Depresyon tanısında yeni dönem: Kan testleri ruh sağlığı araştırmalarını değiştirebilir
Yeni araştırma, bağışıklık hücrelerindeki yaşlanma belirtileri ile depresyon arasındaki güçlü bağlantıyı ortaya koydu. Özellikle umutsuzluk ve zevk kaybı gibi ruhsal semptomların hücrelerdeki yıpranmayı hızlandırdığı gözlemlendi. Bu bulgu, gelecekte depresyon tanısında biyolojik izlerin de kullanılabileceğine işaret ediyor.
Haberin Devamı
/
Depresyonun yalnızca ruh halini değil, vücudu da etkilediği uzun süredir biliniyor. Ancak New York Üniversitesi’nde yürütülen yeni çalışma, kandaki monosit adı verilen bağışıklık hücrelerinde biyolojik yaşlanma ile depresyon belirtileri arasında dikkat çekici bir bağ olduğunu gösterdi. Uzmanlar, bu bulgunun ruh sağlığı araştırmalarında yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğini düşünüyor.
/
Depresyonun yalnızca ruh halini değil, vücudu da etkilediği uzun zamandır biliniyordu. Ancak bu kez ortaya çıkan araştırma, konuyu çok daha farklı bir noktaya taşıdı. Bilim insanları, kandaki bazı bağışıklık hücrelerinde görülen biyolojik yaşlanma belirtileri ile depresyon arasında dikkat çekici bir bağlantı tespit etti.
Haberin Devamı
/
Bugün depresyon tanısı büyük ölçüde kişinin anlattığı belirtiler üzerinden konuluyor. Uzman değerlendirmesi ve klinik gözlem hâlâ en önemli yöntemler arasında yer alıyor. Yeni araştırma ise gelecekte depresyonun biyolojik izlerinin de takip edilebileceğini düşündürüyor.
/
ScienceAlert’te yer alan habere göre araştırmacılar, kandaki bazı bağışıklık hücrelerinin yaşlanma düzeyini inceleyerek depresyon belirtileriyle ilişkisini analiz etti. Çalışma henüz doğrudan depresyon teşhisi koyan bir kan testi anlamına gelmiyor. Ancak uzmanlar bunun ruh sağlığı araştırmaları açısından önemli bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyor.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
/
Araştırma kapsamında toplam 440 kadından alınan kan örnekleri incelendi. Katılımcıların bir kısmı HIV ile yaşarken bir kısmında HIV bulunmuyordu. Bilim insanları aynı zamanda katılımcıların son dönemde yaşadıkları depresyon belirtilerini de değerlendirdi. Elde edilen veriler karşılaştırıldığında özellikle bazı duygusal belirtilerle biyolojik yaşlanma arasında güçlü bir bağ olduğu görüldü.Çalışmanın merkezinde “monosit” adı verilen bağışıklık hücreleri yer aldı. Uzmanlar, bu hücrelerin biyolojik yaşını anlamak için DNA üzerindeki kimyasal değişimleri inceleyen özel bir yöntem kullandı. Bu teknik sayesinde hücrelerin takvim yaşından bağımsız olarak ne kadar “yıprandığı” ölçülebiliyor. Araştırmacılar, depresyon belirtileri yoğunlaştıkça bu hücrelerde yaşlanma hızının arttığını gözlemledi.
/
Özellikle umutsuzluk hissi ve daha önce keyif alınan etkinliklerden uzaklaşma gibi belirtiler dikkat çekti. Psikolojide “anhedoni” olarak tanımlanan bu durumun, araştırmadaki biyolojik değişimlerle güçlü şekilde bağlantılı olduğu görüldü. Buna karşılık yorgunluk ya da uyku düzensizliği gibi fiziksel belirtilerde aynı seviyede bir ilişki bulunmadı.New York Üniversitesi Rory Meyers Hemşirelik Fakültesi’nden psikiyatri araştırmacısı Nicole Beaulieu Perez, çalışmanın en dikkat çekici yanının bu olduğunu söyledi. Perez, depresyonun özellikle ruh haliyle ilgili belirtilerinin bağışıklık sistemiyle ilişkili görünmesinin önemli bir bulgu olduğunu aktardı. Araştırmacı, fiziksel semptomların birçok kronik hastalıkta da görülebildiğini ancak umutsuzluk ve zevk kaybı gibi belirtilerin daha özgül sonuçlar verdiğini ifade etti.
Haberin Devamı
Haberin Devamı
/
Araştırmacılar, özellikle HIV ile yaşayan kadınlarda depresyon riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Kronik hastalıkla yaşamanın getirdiği psikolojik yük, sosyal baskılar ve ekonomik zorlukların ruh sağlığını doğrudan etkileyebildiği belirtiliyor. Bu nedenle araştırma ekibi, yüksek risk grubundaki bireylerde biyolojik belirtilerin daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini düşünüyor.Araştırmada kullanılan “MonoDNAmAge” yöntemi de bilim dünyasında dikkat çekti. Çünkü bu yöntem, depresyonun belirli belirtilerini önceki biyolojik yaş ölçümlerine göre daha hassas şekilde yakalayabildi. Araştırmacılar bunun ruh sağlığı alanında yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğini düşünüyor.
