Morbid obezite hakkında bilmeniz gerekenler

Morbid obezite hakkında bilmeniz gerekenler © Shutterstock
Kasların yağdan üç kat daha fazla enerji harcadığı doğrudur; ama diğer organları oluşturan hücreler enerjiye daha açtır. Kilolu insanların iç organları da büyüktür; zayıflara oranla daha fazla hücreleri vardır. Bu ise daha fazla enerji tüketilmesi, metabolizmalarının daha hızlı olması demektir.

Morbid obezite ve vücut kitle indeksi kavramlarını açıklayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, aşırı şişmanlığın risklerine değindi.

Morbid obezite kabaca, çeşitli hastalıklar oluşturacak düzeyde aşırı şişman olma durumu şeklinde tanımlanabilir. Morbid obezite kavramını, kişiyi karşı karşıya bıraktığı riskler neticesinde ölümcül problemler doğurabilen ve dolayısı ile yaşam süresini de bariz olarak kısaltan düzeydeki aşırı şişmanlık olarak da tanımlayabiliriz. Bu derecede kilolu olanların, eğer tüm diyet ve önlemlerle de kalıcı olarak kilo veremiyorlarsa, (Bu çok nadiren, hastaların ancak % 2-3'ünde başarılı olabilmektedir) ameliyat edilmeleri zorunlu olmaktadır. Çünkü aksi takdirde bu kişilerin ömürleri bariz biçimde kısalmaktadır.

Vücut kitle indeksi (VKİ) nedir?

Vücut kitle indeksi, kilonuzu boyunuzun metre cinsinden karesine böldüğünüz zaman ortaya çıkan rakamdır.  Vücut kitle indeksi (VKİ) İngilizce’de Body Mass Index (BMI) olarak ifade edilir.

Morbid obezitenin ne gibi zararları var?

Morbid obezite, kişinin sosyal hayatını, yaşam kalitesini ve ruhsal durumunu ciddi biçimde sıkıntıya sokmanın ötesinde çok önemli, hatta yaşamı kısaltan bir dizi probleme yol açmaktadır.

Aşırı şişmanlık, belli bir aşamadan sonra kişide şeker hastalığına ve hipertansiyona neden olur ve bu komplikasyonlar "morbid" obezlerde çok erken yaşlarda ortaya çıkarlar. Obeziteye bağlı gelişen bu yandaş problemlere tıpta "comorbidity" denilmektedir. Bilindiği gibi günümüzde birinci ölüm nedeni halen damar sertliğidir ve gerek şeker hastalığı ve gerekse hipertansiyon, damar sertliği gelişimi açısından en önemli risk faktörleridir. Dolayısı ile morbid obezler, eğer tedavi edilmezlerse, yaşıtlarına göre çok daha erken zamanda damar sertliği ve buna bağlı oluşabilen; kalp krizi (enfarktüs) ya da inme (stroke) gibi nedenlerden yaşamlarını yitirmektedirler.

"Tedavi edilmezlerse" ifadesinin kullanılmasının nedeni burada bir de iyi haberin olmasındandır. Bu iyi haber irade, diyet ve önlemlerle sıklıkla çözülemese de artık günümüzde bir dizi laparoskopik yani "kapalı" ameliyatla morbid obezite tedavisinin mümkün olmasıdır. Tıpta "bariatrik cerrahi" olarak bilinen ve şişmanlığı giderici cerrahi girişimler olarak tanımlayabileceğimiz bu ameliyatlar sanıldığından çok daha az riskleri olan ancak hayat kurtarıcı, yaşamı uzatıcı müdahalelerdir. Bu nedenle de hastayı maruz bıraktıkları risklere karşın tüm dünyada çok aktif ve sıklığı giderek artan biçimde uygulanmaktadırlar. Çünkü şişmanlığı gidermenin yanı sıra, başta Tip II şeker hastalığı ve hipertansiyon olmak üzere diğer yandaş problemlerin de süratle düzelmesini sağlayan ve hastanın ömrünü hatırı sayılır şekilde uzatmanın yanı sıra yaşam kalitesini de müthiş şekilde düzelttikleri kanıtlanmış girişimlerdir.

Tip II şeker hastalığı ve hipertansiyonun ötesinde çok erken yaşta ciddi diz problemleri, idrar tutma zorluğu gibi ürolojik problemler, solunum sıkıntıları, uyku apnesi gibi bir dizi başka çok ciddi problem de çoğunluğu genç olan bu hasta topluluğunun yakasını bırakmaz.

Ciddi bir hastalık olmasına karşın morbid obezler neden kilo veremiyor ya da neden bu kadar kilo alıyor?

Kilo alıyor olmak, bilimsel olarak harcadığınız veya yaktığınızdan daha fazla kalori almak
demektir. Harcayamadığınız kaloriler vücutta yağa dönüşerek depolanır ve belli aşamadan sonra şişmanlık söz konusu olur. Öte yandan "Morbid obezite madem bu denli ölümcül bir sıkıntı, o zaman yemesinler ve zayıflasınlar" diye düşünenler olabilir.

Obez hastalarımızın psikolojilerini çok iyi biliyoruz. Bir bölümünde ciddi bir suçluluk duygusu hakim olabiliyor ve "Herkes diyetle başarıyor ben başaramıyorum?" gibi tamamen asılsız ve yanlış düşüncelere sahip olabiliyorlar. Oysa gerek bilimsel verilere gerekse normal yaşam pratiğine baktığımızda, morbid obezite söz konusu olduğunda, diyetle "kalıcı" kilo kaybı malesef mümkün olamamaktadır. Bazı insanlar tüm anlattıklarımızı bile bile yine de morbid obez olacaklardır ve her türlü uğraş ve gayrete karşın kilo verseler bile fazlası ile geri alacaklardır. Yoksa diyetle tabi ki herkes az çok kilo verebilmektedir.

Öte yandan önemli olan bu kilo kaybının devamlı yani kalıcı olmasıdır. Sorun da işte burada başlamaktadır. En sık rastlanılan durum arada özel diyet ve ciddi uğraşlar sonucu 10-15, hatta 20 kilo verilmesi ve sonra bu kiloların fazlası ile geri alınmasıdır. Yani diyet, egzersiz ve agresif psikolojik desteğe karşın bu kişilerin yüzde 95'in üstünde oranda kalıcı biçimde zayıflayamadıklarını görmekteyiz. Ne yazık ki henüz morbid obeziteyi başarılı olarak giderebilen mucizevi bir ilaç da yoktur.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS