The Outer Worlds’e yakından bakıyoruz

The Outer Worlds’e yakından bakıyoruz

RPG oyunu denildiğinde akla gelen ilk geliştiricilerden birisi de Obsidian diyebiliriz. Fallout serisi ile ortalığı kasıp kavuran stüdyo, şimdi de yeni bir IP ile karşımıza çıktı. Gerek atmosferi, gerek ilerleyişi, gerek de hikaye kurgusu ile tamamen farklı bir konsepte hitap eden The Outer Worlds, kendine has bir tarza sahip.

Oyun ilk açıldığında sağa sola doğru koşuşturan ve her halinden bir şeylerin ters gittiği belli olan Phineas Vernan Welles ile karşılaşıyoruz. Welles çok geçmeden bizi olanlar hakkında aydınlatıyor ve 10 yıl olarak planlanan uzay yolculuğumuzun bazı aksilikler yüzünden 60 yıl sürdüğünü öğreniyoruz.


Sonrasında kendimizi bir fırlatma kapsülünde buluyor ve Hope isimli uzay gemisinden ayrılıyoruz. Buraya kadar geçen süre içerisinde Welles bize kısa bilgilendirmelerde bulunuyor. Bu bilgilendirme esnasında oyunun 2355 yılında geçtiğini, insanlığın pek çok gezegeni kolonileştirdiğini, eski bilinen düzenin artık kaybolduğunu ve Halycon isimli koloninin tehlikede olduğunu öğreniyoruz.


Welles bizi bu koloniyi kurtarmak için Terra 2 isimli gezegene indireceğini söylüyor ve tüm itirazlarımıza karşın bu söylemini yerine getiriyor.


Hope’tan ayrıldıktan hemen sonra, yani Terra 2’ye inmeden önce karakter düzenleme ekranıyla karşılaşıyoruz. Buradan oyundaki karakterimizin nasıl görüneceğine karar veriyoruz. Ayrıca Body, Mind ve Personality gibi yeteneklerimizi de bu kısımdan belirliyoruz.


Terra 2’ye hoşgeldiniz


Kapsül Terra 2’ye indiğinde bizleri oldukça renkli bir dünya karşılıyor. Kendisine has bir renk paletine sahip olan The Outer Worlds kendi tarzını ilk dakikadan itibaren yansıtmaya başlıyor.


Oyunun ilk başları klasik olarak temel dinamikler hakkında bilgi veriyor. Çevre, yabani hayattaki yırtıcılar, silahınız olmadan hayatta kalma yöntemleri gibi nicelikleri öğreniyorsunuz.


The Outer Worlds’ün ilk yarım saati ağır bir tempoda ilerliyor. Hatta ilk 2 – 3 saate kadar hikaye hakkında net bir bilgi de edinemiyorsunuz. Tek bildiğiniz söz konusu koloninin tehlikede olduğu bilgisi.


Yapay zekaya dikkat


Oyundaki en önemli niceliklerden birisi de yapay zeka dinamikleri. Obsidian neredeyse her bir detay üzerinde özellikle çalışmış diyebiliriz. Bilgi almak için konuştuğunuz bazı NPC’ler size yalan söylüyor. Üstelik biraz dikkatli olursanız bu yalanlarını yüzlerine vurabiliyorsunuz.


Elbette tek yalan söyleyen NPC’ler değil. Yeri geldiğinde siz de karşınızdakilere yalan söyleyerek oyunun ilerleyişini tamamen değiştirebiliyorsunuz.


The Outer Worlds ilerleyiş açısından Mass Effect’i de andırıyor. Genel olarak temel baz görevlerden kurtardığımız kişiler takımımıza katılarak bizimle birlikte savaşmaya başlıyorlar. Bu sayede kalabalık gruplarla girdiğimiz çatışmalardan minimum zararla çıkabiliyoruz.


Bu karakterler çatışma sırasında ölseler bile görevi tamamladığınız an üs bölgesinde beliriyorlar. Yani takım üyelerini kaybetme gibi bir durum söz konusu olmuyor.


Genel anlamda başarılı bir oyun


The Outer Worlds genel anlamda başarılı bir oyun olsa da kendi içerisinde ufak tefek eksikleri de mevcut. Hayli geniş bir açık dünyaya sahip olmasına karşın bu dünyanın nüfus açısından yetersiz oluşu dikkatlerden kaçmıyor.


Ayrıca dışarıdaki vahşi hayat da yok denecek kadar az. Uçsuz bucaksız ormanlarda gezintiye çıktığınızda pek bir tehditle karşılaşmıyorsunuz.


Fakat bu eskiyi görmezden gelirsek, oynanış dinamikleri, kontrolleri, kendine has grafikleri ve renk paleti ile The Outer Worlds’ün farklı bir yapım olduğunu söyleyebiliriz. Eğer türü seviyorsanız ve farklı bir hikaye deneyimi arıyorsanız, Obsidian imzası taşıyan bu yapıma mutlak göz atmanızı tavsiye ederiz.


The Outer Worlds inceleme puanımız


•Grafik: 80
•Ses: 82
•Atmosfer: 82
•Oynanış: 76
•Genel: 80


 

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS