Terörizm mi? Direniş mi?

Terörizm mi? Direniş mi?

"Her an herhangi bir yerde patlayacak bir bombayla ölebilir, ağzımızdan çıkacak en ufak itirazdan dolayı terörist damgası yiyebiliriz". Fransız sosyolog Gérard Rabinovitch, "Terörizm mi? Direniş mi?" adlı kitabında modern siyasetin diline Fransız Devrimi sırasında giren "terörizm"i, Sokrates, Arendt, Adorno, Benjamin, Camus, Narodnikler, Fransız Direnişçileri gibi farklı düşünür ve eylemcilerden yola çıkarak ele alıyor.

Sel Yayıncılık Şubat ayında bir dizi kitabı okurla buluşturdu. Bunlar arasında yer alan Fransız sosyolog Gérard Rabinovitch'in "Terörizm mi? Direniş mi?" adlı kitabında modern siyasetin diline Fransız Devrimi sırasında giren "terörizm", farklı düşünür ve eylemcilerden yola çıkarak ele alınıyor. Yayınevi ayrıca, Işık Ergüden'in muktedirin ideolojik yapısını bütün çıplaklığıyla yansıttığı hapishaneleri incelediği "Hapishane Çağı"nı da okurla buluşturdu. Sel Yayıncılık edebiyat kitapları arasında da Eduardo Galeano’nun en önemli eserlerinden Ateş Anıları üçlemesinin ikinci cildi "Yüzler ve Maskeler"i, Boris Vian’ın anti-militarizm, şiddet, müzik ve aşk gibi vazgeçilmez temaları işlediği on bir çarpıcı öyküden oluşan "Karıncalar"ı, Alfred Jarry’nin "Sezar-Deccal"i ile Hüseyin Kıran'ın "Resul"ü bulunuyor.

Resul

Resul, verili tüm değerlere, bilince, maddeye karşı çıkışın; ötekiliği yontan, ezen, kazıyan, normalleştirmeye çalışan güce karşı bireyin sadece var olarak direnmesinin, öte yandan da biz ölümlülerin algılarını boşa çıkarmak için kendini yok etmesinin alegorik anlatısıdır.

Beden ile öz arasındaki mücadelenin de, barışın da beyhudeliğinin altı çizilirken gerçekle gerçek dışı arasındaki çizginin silindiği bu eserde Hüseyin Kıran çözümü dilin kendisinde arıyor. Çok tartışılan ilk romanı Resul’de yazar dil içinde dil, ev içinde ev kurarak imkânları mümkün kılan kült bir kitap ortaya koyuyor.

“Sadece Resul, sadece canlı, sadece kendim, kendimle eşit ve kendinden ibaret olmak ve bunu asla bilmemek. Bilmek çürütüyor çünkü canlıyı.”

Hüseyin Kıran, 1965 yılında Amasya’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Üniversiteden politik nedenlerle ayrılmak zorunda kaldı. Yine aynı nedenlerle 10 yıl hapis yattı. İki kız çocuk babası. İstanbul’da yaşıyor. Yazarın diğer kitapları: Madde Kara (şiir, Metis Yayınları, 2004), Gecedegiden (roman, Ayrıntı Yayınları, 2011), Benim Adım Meleklerin Hizasına Yazılıdır (roman, Ayrıntı Yayınları, 2013), Küstah (şiir, İkaros Yayınları, 2014), Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor (roman, Sel Yayıncılık, 2016).

Karıncalar

Karıncalar, Boris Vian’ın yaşamı boyunca sanatın hemen hemen tüm dallarını kullanarak bize sunacağı, anti-militarizm, şiddet, müzik ve aşk gibi vazgeçilmez temaların işlendiği on bir çarpıcı öyküden oluşuyor.

Savaşın anlamsızlığından polis şiddetine, şiddetin sıradanlığından “saçma”nın anlamına dek uzanan son derece sarsıcı öykülerin arka planında derin bir mizah, içten bir insancıl sevgi arayışı, buruk bir hüzün ve kahkaha kendini hep hissettiriyor.

Boris Vian’ın külliyatının en has yanlarını içinde barındıran Karıncalar, bir mücevher kutusu gibi tekrar tekrar okunmaya ve ölümsüzleşmeye aday.
Tıpkı “Karıncalar” öyküsünün kahramanı gibi, ayağımızı kaldırırsak patlayacağını bildiğimiz bir mayın üzerinde iyice saçma bir hal almış hayatlarımıza alaycı bir kahkaha atmak isteyenlere...

Boris Vian, 1920’de Paris yakınlarındaki Ville-d’Avray’de doğan bir yazar, şair, şarkı sözü yazarı, şarkıcı, müzik eleştirmeni, caz müzisyeni (trompetçi), senarist, çevirmen, hatip, oyuncu ve ressamdır.

Beş yaşında okuma yazma öğrenen Vian, on yaşına geldiğinde Fransız edebiyatının neredeyse bütün klasiklerini okumuştur. 1942’de metalürji mühendisi olan Vian, mühendislik yaparken bir yandan da müstear adlarla ilk yapıtlarını yazmaya başlar. Karamsarlığıyla ün salmış Vian, Alfred Jarry’nin geliştirdiği patafizik felsefeye bağlı bir tarzda yazarak hayali makineler ve uydurma sözcükler icat etmiş, absürde, varoluşçu felsefeye, şenliğe ve oyuna sadık kalmıştır. On yedi yaşında trompet çalmaya başlayan Vian, yazdığı şarkı sözleri sayesinde 1940’lı yılların sonunda Duke Ellington, Charlie Parker, Miles Davis gibi Amerikalı ünlü cazcılarla birlikte çalışır, ilk kabare gösterileri de bu dönemde ortaya çıkar. Senaryo yazmanın yanı sıra filmlerde küçük rollerde de oynayan Vian, 1959 yılında, Mezarlarınıza Tüküreceğim adlı romanından uyarlanan filmin galasında geçirdiği kalp krizi nedeniyle otuz dokuz yaşında hayatını kaybeder.

Türkçede yayınlanmış çok sayıda eseri bulunan yazarın en bilinen üç romanı Günlerin Köpüğü (L’Écume des jours), Mezarlarınıza Tüküreceğim (J’irai cracher sur vos tombes) ve Pekin’de Sonbahar’dır. (L’Automne à Pékin)

Ateş Anıları - ıı

Eduardo Galeano’nun en önemli eserlerinden Ateş Anıları üçlemesinin ikinci cildi Yüzler ve Maskeler’in odağında bu kez, Yeni Dünya’da köleliğe ve sömürüye başkaldırıların yaşandığı, bağımsızlık savaşlarının verildiği on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllar var.

Özgür ve birleşik Latin Amerika için mücadele eden büyük lider Simón Bolivar’dan, ezilenlerin sesi Kübalı şair José Martí’ye kadar pek çok karakter üzerinden gelişen ve birinci ciltteki gibi mozaik tarzında sürdürülen yüzlerce hikâyede baskı ve zulme direniş destanlarına tanıklık ediyoruz. Ne var ki, eski sömürü yöntemlerinden vazgeçmek zorunda kalan emperyalistler bu kez yeni yöntemlere başvuruyor.

Araştırmacılık, gazetecilik ve devrimci perspektifin birleştiği Ateş Anıları üçlemesinde Galeano, şiirsel anlatımı ve cesur diliyle tarihin kayıp ve susturulmuş gerçekliklerini bir bir sahneye çıkarmayı sürdürüyor.

Eduardo Galeano, Montevideo, Uruguay’da orta sınıf Katolik bir ailede doğdu. Sosyalist Parti’nin haftalık yayın organı El Sol’da ilk politik çizgi romanı yayımlandığında daha on dört yaşındaydı. 1960’larda Marcha’da editör olarak gazetecilik kariyerine başladı. 1973’te gerçekleşen askeri darbe sonucunda önce hapse atıldı, sonra sürgüne gönderildi. Arjantin’e yerleşen Galeano orada Crisis adlı kültür dergisini çıkarmaya başladı.

1976’da Arjantin’de de darbe yapılması üzerine İspanya’ya kaçmak zorunda kaldı. 1985 yılında Montevideo’ya dönen Galeano 2015 yılında bu şehirde hayatını kaybetti.

Yazarın, Ve Günler Yürümeye Başladı, Aynalar, Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri ile Kadınlar isimli kitapları yayınevimiz tarafından yayınlanmıştır. Ateş Anıları Üçlemesi, Yürüyen Kelimeler, Tepetaklak–Tersine Dünya Okulu ve Zamanın Ağızları ise yayın programımızdadır.

Sezar-Deccal

Sezar-Deccal ağrılı dünyamızın düşsel bilimi patafiziğin öncüsü Alfred Jarry’nin alametifarikası haline gelmiş Kral Übü oyununun öncülü niteliği taşıyor. Jarry’nin ana karakteri Übü Baba’nın Deccal kişiliğinde ortaya çıktığı Kral Übü’nün 1895 tarihli bu ilk versiyonunda, İsa’nın tersine dönmüş yansıması olan Deccal sahne alıyor.

Karanlıkçılığın ve kapalı anlatımın Jarry’ye şiirsel bir ilke sağladığı bu metinde zıtların birliği, anlam üretici bir makineyi işleterek Kral Übü’yü, simetri işlevine göre işleyen sembolik ve sentetik bir yapıya dönüştürüyor. Dünya ile okur arasında bir ara yüzey olan Sezar-Deccal, seyircilerin zihinlerini okült
anlamların sentetik kitlesiyle temasa geçirmek üzere yararak boşlukla bağ kuran bir mekanizma işlevi görüyor.

Jarry’nin ancak bir ayna oyunuyla anlam bulan içbükey estetik perspektifinden, dejenere olmuş Hıristiyan köktendinciliğine bakmak ve absürdün sınırlarında gezinmek isteyenler için, Sezar-Deccal okurun yansıttığı anlamın eşsiz bir grotesk yansıması...

Alfred Jarry, 1873’te Fransa’nın Laval kentinde doğdu. Daha lisedeyken yazmaya başladı. Kısa ama üretken yaşamı boyunca pek çok tiyatro oyunu, roman ve öykü kaleme aldı. Genellikle sembolist hareketle bağdaştırılan Jarry’nin Kral Übü adlı oyunu Dadaizm, Gerçeküstücülük ve Fütürizm’in öncüsü olarak kabul edilmiş, Boris Vian, Georges Perec ve Raymond Queneau gibi isimleri derinden etkilemiştir. Çok farklı, melez ve karma üsluplarda yazan Jarry’nin oyun, roman, deneme ve gazete yazıları absürd edebiyatın ve postmodern felsefenin ilk örnekleri sayılabilir. Yaşamının son yıllarında Guillaume Apollinaire, André Salmon ve Max Jacob gibi döneminin ünlü isimleri için bir kült figür haline gelmişti. Jarry 1907 yılında Paris’te tüberkülozdan yaşamını kaybetti.

Yazarın Türkçeye çevrilen kitapları şunlardır: Alfred Jarry Seçme Eserler (çev. Işık Ergüden, Dost, 2003), Kral Übü (çev. Şehsuvar Aktaş ve Ayşe Selen, Mitos Boyut, 2004), Zincire Vurulmuş Übü (çev. Şehsuvar Aktaş ve Ayşe Selen, Mitos Boyut, 2011), Patafizikçi Doktor Faustroll’un Davranış ve Görüşleri (çev. Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, 2015) ve Günler ve Geceler, Bir Asker Kaçağının Romanı (çev. Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, 2015).

Hapishane Çağı

Tıpkı okul ve kışla gibi, muktedirin ideolojik yapısını bütün çıplaklığıyla yansıttığı hapishane, yukarıdan aşağı örgütlenen toplumsal şiddetin hem bir parçası hem de yeniden üreticisidir. Suç ve suçlu kavramı yüzyıllar içerisinde değişmişse de “içerdeki” her zaman siyasal iktidarın düşman bellediği kesim ve sınıflar olmuştur. “Suç”un kendisini oluşturan faktörleri sorgulamadan normalleştirilen “suçlu’yu ne yapacağız” sorusu ise iktidara, günü geldiğinde herhangi birimizi suçlu ilan edebilecek bir meşruiyet sağlar. Üstelik insanı, belirli bir mekâna kapatarak “tedavi” ya da “ıslah” edeceğini iddia edenlerin “suç”larını da ortadan kaldırır.

Cezaevlerinin tarihi şiddet ve baskı kadar direnişin de tarihidir. Işık Ergüden, koşulların iyileştirilmesi, somut taleplerin karşılanması, hak ihlallerinin azaltılması için verilen mücadeleleri elbette yadsımadan, hapishane ve kapatılma kavramının kendisini, hapishanesiz bir toplumu düşünmeye; sistemin medya ve teknoloji dahil bütün aygıtlarıyla “dışarıda” kapattığı insanı bir kez daha dört duvarın arkasına, görünmezliğe, hem insana hem de insansızlığa mahkûm etmenin insanlıkdışılığını sorgulamaya çağırıyor.

Hapishaneye giren insan tipolojisinin giderek daha geniş bir yelpazeye yayıldığı, neyle suçlandığını bile bilmeyen insanların yıllarca hapis yatabildiği, hukuk sisteminin yerini açıkça bir intikam ve rehine sistemine bıraktığı günümüzde hepimizin ihtiyacı olan bir sorgulama...

Işık Ergüden, 1979 yılında Selimiye Askeri Tutukevi’nde başlayan hapishane serüvenini; Toptaşı, Sultanahmet, Metris, Sağmalcılar Özel Tip gibi çeşitli cezaevlerinin koğuş ve hücreleri arasında gidip geldikten sonra Bartın Cezaevi’nden şartlı tahliyeyle çıkarak 1991 yılında tamamladığında “müddetname”si 2015’i gösteriyordu. Yazıyı ve kitabı hep sevdi, hâlâ da seviyor. Kurşunkalemle, Sessizliğin Anarşisi, Sözler, Yazılar, Sorular ile Kurgusuz ve Yaşanmamış isimli kitapların yazarı, iki yüzden fazla kitabın çevirmenidir.

Terörizm mi? Direniş mi?

“Terörizm paradoksu”nu yaşıyoruz. Hepimiz hem kurbanız hem de zanlı. Her an herhangi bir yerde patlayacak bir bombayla ölebilir, ağzımızdan çıkacak en ufak itirazdan dolayı terörist damgası yiyebiliriz. Bütün kavramları bulandırıp dejenere etmek, her türden iktidar ve tahakkümün temel marifeti, propagandif bir araçsallaştırma ve manipülasyon yöntemidir. Dolayısıyla tahakkümün öncelikle dilde kurulduğunu söyleyebiliriz.

Gérard Rabinovitch, bu özlü metninde, modern siyaset diline Fransız Devrimi sırasında giren “terörizm” ve “direniş”in karşıt temellere dayalı iki mücadele tarzı olduğunu; İkinci Dünya Savaşı’ndaki direnişlere, tarihsel, antropolojik ve sosyolojik kaynaklara başvurarak, Sokrates, Arendt, Adorno, Benjamin, Camus, Narodnikler, Fransız Direnişçileri gibi farklı düşünür ve eylemcilerden yola çıkarak irdeliyor.

Silahlı biçimlerinde dahi “yaşasın hayat!” diyen, egemen libido’ya engel oluşturan duygusal ve etik bir insanlık haline işaret eden Direniş’in, İnsan Hakları Bildirgesi’nden bu yana zorbalığa ve zorbaya karşı koymak anlamında mutlak bir değer kategorisine yerleştiğini, siyaset felsefesi ve etik açısından taşıdığı tüm anlamlarla birlikte ortaya koyuyor.

Gérard Rabinovitch, 1948 Paris doğumlu Fransız filozof ve sosyolog. Toplama kamplarında da kalmış Fransız Direnişçisi bir ailede yetişmiştir. CNRS’te (Ulusal Bilimsel Araştırmalar Merkezi) araştırmacı, CERSES (Anlam, Etik, Toplum Araştırma Merkezi) üyesi, Paris VII Denis Diderot Üniversitesi’ndeki CRPMS’de (Psikanaliz, Tıp ve Toplum Araştırma Merkezi) araştırmacı, AIU’da (Avrupa Emmanuel Lévinas Enstitüsü) akademik araştırmalar yöneticisi ve profesördür.

Siyaset felsefesi alanındaki çalışmalarını Weberci bir gelenek içinde Frankfurt Okulu’nun; özellikle Hannah Arendt, Walter Benjamin, Ernst Bloch, Siegfried Kracauer gibi Okul’un yakınları ve mirasçılarının çalışmalarından yola çıkarak, psikanaliz, antropoloji ve tarih üzerine düşüncelerden de beslenerek sürdürmektedir. Yayımlanmış çok sayıda eseri vardır.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS