"Orhan Pamuk'a söylemeyin..."

"Orhan Pamuk'a söylemeyin..."

53. Antalya Film Festivali’nin ismiyle en dikkat çeken yapımı oldu. İsmi şöyle: “Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı Da Var”... Yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını Rıza Sönmez üstlendi. Antalya Film Festivali’nin uzun metraj bölümünde 11 filmle birlikte yarışıyor. “Bizim filmimiz dezavantajlı filmlerden” diyor Rıza Sönmez. "Kitle odaklı popüler filmlerden değil. Dünyada fark edilmesinin yollarını bulmak lazım..” Fark edildi gerçekten...

'Mavi Bisiklet' filmine Antalya'da tam not


Filmin gösteriminin ardından kısa bir söyleşi yaptık.


Rıza Sönmez: Bir filminiz var ve filmin ne hakkında olduğunu insanların okumaları bile dünyanın en zor şeylerinden biri. Meselemiz olan bir şeyi aslında başlığa taşıyarak bir farkındalık oluşturmaya çalıştık. Başarılı olduğunu düşünüyorum belli ölçülerde. Türkçesi uzun İngilizcesi daha uzun. Herhalde dünyada 10 binden daha fazla arthouse film çekiliyor ve bunların 6 bin ila 7 bin tanesi Cannes ve Berlin'e başvuruyor. Hele döküdrama ve belgeseller 10 binlerce... Onların arasından sıyrılmanın yollarını bulmak lazım...


Orhan Pamuk'la birlikte oluşturduğunuz bir fikir mi bu?


Orhan Pamuk'un haberi yoktu. Ben ona basından gelecek bir sürpriz olmasın diye filmin sinopsisinin bulunduğu bir mail attım. Zaten daha önce Orhan Pamuk'la bir temas kurmuştum. Filmin ismi o zaman başkaydı. Hem kitabını imzalattım hem de romanının içinden geçtiği bir film yaptığımızı anlattım. Filmi gönderdim ve dedim ki: "Böyle bir filmimiz var, bundan hoşlanmazsanız ismini değiştirebiliriz". Orhan Pamuk'tan son derece sıcak bir mail geldi. Filmi henüz izlemedi. Merak ediyorum düşüncelerini.


Filmi çekmeye Gezici Festival ve "Soğuk" filmi vesile oldu…


Ben, gittiğim her yerle ilgili bir film yapabilir miyim diye düşünenlerdenim. Gezici Festival’le birkaç kere gitmiştik Kars'a. Orada kazlar, binalar beni etkilemişti ve onlarla ilgili ne yapabilirim diye düşünmüştüm. Uğur Yücel'in Kars'ta geçen Soğuk filminde oynadım. Hem o dönem coğrafyayla kurduğum ilişki, hem de müzisyen Yüksel Ermutlu'dan hareketle filmin çatısını kurmaya başladım.


Kısaca araya gireyim.


Rıza Sönmez’in bahsettiği Yüksel Ermutlu bu belgesel – dramanın başrolü. Kars’ın müzisyen ve radyo sanatçılarından. Filmde onunla birlikte Kars’ı geziyoruz. Şehre gelen hatırlı misafirlere konser verecek müzisyenler arıyoruz. Bu sırada Kars’ın muhteşem yapılarını görüyoruz.




Filmin bir diğer başrolü bir dönem Kars Şehir Tiyatroları’nda yönetmenlik de yapan İsrafil Parlak. Kar romanındaki karakterleri fotoğraflıyor. Modellerini şehrin sakinlerinden seçiyor.. Kurmaca bir karakter.




Filmde bir de Vildan Atasever var, o da Kars’ı ziyarete gelen bir turist olarak çıkıyor karşımıza diyelim ve devam edelim.




Kars'ı sizin gözünüzde özel yapan ne?


Kars çok kültürlü bir yer bir kere, Kafkasya'da geçiş yerlerinden biri. Orada birbirinden farklı hem etnik kökenli insanlar var hem de gelmiş geçmiş kültürler var.



Filmimizde mesela Zavotlar Köyü'ne gidiyoruz. Gravyer yapımı var. Gravyer, Malakanlar tarafından zamanında oraya gelmiş, sonrasında hem Almanlar hem Malakanlar etkisiyle oluşmuş bir kültür... Bu kültür şimdi orada bir köyde yaşamaya devam ediyor. Orası uzun yıllar Rus işgalinde kalmış bir yerdir.


Edebiyatta da karşılığını bulursunuz, Puşkin, Erzurum Yolculuğu adlı kitabında Kars’tan geçerken Kars Kalesi’ne bakar. Bu kadar sarp olduğunu gördükten sonra biz nasıl oldu da Kars’ı ele geçirebildik diye şaşırır.


Bir de oradaki etnik kültürler birbirleriyle çok geçişimlidirler. Sert siyaset üretmezler, çünkü oradaki Kürt hayvanı besler, oradaki Terekeme peynir yapar, filan da satar...


Birbirleriyle ekonomik bağları da vardır. Tartışmaları da belli bir yumuşaklık içinde geçer. Filmde Orhan Pamuk’la ilgili tartışmalar da, itirazı olanların tartışmaları da bu yumuşaklık içinde geçiyor…


"Dünyanın her yerinden görülebilecek bir heykel..."


Bir seyirciden eleştiri  geldi. Kars’la ilgili bir film yaptınız, ama Mehmet Aksoy’un heykeline hiç değinmediniz diye.. Neler söyleyeceksiniz bununla ilgili… Sorulmasaydı söylemeyeceğiniz bir konuda fikirlerinizi öğrenmiş olalım…


Bu konuyla ilgili bir şey yapmayı düşünüyordum. Fakat şu an mağduriyeti olan bir sanatçı var, Mehmet Aksoy üzerinden çok konuşmak istemem. Ama benim o heykelin anlamlarıyla ilgili başka fikirlerim var.


Ermenilerle Türkler kardeş halklardır, Kürtler kardeş halklardır. Kafkas halklarının tamamı kardeş halklardır. Birbirleriyle barışmanın konuşmanın yolunu bulmak lazım ama biz bunu üst cümlelerle kurmamalıyız. Birinci cümlemiz “barışmalısın” emir kipi üzerinden olmamalı.


Ama öte yandan onun kaldırılmasını, ucube tanımını yanlış buluyorum. Bu sadece Mehmet Aksoy ve anıtıyla ilgili değil.


Konuşarak anlaşmanın yollarını bulmak gerektiğini düşünüyorum. Sadece iki yerden değil, dünyanın her yerinden görülebilecek bir iletişim yolunu bulmalıyız. Onun varlığı bir heykel de olabilir başka bir şey de olabilir. Üst cümlelerle tanımlamamanın doğru olacağını düşünüyorum.


Heykelin yapım sürecinden sonraki bütün süreçte, kaldırılma sürecinde Mehmet Aksoy’un yanındayım. Çünkü o sanat yapıtı doğrudan doğruya sanatçınındır. Ve onun konulduğu yer artık Kars’ın da değildir Türkiye’nin de değildir.


Bir sanat toprağıdır orası, diplomatik bir toprak gibi düşünebiliriz. Dokunulmazlığı vardır. Tıpkı festivallerin; sinemanın, sinema seyircisinin ve sinema üreticisinin toprağı olduğu gibi...


Kaydet


Kaydet

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS