Akar'dan ABD ile yaşanan S-400 krizine ilişkin açıklama

Video: Akar'dan ABD ile yaşanan S-400 krizine ilişkin açıklama
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD'nin S-400 konusundaki açıklamalarına ilişkin, "Tehditler, ultimatomlar ve süre vermeler yapıcı değil ve müttefiklik ruhuna aykırıdır." dedi. 

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD'nin S-400 konusundaki açıklamalarına ilişkin, "Tehditler, ultimatomlar ve süre vermeler yapıcı değil ve müttefiklik ruhuna aykırıdır." dedi. 

Akar, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) ile Amerikan Türk Konseyi (ATC) tarafından bu yıl 37’ncisi düzenlenen TAİK-ATC Ortak Yıllık Konferansı'nın açılış oturumunda konuştu.


Bakan Akar, ABD ile yaşanan S-400 krizine ilişkin, "Tehditler, ultimatomlar ve süre vermeler yapıcı değil, ayrıca müttefiklik ruhuna da aykırı." ifadesini kullandı. Suriye'deki muhtemel güvenli bölgeye ilişkin ise ABD'nin Türkiye'nin güvenlik endişelerine cevap vermesi gerektiğini belirten Akar, iki ülke yetkililerinin bunun üzerine çalıştıklarını söyledi.


ABD ile Türkiye arasında ortak değer ve menfaatlere dayalı, güçlü, kapsamlı ve stratejik bir ortaklık söz konusu olduğuna dikkati çeken Akar, "İlişkilerimizdeki iniş-çıkışlara ve bazen de keskin fikir ayrılıklarına rağmen geçmişte birçok zorluğun üstesinden geldiğimizi unutmayalım." diye konuştu. Akar, ABD ile Türkiye'nin başta Kore ve Afganistan olmak üzere birçok bölgede iş birliği yaptığına işaret ederek özellikle de Suriye'deki gelişmelerde ikili iş birliği ve koordinasyonun daha da artırılması gerektiğini söyledi. 


ABD Başkanı Donald Trump ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında düzenli bir diyalog olduğunu ve iki liderin de savunma ve güvenlik konularında karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi konusunda mutabık olduğunu hatırlatan Akar, "Türkiye'nin, şu anda iyi niyetle ve karşılıklı anlayışla ikili ilişkilerde söz konusu olan sorunların üstesinde gelmek için elinden geleni yaptığı konusunda, buradan açık bir şekilde sizi temin edebilirim." ifadesini kullandı. 


Algıların bazı gerçekleri gölgelediğine dikkat çeken Akar, ATC konferansı gibi toplantıların ABD ile Türk yetkililerinin bir araya gelip, doğrudan birçok konuyu ele almalarına fırsat verdiğini söyledi. 


Akar, "Coğrafya, bir ulusun kaderidir derler. Biz ise Türkiye, bölgesinin kaderidir diyoruz. ABD'nin bunu anlamasını ve küresel sorunlarla ilgilenirken, Türkiye'yi bölgesel ana ortağı olarak öncelemesi gerekir." dedi.


Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin durumunu anlamak için Türkiye'yi çevreleyen sınamalara iyi bakılması gerektiğini belirten Akar, "Bölgemizdeki başarısız devletlerden kaynaklı güç boşluğu, ulusal güvenliğimizin birçok terör örgütü tarafından tehdit edilmesine yol açtı." değerlendirmesinde bulundu.


Türkiye'nin bölgedeki politikasının, terör örgütlerine karşı mücadele, sivillere insani yardım ve mültecilerin evlerine dönmesini sağlamak üzerine kurulu olduğunu anlatan Akar, "Türkiye aynı anda PKK, ki bu YPG ile aynı, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ), DEAŞ ve El Kaide'nin türevleri gibi birçok terör örgütü ile mücadele etmektedir. Bunlar ülkemiz, bölgemiz ve dünya için tehdittir." dedi.


TSK'nin 2016'da Fırat Kalkanı Harekatı ve 2018'de Zeytin Dalı Harekatı'nı icra ettiğini hatırlatan Akar, bu kapsamda 3 bini en radikallerinden olmak üzere 8 bin DEAŞ mensubunun etkisiz hale getirildiğini belirtti.  Akar, Türkiye'nin DEAŞ ile mücadelesini Suriye ile sınırlı tutmadığını belirterek Irak'ta da 700 DEAŞ teröristinin TSK tarafından etkisiz hale getirildiğine dikkati çekti. 



"PKK ile Kürtleri eş tutmak yanıltıcı ve yanlıştır" 


Irak ve Suriye'deki PKK unsurlarının, Türkiye'nin ulusal güvenliği için tehdit oluşturduğunu belirten Akar, "PKK eşittir YPG. Ne isim kullanırlarsa kullansınlar bunlar aynı. Bunu gösteren birçok kanıt var. CIA dahil önemli ABD kurumlarının bunu bu şekilde tanıdığını hatırlatmak istiyorum." dedi. 


ABD'nin Türkiye'nin terörün her türlüsüne karşı mücadelesine destek vermesinin iki ülke arasındaki ilişkilerin ana unsuru olması gerektiğine işaret eden Akar, "Maalesef ki ABD, Suriye'de kalan DEAŞ kalıntılarına göre oldukça orantısız bir şekilde, YPG'ye büyük miktarda silah, mühimmat ve ağır askeri ekipman sağlıyor. Hiçbir kısa süreli taktiksel değerlendirme bu politikayı haklı çıkaramaz." ifadesini kullandı. 


DEAŞ ile mücadele adı altında bir terör örgütü ile iş birliği yapmanın yanlış ve kabul edilemez olduğuna vurgu yapan Akar, şunları kaydetti: "Şunun da altını çizmek istiyorum. YPG/PKK ile Kürtleri eş tutmak oldukça yanıltıcı ve yanlıştır. Tıpkı DEAŞ'ın Müslümanları temsil etmediği gibi bir terör örgütü de Kürt kardeşlerimizi temsil edemez. Biz etnik, dini ve ideolojik motivasyonları ne olursa olsun tüm terör örgütlerine karşı mücadele etme konusunda kararlıyız." 


İnsani kaygıların Türk dış politikasının önemli bir unsuru olduğunun altını çizen Akar, Türkiye'nin YPG/PKK ve Beşar Esed rejiminden kaçan yüz binlerce Kürt, Arap, Ezidi, Hristiyan ve Süryani mülteciye ev sahipliği yaptığını, rejim ve YPG/PKK'nın halen bölgede olmasından dolayı bu insanların evlerine dönemediğini söyledi.


Akar, "Çabalarımız sonucunda sınırlarımıza yakın bölgelerde güvenlik ve istikrar iyileşti. Operasyonlarımızı müteakip 320 bin sivil güvenli bir şekilde evlerine döndü." diye konuştu. Türkiye'nin İdlib'de de dar bir bölgede sıkışmış yaklaşık 4 milyon sivilin güvenliğinin yanı sıra bu bölgede yeni bir insani krizin çıkmaması konusunda çaba gösterdiğini anlatan Bakan Akar, eylül ayında Rusya ile varılan İdlib mutabakatıyla bölgedeki yolları sivillere açmak suretiyle sahadaki istikrarın temin edildiğini kaydetti.


Türkiye'nin halen İdlib'e insani yardım yapmaya devam ettiğini ifade eden Akar, "Ağır silahları ve radikal grupları önemli ölçüde çıkardık. Ancak halen ateşkesi ihlal etme ve mutabakatı aşındırma girişimleri var." dedi.




ABD'nin Suriye'den çekilme kararı


Türkiye'nin ABD yönetimin Suriye'den çekilme kararını memnuniyetle karşıladığını belirten Akar, şöyle konuştu:


"Türkiye ile ABD'nin menfaatlerinin ve masum Suriye halkının korunması için ABD'nin çekilmesinin, alanda güç boşluğu oluşmasına yol açmaması ve bölgedeki tek mevcut kabiliyetli ve istekli müttefik kuvvet olan Türk Silahlı Kuvvetleri ile iş birliği içinde gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Muhtemel bir güvenli bölge, Türkiye'nin ulusal güvenlik kaygılarına hitap etmeli ve mültecilerin güvenli bir şekilde evlerine dönmesini sağlamalıdır. Başkan (Donald) Trump, zaten bu güvenli bölgenin 20 mil derin olacağını ifade etti. Şu anda güvenli bölge kurulması konusunda ABD'li mevkidaşlarımız ile çalışıyoruz. Kendi sınırlarımızın güvenliği için Türk Silahlı Kuvvetlerinin güvenli bölgede olması gerekir. Sonuç olarak komşumuz Suriye'nin istikrarlı, barış ve huzur içinde, meşru bir hükümete sahip, siyasi bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü korunan demokratik bir ülke olmasını istiyoruz."


FETÖ ile mücadele


Türk-Amerikan ilişkilerini etkileyen bir diğer hassas konunun ise Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olduğuna dikkati çeken Akar, Türkiye'nin ABD'den FETÖ üyeleri konusunda somut adımlar atmasını beklediğini söyledi.


FETÖ'nün teşkil ettiği tehdidin anlaşılması için 15 Temmuz başarısız darbe girişimine bakmak gerektiğine işaret eden Akar, "FETÖ'nün silahlı kuvvetler içindeki müritleri, acımasız bir şekilde masum sivillere karşı askeri güç kullanarak 251 kişiyi şehit ettiler ve binlerce kişiyi yaraladılar. Maalesef, bu darbe girişimini organize eden grubun lideri Fetullah Gülen darbedeki rolünden dolayı herhangi bir bedel ödemeden halen Pensilvanya'daki malikanesinde yaşamaya devam ediyor. Bu terör örgütü, halen ABD'de serbest bir şekilde faaliyet gösteriyor ve ticaret yapıyor. Gülen'in sadece ABD'deki okullarından elde ettiği gelir yıllık olarak neredeyse 800 milyon dolar." ifadelerini kullandı.


FETÖ üyelerinin ABD'de kara para aklama, ihalelerde yolsuzluk biri birçok yasa dışı faaliyette bulunduğunu aktaran Akar, FETÖ'nün ABD için de bir ulusal güvenlik tehdidi olduğunu dile getirdi.


"1915 olaylarında ortak zemin bulmalıyız"


ABD'de 1915 olaylarının da yanlış bilgiler ışığında ele alındığını belirten Akar, "1915 olayları etrafındaki Türk-Ermeni tartışması konusunda da tatmin edici ortak bir zemin bulmamız gerekir." diye konuştu.


Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson'un 1915 olaylarını incelemesi için 1919'da General James Harbord'u görevlendirdiğini hatırlatan Akar, Harbord'un raporunun, Ermeni iddialarını teyit etmediğini ve raporun halen Amerikan arşivlerinde açık olduğunu belirtti.


Akar, "Tarihi bir tartışmayı siyasallaştırmanın, gerçeğe, barışa ve dayanışmaya faydası yok. Siyasiler ve diğerleri kısa süreli siyasi kazanımlar için uzun süreli stratejik ilişkileri riske atmaktan kaçınmalıdır." değerlendirmesinde bulundu.




"Türkiye önemli bir hava ve füze tehdidi altındadır"


Türkiye ile ABD arasında S-400 hava savunma sistemleri ve F-35 savaş uçakları konusundaki fikir ayrılığına da değinen Akar, "Türkiye'nin S-400 sistemlerini alması son zamanlarda önemli ölçüde dikkati çekti. Şunu vurgulamak istiyorum: Türkiye ciddi bir hava ve füze tehdidi altındadır. 82 milyonluk nüfuzumuzu korumamız gerekirken, güvenlik anlamında istikrarsız ortamda söz konusu eksikliğimiz bizim ana kaygımızdır." dedi.


Türkiye'nin S-400 alımının uzun geçmişi olduğunu hatırlatan Akar, tüm çabalara rağmen ABD yönetiminin yıllarca Türkiye'ye uygun bir seçenek ve teklif sunmadığını kaydetti.


S-400 teklifinin Türkiye açısından pek çok noktada en uygun seçenek olduğunu dile getiren Akar, "S-400'ler tek başına olacak şekilde çalıştırılacaklar ve ne NATO ne de herhangi bir NATO bağlantılı ülke sistemleriyle entegre edilecektir." diye konuştu.


NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in "S-400 alımı Türkiye'nin ulusal kararıdır." açıklamasını hatırlatan Akar, "Bazılarının iddia ettiği üzere bu alım bizim stratejik yönümüzü değiştirmeyecek. Şunu güçlü bir şekilde bir daha ifade etmek isterim ki; Türkiye'nin NATO'ya olan bağlılığında bir değişiklik yok." dedi.


Türkiye'nin F-35 projesindeki rolünü S-400 alımı ile ilişkilendirmenin yanlış ve talihsiz olduğunu belirten Akar, Türkiye'nin F-35 projesinin ortağı olduğunu ve projeye yönelik 1 milyar dolardan fazla harcama yaptığını ifade etti.


Türkiye'nin proje kapsamında üzerine düşen tüm yükümlülükleri de yerine getirdiğini aktaran Akar, şu ifadeleri kullandı:


"Türkiye, ABD'nin düşmanı değil. Dolayısıyla, Türkiye'nin S-400 alımı hiçbir şekilde Amerika'nın Düşmanlarına Yaptırımla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamına girmiyor. NATO müttefiklerimizle uzun dönemde ihtiyacımız olan sistemleri alma ve geliştirme konusunda çalışıyoruz. ABD'den son zamanlarda Patriot sistemleri ile ilgili teklif aldık. Bu teklif, şu anda ihtiyaçlarımızı karşılayıp karşılamadığı konusunda dikkatli bir şekilde değerlendiriliyor. "


"Artık sadece bir pazar değil, F-35lerde olduğu gibi ortak olmak istiyoruz"


ABD ile Türkiye arasında tarihsel olarak ortak değer ve menfaatlere dayalı, güçlü, kapsamlı ve stratejik bir ortaklık söz konusu olduğuna dikkati çeken Akar, "İlişkilerimizdeki iniş çıkışlara ve bazen de keskin fikir ayrılıklarına rağmen geçmişte birçok zorluğun üstesinden geldiğimizi unutmayalım." dedi.


Geleneksel ABD'nin Türkiye için ana silah ve ekipman tedarikçisi olduğunu hatırlatan Akar, "ABD savunma sanayisi ile yapıcı ilişkiye devam etmek istiyoruz, ancak artık sadece bir pazar değil, F-35'lerde olduğu gibi ortak olmak istiyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Akar, Türkiye'nin son yıllarda yerli savunma sistemlerini geliştirme ve üretimine büyük öne verdiğini belirterek, ABD’nin Türk savunma sanayisine yönelik yatırımlarının iki taraf için kazan-kazan şeklinde olması gerektiğini söyledi.


Bakan Akar, savunma sanayisindeki iş birliğinin iki ülke arasında 75 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine önemli bir katkı sağladığına vurgu yaptı.


Türk savunma sanayisi, küresel ve bölgesel pazarlarda önemli bir oyuncu ve ortak olabilecek kabiliyette olduğunu aktaran Akar, "Yerli Türk savunma sektörünün büyümesi, Türk-Amerikan savunma iş birliği için sınırlayıcı bir faktör olmamalıdır. Aslında, daha gelişmiş bir ortak olarak katkı sunması için Türkiye’yi desteklemek Türk-Amerikan iş birliği alanlarının yelpazesinin genişlemesini sağlayacaktır." diye konuştu.


Savunma sanayi sergilerine karşılıklı olarak katılmanın iki ülke iş birliğine katkı sağlayacağını ifade eden Akar, "Özellikle de ABD’den geniş bir delegasyonu 30 Nisan’da İstanbul’da yapılacak olan IDEF-19’da (Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı) görmek istiyoruz. İki yılda bir düzenlenen bu büyük etkinliğe buradaki tüm savunma sanayisi temsilcilerini davet ediyorum." dedi.


Türkiye'nin tüm sınamalara rağmen bölgesel ve küresel istikrara katkı sağlamaya devam etme konusunda kararlı olduğunu dile getiren Akar, şunları kaydetti: "Bu hesapla ikili, çok taraflı ve ittifak kapsamındaki sorumluluklarımıza büyük önem veriyoruz. ABD ile stratejik ortaklığımız ve iş birliğimizin bölgemizde ve tüm dünyadaki güvenlik ve huzur için önemli olduğuna inanıyoruz. Açık olmak gerekirse, ülkelerimiz arasında sorunlar var mı? Evet var. Bunları çözebilir miyiz? Tabii ki yapabiliriz. İki ülkenin menfaatleri için birlikte çalışmaya devam edeceğiz."

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS