Uyku probleminin en önemli nedeni stres ve kaygı

Uyku probleminin en önemli nedeni stres ve kaygı

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Zerrin Pelin, özellikle akşam saatlerinde teknolojik aletlerin kullanılmasının uykuyu bozduğunu belirterek, " Melatoninin en yüksek seviyeye ulaştığı saati, cep telefonu ile uğraşarak, televizyon seyrederek ya da yoğun ışıklı bir ortamda kalarak geçiriyorsak, uykularımız giderek ileri doğru kaymaya başlıyor" dedi.

Özel bir yatak firması tarafından Dünya Uyku Günü dolayısıyla yapılan "Türkiye Uyku Araştırması", Türkiye'nin uyku alışkanlıklarını gözler önüne serdi.

Ortaköy'de düzenlenen basın toplantısında firmanın Kurumsal İletişim ve Tanıtım Direktörü Selmin Gündoğdu araştırmanın sonuçlarını açıklarken, Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Zerrin Pelin de iyi uyku nedir, uyku hastalıklarının sağlık üzerindeki etkileri, kaliteli uyku için neler yapılmalı konularında bilgi verdi.

Prof. Dr. Pelin, basın toplantısında yaptığı konuşmada, bilimsel çalışmalar arttıkça uykunun ne işe yaradığının ortaya çıktığını, özellikle kemik, kas kıkırdak, cilt ve bağırsak hücrelerinin uykuda yenilendiğini, metabolik olarak hormonal düzenlemelerin uykuda yapıldığını ve iyi uyunmayan uykuların ortaya çıkardığı birçok hastalık bulunduğunu söyledi.

Özellikle vardiyalı çalışmaların artmasıyla kadın ve erkeklerde farklı kanser türlerinin ortaya çıkmasının, çağın en yoğun problemlerinden biri olan obezitenin yetersiz uyku nedeniyle ortaya çıkmış olmasının insanların neden uyuması gerektiğini gösteren objektif kanıtlar olduğunu dile getiren Prof. Dr. Pelin, "İyi uykunun süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte öncesinde eğer uykusuz değilsek, sabah alarmsız kendiliğinden dinlenmiş olarak kalkmak iyi uyku olarak tanımlanıyor." dedi.

Uykuyu rüya uykusu ve rüya dışı olarak iki bölümde incelediklerini aktaran, Prof. Dr. Pelin, sözlerine şöyle devam etti:

"Gecenin ilk yarısında daha çok vücudu dinlendiren ve bizi ertesi güne hazırlayan derin uykularımız daha yoğunlukta. Bu derin uyku döneminde çocuklarda büyüme hormonunun salgılandığını, hormonal yapımızın organize edildiğini, vücut yenileyici birtakım işlerin bu derin uyku döneminde yapıldığını biliyoruz.

Gündüz çok yoruluyoruz, bedenler güçsüz düştüğü için de yattığımız zaman öncelikli ihtiyacımız bedenimizi dinlendirmek. Gece, rüya dışı uyku ile rüya uykusunun birbiri arkasına tekrarlanmasından oluşan 90-120 dakikalık periyotlardan oluşuyor. Her gece biz bu periyotlardan 4-5 kere yaşıyoruz. Gecenin ilk kısmında rüya uykularımız biraz daha kısa, derin uykularımız biraz daha yoğun. Vücudumuz dinlendikten sonra iş hafızamızın yenilenmesine geliyor. Sabaha karşı dönemlerde daha çok rüya uykusu uyuyoruz. İyi bir uyku yüzde 20'si derin uyku, yüzde 20'si rüya uykusundan oluşan bir uyku topluluğundan oluşuyor."

"İnsanların çoğu 7-8 saatlik uyku ile dinlenmiş olarak kalkıyor"

Prof. Dr. Pelin, iyi uyku süresinin kişiden kişiye değiştiğini ve genetik özelliklerin etkin olduğunu belirterek, "Doğduğumuzdan itibaren kaç saatlik uyku ile dinlenmiş olarak kalkacağımız genlerimiz ile belirlenmiş durumda. İnsanların çoğu 7-8 saatlik uyku ile dinlenmiş olarak kalkıyor. Yüzde 8 gibi şanslı bir grup var 6 saat ve altında bir uyku ile dinlenmiş olarak kalkabiliyor. Yüzde 2 gibi çok şanssız bir grup var, 10 saat ve üzerindeki uykular ancak onlara yetiyor." dedi.

Gelişmişlik arttıkça insanların kaygılarının da arttığını dile getiren Prof. Dr. Pelin, "Beklentilerimiz giderek artıyor. Bunların artması da bizi biraz sıkıntıya sokuyor. Biz istiyoruz ki lambayı kapatalım, yatağa girelim ve hemen uyuyalım. Eğer kaygımız, stresimiz çoksa ve çok gerginsek, lambayı kapatıp, beynimizin de düğmesini kapatıp hemen yatağa girip uyuyamıyoruz. Rahat bir şekilde yatağa girmediysek, zor da olsa dalsak bile bu bizim uykumuzun içinde de bölünmelere yol açıyor. Dolayısıyla uykuya biraz rahat girmemiz gerekiyor." diye konuştu.

"Cep telefonunu kapattığınızda beyniniz o kadar çabuk boşalmıyor"

Teknolojinin uyku üzerine etkisine de değinen Prof. Dr. Pelin, şu bilgileri aktardı:

"Özellikle akşam saatlerinde teknolojik aletlerin kullanılması uykumuzu çok bozmuş durumda. Bizim uykumuzun iyi olabilmesi için ya da uykuya başlayabilmemiz için iki önemli süreç var. Bu süreçlerden biri gündüz ne kadar uyanık kaldığımız, diğeri ise biyolojik ritmimiz. Biyolojik ritmimiz, aydınlık ve karanlığa göre oluşan bir ritm. Karanlık olduğu zaman beynimizde melatonin adını verdiğimiz bir hormon salgılanıyor. Bu melatonin hormonu da belli düzeye geldiği zaman ve uyanık kaldığımız sürede yeterliyse, biz o saatlerde çok daha rahat uykuya dalabiliyoruz.

Melatoninin en yüksek seviyeye ulaştığı saati, cep telefonu ile uğraşarak, televizyon seyrederek ya da yoğun ışıklı bir ortamda kalarak geçiriyorsak, uykularımız giderek ileri doğru kaymaya başlıyor. Bu da gençlerde, giderek geç uyumalara, sabah geç kalkmalara, okul ve iş performansının bozulmasına yol açıyor. Cep telefonunu veya televizyonu kapattığınız zaman, beyniniz o kadar çabuk boşalmıyor. Beyne ve vücuda biraz izin vermek lazım rahatlaması için."

Türkiye Uyku Araştırması sonuçları

Firmanın Kurumsal İletişim ve Tanıtım Direktörü Selmin Gündoğdu'nun açıkladığı Türkiye Uyku Araştırması sonuçlarına göre, Türkiye'nin yarısına yakını günde 8 saat uyuduğunu söylüyor.

Yatış saati ortalama gece 12.00 iken, kalkış saati ise 07.00-08.00 arasında değişiyor. Orta yaş ve üstü kişiler ise 7 saatlik uykuyu kendileri için yeterli görüyor. Hafta sonları ise uyku süreleri artıyor, 9-10 saati bulabiliyor.

Araştırma, ideal uyku süresini yakalamalarına rağmen Türkiye'nin yarısından fazlasının "Sabahları dinlendim hissi ile uyanıyor musunuz?" sorusuna "evet" cevabını veremediğini ortaya koydu. Yine "Sabah uyandığınızda enerjik oluyor musunuz?" sorusuna da her 2 kişiden 1'i "hayır" yanıtını verdi.

Türkiye sağlıklı uyuduğunu düşünüyor

Araştırmadan çıkan en ilginç sonuçlardan biri de yüzde 83'lük bir oranın uyku sorunu yaşamadığını söylemesi oldu.

Uykuyu engelleyen sorunları sorulduğunda ise yüzde 12'si horlama, yüzde 3'ü insomnia (uykusuzluk hastalığı), yüzde 3'ü huzursuz bacak sendromu, yüzde 1'i ise uyku apnesi yaşadığını belirtti.

Araştırma tüm bu sorunları bir uyku problemi olarak görmediğimizi, sağlıklı bir uyku uyumadan, iyi uyuduğumuzu düşündüğümüzü gözler önüne serdi.

Uyku probleminin en önemli nedeni stres ve kaygı

Araştırma sonuçlarına göre en önemli uyku problemi olarak stres ve kaygı görülüyor.

En çok uyku sorununu ise evli, çocuklu ve çalışanlar yaşıyor. Bu kişiler hem iş stresi, hem yaşam ve gelecek kaygısı, hem de küçük çocukların sık sık uyanması ile tam uykuyu neredeyse hiç alamıyorlar.

18-24 yaş arası öğrenciler en az uyku sorunu yaşayan ve en düzensiz uyuyan kitle olarak ortaya çıkıyor. 25-35 yaş arası yalnız yaşayanlar, yeni evliler ve çalışanlar bu yaşlarda iş stresi veya geçim sorunları nedeniyle uykuya geç dalıp sabah erken ve yorgun uyanıyor. 45 - 70 yaş erken yatıp erken kalkıyor ve kısa uyuyor.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS