Siirt artık bir sinema şehri

  1. Kültür Sanat
  2. Sinema
Siirt artık bir sinema şehri
Siirt artık bir sinema şehri

Siirt'te gerçekleştirilen "1. Uluslararası Siirt Kısa Film Festivali" sinemaseverlerle buluştu. Siirt'in tanıtımına destek sağlamak amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, Valilik, Siirt Belediyesi, Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA) tarafından düzenlenen festivale, yerli ve yabancı yönetmenler, dizi ve sinema oyuncuları, yapımcılar ve sinema eleştirmenleri konuk oldu. AK Parti Siirt Milletvekili ve AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Yasin Aktay "Siirt tarihinde başka hiçbir etkinliğe gösterilmemiş bir rağbet, bir ilgi ve katılım sergilendi" dedi.

Röportaj: Şeyda Canan / CNN TÜRK

Siirt'in tanıtımına destek sağlamak amacıyla organize edilen ve bu yıl ilki gerçekleştirilen 1.Uluslararası Siirt Kısa Film Festivali, 7-11 Mayıs tarihlerinde sinemaseverler ile buluştu. Dünyanın dört bir yanından gelen kısa filmlerin yarıştığı 1. Uluslararası Siirt Kısa Film Festivali süresince panel, senaryo ve sinema atölyeleri, ücretsiz film gösterimleri gerçekleştirildi. Biz de festivali düzenleyen isimler arasında yer alan AK Parti Siirt Milletvekili ve AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Yasin Aktay ile festivalin Siirt'e katkısını konuştuk.  

Siirt ulema şehri...

Siirt’te ilki gerçekleştirilen 1. Uluslararası Siirt kısa film festivalini hayata geçirmeye nasıl karar verdiniz?

Siirt halihazırda üç-dört farklı kültürün bir arada, büyük çeşitlilikler, zengin insan tecrübeleri ortaya koyarak yaşadığı bir şehir. On bin yılın üstünde bir geçmişi olan, kültürel zenginliğin arkeolojik katmanlar şeklinde üst üste bindiği bir yer. Siirt’in yakınlarında şu anda arkeolojik kazılar yapılıyor ve bu kazılar Siirt’in belki de insanlığın en eski şehirlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda bugün yaşamakta olan farklı kültürlerin ve dillerin birbirine değdiği, birbirinden etkilendiği bir durum sözkonusu. Ulema şehri. Veysel Karani’si, İbrahim Hakkı’sı, İsmail Fakirullah’ı, Muhammed el-Hazin’i, Sultan Memduh’u, Molla Halil’i ile, Hamido’su, Koçero’su, Cemile Çeto’su ile çok zengin bir kahraman haznesine de sahip bir yer. Tabi Siirt’in tanıtımı diye bir konuyu bir milletvekili olarak ayrı bir dert edinmek durumundayım. Tanıtım günümüz dünyasında görsellik demek ve bunun da en iyi yolu sinemadan geçiyor. Siirt bu kültürel, insani birikimiyle, coğrafi ve tarihsel varlığıyla sinemada çok iyi avantajlara sahip. Siirt’in dünyaya anlatacağı şeyleri aktarmanın en etkili yoludur sinema. Tabi ne yalan söyleyelim, dünyaya bir mesaj taşımaktan ziyade bu tür durumlarda Siirt’in ben buradayım ve sizi bekliyorum demesi sözkonusu. Siirt’te çok güzel filmler çekilmiş geçmişte. Yılmaz Güney’in Sürü filmi, Katırcılar filmi. Buradan yola çıkmalıyız dedik. Akabinde Siirt için yola koyulduk. Uygulama noktasına geldik. 

Gençler tam bir yıldızlar geçidine şahit oldu

Festivalin Siirt’e katkıları oldu mu? Siirt’in sanatla anılmasında ön ayak olduğunu söyleyebilir misiniz?

Elbette, bu açıdan bakıldığında hiç kuşku yok, çok olumlu katkıları oldu. Bir defa festival dolayısıyla bir araya kolay gelip aynı eğlence ortamında buluşamayacak insanlar, gençler bir araya geldi. Gençler tam bir yıldızlar geçidine şahit oldu. Medyaya yansımaları da gayet güzel oldu bunun. Siirt’te terörün estirdiği imaj terörüne karşı önemli bir saldırı oluşturmuş oldu. 

Siirt kültür ve sanat anlamında nasıl bir kimliğe sahip? Siirt’i ve Siirt halkını nasıl tanımlarsınız bu bağlamda?

Siirt’i öncelikle kültürel çeşitliğin yaşandığı ve bu çeşitliliğin birlikte yaşama konusunda çok özel bir tabii hukuk tecrübesi oluşturduğu bir yer olarak görmek mümkün. Üç, hatta Baykan bölgesindeki Zaza nüfusuyla birlikte dört dilin bir arada konuşulduğu, çocukların 8 yaşına geldiklerinde iyi-kötü 3 dili birden konuşabildikleri bir şehir. Bu durum sanatına da yansımıştır tabi. Ama üç kültürün biraradalığı, bölge şehirlerine nazaran Siirt’i siyaseten geçişliliğin daha fazla olduğu, radikalliğin fazla tutunamadığı bir yer kılıyor.  

Tabi bunun yanı sıra zengin bir divan edebiyatı geleneği, şiir-kaside, dengbej kültürü de var. Bunlar sinema için önemli bir rezerv oluşturabilir. Bir de tabiatın ortaya koyduğu muhteşem güzellikler: Bir delikli taş, kayabaşı, muhteşem vadiler arasında kıvrım kıvrım akan Botan ve Kezer çayları bunlardan bazıları.  

İlki gerçekleştirilen 1. Uluslararası kısa film festivalinin gerçekleşmesinde kimlerin katkıları oldu?

Kesinlikle çok kişinin katkısı oldu. Başta tabi İde Yapım festival direktörleri Baran Mayda ve Elçin Çelik, Siirt Valisi sayın Ali Fuat Atik, Siirt Belediye Başkan Vekili Ceyhun Dilşad Taşkın. Tabi bu fikre baştan beri özel bir destek veren Kültür Bakanlığı yetkilileri, bilhassa bakan yardımcısı sayın Hüseyin Yayman’ı da ismen anmam lazım. Tabi ki festivale katılmayı kabul eden bütün sanatçıların her birinin katkısı paha biçilmez. 

416 eser yarışmaya katıldı

Festival jürisinde kimler vardı? Festivale toplamda kaç film başvurdu ve bunlardan kaçı finale kalmayı hak kazandı?

Festivalin ön jürisinde Özgür Evren Arık ve ekibi, ana jürisinde ise Mahperi Uçar, Mehlika Çelik, Tarkan Karlıdağ, Veli Çelik, Cengiz Bozkurt, Şafak Bakkalbaşıoğlu ve Sacit Altun gibi çok değerli sinemacılar vardı. 416 eser yarışmaya katıldı. 32’si finale kaldı, ana jürinin değerlendirdiği 3 film ise  ödüllendirildi. 

Sizin sanata ilginiz, bakış açınız nasıl? Sizce sanatın en yaratıcı alanı nedir?

Sanatın farklı formlarıyla ilgim oldu. Müzikle iyi ilgilenirim. Anlam taşıyan bir dil olarak müziğin normal dilden farkını hissederek yaşamaya, anlamaya çalışırım. Sinemayı, gerek başladığı günden itibaren geçirdiği ve geçirmekte olduğu değişimi gerekse de perdeye yansıyan kadarıyla toplumsal gerçekliğe ışık tutan veya gerçekliği kendine göre çarpıtan boyutuyla  her zaman üzerinde konuşmak, düşünmek için iyi bir alan olarak görürüm. Sosyoloji derslerimde Türk sinemasının klasikleşmiş bazı eserlerini izletiyordum. Bunun üzerinden hem Türkiye’nin toplumsal dönüşümünü perdeye yansıtılan şekliyle okutmaya hem de yaşanan gerçekliğin sinema üzerinden nasıl bir ideolojik kırılmayla yansıdığını çözümlemeye çalışırdım. Neticede sinema bir sanat olarak ideolojiden bağımsız değil. Belki kimileri sanata aşkın bir meleke olarak sürekli hakikati yansıtan bir eser olarak bakabilir ama sanatın kesinlikle böyle bir boyutu yok.

Sanat, adı üstünde yapaylıkla iç içe bir şey. İnsana özgü bir etkinlik. Doğanın kendiliğinden taşıdığı estetiğe meydan okuyan bir tarafı olmalı elbet. Doğal kalarak iyi bir sanatçı olunamıyor, yapay olunca da sınırları zorlama yarışına dönüşebiliyor, o da insanın haddini aşmasına yol açıyor. Yaratıcılık sanatın tabiatında olan bir şey, bana göre en etkili yansıtılabildiği alan yine de şiirdir. 

“Ömür boyu onur ödülünü” Fatoş Güney’e takdim ettiniz. Fatoş Güney ve Yılmaz Güney hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Yılmaz Güney hiç kuşku yok Türk sinemasına damgasını vurmuş kendine has bir üslubu, tarzı ve görüşleri olan önemli isimlerden biri. Bize sinemayı sevdiren, gözümüzü açtığımızda sinemayı kendisiyle tanıdığımız dönemimizin önemli aktörlerinden. Toplumcu sinema eğiliminde başı çeken eserleriyle de Türk sinemasında yeni bir çığır açmış biri. Yönetmenliğini yaptığı ve uluslararası ödüller almış olan “Sürü” filmi 1978 yılında Siirt’te, Pervari ve Kurtalan’da çekilmişti. O yüzden Yılmaz Güney ismi biraz da Siirt’le özdeşleşmiştir. Filmlerindeki toplumcu temalar onu siyaseten belli bir siyasi kampa ait kılsa da onun, eserleriyle bir kampa sığmayacak bir boyutu yakalamış olduğunu düşünüyorum. Yılmaz Güney’i o yüzden burada sağcısı da solcusu da İslamcısı da sever, kendinden bir şeyler bulur. Cumhurbaşkanımız hatırlarsanız bir zamanlar şöyle bir şey söylemişti: “Yöneticilerimiz Yılmaz Güney’i anlamış olsaydılar, bugün bu durumda olmazdık”.

Cumhurbaşkanımızın Yılmaz Güney’i iyi anlamış olduğunu düşünüyorum. Güney’in söyleminde şiddete, teröre yer yoktu. Verdiği mesajlar ırkçı bölücü mesajlar değildi, kardeşliğe, adalete, insanlığa vurgu yapan mesajlardı. Fatoş Hanım’ın onun sanat mirasının kitlelere ulaştırılmasında verdiği müstesna mücadele her türlü takdirin üstündedir. Onu Yılmaz Güney’in ismiyle nerdeyse özdeşleşmiş Sürü filminin çekildiği mekanda ağırlamak ayrı bir mutluluktu ve tabi ona böyle bir ödülü vermek ayrı bir onurdu.    

Bundan sonra da Siirt’te kültür sanat çalışmalarına ağırlık vermeyi düşünüyor musunuz?

Elimizden geldiğinde devam edeceğiz. Bu festivali seneye biraz daha hazırlıklı olarak ve biraz da Siirt’te çekilecek kısa filmlerin de katılımını sağlayarak devam ettireceğiz. Beş yıldır devam ettirdiğimiz bir kitap fuarı var. Taşrada benzerlerine nazaran çok başarılı geçiyor. Üniversitemizde çok güzel uluslararası sempozyumlar oluyor. Bu arada uluslararası yeni bir vakıf üniversitesinin Siirt’te kurulmasının da son aşamalarındayız. 

 

 

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS