ABD Büyükelçisi John Bass'ten CNN TÜRK'e özel açıklamalar

ABD Büyükelçisi John Bass'ten CNN TÜRK'e özel açıklamalar

ABD Büyükelçisi John Bass CNN TÜRK ekranında Doğan TV Ankara Temsilcisi Hande Fırat'ın sorularını yanıtladı. Büyükelçi Bass, DAEŞ’i zayıflatmak ve nihayetinde yenilgiye uğratmak için ne kadar zaman gerekirse, o kadar burada kalacaklarını söyledi. Bass, "Çözüm süreci devam etmeli. Bunun için önce PKK saldırıları durdurmalı" çağrısında bulundu.

Hande Fırat: Ankara’dan iyi günler. CNN Turk Ankara stüdyolarında karşınızdayız çünkü önemli bir konuğumuz var; ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass bizimle birlikte.  Hoşgeldiniz CNN Turk yayınına. 


Büyükelçi Bass: Hoşbulduk. 


Hande Fırat: Şimdi öncelikle tabii pek çok başlık var ama IŞİD mücadelesi ile başlayacağız, çünkü anlaşma imzalandı iki ülke arasinda, Türkiye ve Amerika arasında, ama sonrasında da ilk operasyon gerçekleşti.  Dolayısıyla, Türkiye’nin bu koalisyonun içinde yer alması jetleriyle birlikte hem uluslararası kamuoyu açısından, hem Amerika açısından ne anlama geliyor?  Önce bunu değerlendirelim.  



Büyükelçi Bass: Öncelikle buraya gelerek sizinle ve izleyenlerinizle konuşma fırsatını bulduğum için tekrar teşekkür etmek istiyorum. Benim için profesyonel gazetecilerle bir araya gelmek her zaman bir ayrıcalık ve zevk olmuştur; burada olmaktan çok mutluyum. DAEŞ’e karşı koalisyon çabaları bağlamında, Türkiye’nin DAEŞ’e karşı yürütülen operasyonlara tam olarak katılmasının gerçekten önemli bir gelişme olduğuna ve bu korkunç terör örgütünün geriletilmesi ve nihai olarak yenilgiye uğratılması çabamıza önemli bir ilave katkı sağlayacağına inanıyoruz. Geçtiğimiz hafta gördüğümüz üzere, Türkiye koalisyonun çabalarının bir parçası olarak Suriye’de DAEŞ’e karşı savaş görevi uçuşlarına başladı ve bu ileriye doğru önemli bir adım. Öte yandan, halihazırda yalnızca Türkiye’nin aktif katılımından değil, aynı zamanda ABD ve diğer potansiyel koalisyon uçakları ve varlıklarının Türkiye’de konuşlanması olanağından da faydalanıyoruz, ki bu durum, söz konusu varlıkların Suriye’deki hedeflere ulaşması için gereken zamanı büyük ölçüde kısaltıyor ve böylelikle koalisyonun askeri harekatını yürütme kabiliyetini arttırıyor. 


Hande Fırat: Şimdi tabii şöyle, konuşlanmaya ilişkin sorularım olacak ama, biz operasyonun teknik detaylarını da merak ediyoruz, ilki gerçekleştiği için.  Örneğin, harekat merkezi neresi?  Operasyon nereden komuta ediliyor? Ve istihbarat bu operasyon öncesinde nasıl sağlanıyor? Bir eşgüdüm var mı? 


Büyükelçi Bass: İzleyici kitleniz Türkiye’nin ötesine, muhtemelen çatışma bölgelerine dek uzandığı için çok fazla operasyonel ayrıntıya girmeyecek olmamı anlayışla karşılayacağınızdan eminim. Ayrıca, yürüttüğümüz operasyonların azami etkiyi gösterdiğinden de emin olmak istiyoruz. Fakat size şunu söylebilirim; hava operasyonlarının genel koordinasyonu, Ortadoğu’da bulunan ABD Merkez Komutanlığı’na ait tesisden gerçekleştiriliyor. Ortaklar, koalisyona katılan ülkeler bu merkeze personel katkısında bulunuyorlar ve buna uygun teknoloji sayesinde koalisyonun tüm katılımcıları ve uçuş gerçekleştiren tüm uçaklar birbirleriyle irtibat halinde oluyor. Bu yolla, operasyonların güvenli, emniyetli ve sahada en fazla etkiyi yaratacak şekilde düzenlenmesini sağlıyoruz. 


Hande Fırat: Peki acaba şimdi bu uçaklar havalanmadan önce ya da operasyonlar olmadan önce Esad rejimi de Amerika kanalıyla ya da koalisyon kanalıyla bir bilgi veriliyor mu?  Bunu şunun için soruyorum, sonuçta Türk jetleri de Suriye hava sahasına giriyorlar.  Bir bilgilendirme var mi öncesinde? 


Büyükelçi Bass: Elbette gerçekleştirdiğimiz diplomatik görüşmelerin ayrıntılarına açıkça girmiyoruz, ancak hem biz hem de koalisyonun diğer üyeleri, Esad rejiminin, kendisinin müdahale etmek istemediği bir terörist gruba karşılık vermek amacıyla Suriye hava sahasında faaliyetlerde bulunduğumuzu ve bu mücadeleyi yürütmek için söz konusu hava sahasında faaliyet göstermeye devam edeceğimizi anlamasını sağlamak için çeşitli önlemler aldık. Rejimin hava araçlarımızdan uzak durmasını bekliyoruz ve buna ilişkin olarak koalisyon hava araçlarını korumak adına almamız gereken önlemler var, ihtiyacımız olduğunda da bu önemleri kesinlikle alırız. 




Hande Fırat: Peki, bir diğer başlık tabii bununla ilgili olarak çok merak edildiği için soruyorum, IŞİD’den arındırılmış temiz bölge tartışması. Şimdi, Türkiye’deki beklenti, kamuoyundaki beklenti Cerablus ve Azez- Mera hattında 45 km derinliğinde bir temizliğin yapılması, IŞİD’den arındırılmış bir bölgenin oluşturulması ve buraya da bazı muhalif unsurların yerleştirilmesi. Amerika bu konuda hiç çok açık ve net konusmadı. Türkiye’nin bu talebi karşılandı mı? Tamam dedi mi Amerika? Yani, 45 km derinliğinde bir temizlenmiş hat olacak, IŞİD’den temizlenecek ve oraya muhalif unsurlar mı yerleştirilecek? 


Büyükelçi Bass: Bence burada önemli olan bunu nasıl adlandırdığımız değil, sahada sağladığımız etki.  Ve şu anda, hem koalisyona hem de Türkiye’ye yönelik önemli bir güvenlik tehdidine en iyi şekilde cevap verebilmenin yollarını belirlemek üzere Türk hükümetindeki meslektaşlarımız ve özellikle ordularımızla birlikte çalışıyoruz. Söz konusu tehdit, az önce belirttiğiniz gibi DAEŞ’in bu sınır bölgesini kontrol etmesi. DAEŞ’i geriletmek ve yenilgiye uğratmak için göstereceğimiz çabanın başarısının, bu alanın temizlenmesi ve DAEŞ’in terör faaliyetlerine devam edebilmek amacıyla Türkiye’den ve Türkiye üzerinden Suriye ve Irak’a insan, ekipman ve teknoloji kaçırmak için sınırdaki mevcudiyetini kullanmasına son verme kabiliyetimize bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bildiğiniz gibi, sahada faaliyet gösteren Suriyelilerin kendi topraklarının kontrolünü tekrar elde etmeleri, kontrolü sürdürebilmeleri ve DAEŞ’i bu bölgenin dışına çıkarmalarına en iyi şekilde nasıl destek verebileceğimizi belirleme sürecinin tam ortasındayız ve bu karmaşık bir süreç. O nedenle, tekrar ifade etmek istiyorum, burada en önemli konu ulaşmaya çalıştığımız hedef, buna ne isim verdiğimiz değil. 


Hande Fırat:  Şöyle bir şey, Özgür Suriye Ordusu acaba yeterli olacak mı?  Yani, buraya konuşlanabilecek güçte mi? Ya da burayı koruyabilecek güçte mi?


Büyükelçi Bass: Bahsettiğimiz ve iki ordunun üzerinde çalıştığı konu tam da bu, iki devletin, iki ülkenin de bu harekata, bu askeri operasyona katılımını görmekten rahatsızlık duymayacağı çeşitli grupların kabiliyetlerini değerlendirmek. Elbette Suriye’de rejime karşı hareket eden ve ABD’nin desteklemediği, desteklemeyeceği ve yardım etmeyeceği bazı gruplar bulunuyor. Bu yüzden, bu operasyonun ayrıntıları üzerinde çalışırken kimi destekleyeceğimizle ilgili net bir anlayışa sahip olmamız önemli. 


Hande Fırat:  Ama tabii şöyle bir sorun var ortada, sanırım desteklenecek isimler ya da gruplar konusunda bir net uzlaşma yok, ya da nasıl olacak bu?  Şunun için soruyorum; örneğin Ahrar El Şam, Türkiye bu grubu desteklerse tamam diyecek misiniz ya da desteklenecek gruplar konusunda nasıl bir uzlaşıya varmayı düşünüyorsunuz? 


Büyükelçi Bass: Daha önce de belirttiğim gibi, etkili olmak ve sürdürülebilir bir sonuç yaratmak için iki devletin de bu operasyon kapsamında desteklenmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğu bir dizi Suriyeli muhalif unsuru desteklememiz gerektiğine inanıyoruz. Türkiye bizim rahatsızlık duyacağımız bazı grupları önerebilir. Eğer böyle bir durum olursa, bu grubu desteklemeyeceğimizi ve söz konusu grubun operasyonlara katılımını desteklemeyeceğimizi açık bir dille ifade ederiz. 


Hande Fırat: Şimdi bir yandan da şunu görüyoruz, Türkiye bir şekilde bu operasyonun hemen ardından da açık ve net hedef olmaya başladı.  Örneğin bir asker DAEŞ tarafından şehit edildi, bir diğeri kayıp.  Başka bazı gelişmeler olabilir.  Dolayısıyla bunlarla ilgili öncelikle elinizde son bilgiler var mı ve Türkiye’ye bu konuda yardımlarınız ne çerçevede olabilecek ya da katkılarınız? 


Büyükelçi Bass: Maalesef dün sınırda gerçekleşen olayla da gördük ve dualarımız hayatını kaybeden Türk askerinin ailesi ve hala kayıp olan askerin ailesiyle. Aynı şekilde, geçtiğimiz ay görevleri başında hayatlarını kaybeden tüm güvenlik güçleri ve askerler için de taziyelerimi sunuyorum. Burada, bu terör örgütünün gerçekleştirdiği korkunç terör eylemlerinin Türkiye’ye sıçradığını görüyoruz, ve bu da, DAEŞ’i geriletmek ve nihai olarak yenilgiye uğratmak için koalisyon içerisinde neden yakın bir şekilde çalışmak zorunda olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor. Bunun bir kısmını askeri operasyon oluşturuyor ve Türk hükümetinin koalisyona sağlamaya karar verdiği ilave işbirliği ve destek için son derece mutluyuz. Fakat aynı ölçüde önemli taşıyan başka kısımlar da var. DAEŞ’in savaşçıları taşıma, dünyanın diğer bölgelerinden savaşçı toplama ve bunları Türkiye ve diğer çevre ülkeler üzerinden çatışma alanına sokma kabiliyetiyle başa çıkmayı sürdürmek için yapmamız gereken çok iş var. Örgütün kendini finanse etme kabiliyetini azaltmayı sürdürmek ve insanları bir şekilde çeken bu korkunç ideolojiyle mücadeel etmek için her birlikte yapmamız gerekenler var. Elbette Türkiye’nin burada kritik bir rolü var. Tüm bunları önceden önlemler alarak yapmak, DAEŞ misillemelerine de bir ölçüde davet çıkarıyor. Bu konuda oldukça hassas ve dikkatliyiz, ve Türk emniyeti, istihbaratı ve diğer yetkililerle yakın çalışarak tehditlerle ilgili bize gelen bilgileri paylaşıyoruz ki,  herkesin ve her iki hükümetin, Türkiye’ye ve vatandaşlarına yönelik ilave tehditleri mümkün olduğu kadarıyla en aza indirgemek için birlikte çalışmalarını sağlayabilelim. 



Hande Fırat: Şimdi burada, bir defa Türkiye sınırlarını güçlendirme kararı aldı, duvarlar örülüyor, biliyorum, tahmin ediyorum siz de biliyorsunuzdur ama diğer taraftan belli ki bir istihbarat paylaşımı var.  Yabancı savaşçıların geçişini önlemek için çalışmalar sürüyor.  Ama tüm bunlar yeterli mi?  Bunu niye soruyorum, çünkü bir yandan da işte hava operasyonları ve sadece bunlar yeterli olmayacak, bir kara operasyonu gerekli ifadeleri kullanılıyor.  Bir iddia da, Türkiye’den böyle bir beklentiniz olduğu şeklinde.  Amerika’nın Türkiye’den bir kara operasyonu beklentisi var mı?  


Büyükelçi Bass: Başta da belirttiğim gibi, koalisyon üyelerinden pek çok farklı alanda yoğun işbirliği ve emek isteyen çok yönlü bir operasyon bu.  Askeri boyut bunun önemli bir parçası; terörle mücadele girişimleri, emniyet güçleri ile uzmanların ‘kolaylaştırıcı ağlar’ dediğimiz ağlara ve transit ağlarına karşı birlikte yürüttükleri çalışmalar ve bunların yanı sıra, DAEŞ’in para kaynaklarına, ideolojisine karşı yürütülen mücadele, DAEŞ’in kontrol ettiği bölgedeki varlığını sürdürmesini sağlayan tüm etkenlerle mücadele... Sonuç olarak, askeri boyut, DAEŞ’in kontrolündeki alanın azaltılması ve örgütün zaman içinde yenilgiye uğratılmasında kritik öneme sahip.  Yalnızca hava saldırılarının hedefimize ulaşmamızı sağlayacağını asla söylemedik.  Mücadele aynı zamanda Irak halkının, Irak hükümetinin ve Suriye’de DAEŞ’le savaşan oluşumların sahada etkin olmasına da dayanıyor.  Bunlar, onların ülkeleri; işgal edilen, DAEŞ’in bu korkunç, vahşi hükmüne maruz kalan onların evleri, köyleri ve şehirleri.  DAEŞ’i püskürtmek ve sonunda yenilgiye uğratmak için sahada harekete geçmek zorunda olanlar da onlar.  Bu örgütler sahadaki kritik mücadeleyi sürdürürken, biz de onlara destek olmak adına alabileceğimiz ve almakta olduğumuz çeşitli önlemleri konuşuyoruz. 


Hande Fırat:   Anladığım içerdeki grupların desteklenmesi daha burada ön plana çıkıyor.  Amerika’nın tercihi de o yani.  Kara operasyonu beklentisi olmayacağı ya da böyle bir beklentinizin olmadığı mesajını veriyorsunuz ama o gruplar arasında da sorun var.  Özellikle Türkiye Amerika açısından sorun var, öyle görünüyor.  Konu PYD.  Şimdi, PYD’de Türkiye’de nasıl bir orta yol buldunuz öncelikle? 


Büyükelçi Bass: Daha önce de tekrar tekrar söylediğimiz gibi, Suriye ve Irak’ta DAEŞ’le savaşan, DAEŞ’i gerileten ve DAEŞ’in bölgedeki kontrolüne son verecek çözümü sağlayacak grupları desteklemeye yoğunlaşıyoruz.  Bunu gerçekleştiren, aşırılıkçı olmayan, ABD’ye tehdit oluşturmayan gruplara destek vereceğiz.  Bu destek, bu mücadele içerisinde yer alan çeşitli Suriyeli Kürtleri, Suriyeli Arapları ve Suriyeli Hristiyanları kapsıyor.  Bunun Suriye’de nihai başarımızın temel bir unsuru olduğu yönündeki inancımızı Türk hükümetine oldukça açık bir biçimde ifade ettik. 


Hande Fırat: Peki şunu merak ediyoruz, şu yüzden o da.  Türkiye’de bir iddia var, bir endişe var.  Amerika ya da Koalisyon önden alanları bombalıyor, İŞİD’in elindeki, PYD içeri giriyor ve böylece bir Kürt koridoru oluşturuluyor.  Türkiye, Suriye’nin kuzeyınde bir Kürt koridoruna karşı hassas, bunu biliyoruz.  Amerika’nın böyle bir amacı var mı gerçekten, Suriye’nin kuzeyinde PYD’ye ait olacak bir Kürt koridoru oluşturma amacı var mı? 


Büyükelçi Bass: Hayır, yok.  Amerika Birleşik Devletleri, Suriye’nin toprak bütünlüğünü destekliyor, tıpkı Türkiye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünü desteklediği gibi.  Suriye’yi parçalamak veya bu ülkenin içerisinden birden fazla siyasi oluşum yaratmak için buradaki mevcut çatışmayı kullananları, bu çatışmadan nemalananları desteklemiyoruz.   Askeri çözümü olmayan bu çatışmanın nihai çözümünün ise, Esad’ın yer almadığı ancak Suriye’nin tamamından sorumlu bir hükümete siyasi bir geçiş sağlanması olduğuna güçlü bir şekilde inanıyoruz. 


Hande Fırat: Pardon, orada ben bir karıştırdım, Esad’lı bir geçiş hükümetinden mi bahsediyorsunuz? Çünkü bunu şunun için soruyorum, bundan bayağı bir süre önce Esad’ın günleri, haftaları kaldığı ifade edilmişti ama Esad hala görevde. Sonuç itibariyle artık Esad’sız bir formül üzerinde ABD ve uluslararası kamuoyu durmuyor mu? 


Büyükelçi Bass: Hayır, Esad’ın Suriye’de bir geleceği olmadığına, yönetimin ve hükümetin parçası olmayı sürdürmeye dair tüm meşruiyetini kaybettiğine olan güçlü inancımızı sürdürüyoruz. Bu yüzden, Türkiye’nin de dahil olduğu müttefikler, ortaklar ve diğer ülkelerle birlikte yakinen üzerinde çalıştığımız konu, bu hedefe ulaşmanın en iyinin yolunun ne olduğu ve Suriye’de devam eden korkunç çatışmadan Esad’ın yönetiminde yer almadığı bir Suriye’ye geçişi gerçekleştirebileceğimiz bir noktaya nasıl gelineceği. 


Hande Fırat:   Bu arada PYD ve PKK ile ilgili... Çünkü PYD konusu kapatmadan sormak istiyorum. Şimdi PYD’nin ABD ile olan en azından bu çalışmalarını biliyoruz ama diğer tarafta Türk istihbaratında şöyle bir bilgi var: Kandil’de bulunan PKK’lılardan 2,000’e yakınının da Suriye’nin kuzeyinde PYD ile birlikte savaştığı biliniyor.  Dolayısıyla tüm bu karmaşık yapılar Türkiye’nin güvenliği açısından sizi rahatsız etmiyor mu? 


Büyükelçi Bass: Öncelikle, Türkiye’nin (sınırları) içerisinde yeniden başlayan çatışmayla ilgili olarak şunu söylemek isterim. Elbette bu endişe verici bulduğumuz bir konu.  Türkiye’nin, PKK’nın ülke sınırları içindeki saldırıları nedeniyle, çatışma ortamına geri döndüğünü görmek bizi tedirgin ediyor.  Ve Türk hükümetinin kendisini savunma ve sınırları içerisindeki teröre karşılık verme hakkını, güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdürüyoruz.  Bu ilke ve ABD’nin bu kararlı desteği değişmedi, değişmeyecek.  Suriye’deki duruma gelecek olursak, belirttiğim gibi, DAEŞ ile mücadele etme konusunda kararlı olan Suriyeli Kürt, Suriyeli Arap, Suriyeli Hristiyan gruplar ve bireylere, bu hedefe ulaşmak için ihtiyaç duydukları desteği sağlamaya yoğun bir şekilde odaklanmış durumdayız.  Suriye içindeki herhangi bir gruba, katılma ihtimalleri bulunan askeri operasyonlar konusunda vereceğimiz desteğin sınırı budur. 


Hande Fırat: O zaman bu konuda bir kere daha açık soracağım.  Bu gruplar konusunda Türkiye ile aranızda bir uzlaşma var, net bir şekilde.  Öyle mi algılayalım? 


Büyükelçi Bass: Türk hükümetiyle Suriye’deki yaklaşımımız hakkında oldukça net konuştuk.  Türk hükümetinin de yaklaşımımızı ve yaklaşımımızın arkasındaki mantığı anladığını düşünmekteyim. 



Hande Fırat: Şimdi PKK’dan konu açıldı, önemli, çünkü Türkiye bir mücadele yürütüyor.  Ama diğer taraftan da bir takım iddialar var.  ABD’nin PKK’ya göz yumduğu iddiası.  Bu doğru mu?  Bunu niye soruyorum, Cemil Bayık geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı, “Yalanlansam da bir diyalog var, aramızda mesajlar gidip geliyor Amerikalılarla” dedi.  PKK ile görüşen var mı Amerika’da, yani böyle bir diyalog mu var? 


Büyükelçi Bass: Hayır, ABD hükümeti PKK ile diyalog halinde değil. 


 


Hande Fırat:  Peki, PKK’dan gelen bu çözüm sürecinde ve yeniden başlaması konusunda, “üçüncü göz olsun Amerika, arabulucu olsun” – ki buna Türk hükümeti sıcak bakmadığını defalarca söyledi ama ABD böyle bir teklifin gelmesini neye bağlar ya da talebin gelmesini? 


Büyükelçi Bass: Türkiye içindeki çatışmanın yeniden başlamasına ilişkin olarak biraz önceki sözlerime dönmek isterim. Öncelikle, belirttiğim gibi, bu çatışmaya zemin teşkil eden; bu çatışmayı otuz yıl önce yaratan; bu ülkenin pek çok vatandaşına çok büyük acılar yaşatan söz konusu sorunların çözümünün çatışma yoluyla gelmeyeceğine güçlü şekilde inanıyoruz.  Çözüm, barışçıl ve demokratik bir süreç yoluyla gelecektir, ve sürecin yeniden başlaması ve amacına ulaşana kadar da sürdürülmesinin oldukça önemli olduğuna inanıyoruz.  Türkiye’nin en son ihtiyacı olan şey, bu bölgenin en son ihtiyacı olan şey daha fazla ölüm, acı ve istikrarsızlık yaratacak başka bir çatışma.  Bu yüzden, sürecin devam ettiğini görmenin önemli olduğunu düşünüyoruz ve elbette bu noktaya varılmasında ilk adım, mevcut çatışma ve savaşın durmasıdır.  Bu da PKK’nın saldırılarını durdurmasıyla başlayacaktır. 


Hande Fırat: Orada yalnız çözüm sürecinin yeniden başlaması için Türk hükümetinin çok net – ki bu MGK’da da görüşüldü – şartı, PKK’nın Türkiye sınırları içinde silah bırakması ve çekilmesi.  Dolayısıyla hani bir devletin böyle bir şartı sunması zaten normal değil mi, ne dersiniz? 


Büyükelçi Bass: Söylediğim gibi, sürece geri dönülmesi için buradaki ilk adım, mevcut çatışmanın son bulmasıdır.  Ve mevcut çatışmanın son bulması da, PKK’nın, en başta ihtilafın yeniden başlamasına sebep olan saldırılarını durdurmasıyla başlayacaktır. 


Hande Fırat:  Sayın Büyükelçi şimdi biraz IŞİD’le bağlantılı soracağım.  Şu yüzden, Türkiye bundan yaklaşık bir, bir buçuk ay evvel operasyonlara başladığında, PKK ve IŞİD eşzamanlıydı.  Fakat ilk akşamın, ilk günün sonunda IŞİD operasyonları sona erdi.  PKK devam etti.  Şu merak ediliyor, IŞİD operasyonlarına Türkiye neden son verdi bundan bir, bir buçuk ay evvel?  Çünkü bu son verilmesi isteğinin Amerika Birleşik Devletleri tarafından iletildiği söylendi.  Doğru mu?  Bir eşgüdümsüzlük olmasın diye mi acaba IŞİD operasyonlarına son verdirtildi? 


Büyükelçi Bass: Bu soruyu sormanıza sevindim, böylelikle Türkiye’nin koalisyona katılımını zaman içerisinde nasıl geliştirdiğimizi netleştirebilirim. Tarifiniz doğru, Temmuz ayının sonlarında DAEŞ’in sınırdaki Türk askerlerine yönelik saldırısına karşılık olarak Türkiye’nin DAEŞ’e karşı düzenlediği ilk saldırılardan sonra, Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon, koalisyon hava operasyonlarına tam anlamıyla entegre edilene kadar Türkiye’den çok sayıda ilave ve tek taraflı operasyon düzenlememesini istedi.  DAEŞ’e karşı yürütülen hava mücadelesi karmaşık bir konu; çok küçük coğrafi bölgelerde uçuş gerçekleştiren çok fazla sayıda uçak var ve koalisyonun tüm üyelerinin bu uçuşları güvenle gerçekleştirebilmesi gerçekten önemli.  Daha önce de belirttiğim gibi, olabilecek en fazla etkiyi yaratabilmek için.  Bu nedenle, Türkiye’nin koalisyona tam katılım sağlayacağını açıkladığı Temmuz ayının sonundan, koalisyonun bir parçası olarak uçuş görevlerine başladığı geçen haftaya kadar, bu koordinasyonun detaylarını kararlaştırmak ve tüm orduların uyum içerisinde olduğundan emin olmak için birkaç haftalık bir süre gerekiyordu; burada amaç, Türkiye uçuşlara yeniden başladığında bunu güvenli ve etkili bir şekilde yapabilmesi ve koalisyonun toplu çabasına önemli katkılarda bulunabilmesiydi. Yani, IŞİD’e karşı gerçekleştirilen ilk saldırılardan sonra Türk ordusunun DAEŞ’e karşı birkaç haftalık bir dönemde operasyon düzenlememesinin nedeni budur. 


Hande Fırat:  Şimdi çok daha netleşti.  Peki diğer taraftan da tabii İncirlik açıldı koalisyon güçlerine.  Acaba ne kadar büyüklükte bir güç gelecek Amerika’dan?  Çünkü 480. Filonun geleceği ifade ediliyordu ve ne kadar kalacak Amerikalılar İncirlik’te? 


Büyükelçi Bass: Tam da DAEŞ veya diğer terör örgütlerinin yarattığı tehdit ve operasyonel güvenliği korumak bağlamında daha önce belirttiğiniz endişeden dolayı, hava araçlarının tipleri ve spesifik personel sayısıyla ilgili çok sayıda operasyonel ayrıntıya girmememi anlayışla karşılayacağınızı düşünüyorum.  Ancak şunu söyleyebilirim, DAEŞ’e karşı askeri operasyon yürütecek ABD ve diğer potansiyel koalisyon güçlerinin zaman içinde Türkiye’de hatırı sayılır büyüklükte bir varlığa sahip olacağını ve önemli katkılarda bulunacağını tahmin ediyoruz. Kurulacak yapı askeri harekatın nasıl gelişeceğine ve DAEŞ’e karşı en etkili çözümün gerekliliklerinin ne olacağına bağlı olacak.  Süre konusunda ise; üstünde uzlaştığımız hedefe ulaşmak için, yani DAEŞ’i zayıflatmak ve nihayetinde yenilgiye uğratmak için ne kadar zaman gerekirse, o kadar burada kalacağımızı düşünüyoruz.  O nednle, bu konuya belli bir zaman dilimi açısından değil, belirlenen hedefler açısından yaklaşıyoruz.  Özetle, halihazırda İncirlik’ten yönetilen ciddi bir yapılanmamız var.  Bu yapılanmayı büyütme potansiyelimiz var, ve önemli olduğunu düşündüğümüz ve gerçekleştirmemiz gereken hedeflere ulaşana kadar da bu yapıyı korumayı umuyoruz. 


Hande Fırat:  Bu büyüyen, gelişen güçlü kuvvet içinde acaba başka ülkeler olacak mı?  Yani koalisyonun diğer ülkelerinin uçakları da gelecek mi?  Bir karar var mı o konuda? 


Büyükelçi Bass: Bu, Türkiye devletinin ve diğer ortakların hükümetlerinin karar vermesi gereken bir konu.  Bizim açımızdan, eğer Türkiye ve diğer koalisyon üyeleri, söz konusu ülkelerin operasyonlarında Türkiye’yi üs olarak belirlemeleri konusunda bir anlaşma sağlarlarsa, o zaman bu durum ABD’ye sağladığı gibi koalisyona da önemli ek avantajlar sağlayacaktır. Biz bu kararı memnuniyetle karşılarız, ancak dediğim gibi, bu Türkiye devletinin ve diğer bazı koalisyon ülkerin hükümetlerinin karar vereceği bir konu. 


Hande Fırat:  Şimdi, bir süredir… Türk – Amerikan ilişkilerini soracağım.  Birkaç sorum kaldı süre sebebiyle.  Bir süredir Türkiye – Amerikan ilişkileri açısından karamsar ifadeler kullanılıyordu.  Ama acaba gelinen noktada bu karamsar ifadeler devam ediyor mu, farklı bir noktaya mı geldi?  Başkan Obama ve Cumhurbaşkanı Erdogan arasındaki diyaloğu nasıl tanımlarsınız ve en kısa görüşmeleri… Acaba bir bilginiz var mı, en yakın görüşmeleri ne zaman olacak? 


Büyükelçi Bass: ABD Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında, aynı iki ülke arasında olduğu gibi, güçlü, verimli ve yapıcı bir ilişki var.  [İki ülke arasındaki] konular yeterince olgunlaştığında ya da konuşma ihtiyacı doğduğunda, birbirleriyle konuşuyorlar.  Aynı dışişleri bakanlarımızın, maliye bakanlarımızın ya da hükümetlerimizin birçok diğer yetkilisinin birbiriyle konuştuğu gibi.  İki devlet arasında süregelen, yakın bir koordinasyon var.  Bu hafta G-20 toplantıları için ABD hükümetinin iki bakanı Türkiye’ye gelecek.  Bu bizim işbirliğimizin önemli bir bölümü, ve bana göre, iki lider ve iki devlet arasında gözlemlediğimiz diyaloğun da genişliğini ve derinliğini yansıtıyor. 


Hande Fırat:  Bu ilişkilerde öne çıkan başlıklardan biri de Fethullah Gülen. Çünkü Türkiye Fethullah Gülen’in iadesini istedi. Acaba bu konuda bir gelişme var mı? En azından bir takvim açıklayabiliyor musunuz? 


Büyükelçi Bass: Uzun zamandır devam eden politikası gereği ABD, fiili ya da farazi iade talepleriyle ilgili yorum yapmaz.  Söyleyebileceğim şu ki; ABD’nin aldığı tüm iade talepleri Adalet Bakanlığımız tarafından büyük dikkatle incelenir, sunulan kanıtlar ve atfedilen suçlar değerlendirilir ve ABD’nin iade yasaları ve karşılaştırılabilir suçlarla mukayesesi yapılır.  Yani aldığımız tüm iade talepleri, sunulan deliller ışığında, adli uzmanlarımız ve yargımız tarafından büyük dikkatle değerlendirilmektedir. 



Hande Fırat: Türkiye’nin gündeminde olduğu için soruyorum. Cemaate yakınlığıyla bilinen İpek Grubu’na da bir operasyon gerçekleşti, çünkü biliyorsunuz, Türkiye bir süredir paralel yapıyla mücadele adı altında hem birtakım operasyonlar hem de birtakım mücadeleler  yürütüyor. Bu operasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bazı tepkiler de var gene Türkiye içinde. 


Büyükelçi Bass: Hem ne olduğuna ilişkin gerçekleri, hem de söz konusu olayın ve hükümetin dünkü müdahalesinin gerekçesini anlayabilmek için bu konuyu ilgiyle takip ediyoruz. Bizim bakış açımıza göre, çeşitli basın kuruluşlarını bünyesinde barındıran bir şirkete yönelik bir devlet müdahalesi yaşandığında, söz konusu eylemin hukuka uygunluğundan ve adil yargılanma, ifade özgürlüğü ve basın özgürlürlüğü gibi temel evrensel haklara titizlikle bağlı kalındığından emin olmak adına, demokratik toplumlardaki hükümetler için önemli ek gereklilikler ve sorumluluklar ortaya çıkar. Özellikle de Türkiye gibi siyasetin ve medya ortamının son derece kutuplaştığı ülkelerde, devletin vatandaşlarına hukukun tüm bireylere ve kuruluşlara adil ve eşit şekilde uygulandığı yönünde bir güven sağlamasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ki böylelikle, sürecin sonuna gelindiğinde, sonuç ne olursa olsun, herkes, kavrayabileceği, hukuken anlamlı, adli süreçlere güveni pekiştiren ve Türk anayasasında da yer alan basın ve ifade özgürlüğüne saygı duyulduğuna dair inancı güçlendiren bir sonuç elde edildiğine kanaat getirebilsin. 


Hande Fırat: Araya girip şunu soracağım, aslında İngiliz gazeteciler konusu var, ama ondan ince, bunları söylemenizdeki neden, endişeli misiniz? 


Büyükelçi Bass: Daha önce diğer basın kuruluşlarından meslektaşlarınızla gerçekleştirdiğim röportajlarda belirttiğim gibi ve Washington’daki sözcümüzden de pek çok kez duyduğunuz üzere, ABD, basın ve ifade özgürlüğü ile hukuk kurallarına uygunluğun evrensel birer hak, ve canlı, sağlıklı, demokratik toplumların önemli unsurları olduğuna inanır. Dolayısıyla, söz konusu temel hakları kesintiye uğratan çeşitli eylemlerin sergilendiği örnekler gördüğümüzde, bu bizi endişelendiriyor. Aynı zamanda, bizim ülkemiz de dahil olmak üzere her demokratik toplumda, ifade ve basın özgürlüğü, basının rolü ve sorumlulukları üzerine güçlü tartışmalar yürütülüyor. Bu, gazetecilerin ve basın kuruluşlarının hukukun üstünde olduğuna inandığımız anlamına gelmez, ancak şu anlama gelir; gazeteciler ya da basın kuruluşlarının kanuna karşı geldiklerinin düşünüldüğü durumlarda, soruşturmanın nedenlerini açıklamak, ulusal yasalara saygı duyulduğunu ve hukuk kurallarına uygunluk ilkesinin yerine getirildiğini gösterecek şekilde izlenen süreç konusunda şeffaf davranmak, ve soruşturmanın sonuna gelindiğinde, toplumda, hukuka saygı duyulduğu, söz konusu basın mensuplarına ya da ana kuruluşa yönelik davranışların nedenlerinin anlaşıldığı ve kanunların uygulandığı yönünde bir güven oluşturulması için hükümetlere özel bir yükümlülük düştüğüne inanıyoruz. Özellikle de Türkiye’de yeniden bir kampanya sürecine girdiğimiz bu günlerde, Türk vatandaşlarının, bu toplumun karşı karşıya olduğu önemli konulara ilişkin olarak geniş bir yelpazede bilgiye ve perspektiflere erişimlerinin olması ve böylelikle seçim gününde bilgilenmiş şekilde tercihlerini yapmaları açısından, bu toplumdaki herkesin, hükümetin gazetecilere ve basın kuruluşlarına yönelik adımlarına güven duymaları daha da önem taşıyor. 


Hande Fırat: Son soru yine gazetecilerle ilgili, ama İngiliz gazeteciler, Amerikan kanalında çalışan. Bir soruşturma geçiriyorlar, tutuklandılar, gözaltındalar, ajan oldukları iddiası var. Bununla ilgili nasıl bir değerlendirme yaparsınız ve herhangi bir girişimi olacak mı ABD’nin? 


Büyükelçi Bass: Hem Washington’daki meslektaşımın dün kürsüden ifade ettiği, hem de benim belirttiğim gibi, mesleki yükümlülüklerini yerine getiren ve haber yapmaya çalışan gazetecilere yönelik bir hükümet müdahalesi olduğunda, bu bizim ilgimizi çeker, ve söz konusu vakada gözaltı ve tutuklama şeklinde gördüğümüz bu müdahalenin altında yatan nedenlerin ve temellerin olgusal gerçeklere dayandığından emin olmak isteriz. O nedenle, gazetecilere yönelik her davada olduğu gibi bu davada da hukuk kurallarına uygunluk ilkesine güçlü şekilde bağlı hareket edilmesinin, bulguların atfedilen suçları kanıtlar nitelikte olmasının, ve yasal süreç nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, o sonucun, son derece önemli bir evrensel hak olan basın özgürlüğüne ilişkin Türk yasalarını, uluslararası norm ve standartları tamamıyla yansıtmasının çok önemli olduğuna inanıyoruz. 


Hande Fırat: Sayın Büyükelçi çok çok teşekkür ediyoruz. Çok önemli konularda dikkat çeken açıklamalar için  ve CNN Turk yayınına katıldığınız için teşekkür ediyoruz. Sevgili izleyiciler, ABD’nin Ankara Büyükelçisi CNN Turk Ankara stüdyolarından sorularımızı yanıtladı. Yeniden görüşmek üzere diyoruz ve iyi günler diliyoruz.      


Röportajın tamamını buradan izleyebilirsiniz: 


{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS