Türkiye'de sol ve ordu ilişkisini anlattı

Türkiye'de sol ve ordu ilişkisini anlattı

Özgür Mutlu Ulus, Türkiye'de Sol ve Ordu (1960 - 1971) adlı kitabında, Türkiye'de faaliyet göstermiş sol örgütlerin ordu ve cuntacılık konularına olan yaklaşımlarını inceliyor.

İletişim Yayınları, Özgür Mutlu Ulus'un "Türkiye'de Sol ve Ordu (1960 - 1971)" ile Burçin Gerçek'in "Akıntıya Karşı - Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler" adlı incelemelerini ve Jenny Edkins'in farklı coğrafyalarda yaşanan kayıpları incelediği kitabı "Kayıp - İnsanlar ve Politika" adlı kitaplarını 11 Kasım'da okurla buluşturuyor. Aynı tarihte İletişim Yayınları'ndan çıkacak Mahir Ünsal Eriş'in "Benim Adım Feridun", 


Giray Kemer'in "Ses Veriyorum", Faddey Venediktoviç Bulgarin'in "Mitrofan'ın Ay Serüveni", Mithat Alam'ın "Sinemayı Seven Adam" başlıklı anıları ile Emrah Serbes'in Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat kitaplarını bir araya getiren "Behzat Ç. - 10. Yıl Özel Baskı" kitabı da raflardaki yerini alacak.


Türkiye'de Sol ve Ordu (1960-1971)


İletişim Yayınları, Özgür Mutlu Ulus'un Türkiye'de Sol ve Ordu (1960 - 1971) adlı incelemesini okurla buluşturuyor. Ulus, 1960 - 1971 yılları arasında Türkiye'de faaliyet göstermiş sol örgütlerin ordu ve cuntacılık konularına olan yaklaşımlarını incelediği çalışmasında, bu siyasi yapılar arasındaki teorik tartışmaları doğrudan yansıtırken, aynı zamanda dönemin sosyalist çevrelerinin önemli isimleriyle yapılmış görüşmelerle de çalışmasını zenginleştiriyor.


Sosyalist devrim hemen mi olmalı, yoksa henüz vakit erken mi? Devrim mücadelesinin öncü kuvveti "eli nasırlılar" mı olacak, yoksa "zinde kuvvetler" mi? 27 Mayıs'tan 12 Mart'a kadar süren yaklaşık on yıllık zaman diliminde sol çevrelerin en canlı tartışmaları bu sorular etrafında şekillenmişti. Birçok hareket Kemalist miras ile yoğurduğu sosyalizm anlayışında orduya ilerici ve devrimci bir rol atfetmiş, kimileri ise devrimi demokratik yollardan örgütleme inancını korumuştu.



Arka kapaktan


Özgür Mutlu Ulus, bu kapsamlı çalışmasında, 1960-1971 yılları arasında siyaset sahnesinde yer alan sol hareketlerin orduya ve cuntacılığa yaklaşımlarını incelerken, aralarındaki teorik tartışmalara da geniş yer ayırıyor; orduya bakışın sol çevrelerin siyasi anlayış ve pratiklerini belirleyen temel unsurlardan biri olduğunu ileri sürüyor. Dönemin sol hareketlerine dair sunduğu panoramayı, sosyalist çevrelerden önemli isimlerle yaptığı görüşmelerle zenginleştiriyor.


Kitaptan alıntı


"Bu çalışmanın en temel sorularından biri sosyalistlerin orduya bakışının Türk solunun yapısı, gelişimi ve sonuçta zayıflamasının dinamikleri hakkında bizlere bir veri sunup sunmayacağıydı. Ben sunduğunu düşünüyorum. Araştırmada ortaya çıkan önemli sonuçlardan biri, ordunun rolüne dair değerlendirmelerin sol içerisindeki temel ayrışma noktasını oluşturduğudur."


Akıntıya Karşı - Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler


İletişim Yayınları, Burçin Gerçek'in Akıntıya Karşı - Ermeni Soykırımında Emirlere Karşı Gelenler, Kurtaranlar, Direnenler adlı incelemesini yayımlıyor.


Gerçek, Ermenileri 1915'te çıktıkları ölüm yolculuğundan kurtarmaya çalışan insanların hikâyelerini anlattığı bu kitabında, Ermenilere yapılmak istenenlere karşı çıkan insanların karşı çıkma sebeplerini de gözler önüne seriyor. Ermeni toplumunun yaşadıklarına farklı bir pencereden bakmak için eşsiz bir kaynak…



Arka kapaktan


1915'te emirlere karşı gelerek Ermenileri ölüm yolculuğundan kurtarmaya çalışan devlet memurları, din adamları, aşiret reisleri, köy ağaları ve sıradan insanlar da vardı. Bazıları dinî inançları gereği ya da bir tür şeref ve itibar anlayışıyla; bazıları insani açıdan yapılanları kabul edilemez bulduğu ya da memleketleri için bir felaket olduğunu düşünerek yapılanlara karşı çıktılar. Akıntıya Karşı bu insanların hikâyelerini aktarırken, bu tür araştırmalarda karşılaşılabilecek sorunları ve tuzakları da hassasiyetle ele alıyor.


Kitaptan alıntı


"Bugün çoğunun isimleri unutulmuş, ailelerinin bile hikâyelerinden bihaber olduğu, kimileri bir mezardan bile yoksun, yaşadıkları ya da görev yaptıkları kurumların, şehirlerin belleğinden silinmiş yüzlerce insan, farklı motivasyon ve yaklaşımlarla 1915'te vicdanlı bir tavır sergilediler. 'Binlerce masum çocuk, kabahatsiz ihtiyar, aciz kadınlar, kuvvetli gençler' bir 'kan cereyanı içinde yokluğa doğru' giderken 'elleriyle, tırnaklarıyla' akıntıya karşı durdular."


Kayıp - İnsanlar ve Politika


Jenny Edkins'ın farklı coğrafyalarda ve farklı koşullar altında yaşanan kayıpları incelediği kitabı Kayıp - İnsanlar ve Politika İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor.


Edkins, İkinci Dünya Savaşı, 11 Eylül saldırısı ve 2005'te Londra yaşanan bombalı saldırıların ardından yaşanan kayıpları; görev esnasında kaybolan askerleri, Arjantin'de yaşanan siyasi kayıpları ve kendi iradesiyle ortadan kaybolan insanları anlattığı kitabında, kayıplarını arayan insanların "idare" tarafından nasıl algılandıklarını ve ne konuma sokulduklarını da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.



Arka kapaktan


Kayıp'ta Jenny Edkins farklı koşullar altında meydana gelen kayıp vakalarını inceliyor: Avrupa'da milyonlarca insanın yerinden edildiği İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemi; 11 Eylül 2001'de Manhattan'daki Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin yıkılması sonrasındaki dönemi; Temmuz 2005'te Londra'da gerçekleştirilen bir dizi bombalı saldırı sonrasındaki dönemi; görev esnasında kaybolan askerî personelin aranmasını; Latin Amerika'daki, özellikle Arjantin'deki binlerce siyasi "kayıp"ları ve hayatın olağan akışı içinde ailelerini terk ederek kendi iradesiyle ortadan kaybolanları… Yakınları ve aileleri için "biricik" olan kimselerin ortadan yok olmasından sonra yaşanılanları tarihsel perspektifleri içinde, detaylı biçimde ele alan Edkins savaş, politik şiddet, soykırım ya da doğal felaketler sonucu kaybolan insanların aranması faaliyeti esnasında "idarenin" insanları nasıl nesneleştirdiğini gösteriyor; adli teşhis süreci, kayıp yakınlarının tutumu, yas tutma hallerine değinerek "namevcut olma hali"nin politik terimlere tahvil edildiğinde ne anlam ifade edebileceğini araştırıyor.


Kitaptan alıntı


"Bu kitap, insanı hem nesneleştiren hem de araçsallaştıran yaygın politik ya da biyopolitik yönetim formlarına duyulan öfkeden hareketle ortaya çıktı. (…) Kişi, idareye ait bir nesne olarak ele alınır: Politik bir duruşu olmayan, sesi önemsenmeyen, bağlamdan kopuk ve tekilleştirilmiş biri olarak. Çağdaş politikalar, kişiyi bir birey olarak değil, bir nesne olarak görür…"


Benim Adım Feridun


Son dönem Türkçe edebiyatın en önemli yazarlarından Mahir Ünsal Eriş'in Benim Adım Feridun adlı öyküsü, şimdi Murat Başol'un çizgileriyle İletişim Yayınları tarafından sunuluyor.


Eriş'in 60. Sait Faik Hikâye Ödülü'nü kazanan kitabı Olduğu Kadar Güzeldik'inde yer alan Benim Adım Feridun, sinemaya uyarlanmasının ardından bu çizgili öykü versiyonuyla renklenecek… Yere göğe sığamayan, dünya ağrılı, kederli, acımış bir adamın serencamı. Sahil rehavetini, çay bahçelerini, eski hatıraları, çiçek açmak için gün ışığını, düğün halayını arayan Feridun…Onun adı Feridun.



Behzat Ç. - 10. Yıl Özel Baskı


İletişim Yayınları, Emrah Serbes'in bizi Behzat Ç. ile tanıştıran kitapları Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat'ı yayımlanışının onuncu yılında özel bir baskıda bir araya getiriyor. Bu özel baskı, romanları daha önce okumuş okurlar için bir koleksiyon değeri taşırken, aynı zamanda Behzat Ç. ile tanışmak için sabırsızlanan okurlara iki metni bir arada bulma imkânı sunuyor.


Her sayfada Ankara… Kızılay, Sakarya Caddesi, SSK İşhanı, Dil-Tarih, Atakule, öğrenci evleri... ve Emniyet... Cinayet Masasında "yeni müktesebata" uyum sağlayamamış, lambur lumbur, "dişli" bir başkomiser. Hayata başka türlü bakan biri, "amir", öfkeli, yerinde duramayan... İti de uğursuzu da biliyor... Türkçe polisiye edebiyatının ve yakın dönem popüler kültürün fenomeni Behzat Ç.'nin iki ünlü romanı Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat, yayımlanışının onuncu yılı vesilesiyle özel bir baskıda bir arada…



Ses Veriyorum


İletişim Yayınları, daha önce Olaylar Boksörün Pazı Sarmasını Yemesiyle Başladı adlı kitabını yayımladığı Giray Kemer'in bu kez Ses Veriyorum'unu edebiyatseverlerin beğenisine sunuyor. Giray Kemer, kahramanlarını şehrin sokaklarında, griliğinde, rutininde ve barlarında dolaştırdığı bu romanında bir aşk hikâyesini kendine has diliyle anlatıyor.


Gri Ankara'ya bakan bir terasta sürekli bir şeyler içip hasbihâl eden iki arkadaş, Burak ve Avukat, neden yan yana duruyorlar? Birlikte susmanın, birlikte içmenin ve birlikte anlamanın garip yarenliği… Giray Kemer şehrin rutinini, boşluğu, vakit öldürmeyi, yerine bir şey koyamamayı anlatıyor. Şehrin sokaklarında, barlarında; gökyüzünü seyrederek, acele etmeden, ses vererek, seslenerek, rehavetle…



Arka kapaktan


Ses Veriyorum, kırık bir aşk hikâyesini ilginç bir arkadaşlıkla doldurarak geçiştirmenin, unutmanın, şehri ve yaşanmışlıkları geride bırakmanın romanı.
Tüm bunlar aklımdan geçerken yüzümde beliren istemsiz gülümsemeyi fark ettim. Bu çocuğu ne kadar sevdiğimi düşündüm. Bir de terasın üzerinden


Kitaptan alıntı


Meclis'e doğru uçan kırlangıçları. Acaba göç mevsimleri miydi? Hiç de bilmem ki. Sonra ihaneti, yakalanmayı, ayrılığı…


Mitrofan'ın Ay Serüveni


İletişim Yayınları 19. Yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından Faddey Bulgarin'in Mitrofan'ın Ay Serüveni'ni edebiyatseverlerle buluşturuyor. Çağının en önemli hiciv ve taşlama ustalarından Bulgarin'in Türkçeye ilk kez çevrilen beş öyküsünden oluşan Mitrofan'ın Ay Serüveni, damağınızda klasik eserlere has olgun bir edebiyat tadı bırakacak.



Arka kapaktan


19. yüzyıl Rus edebiyatının hiciv ve taşlama ustalarından Faddey Bulgarin, Mitrofan'ın Ay Serüveni'nde insanlığın ütopyacı umutlarının çarpıcı bir tasvirini sunuyor. Beş öykülük bir derlemeden oluşan Mitrofan'ın Ay Serüveni, sıradışı bir önseziyle geleceğin birçok önemli buluşuna ışık tutan öncü bir yazarın kaleminden çıkma. Bulgarin, hayal gücünün zenginliğini ortaya koyan öykülerinde zeplin, uçak, ultrason gibi yenilikleri tasvir ederken Doğu'nun kadim öykülerini geniş ve sağlam bir tarih bilgisiyle yeniden yorumluyor. Gerek yazdıkları gerek yaşamıyla 19. yüzyıl Rusyası'nın en renkli figürlerinden olan Faddey Venediktoviç Bulgarin'in öyküleri elinizdeki çeviriyle ilk kez Türkçede. Bulgarin, Rus nesrinin 19. yüzyıl başında içerdiği muazzam çeşitliliğin unutulmaz mimarlarından biri.


"Bulgarin, ana caddede herkesin ortasında rastlaşmaya cesaret edemeyeceğim türden bir yazar." Aleksandr Sergeyeviç Puşkin


"Bulgarin, 19. yüzyılın ilk yarısında Rus edebiyatının en popüler yazarlarından biriydi ve tarihî roman, seyahatname, hatırat ve deneme gibi birçok türün gelişiminde doğrudan katkısı oldu." Elena Katz


Sinemayı Seven Adam


İletişim Yayınları Mithat Alam'ı ve onun Boğaziçi Üniversitesi'nde kurduğu Film Merkezi'ni tüm yönleriyle tanıma imkânı sunan Sinemayı Seven Adam'ı yayımlıyor.


Umut Barış Dönmez'in hazırladığı söyleşilere dayanan kitap Alam'ın sinema tutkusunu doğrudan yansıtırken; filmler, yönetmenler, sinema tarihi, Film Merkezi, merkezin kuruluş aşaması, işleyişi ve bu merkezden yetişen sinemacılara uzanan onlarca konu hakkında yeni ve renkli bilgiler sunuyor. Sinemayı Seven Adam, hem sinemaseverler hem de sinema öğrencileri için bir başucu kitabı…


Sinemayı Seven Adam, Mithat Alam'ın şahsi hikâyesiyle beraber Boğaziçi Üniversitesi'nde kurduğu film merkezinin de hikâyesini, üstelik birinci ağızdan aktarıyor. Umut Barış Dönmez'in hazırladığı ve yürüttüğü söyleşiyle şekillenen kitapta, Mithat Alam sevmediği iş yaşamından kopup sevdiği sinemaya dair meşgalelere nasıl "bulaştığı"nı zevkle anlatıyor. Bir yandan filmler ve yönetmenler, oyuncular hakkında muazzam bir sohbete tanıklık ederken diğer yandan sinema tarihine, Mithat Alam Film Merkezi'nin kuruluşu ve gelişimine, Film Merkezi'nde yapılan işlere, Merkez'den yetişen sinemacılara uzanan kapsamlı bir dökümün sunulmasına da şahit oluyoruz.



Arka kapaktan


Sinemayı Seven Adam sadece bir insanın hikâyesini anlatmıyor; insanların yaptıkları "iyi" işlerle kendi hayatlarını olduğu kadar başkalarının hayatlarını da nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor…


Kitaptan alıntı


"Bu çalışmanın en temel sorularından biri sosyalistlerin orduya bakışının Türk solunun yapısı, gelişimi ve sonuçta zayıflamasının dinamikleri hakkında bizlere bir veri sunup sunmayacağıydı. Ben sunduğunu düşünüyorum. Araştırmada ortaya çıkan önemli sonuçlardan biri, ordunun rolüne dair değerlendirmelerin sol içerisindeki temel ayrışma noktasını oluşturduğudur."

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS