamayacak kadar küçük olan çocuklar da bu ortamda başta gelen tehlike kaynağına dönüşür. Çocukların oyun alanları muhbirlerin kaynadığı bir yere dönüşür. İşte bu karanlıkta da insanlar artık sadece en güvendiği yakınları ile fısıldaşmaya başlar. İşte Figes'in kitabının adı da buradan geliyor.


Yeni Sovyet vatandaşını yetiştirmenin anahtarı: Eğitim


Yeni bir toplum yaratmanın anahtarlarından biri de eğitimdi. Bolşevikler okulların yanı sıra komünist çocuk ve gençlik örgütleri olan Öncüleri ve Komsomol'u kurmuşlardı. Buralarda Sovyet ideali doğrultusunda çocuklar yetiştiriliyordu. Bu daha sonraları çocuklar ile aileleri, özellikle de geleneksel bağlılıklarını sürdüren büyük anne-büyük babaları arasında yaşanacak pek çok soruna yol açtı. Orlando Figes, kreşlerde "Lenin Amca" kültüyle çocukların yetiştirilmesine, okullarda "Lenin köşeleri" kurulmasına değiniyor. Ancak bu kişi kültünün, her ne kadar gittikçe aşırılığı Stalin döneminde eşine az rastlanır bir düzeye ulaşacak olsa da Sovyetler Birliği'ne has bir olguymuşçasına sunulması, pek de Avrasya'nın, Orta Doğu'nun ve Doğu Avrupa'nın gerçekliğiyle örtüşmüyor.


Öncü ve Komsomol


Figes, partide olduğu gibi çalışma planlarına ve değerlendirmelere dayalı bir rejime tabi olan okulların ve Öncü ve Komsomol gibi gençlik örgütlerinin gittikçe Sovyet sisteminde bir gelecek sahibi olmak için kazandığı önemi ve buralardaki sınıfsal kökene dayalı dışlama pratiklerini anlatıyor. Hatta çocukların kendi polis birimlerini kurmaya özendirildiği, okul kurallarını çiğneyen öğrencileri yazılı olarak ihbar etmeye çağrıldığı ve sınıf mahkemelerinin kurulduğu okullar bulunduğunu belirtiyor. Ayrıca Figes, çocukların oynadıkları oyunlara da değiniyor: "Kızıllar ile Beyazlar", "Ararım Bulurum". Kitapta, "Anne! Baba! İktidarınızı devireceğiz!" gibi sloganları kapak yapan Muzilka gibi çocuk dergilerine de yer veriliyor.



NEP dönemi ve "NEP adamlarının" tasfiyesi


Bolşevikler, tarımda "Kolhoz" adı verilen kolektif çiftlikleri ve "Solhoz" adı verilen devlet çiftliklerini kurmak istediğinde de küçük mülkiyet sahibi köylünün ciddi bir direnciyle karşılaşıldı. İç savaş sırasında tarımsal ürüne zorla el konuldu ama Ekim Devriminin ardından işledikleri toprağın sahibi konumuna gelen köylüler, bu kolektifleştirmeyi, 1861'de kaldırılan serfliğe dönüş olarak görür ve direnirler. İç savaşın ardından Lenin, bu küçük mülk sahibi köylülüğün direnci karşısında bir geri adım olarak NEP denilen Yeni Ekonomi'yi uygulamayı koyup, sınırlı bir ticarete ve pazarların kurulmasına izin verir. Bu özellikle kentlerde tüketim mallarının temininde görece bir rahatlama getirir. Ancak bir süre sonra özel mülkiyetin yarattığı farklılaşmanın ortadan kalktığı, sınıfsız bir toplumu düşleyen proleteryada NEP'e ve yeni ortaya çıkan "NEP adamları" denilen tüccar sınıfa dönük tepki artar. 



Kolektifleştirme, 5 yıllık plan, köle emeği...


Lenin'in ölümünün ardından Troçki ile girdiği iktidar mücadelesinden galip çıkan Stalin, 1928'de NEP'e son verir ve ilk 5 yıllık planı uygulamaya koyar. NEP adamları tasfiye edilir. Ardından da plan kapsamında hızlı bir kolektifleştirme gündeme gelir. Kolhozlara karşı çıkan köylülerin direnci de kırılır. Milyonlarca köylü Sibirya'ya sürgün edilir, aileler dağılır, pekçoğu da bir daha birbirinden haber alamaz. "Kulakların" yani zengin köylülerin tasfiyesi denilen bu süreç, neredeyse köylülüğün imhası şeklinde gerçekleşir ve toplumsal yapıda köklü bir değişimi getirir. "Kulak" ilan edilerek tutuklanan ve sürgün edilen bu milyonlarca köylüden de 5 yıllık plan kapsamındaki projelerde mahkum emeği olarak yararlanılır.



"Kulakların tasfiyesi"


Sürgün edilen bu köylüler, Beyaz Deniz Kanalı projesinde ve  Sibirya'daki madenlerde çok kötü koşullarda çalışmaya mahkum edilir ve yüz binlercesi de bu koşullar nedeniyle birkaç yıl içinde ölür. Buralarda ihtiyaç duyulan emek, İçişleri Halk Komiserliği'nin, yani meşhur NKVD'nin her köy için belirlediği "kulak" kotasının, yerel NKVD ve sovyetler eliyle tespit edilmesiyle karşılanır. Örneğin hiç zengin köylü bulunmayan çok az nüfuslu bir köyden 11 kulak ailesini bildirmeleri istenir. Köy sovyeti, tek atı, bir ineği bulunan köylüleri katarak ancak 7 aileyi -ki onlar da yoksul köylülerdir- belirleyebilir. Kotayı tamamlamak için sovyette yer alanların da katıldığı bir kura çekerler.



Yezhov ve "Büyük Terör"


Sonuç olarak hızlı sanayileşme gerçekleşir ama milyonlarca köylü ailesinin darmadığın olması pahasına. Bu hızlı kalkınma ve sanayileşme süreci yeni bir bürokratik tabakayı da ortaya çıkarır. Sanayileşmiş toplum yeni ihtiyaçları ve insan tipini ortaya koyar. Partide de bu süreçte önemli değişimler yaşanır. Ekim Devrimi sonrasının Spartalı kültürüne sahip komünizm idealine sahip partili devrimcilerin yerini, 1930'larda bu yeni bürokratik tabaka alır, kariyer hırsı ve kişisel çıkarlar öne çıkar. Moskova'da bu tabakaya yönelik yeni konutlar inşa edilir, özel dükkanlardan tüketim ayrıcalığı sağlanır. Sonuçta bir zamanlar işçi sınıfı içinde ağır basan eski hakkaniyet ve eşitlik duygusunun yerine yeni bir hiyerarşik sistem ve onun ayrıcalıklı bürokratları geçer. Zaten daha sonra da Stalin'in NKVD'nin şefliğine getirdiği Nikolai Yezhov'un yürüttüğü "Büyük Terör" sırasında partinin kadrolarında acımasız bir tasfiyeye gidildiğinde, her düzeydeki eski kuşak komünistler yok edilir.



İşte Figes, bu kabaca ve geniş özette anlatılan süreci, bizzat o dönemleri bir çocuk, bir yetişkin, bir Komsomol veya Öncü üyesi, bir partili, bir "Kulak" ya da bir "NEP adamı" çocuğu olarak yaşamış insanların dilinden anlatıyor. 



Okuru, Polonyalı bir soylunun kızı olduğu ve kilisede görüldüğü için Komsomol'dan atılan Marya Drozdova'nın bütün bir sınıfın önünde "yüz karası" ilan edilmesine;  İlya Slavin'in "NEP adamı" sayılan avukat babasının tutuklanmasıyla evlerinden atılmalarına; "kulakların tasfiyesi" sırasında 8 yaşındaki Antonina Golovina, annesi ve iki küçük kardeşiyle beraber Sibirya'ya sürgün yollarına; tutuklu bir mahkum olan tüccar Naftali Frenkel'in Stalin'e yazdığı mektupla GULAG'ları ve köle emeğini uygulamaya koydurarak, danışman yapılmasına; ailesini ve köylülerini NKVD'ye ihbar ederek tutuklanmalarına yol açan Trofim Morozov adlı çocuğun öldürülmesi ardından rejim tarafından bir kült haline getirilmesine taşıyor. Figes, böyle onlarca tanığın anlatımları ile Büyük Terör döneminin tasfiyelerini, Butirki, Lubyanka hapishanelerinde komünistlerin işkence görmesini, kurşuna dizilmelerini; halk düşmanı ilan edilip ailelerinin de benzer akıbete uğratılmasını anlatıyor.


O zaman da tüm bu genel tarih anlatısının, nasıl bir trajedi olduğu somutluk ve biçim kazanıyor. İnsanlığın eşit, adil ve özgür bir toplumda yaşama idealinin nasıl adım adım bir korku rejimine dönüştüğü; bunda kişilerin, ideolojinin, içinde yaşanılan toplum ve dünyanın koşullarının ne ölçüde belirleyici olduğu anlaşılıyor.



27 Mayıs'ın Bakanlar Kurulu toplantılarında konuşulanlar...


Kitaba ilişkin tartışmalar...


Kitabın ilk yayımlandığı sırada, Rusya'da yaşayan araştırmacı Mustafa Yılmaz'ın kısmen Türkiye'ye de aktardığı bir tartışma gerçekleşti. O da Rusya'da neden basılmadığıydı. Figes, bunda Putin'in parmağı olduğunu ileri sürdü. Mustafa Yılmaz, bunda doğruluk payı olabileceğini, o günlerde Figes'in kitaptaki kişilerle bağlantısını sağlayan insan hakları kuruluşu Memorial'ın Rusya'da baskı altına alındığını aktardı. Ancak bir başka iddia ise, Figes'in bazı tanık anlatımlarını yanlış ya da aşırı yorumladığı idi. Rusya'da kitabın basımını reddeden iki yayınevinin öne sürdüğü gerekçe buydu. Ancak arşivlerinden yararlandığı Memorial Örgütü'nün yetkilisi, bu yorumlamaların yazarın hakkı olduğunu, kitapta yanlış bir şey olmadığını, sadece hayatta olan bazı tanıkların resmediliş biçimlerinden rencide olabileceklerini söyledi. 

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS