''Vur ulan vur''- ''Vurmayın, öldüm''

''Vur ulan vur''- ''Vurmayın, öldüm''

16 insan bir araya gelse ne yapabilir? Basit cevaplar verilebilir bu soruya: 16 insan bir araya gelse film izleyebilir, halay çekebilir yahut türkü söyleyebilirler... Fakat 16 kişi toplansa herhangi birini linç de edebilirler. ''Linç Öyküleri- Vur Ulan Vur'' isimli kitapta ise 15 edebiyatçı- 1 çizer bir araya geldi, kalemleriyle linç kültürüne meydan okudu.

Linç kelimesinin Türk Dil Kurumu'ndaki açıklaması şöyle: ''Birden çok kimsenin kendilerine göre suç olan bir davranışından ötürü birini, yasa dışı ve yargılamasız olarak öldürmesi...''

Tarihi ise çok eskilere; 1870'lere dayanıyor. Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında mahkeme başkanlığı yapan Albay Charles Lynch, İngiliz yanlısı olanların hakkında herhangi bir kanıt bulmaya lüzum görmeden, yasal bir yol izlemeden onları cezalandırıyor.

Lynch adını bir yasaya veriyor; Linç yasası. Linçlerin çoğu ölümle bitiyor.

Ama linç kültürü bitmiyor. Kötülüğün sürdürebilirliğinden olsa gerek linç girişimleri devam ediyor. İnsanın içindeki ‘'cezayı kendim veririm’' dürtüsü bir türlü terbiye edilemiyor.

Türkiye tarihindeki linçlerin/linç girişimlerinin hepsini anlatmak ise neredeyse imkânsız.

Ama benim ilk hatırladığım linç: ''Sivas Katliamı.'' Henüz çocuğum üstelik okumayı yeni sökmüşüm. Okumayı yeni sökmüş bir çocuğun gözyaşları akıyor, yüzlerce insanın bağırarak yaktığın ateşin üzerine. Ama o yangın sönmüyor.

Otelin dışındakiler şöyle bağırıyordu: İslam'a uzanan eller kırılsın, şeytan Aziz, kahrolsun laiklik...

Madımak Belediye Başkanı ise şöyle sesleniyordu o kalabalığa: ''Müslüman kardeşlerim gazanız mübarek olsun...''

Sonrasında hep bir ağızdan tek bir slogan atmaya başlıyorlardı: ''Yak lan yak...''

Oteldekiler canlı canlı yakıldı.

20 sene sonra...

19 yaşında bir çocuğun görüntülerini izliyoruz bir haber sitesinde.  Saat gece 12. Sokak karanlık. Eli sopalı bir takım adamlar sokakta Gezi Parkı Eylemleri'nden dönen gençleri bekliyorlar. Çünkü onların nazarında ''vatan haini'' o eylemlere katılanlar. Çünkü ''vatan hainleri'' olarak gördükleri herkesin cezalarını kendileri verebilirler, nereden aldıklarını bilmedikleri bir yetkiyle...

O adamların darbeleriyle hayatını kaybediyor Ali İsmail Korkmaz, bir sokak ortasında... Ali İsmail'e vurduğu eliyle ekmek satıyor o fırıncı, Ali İsmail'e vurdukları ayağıyla yürüyüp evine gidiyor eli sopalı adam. ''Linç'' ayağa kalmış, insan suretinde dolanıyor.

Tanıl Bora ve Levent Cantek işte bu linç coğrafyasında ''Linç Öyküleri''ni hazırlamaya karar veriyorlar. Çıkış noktalarını ise şöyle anlatıyorlar; '' Bu kitabı hazırlamaya bizi sevk eden de, bir linç olayı idi. Maalesef alışma fiilini kullanacağız, alıştığımızdan da kötü bir linç dalgası... 2015'in 8-10 Eylül'ünde, Türkiye'nin iki yüze yakın beldesinde, HDP binalarına ve "bölücülerin" veya basbayağı "Kürtlerin" diye bakılan birtakım işyerlerine, bu arada Kırşehir'de bir kitabevine dönük linç saldırıları...

Saldırır, vurur kırar, yakarken kalabalık, yardım isterken tenhaydı ortalık. Hiçbir şey olmamış gibi geçiştirilen ve unutulan, vicdan sızlatıcı zamanlardı. Üstelik ilk defa olmuyordu, çoğunluğun haklı olduğuna inandığı, yapıp ettiklerini meşru saydığı bu tahammülsüz eylemlerin epeyce bir evveliyatı vardı ki yakın tarihten, modern dönemden söz ediyoruz.''

Sonra sözü yazarlara bırakıyorlar.

Bora Abdo, linç ve intikam odaklı bir ada hikâyesi anlatıyor. Gaye Boralıoğlu, zengin bir adamın sırf zevk için bir mazlumu linçe sürükleyen süreci nasıl idare ettiğini gösteriyor. Veysi Erdoğan, muhalif bir öğretmenin geleneksel bir kasabada linçe sürükleniş sürecini anlatıyor.

Kitap, Pelin Buzluk, Behçet Çelik, Veysi Erdoğan, Mehmet Eroğlu, İlban Ertem, Ayhan Geçgin, Hakan Günday, Akif Kurtuluş, Pınar Öğünç, Yıldız Ramazanoğlu, Mine Söğüt, Ahmet Tulgar, Yalçın Tosun hikâyeleriyle devam ediyor. Bazısı bir piyanonun kırılmasını anlatıyor, bazısı evladı linçle öldürülmüş bir annenin sessiz inadını, bazısı kalabalık olmadığında hiçbir şey yapamayan korkakların hikâyesini...

Kitabı bitirdiğimde kendimi dayak yemişim gibi hissettim.

Kulağımda ise tek bir ses duydum: ''Vur ulan Vur''a karşılık, Ali İsmail'in sesi; ''Vurmayın öldüm.''

 

Vur Ulan Vur
Linç Öyküleri
Derleyenler: Levent Cantek , Tanıl Bora
İletişim Yayıncılık

 

 

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS