'YAĞLI AKCİĞER' ALARMI! Bilim Dünyasını Şaşırtan Keşif! Öksürük ve Nefes Darlığı Geçmiyorsa Nedeni Bu Olabilir... Akciğer Yağlanması Nedir, Neden Olur? Akciğer Yağlanması Belirtileri
“Yağlı akciğer hastalığı” bilim dünyasında yeni bir başlık olarak öne çıktı. Obezitenin yalnızca kilo değil, akciğer dokusunu da içeriden etkileyen sistemik bir hastalık olduğu vurgulandı. Uzmanlara göre geçmeyen öksürük, nefes darlığı ve tedaviye dirençli astım bu tabloyla ilişkili olabilir.
Nefes darlığınızın nedeni sadece astım değil, yağ dokusu olabilir.
Geçtiğimiz hafta Boston’da, Massachusetts General Hospital’ın efsanevi Ether Dome’unda bir konferans verdim. “Ether Dome” sıradan bir salon değil; 1846’da anestezinin (eter) ilk kez uygulandığı, tıp tarihinin yazıldığı amfitiyatro. O kürsüde durmak, insana sorumluluğunu hatırlatıyor. Değerli meslektaşım Prof. Dinah Foer ile birlikte, o kürsüde yıllardır üzerinde çalıştığımız bir fikri anlattık: “Yağlı Akciğer Hastalığı.”
Yani yağ dokusunda olan biten, yağ dokusunda kalmıyor; ta akciğerlere kadar ulaşıyor. Yağlı karaciğeri çoğumuz duyduk; peki ya yağlı akciğer? Kulağa yeni geliyor, çünkü gerçekten yeni. Kısaca tanımlayayım: Yağlı akciğer hastalığı, obezitenin getirdiği metabolik ve iltihabi süreçlerin akciğer dokusunu içeriden değiştirip solunumu bozduğu yeni bir hastalık çerçevesi. Bu kavramı tanımlayan ekibin içinde olmak ise benim için ayrı bir gurur. Ama önce işin ciddiyetini açık söyleyeyim: Obezite ilişkili astımın ve alerjik olmayan astımın bugün bilinen bir tedavisi yok. İşte biz tam da bu çaresiz tabloya bir kapı aralayıp, bu hastalık için yeni bir ilaç geliştirdik.
Kilonuz ve astımınız var; ilaçlarınızı düzenli kullanmanıza rağmen şikâyetleriniz geçmiyor mu? Sık sık öksürük ve nefes darlığı atakları mı çekiyorsunuz? Sizde de “yağlı akciğer hastalığı” olabilir.
YILLARDIR GÖZ ÖNÜNDEYDİ
Obezitenin akciğere zararını uzun süre yalnızca mekanik bir mesele sandık: Göğüs ve karın yağı diyaframı bastırır, akciğerin genişlemesini kısıtlar, nefesi sığlaştırır. Bu kısıtlayıcı bileşen gerçek; ağır olgularda iş “obezite hipoventilasyonu” denen, solunumun yetersiz kaldığı tehlikeli bir tabloya kadar gidebiliyor. Ama bunlar hikâyenin tamamı değil. Çünkü asıl mesele mekaniğin ötesinde; hormonal ve metabolik. Şunu net söyleyelim: Obezite yalnızca bir kilo problemi değil; akciğeri de içeriden vuran sistemik bir hastalıktır.
Tedavi edilemeyen ağır astımın yüzde 60’ından fazlasında obezite var. Üstelik bu, klasik alerjik astımdan farklı bir tablo: Çoğunlukla kadınlarda, geç yaşta başlayan, alerji belirteçleri düşük, klasik tedavilere inatla direnen bir astım. Aynı şekilde obezite akciğeri yalnızca astıma değil; fibrozise, KOAH’a, hatta kansere doğru “hazır hale getiriyor”. Bu akciğerlerde hasar daha büyük, enfeksiyona yatkınlık daha fazla. Daha da incesi, mesele yalnızca hava yolları değil; akciğer damarları da bu süreçten payını alıyor.
Diyabet ve obezite, damar iç duvarındaki (endotel) hasara bağlı olarak damar geçirgenliğini artırıyor. Böylece obezitenin getirdiği lipotoksisite ve glukotoksisite, yani fazla yağ ve şekerin hücreler üzerindeki zehirleyici etkisi, doğrudan hava yollarına taşınıyor.
İşte tıbbın çözmekte zorlandığı düğüm tam burada. Obezite ve insülin direnci hava yollarında iltihabı körüklüyor. Bu hastalara verdiğimiz en temel ilaç olan kortizon (kortikosteroidler) ise hava yolunu rahatlatmaya çalışırken metabolizmayı bozuyor: Kan şekerini yükseltiyor, kemik eritiyor, böbreküstü bezini baskılıyor. Bozulan metabolik sağlık ise akciğer hastalığını daha da ağırlaştırıyor. Yani hasta bir kısır döngüye giriyor: Kötü metabolizma kötü akciğer, kötü akciğer için verilen ilaç daha kötü metabolizma. Döne döne ağırlaşan bir tablo.
YAĞ DOKUSUNDAN AKCİĞERE GİDEN BİR HORMON
Bu döngünün merkezinde, yıllardır çalıştığımız bir molekül duruyor: FABP4. Bu küçük protein aslında bir “yağ taşıyıcısı”; ancak yağ dokusundan kana salınıp bir hormon gibi davranabildiğini, obezite, diyabet, yağlı karaciğer ve damar sertliğinde yükseldiğini biliyorduk. Şimdi yeni bir şey gösterdik.
Sevgili ağabeyim Dr. Gürol Tunçman ve değerli hocam, mentorum Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ile yürüttüğümüz çalışmada, obezitede bu hormonun yalnızca kanda değil, doğrudan hava yollarının içinde de arttığını saptadık. Nakil (transplantasyon) deneyleriyle bu hormonun kaynağının akciğer değil, yağ dokusu olduğunu kanıtladık. Yani yağ dokusu ürettiği hormonu akciğere gönderiyor; biz buna “adipo-pulmoner eksen” adını verdik.
Dahası, obez farelerde akciğerin içinde bizzat yağ birikimi ve bir stres cevabı tespit ettik. Akciğer, kelimenin tam anlamıyla “yağlanıyor.” Bulgularımız yalnızca laboratuvar hayvanlarıyla da sınırlı kalmadı.
Amerika’nın büyük dirençli astım kohortu SARP ile Avrupa’nın UBIOPRED çalışmasının insan verilerinde, FABP4 hormonunu doğrudan hastaların hava yolu sıvısında tespit ettik. Dahası bu hormonun düzeyinin hem obezite hem de astımın şiddetiyle birlikte arttığını gösterdik. Yani farede gördüğümüz tablo, iki kıtadan gelen insan verisiyle de doğrulandı.
En umut verici kısmı ise tedavi tarafında. FABP4 geni olmayan fareler, kilolu olmalarına rağmen astıma özgü hava yolu aşırı duyarlılığından korundu.
Daha da çarpıcısı: Ağır obez farelerde dolaşımdaki FABP4 hormonunu, geliştirdiğimiz özel bir monoklonal antikorla, yani yeni bir ilaçla bloke ettiğimizde, hayvanlar hiç zayıflamadan, sırf bu hormon susturularak hava yolu hastalığı belirgin biçimde geriledi. Yani tedavisi olmadığını söylediğimiz bu hastalık için elimizde artık net bir hedef ve somut bir ilaç adayı var.
Tedavi cephesinde bir umut da bambaşka bir yerden geliyor. Obezite ve diyabet tedavisinde kullanılan ve bu köşede sık sık yazdığım GLP-1 ilaçları, obezite ilişkili astımda da deneniyor ve ilk olumlu sonuçlar gelmeye başladı. Üstelik bu ilaçları diyabet için kullanan hastalarda astımın da belirgin biçimde düzeldiğini gösteren çok sayıda yayın birikti.
Yani akciğeri metabolizma üzerinden tedavi etme fikri, artık teorik bir iddia değil. Belki de yakın gelecekte bazı astım hastalarını sadece bronşlarını hedefleyerek değil, asıl hastalığı, yani metabolizmayı tedavi ederek iyileştireceğiz.
