SESSİZCE İLERLİYOR! Yavaşlama, Donuk Yüz, Küçük Adımlar: Vücuttaki Bu Sinyallere Dikkat! Yalnızca Titreme İle Başlamıyor! Parkinson’un Gözden Kaçan İşaretleri
Parkinson hastalığı yalnızca el titremesiyle değil; hareketlerde yavaşlama, küçük adımlar, donuk yüz ifadesi ve koku kaybı gibi belirtilerle de ortaya çıkabiliyor. Erken teşhis edilen hastalık, ilaç tedavisiyle uzun süre kontrol altında tutulabiliyor. İlaçların yetersiz kaldığı uygun hastalarda ise beyin pili olarak bilinen cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor.
Hareketlerde yavaşlama, titreme ve kaslarda sertlik gibi belirtilerle ortaya çıkan Parkinson hastalığı, erken dönemde teşhis edildiğinde farklı tedavi seçenekleriyle kontrol altına alınabiliyor.
Hastalığın tedavisinde ilk olarak ilaçlara başvurulurken, ilaçlardan yeterli sonuç alınamaması ya da zamanla tedaviye direnç gelişmesi halinde cerrahi yöntemler değerlendirilebiliyor. Parkinson, genellikle vücudun tek tarafında başlayan ve zaman içinde diğer tarafa da yayılabilen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olarak biliniyor.
En sık görülen belirtiler arasında hareketlerde belirgin yavaşlama, dinlenme sırasında ortaya çıkan el veya ayak titremesi, kaslarda sertlik ve duruş bozuklukları bulunuyor.
Hastalığın ilerlemesiyle birlikte yürürken kol sallama hareketlerinde azalma, küçük adımlarla yürüme, harekete başlamakta zorlanma ve denge problemleri görülebiliyor.
Günlük yaşamda düğme iliklemek, yatakta dönmek veya oturduğu yerden kalkmak gibi basit hareketler de hastalar için güç hale gelebiliyor.
Bunların yanı sıra yüz ifadesinde donuklaşma, ses tonunun kısılması, el yazısının küçülmesi ve öne doğru eğilme gibi belirtiler de ortaya çıkabiliyor. Parkinson yalnızca hareket sistemiyle sınırlı kalmıyor.
Kabızlık, tansiyon düşüklüğü, depresyon, uyku sorunları, huzursuz bacak sendromu ve koku duyusunda azalma da hastalığa eşlik edebiliyor.
Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, Parkinson’un orta ve ileri evrelerinde yürüme bozuklukları, denge kaybı ve hareket sırasında donmaların daha sık görülebildiğini belirtti. Bu durumun düşmelere yol açabileceğini ifade eden Dolu, nadiren de olsa bazı hastalarda demans gelişebildiğini söyledi.
Parkinson tedavisinde öncelikli amaç, beyinde azalan dopamin etkisini artırmak oluyor. Bu nedenle hastalara dopamin seviyesini yükselten veya dopaminin etkisini taklit eden ilaçlar verilebiliyor.
Tedavi sürecinde ilaçların mümkün olan en düşük etkili dozda kullanılması önem taşıyor.
Çünkü uzun süreli veya yüksek dozlu tedaviler bazı hastalarda istemsiz hareketlere, kısa süreli aşırı hareketliliğe ya da ilacın etkisini tamamen kaybettiği dönemlere neden olabiliyor.
65 yaşın altındaki ve demans bulunmayan hastalarda dopamin agonisti olarak adlandırılan ilaçlar tedavinin başlangıcında tercih edilebiliyor veya mevcut tedaviye eklenebiliyor.
Titreme, depresyon, uyku bozukluğu ve benzeri şikâyetler için ise hastaya özel farklı tedavi planları hazırlanabiliyor.
Bazı hastalar ilaç tedavisine uzun yıllar boyunca iyi yanıt verirken, bazı hastalarda ilacın etkisi zamanla azalabiliyor.
Doz artırıldıkça yan etkiler ortaya çıkabiliyor ve tedaviye rağmen günlük yaşamı etkileyen şikâyetler devam edebiliyor.
İlaç tedavisinden yeterli fayda göremeyen hastalarda cerrahi yöntemler gündeme gelebiliyor.
Son yıllarda özellikle ilaçlara yanıt vermeyen veya ilaçların etkisi azalan hastalarda derin beyin stimülasyonu yöntemi tercih ediliyor.
Bu yöntemde, beynin hareketleri kontrol eden bölgelerine elektriksel uyarı gönderiliyor.
Cilt altına yerleştirilen küçük bir jeneratör aracılığıyla çalışan sistem, kalp piline benzer bir mantıkla işliyor.
Halk arasında “beyin pili” olarak da bilinen bu uygulamanın, uygun hastalarda hareket bozukluklarının kontrol altına alınmasına yardımcı olabildiği belirtiliyor.