"Bu işte mağlup olmak da var üzülmeyin. Siz bizim misafirimizsiniz..."

"Bu işte mağlup olmak da var üzülmeyin. Siz bizim misafirimizsiniz..."

Milli Mücadele zaferle sonuçlandıktan sonra 2 Eylül 1922’de esir alınan Yunan generali Trikopis’i Mustafa Kemal Paşa şu sözlerle teselli eder: “Üzülmeyin general; askerlikte, mağlup olmak da var. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Siz bizim misafirimizsiniz...” Trikopis ve beraberindeki askerler Kayseri’nin Talas ilçesine getirilir. Büyükada’da yaşayan eşi ve kızları da Trikopis’le burada buluşturulur. Esirlerden bazıları ücret karşılığında bölgedeki inşaatlarda çalıştırılır, Lozan Anlaşması sonrası ise ülkelerine gönderilir...

Bugün, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 97. yılını kutluyoruz. Türk Kurtuluş Savaşı’nın en önemli kilometretaşını oluşturan bu savaş, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de yolunu açtı.


Osmanlı İmparatorluğu’nun 624 yıl süren ömrü, 1918’de I. Dünya Savaşı’nı kaybetmesiyle sona erdi. Savaşın galipleri, bu imparatorluğu işgal etti. İngiliz işgal kuvvetleri komutanı, karargâhını, başkent İstanbul’da kurdu. Mustafa Kemal Paşa ise, 16 Mayıs 1919’da, yakın silah arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’dan Bandırma Vapuru’yla Karadeniz’e açıldı. İlk durağı, Samsun’du. Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki subaylar, Kurtuluş Savaşı’nı başlatıyordu. Önce Erzurum ve Sivas’ta kongre topladılar. Ardından da Ankara’ya ulaştılar. Orta Anadolu’nun merkezindeki bu kenti başkent yaparak, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ni kurdular.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk kıvılcımını oluşturan bu Ankara Harekâtı, dalga dalga Anadolu ve Trakya’ya yayıldı. Ancak, işgal kuvvetleri de boş durmuyordu. Özellikle Yunanlılar, Batı Anadolu bölgesine göz koymuştu. İşgalci Yunan birliklerinin başında Nikolaos Trikopis adında bir general vardı. Trikopis, Yunan ordusunun kolordu komutanıydı. Yunan Kralı Paul, kendisine Anadolu’yu işgal emri vermişti. Trikopis, Batı Anadolu’da İsmet Paşa komutasındaki Türk birlikleriyle çarpışırken, eşi Elena ile Eirini ve Maria adlı ikiz kızları da İstanbul-Büyükada’da yaşıyordu.


1921 yılı çok zorlu geçti. İnönü ve Sakarya savaşlarında Türk ordusu pek çok şehit verdi. Yunan birliklerinin hedefinde, BMM Hükümeti’nin başkenti Ankara vardı. Mustafa Kemal Paşa, karargâhını başkent yakınlarındaki Polatlı ilçesinde kurmuştu. İsmet Paşa ise savaş bölgesindeydi. Türk ordusu, Yunan birliklerine karşı Afyon yakınlarında mevzilenip, büyük saldırıya hazırlandı. 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz başladı. Mustafa Kemal Paşa, Türk askerlerine hedefi göstermişti: Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!  


Zafer, 30 Ağustos 1922’ de gerçekleşti. Ardından, Bursa, Afyon, Uşak, Aydın ve Manisa şehirleri, işgalden kurtarıldı. Düşman orduları, 9 Eylül 1922’de İzmir’den denize dökülecekti.


Batı Anadolu’daki Yunan birliklerinin komutanı Trikopis, 2 Eylül 1922’de tüm komuta kademesiyle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim oldu. Trikopis, önce İsmet Paşa’nın, ardından da, taarruz bölgesinde bulunan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkarıldı. Aradan 30 yıl geçti. 1952 yılında, Türk gazetecilerinden oluşan bir heyet, Yunanistan’ın başkenti Atina’ya gitti. Gazeteciler onuruna Türkiye Büyükelçiliği’nde bir davet verildi. Basın mensupları arasında günümüzün üstat gazetecilerinden Hıfzı Topuz da vardı. Konuklardan, 80’li yaşlardaki ak saçlı bir davetli, Topuz’un dikkatini çekmişti. Gazetecilik merakı ile yaklaştığı bu kişinin 30 yıl önceki işgalci Yunan birlikleri komutanı Trikopis olduğunu anladı. Şimdi, Trikopis’in Türk basın mesleğinin duayenlerinden Hıfzı Topuz’a, Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği’nde anlattıklarını dinleyelim:



"Siz bizim misafirimizsiniz"


“2 Eylül 1922 gecesi, Türk askerlerine esir düştüm. Sağ kalan birliklerimiz, İzmir’e doğru kaçmaya çalışıyordu. Bu, bizim için büyük bir mağlubiyetti. Beni, önce Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya götürdüler. İsmet Paşa da, beni yanına alarak, Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkardı. Mustafa Kemal Paşa, beni mert bir askere yakışır şekilde kabul etti. Kendisinin şu sözlerini o gün bugün hiç unutmadım: ‘Üzülmeyin general; siz, görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Siz bizim misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. İstirahat ediniz.’  



Mustafa Kemal Paşa’nın bu ince ve nazik davranışı üzerine, bu büyük komutana karşı içimde hayranlık duymaya başladım. Aslında, bizim Anadolu’da ne işimiz vardı? Biz, yabancı devletlere alet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehit verdik. Sonunda ne oldu? İşte, bugün kardeşiz. Hata idi Anadolu harekâtı; hem de muazzam bir hata...”  


Topuz, bu seyahati sırasında, Trikopis’in her 29 Ekim’de Atina’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne gidip, Atatürk’ün büyük boy fotoğrafı önünde saygı duruşunda bulunduğunu da öğrendi. 1868 doğumlu general Trikopis, 1956 yılında 88 yaşında iken hayatını kaybetti.



GÜN YÜZÜNE ÇIKAN FOTOĞRAFLAR


Yaklaşık 40 yıldan beri Türk siyaset sahnesinde önemli roller üstlenen ünlü iş insanı Cavit Çağlar’ın 70 yıllık fırtınalı yaşam öyküsünden oluşan anı-biyografisi, 2020 yılının Ocak ayında okurlarla buluşuyor. Bugün Yunanistan topraklarında bulunan Osmanlı Türk kenti Gümülcine’de dünyaya gelen Çağlar, 1948 yılında, henüz 5 yaşındayken, anne ve babasının kucağında Meriç Nehri’nden kaçak olarak anavatan Türkiye’ye sığınmış.


Cavit Çağlar’ın yaşam öyküsünün anlatıldığı kitapta, bugüne kadar günışığına çıkmamış pek çok bilgi, belge ve fotoğraflar da yer alacak. İşte o fotoğraflar arasında, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusuna esir düşen Yunan generali Trikopis’in Kayseri’de yaşadığı esaret dönemine ait görseller de bulunuyor. Kitapta, Trikopis’in Kayseri’de sözde esir, gerçekte ise misafir edildiği dönem ile Batı Trakya Türklerinin kasvetli yaşantılarına da mukayeseli bir şekilde yer verilecek.


Gazeteci-yazar Hulûsi Turgut tarafından çok uzun ve kapsamlı bir alan çalışmasından sonra yayına hazırlanmakta olan kitapta, Trikopis’in Kayseri yaşantısına ait gün yüzüne çıkarılan orijinal fotoğraflar, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 97. yıl dönümü nedeniyle Milliyet sayfalarında kamuoyu ile paylaştı.


 


Yıl 1923. Esir general Trikopis (soldan ikinci), Talas’taki Amerikan Hastanesi’nin bahçesinde, eşi Elena, ikiz kızları Eirini ve Maria ile Yakındoğu Yardım Heyeti’nin Müdürü Dr. Deway (ortada, beyaz önlüklü) ve esir subaylarla birlikte.


 



General Trikopis, eşi Elena, ikiz kızları Eirini ve Maria ve Yunan esir subaylar Talas Amerikan Hastanesi’nin doktorlarına tahsis edilmiş bahçede sere serpe oturmuş poz veriyorlar. Trikopis, fotoğrafta eşi Elena’nın sağ tarafında yer alıyor.


Ücretli olarak inşaatlarda çalıştılar


Türk askerlerinin esir aldığı general Trikopis’in yanı sıra, 2 general, 11 albay, 4 yarbay, 12 binbaşı, 34 üsteğmen, 69 teğmen, 193 yedek subay ile 2000’den fazla er ve erbaş ile Yunan ordusuyla iş birliği yapan Osmanlı vatandaşı sivil Rumlar, daha sonra Kayseri’nin Talas ilçesindeki esir kampına getirildi.


Trikopis’in İstanbul-Büyükada’da yaşayan eşi Elena ile ikiz kızları Eirini ve Maria da, eş ve babaları ile Talas’ta buluştular. Kayseri’nin Talas ilçesi ile Zincidere beldesindeki büyük evlere yerleştirilen Yunan esirler, Türk ordusundaki subay ve eratın haklarından yararlandırıldı. Esir erler, Kayserideki binaların onarımında, köprü ve duvar inşaatlarında, Kayseri-Sivas karayolunun yapımında ücret karşılığı çalıştırıldı. Esirler, 1923 yılında Lozan Anlaşması ile ülkelerine gönderildi.


 



Kurtuluş Savaşı sırasında Türk askerlerine esir düşen Yunan generaller Kayseri/Talas’taki esir kampında. (Oturanlar, soldan sağa) General Dirias, General Trikopis, Esir Yerlerinden Sorumlu Garnizon Komutanı Kurmay Albay Adnan Bey, General Diyonis, Kamp Güvenlik Komutanı Yüzbaşı Emin Bey.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS