Sade mi, Süzme mi, Bitki Bazlı mı? Sağlıklı Diye Biliniyor Ama Çoğu Kişi Bu Detayı Atlıyor! Market Rafındaki HER YOĞURT SAĞLIKLI DEĞİL! Faydasını Belirleyen Detay Etikette Gizli
Yoğurt, sağlıklı beslenmenin en çok önerilen gıdalarından biri olarak görülüyor. Ancak uzmanlara göre market rafındaki her yoğurt aynı faydayı sunmuyor. Canlı kültür, şeker oranı ve protein miktarı gibi detaylar, yoğurdun gerçek etkisini belirliyor.
Kahvaltıdan ana yemeklere kadar sofralarda sıkça yer bulan yoğurt, içerdiği protein, kalsiyum ve vitaminlerle öne çıkıyor. Bağırsak sağlığını destekleyebilen canlı kültürlü yoğurtlar ise uzmanların özellikle dikkat çektiği seçenekler arasında yer alıyor. Ancak yüksek şekerli ve katkılı yoğurtlar, sanıldığı kadar masum olmayabilir.
Yoğurt, kahvaltıdan ana yemeğe, ara öğünden tatlıya kadar sofraların en çok kullanılan ürünlerinden biri. Serin, hafif ve pratik yapısıyla mutfakta adeta kurtarıcı bir rol üstleniyor.
Diyetisyenler de yoğurdu sık sık dengeli beslenmenin bir parçası olarak öneriyor. Çünkü yoğurt; protein, kalsiyum, fosfor ve B vitaminleri gibi birçok değerli besin öğesini içeriyor.
Bazı yoğurtlar ise buna ek olarak bağırsak sağlığını destekleyebilecek canlı ve aktif kültürler barındırıyor. Hatta bazı özel kültürlerin, laktozu sindirmekte zorlanan kişilerde bu süreci kolaylaştırabileceği belirtiliyor. Ama burada önemli bir nokta var: Yoğurt tek başına “mucize gıda” değil.
Uzmanlar yoğurdun faydalarından söz ederken, genellikle yüksek şeker içeren, üzerine tatlı soslar ya da ekstra malzemeler eklenmiş paketli ürünleri kastetmiyor.
Daha çok sade, doğal yoğurt, süzme yoğurt veya kefir gibi ürünler öne çıkıyor.
Bilimsel araştırmalarda da genellikle canlı kültür içeren yoğurtlar inceleniyor. Satın aldığınız yoğurdun bu kültürleri içerip içermediği çoğu zaman ambalaj üzerinde yazıyor.
Bu da illa pahalı ürünler almanız gerektiği anlamına gelmiyor. Pek çok yoğurt markası bu kriterleri karşılayabiliyor.
Yoğurt seçerken şu noktalara dikkat etmek faydalı olabilir:
Canlı ve aktif kültür içerip içermediği,
İlave şeker miktarı,
Porsiyon başına protein oranı,
Özellikle süt içermeyen alternatiflerde kalsiyum seviyesi,
Bitki bazlı ürünlerde kalsiyum,
D vitamini ve iyot takviyesi,
Tam yağlı ürünlerde doymuş yağ oranı.
Bazı araştırmalar, canlı kültür içeren yoğurtların vücuttaki bazı enflamasyon göstergelerini azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor. Bu alanda çalışan Wisconsin-Madison Üniversitesi Gıda Bilimi Profesörü Bradley Bolling’in bulguları da olumlu yönde. Ancak uzmanlara göre bu konuda kesin konuşmak için henüz erken. Araştırmacılar, yoğurdun bu etkisinin tam olarak hangi özelliğinden kaynaklandığını hâlâ net olarak bilmiyor. Peki enflamasyonu azaltan besinler neden önemli?
Bolling’e göre beslenmeye bağlı birçok hastalık kronik enflamasyonla birlikte gelişiyor ya da bu süreçten etkileniyor. Bu nedenle enflamasyonu azaltmaya yönelik beslenme alışkanlıkları; kanser, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik hastalıkların riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak Bolling, yoğurdun bu etkiyi gösterebilmesi için ne kadar ve ne sıklıkla tüketilmesi gerektiğini anlamak adına daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu da vurguluyor.
Lancaster Üniversitesi’nden Dr. Rachael Rigby de bu konu üzerine çalışmalar yapan isimlerden biri. Rigby, özellikle laktozu fermente eden bakteriler içeren yoğurtların düzenli tüketiminin meme kanseri riskini azaltıp azaltamayacağını inceledi. Henüz kesin bir sonuç yok. Ancak elde edilen bulgular, temkinli bir iyimserlik için neden sunuyor.
Uzmanlara göre bu olası fayda, yoğurdun düzenli ve uzun süreli tüketilmesiyle ilişkili olabilir.
Yoğurt tip 2 diyabet riskini azaltabilir mi?
Yoğurt ile tip 2 diyabet arasındaki ilişki de araştırmaların dikkat çektiği başlıklardan biri. 2017 yılında 13 çalışmanın incelendiği bir araştırmada, düzenli yoğurt tüketimi ile tip 2 diyabet riskinin daha düşük olması arasında bağlantı bulundu. 2022 yılında yapılan başka bir incelemede ise günlük tüketilen her 50 gram yoğurdun, tip 2 diyabet gelişme riskinde yüzde 7’ye varan azalma ile ilişkili olabileceği öne sürüldü. Ancak burada yoğurt daha çok koruyucu bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Bazı çalışmalar ise yoğurdun tip 2 diyabetin yönetiminde de rol oynayabileceğini belirtiyor. Araştırmacılar, bu etkinin yoğurttaki bazı yağ asitleriyle ilişkili olabileceğini düşünüyor. Aynı çalışmada, bu faydanın daha çok düşük yağlı yoğurtlarla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.
Yine de sadece “düşük yağlı” ibaresine güvenmek yeterli değil. Çünkü bazı düşük yağlı ürünlerde şeker oranı yüksek olabiliyor. Bu yüzden yoğurt alırken hem şeker hem de doymuş yağ içeriğini kontrol etmek önemli.
Bu konu hâlâ tartışmalı. Birçok araştırma, düzenli yoğurt tüketilen beslenme düzenlerinin daha düşük vücut kitle indeksi ve daha düşük kilo ile ilişkili olabileceğini gösteriyor. 2015 yılında yapılan bir çalışma da farklı araştırmaları inceleyerek düzenli yoğurt tüketimi ile daha düşük kilo ve VKİ arasında bağlantı kurdu. Ancak bu çalışmanın Danone tarafından finanse edildiğini de belirtmek gerekiyor.
Buradaki temel soru şu: İnsanlar yoğurt yedikleri için mi kilo veriyor, yoksa zaten dengeli ve besleyici şekilde beslenen kişiler yoğurdu diyetlerine daha sık dahil ettiği için mi bu sonuç ortaya çıkıyor? Bu sorunun yanıtı henüz net değil.
Yoğurdu evde yapmak yerine marketten alıyorsanız, çoğu zaman sade ve şekersiz seçeneklere yönelmek daha doğru olur.
Bağırsak sağlığını desteklemek istiyorsanız, ürünün canlı ve aktif kültür içerip içermediğini kontrol edin. Bitki bazlı yoğurt tercih ediyorsanız, kalsiyum, D vitamini ve iyot gibi desteklerle zenginleştirilmiş ürünleri seçmeye çalışın.
Tatlandırılmış yoğurtlar da dengeli beslenmede yer bulabilir. Ancak onları bir “sağlık gıdası” gibi değil, daha çok tatlı bir atıştırmalık gibi düşünmek gerekir.
