Kız Kardeşler: Ölü akrebin zehri

Sarp dağların eteğine gizlenmiş köhne bir köy... Kendilerini bu köye ait hissetmeyen ama dünyaya gözlerini açtıkları eve hiç istemeseler de geri dönmek zorunda kalan 3 kız kardeş... Kiminin gördüğü, kiminin kurduğu düşlerde tezahür eden gerçekler... Herkesin bildiği ama yok saydığı bir sır... Bu film; sadece o köyün değil, koca bir ülkenin kanıksadığı ve üzerine hiç kafa yormadığı “beslemelik” gerçeği üzerinden toplumsal, cinsel ve sınıfsal eşitsizlikleri eleştiren ironi yüklü bir çıkışsızlık hikayesi...



Anadolu’da çok yayın olan “beslemelik” varlıklı ailelere evlatlık verilen yoksul aile kızlarını ifade ediyor. O ailelerin çocuklarına bakan, evin temizlik işlerini yapan bu kızlar şanslılarsa bir süre okutuluyor. Filmde hikayelerine tanıklık ettiğimiz 3 kız kardeş “besleme” olmaktan görünürde memnun. Tek kurtuluş yolu olarak gördükleri şehir hayatını baba evinden daha cazip bulan Reyhan, Nurhan ve Havva; yanlarına verildikleri aileleri kendi aileleri gibi benimsiyor, onlara “anne” ve “baba” diye hitap ediyor, çocuklarını da öz kardeşleri gibi seviyorlar. Ama hiçbir zaman o ailelerin gerçek birer üyesi kabul edilmedikleri için idealize ettikleri bu hayata çok yabancılar aslında. Kendilerini ne yerleştirildikleri o evlere ne de doğdukları eve ait hissediyorlar. Kimi arzularına kimi hırsına yenik düşerek, kimi ise mecburiyetten tekrar baba evine dönmek zorunda kalıyor. Film işte bu arada kalmışlık halini mizahi bir dille gözlemlerken, Emin Alper’in de çocukluk yıllarında yaşadığı kasabada bizzat tanık olduğu bu olgunun yol açtığı sınıf-cinsiyet eşitsizliklerini inceliyor.
Prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan, “En İyi Film” dalında Altın Ayı adaylığı olan Kız Kardeşler, Emin Alper’in Tepenin Ardı (2012) ve Abluka’dan (2015) sonraki üçüncü uzun metraj çalışması. Alper bu filminde de “zamansız, mekansız, tekinsiz” algısı yaratarak güçlü bir atmosfer kuruyor. Filmini trajik bir ülke gerçeği üzerine inşa etse de bu gerçeğin nasıl normalleştirildiğinin altını çizmek için melodramdan özenle kaçıyor. “Beslemelik” olgusuna cinsel istismar, şiddet, eğitim sorunu gibi gerçekler üzerinden yaklaşmıyor. Kızları kurban olarak değil, ne istediklerini bilen güçlü karakterler olarak sunuyor. Hatta baba figürünü bile olması beklenenin çok dışında resmediyor. En trajik anda dahi kamerasını başka bir yöne çeviriyor. Yönetmen belki de bu yüzden türler arası geçişler yaparak kurguluyor hikayesini. Feminist yanı ağır basan Kız Kardeşler, sadece bir dram filmi değil gerilim, komedi ve erotik film türlerinden de beslenen bir anlatım çeşitlemesine sahip.
Yayık ayranı yaparken bastırılmış arzuları üzerine eğlenceli bir sohbete dalan 2 kız kardeşin beden diliyle sağlanan erotizm, “yarım akıllı” koca ile rollerin değiştiği seks sahnesi ile tamamlanıyor. Kızların geleceğinin erkekler tarafından tartışıldığı bir rakı masasını saran ironi, nişan alınan bir tüfeğin namlusunda birden yok oluveriyor. Filmdeki tekinsizlik duygusu köye gelen 2 yabancı ile sağlanıyor. Bir de köy hayatının vazgeçilmezlerinden olan hurafeler yoluyla… Madende ansızın yankılanan sesler, zifiri karanlıkta beliren eski bir mezar, delilerin öteki dünya ile bağ kurduğu inancı gibi bir takım doğaüstü unsurlar, bu tekinsizlik hissiyatını güçlendirip gerilimin dozunu artırıyor. Oyuncuların harikulade performansları, Emre Erkman’ın olağanüstü görüntü yönetimi, Giorgos Papaioannou ve Nikos Papaioannou imzasını taşıyan müzikler de hikayenin gücüne güç katıyor.
Kız Kardeşler, daha önce Emin Alper filmografisinde örneklerini gördüklerimiz kadar baskın olmasa da politik bir film aynı zamanda. Manevi sorumluluklarından kaçıp sofradan bir boğaz eksilsin ya da “hayatı kurtulsun” diye kendi evladını –en olmadık zamanda bile- bir başkasına “pazarlayan” ya da kaçak madenlerde karın tokluğuna çalışıp ölümü göze alan yüzler, doktoru olmayan, yolları kapanan bu köy aslında ülkenin değişmeyen portresini çiziyor. Bu topraklardan çıkıp meslek sahibi olan ama köyüne sadece “alışveriş” için dönen, çobanın yaşamına yalnızca 1 haftalığına özenen ikiyüzlü şehir insanını da hicvediyor öte yandan.
Akrebin ölüsüne bile güven olmayan bir köyün “yarım akıllı”sı, gün gelir de onca aşağılanmanın, hor görülmenin zehrini kusarsa bu onu ölü bir akrep kadar tehlikeli yapar mı? Bu sorunun yanıtı filmin en trajik sahnesinde saklı. Cehaletin, yoksunluktan kaynaklı boşvermişliğin, hep beklenen ama hiç gelmeyen “kurtarıcı”ya olan bitmek tükenmek bilmeyen inancın yarattığı bir başka trajedi ise o köyün dağlarını aşıp tüm memleketi sarıyor. Filmin sonunda babanın bahsedip de bir türlü anlatmadığı “Üç nankör kız kardeş”in hikayesi bir tekerleme olup yuvarlanıyor “köyün delisi” gibi. Tıpkı, her seferinde başa saran bir ülkenin zamansızlığı gibi. Eve dönüşü simgeleyen uzun ve engebeli köy yolunda açılan Emin Alper’in kamerası, ardına kanıksanmış çaresizliği saklayan puslar içindeki köy manzarasıyla kapanıyor.

Yönetmen ve Senarist: Emin Alper
Görüntü Yönetmeni: Emre Erkmen
Oyuncular: Cemre Ebuzziya, Ece Yüksel, Helin Kandemir, Kayhan Açıkgöz, Müfit Kayacan, Kubilay Tunçer
Süre: 1 saat 48 dakika
IMDb: 7,2
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS