CHP seçim beyannamesini açıkladı

CHP seçim beyannamesini açıkladı

CHP, 1 Kasım Seçim Bildirgesi'ni bugün ATO Kongre Merkezi'nde düzenlenecek törenle kamuoyuna açıkladı. Ekonomide 'devrim' vaat eden Kılıçdaroğlu bildirgeyi, "Ali İsmail'lere, Özgecan'lara adıyoruz. TOMA'lara biber gazlarına karşın polis barikatlarının önünde elinde karanfille bekleyen kitap okuyan yarattığı mizahla bir diktatöre diz çöktüren gençlere adıyoruz" diye sundu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satırbaşları:


Bugün 30 Eylül 2015, 7 Haziran seçimlerinin üzerinden 7 ay geçti. Şimdi yeni bir seçim bildirgesiyle karşınızdayız. Bu seçim bildirgesini gençlerimize adıyoruz. Umudumuz ve geleceğimiz olan gençler bu seçim bildirgesinin omurgasını oluşturuyor. Onlara sus demeyeceğiz, önce sen konuş diyeceğiz. Baskıya karşı direnen, özgürlüğü savunan, söz konusu vatansa gerisi teferruattır diyen gençlere, Ali İsmaillere, Özgecanlara adıyoruz bu seçim bildirgesini. Merdiven altı atölyelerde karın tokluğuna çalışan on binlerce gence adıyoruz, taşeron işçisi olarak çalışan, çöpten kağıt toplayarak ailesini geçindiren gençlere adıyoruz.


''Yarattığı mizahla bir diktatöre diz çöktüren gençlere adıyoruz bu seçim bildirgesini...''


Soma'da, Ermenek'te yaşamını yitiren genç maden işçilerine, bir lokma ekmek uğruna Anadolu'nun değişik kentlerde çalışan mevsimlik tarım işçilerine adıyoruz bu seçimi, üniversitelerde okuyan, yurt sorunu çözülmeyen gençlere adıyoruz bu seçimi, teröre kurban verdiğimiz gencecik fidanlarımıza adıyoruz, işsizlikten bunalmış, babasına ailesine yük olmaktan utanmış gençlere adıyoruz. TOMA'lara, biber gazlarına karşı, polis barikatlarının önünde elinde gülle, karanfille bekleyen, kitap okuyan, yarattığı mizahla bir diktatöre diz çöktüren gençlere adıyoruz bu seçim bildirgesini...


 Neden gençler? Büyüklerin kabahatlerinin faturasını gençler ödediği için gençler diyoruz. Onların hatalarının faturasını gençler ödediler. Ve gençlerin önünde en ciddi sorun olarak işsizlik duruyor. 13 senedir iktidar olarak gençlerin hangi sorununu çözdüler? Gence sen sus senin konuşma hakkın yok dediler. Oysa onlar babalarından daha iyi yetişmişti. O nedenle biz gençleri baştacı yapacağız. Genç erkeklerde işsizlik oranı yüzde 18.9, genç kadınlar da yüzde 12.6. 6 milyon 62 bin üniversite öğrencisinden söz ettim. Mevcut yurtlar üniversite öğrencilerinin yüzde 10'nunu bile karşılayamıyor. Yüzde 90 öğrencinin nerelerde barındığını emin olun iktidar bilmez. Bu sorunu çözmek için adım bile atmadılar. Oysa genç potansiyelimiz bu ülkenin en büyük üstünlüğü. Gençler bize verdiği fırsatı, enerjiyi ülkenin büyümesine ve kalkınmasına kanalize etmek zorundayız.


12 Eylük hukukuyla başladı, gençler olağan şüpheli olarak görülüyorlar. Bakın Anayasa'ya gençlerle ilgili maddeye orada da aynı düzenleme var. Gençleri olağan şüpheli sınıfından çıkaracağız. Öyle görülmesine izin vermeyeceğiz. Onlar özgürce düşüncelerini her alanda söyleyecekler. 


 Gençlerden ne bekliyoruz?


Gençlerden beklediğim bir şey var. İster burada ister sokakta ister iş yerinde olan gençlere sesleniyorum. Görülmeyen gençler var, merdiven altında çalışanlar, çöplerden kağıt toplayanlar, taşeron işçileri, yeraltında alın teri döken gençler var. Bir de gördüğümüz gençler var, üniversite gençleri. O zaman yapmamız gereken şu, biz bu gençlerden ne bekliyoruz? Sizlerden istediğim bir şey var, siyasete ilgi gösterin. Siyaseti dinazorlardan temizleyin, aktif olarak yer alın. Siyasete gireceğiz ama su başlarını tutmuşlar, babamız, amcamız izin vermiyor diyecekler. Mücadele ruhunuzu kaybetmeyin.


Biz size ne vaat ediyoruz?


Hiçbir partinin yapmadığını yaptım, tüm gençlere sesleniyorum CHP'nin internet sitesine girin, internet üzerinden partiye üye olun. Hiçbir engel yok önünüzde. Sizin için ne yapacağız? En büyük sorun işsizlik mi? Evet. Düşündük, taşındık. Çözmemiz gerekiyor. O zaman dedik ki iş garantili eğitim yapacağız. Bütün organize sanayi bölgelerinde yatılı meslek liseleri olacak. Anne ve babaya yük olmayacaksınız. Üçüncü sınıftan itibaren fabrikalarda stajınızı yapacaksınız. Mezun olduğunuz gün işiniz hazır olacak. Böylece sanayinin beklediği ara eleman ihtiyacını sınava girmeden, ailenize yük olmadan gerçekleştireceksiniz.


Taşeron işçilerin hepsi kadrolu olacak


 Taşeron işçilerinin tamamı kadro alacak. Tamamı sendikalı hakka kavuşacak. Yine işçilerin yüzde 80'ini asgari ücretle çalışıyor. Şu anda o çalışanların yüzde 80'ini genç. Aldıkları para 1054 TL söz verdim, sevgili gençler sözüm söz asgari ücret chp iktidarında net 1500 lira olacak. Bunun yeterli olmadığını biliyorum ama bir adım atıyoruz. Herkes bir nefes alacak. 



Yurt sorunu kalmayacak


Üniversite okurken öğrenim için kredi alıyor. Mezun olunca devlet yakasına yapışıyor, borcunu öde diye. Ama iş yok. Vermezsen faiziyle beraber alacağım diyor, icraya veriyor. CHP iktidarında iş buluncaya kadar bu borçların tahsili engellenecek. İş bulduktan sonra parayı sizden isteyeceğiz, faizler de silinecek.


Bir ülkede diktatöre diz çöktüren gençler sizinle övünüyoruz. CHP iktidarında bütün meydanlar sizin olacak. Meydanlarda özgürce gezeceksiniz, biber gazı CHP iktidarında olmayacak çünkü biz düşünceden korkmuyoruz. Yasaklar da kalkacak. Caddelerinde, meydanlarında, tarlalarında özgürce gezecekler.


6 milyon 62 bin üniversite öğrencimizin sadece yüzde 10'u yurtlarda kalıyor. 13 yıldır bu sorunu çözemediler. Sözüm söz bir yıl içinde hiçbir üniversite öğrencisi benim yurtta benim yurdum yok demeyecektir. Herkesin yurtta yeri olacak. Yurtlar öyle koğuş sistemine göre de değil, 1-2 kişilik odalar devamlı sıcak suyu, internet erişimi olacak. Dolayısıyla her anne baba benim oğlum kızım güvenli ortamda okuyor diyecek.


Passolig kalkacak


 Gençler maça gitmek istiyor passolig yüzünden gidemiyorlar. Söz kaldıracağım bu belayı, özgürce maça gideceksiniz. Neden getirdiler? Slogan atıyor da beyefendiler rahatsız oluyor. İyi de o sloganlar boşuna atılmıyor ki. Sormuyor nedenini, rahatsızlığını dile getiriyor. Passoligi kaldıracağız, istediğiniz sloganı atabileceksiniz.


Üniversite öğrencileri okuldan mezun oluyorsunuz, kaymakam- vali oluyorsunuz, yönetici oluyorsunuz, polis, doktor oluyorsunuz ama üniversitedeyken sizi yönetimin dışında tutuyorlar. Biz YÖK belasını kaldıracağız ve öğrencilere üniversite yönetiminde söz ve karar imkanı sağlayacağız.


Atanmayan öğretmen kalmayacak


Mevsimlik tarım işçileri hepsi sigortasız çalışıyor. Tamamının sosyal güvenliğini sağlayacağız. Ve yeni bir uygulama getireceğiz, lise kart. Aile sigortası kapsamında lise son sınıf öğrencilerine okul ihtiyaçlarını karşılamaları için kart vereceğiz.


Atama bekleyen öğretmenler sizi çocuklarınızla yan yana getireceğiz.


İkinci öğretimde harçları kaldıracağız. Eğitimi parasız yapacağız.


Eğer birisi gelip size inanç üzerinden siyaset yaparsa bilin ki o en büyük ihaneti yapandır. İnaç üzerinden siyaseti kabul etmeyin. Yine birisi gelir, etnik kimlik üzerinden siyaset yaparsa o ülkesini seven birisi değildir. İnanç, kimlik üzerinden siyasete izin vermeyin. Herkesin yaşam tarzına, kimliğine saygılı olacağız. Herkesin inancına saygılı olacağız. Siyasette kullanılan araç olmaktan çıkaracağız.


Herhangi bir gencimiz inancı yüzünden ötekileştiriliyorsa o sorunu çözeceğiz. 


 Bölüşüm politikalarını da en sağlıklı ortaya koyan parti CHP oldu. Diğer partiler yine bizi örnek alacaklar, alsınlar. Politikamızı açıkladık, kaynak nerede diye sordular. Onlar da baktılar kaynak var, biz de bunu alalım kendi seçim bildirgemiz olarak biraz değiştirip uygulamaya koyalım dediler. Bu şunu ortaya koyuyor, seçim bildirgemiz büyük bir titizlikle hazırlanıyor. Kuruşuna kadar hesapladık, uygulanması mümkün olmayan bir projeyi ortaya koymadık. 


 1 Kasım'da neden seçime gidiyoruz?


 Birinci soru bu. İkinci soru bu, kim engel oldu? Düne kadar milli irade derlerdi, biz de milli iradeye saygılıyız. Hiçbir zaman sandıktan çıkan oylara saygısızlık etmedik. Halk kimi iktidara taşıdıysa saygılı olduk ama bir yanlışları varsa gündeme getirdik. Bütün ülkelerde iktidar vardır ama sadece demokrasilerde muhalefet vardır. Ana muhalefet görevini en tutarlı şekilde yaptık. Seçimden çıkan sonuç neydi? Halk diyordu ki ben başkanlık sistemini kabul etmiyorum, tek adamlığı, baskıcı yönetimi kabul etmiyorum.


İkinci sonuç, tek başına yönetime izin vermiyorum. Kendi aranızda anlaşın, gerginlikleri bitirin. Bunu en iyi okuyan parti hangisi? Sizin oyunuzu en iyi okuyan CHP'dir. Oyuna saygı gösterdik. Hemen seçim demedik. Ülkenin biriken sorunları var, bu seçimde sloganımız ''Önce Türkiye.''  Biz bir sonraki seçimi düşünmedik. Türkiye ciddi sorunlarla karşı karşıya ve bu sorunların önemli bir kısmı bir partinin tek başına çözeceği sorunlar değil, bir araya gelip beraber çözelim dedik. 


1 Kasım seçimlerinde sandığa giderken elinizi vicdanınıza koyun ve öyle oy kullanın diyorum.


Bu süre içinde hemen merkez yönetim kurulumucu, meclis kurulunu, il başkanlarını topladık. Çıkan sonucu değerlendirdik. Ve yeni bir anlayışla yol almamız gerektiğini düşündük. Madem vatandaşımız bize diyor gerginlikliklerden uzak durun, kavga etmeyin diyorsa o zaman yeni bir anlayışı egemen kılmamız lazımdı. Bunu yaptık. Evet ülkenin koalisyona ihtiyacı var. O zaman koalisyon nasıl olacak? 14 madde halinde koalisyon ilkelerini belirledik, bizim ilkelerimiz bunlar. Siz de koalisyon istiyorsanız ilkelerini belirleyin. 


Ve şunu da söyledik: “Bizim gönlümüz, yüzde 60’lık blokun ki 292 milletvekili ediyor, hükümet olmasıdır.” Bunu da paylaştık. Ama siz de biliyorsunuz, vatandaşlarımız da biliyor. MHP’nin malum nedenleriyle bu gerçekleşmedi. Daha sonra görev Sayın Davutoğlu’na verildiğinde, sayın Davutoğlu geldi. Biz bir ilki daha gerçekleştirdik. Dedik ki “14 ilkeden yola çıkıyoruz, 5 temel sorunu var. Bunları çözmemiz lazım. Eğer bunları yapabiliyorsak koalisyonu kuralım.” Kendilerine bütün ayrıntıları anlattık. Öyle  30 -35 gün değil, YAŞ ve bayramın girmesi nedeniyle koalisyon görüşmelerinin süresi 10 gündür.


Sonra dediler ki “üç aylık seçim hükümeti kuralım.” Biz bunu kabul etmedik. Milli iradeye duyduğumuz saygı nedeniyle kabul etmedik. O zaman seçim ne olacak? Seçimden sonra aynı tablo çıkarsa bir daha mı uzlaşamayacağız? Bunu gayet açık şekilde ifade ettik. Koalisyon hükümeti neden kurulamadı. Neden kurulamadı? Biliyorsunuz herhalde? Bilmiyor musunuz?


Eğer bir siyasi lider, özgür iradeye sahip değilse, eğer bir siyasi lider kendi iradesini bir başka iradeye ipotek ettiyse o lider koalisyon kuramaz ve o ülkeyi yönetemez. Tablo bu.


Saray’da oturan zatın baskısını omuzunda sırtında düşüncesinde hissediyorsa o kişi lider olamaz. Lider vesayeti reddeden kişi demektir. Özgürce karar alan kişi demektir. Arkadaşlarıma söyledim, “görüşmelerde ne soruyorlarsa bütün samimiyetinizle cevap verin.” Ve görüşmelerin tamamını tutanaklara aldık. Çünkü biz zaman zaman bize yöneltilen iftiralardan çok rahatsızdık. Bakın tutanakları aldık kimse bize yönelik eleştiri dile getirmiyor. Varsa eleştiri, bizim söylediklerimiz kamuoyunu rahatsız edecek söylemlerse zaten çoktan paylaşırlardı. Bu nedenle koalisyon gerçekleşmedi.


Ülkenin cumhurbaşkanı meydan meydan dolaşıp “400 vekil verin, vermezseniz bu tablo çıkar” dedi. Toplumun önüne acı kan ve gözyaşı şantaj malzemesi olarak konmuştur. Şimdi buradan, bütün vatandaşlarıma sesleniyorum. CHP olarak biz üstümüze düşen görevleri yerine getirdik, kıl payı kadar saygısızlığımız yoktur. Ama onlar senin iradeni kabul etmediler. Önüne bir şantaj tablosu koydular, ya oy verirsin ya ben hep seçime giderim diye. Çünkü onlar milli iradeyi bir kişinin dudağından çıkan söz olarak kabul ediyorlar. Ben milli iradeyi senin iraden olarak kabul ediyorum. 


Eğer koalisyon kurulmuş olsaydı...


Eğer bugün koalisyon kurulsaydı, geçen Kurban Bayramı'nda emeklilerimiz ilk ikramiyelerini almış olacaklardı. Halka ne söz verdiysek tamamını kendilerine söyledik. Ne veriyoruz emekliye zaten, asgari ücretliye ne veriyoruz. Bizi iş verenlere şikayet ettiler, CHP'ye neden bir şey söylemiyorsunuz diye. Bir iktidar düşünün arkadaşlar, kendisi şikayet etmekten korkuyor iş verenleri araya koyuyor. Buna iktidar mı denir, iktidarsız olan bir iktidar, tablo bu.


Bir ilki daha gerçekleştirdik, dedik ki ülkenin 5 temel sorununa 14 ilkeden yola çıkarak çözüm üretmemiz gerekiyor. Nedir o 5 temel sorun; demokrasi, hukukun üstünlüğü, dış politika, eğitim, toplumsal barışımız yani Kürt sorunu.


Şimdi buradan sormak istiyorum, bizim dışımızda Türkiye'nin 5 temel sorununu dillendiren başka bir parti var mı? Herkes bir ucundan tutuyor. Neden bizim seçim bildirgelerimiz örnek alınıyor? Çünkü bunu yapacak kadroları, bilgi ve birikimleri yok. 


Hukukun üstünlüğü, eğer siz 12 Eylül darbe hukukunu değiştirmezseniz hangi demokrasiden bahsedeceksiniz? Yargı bağımsızlığının olmadığı ülkede mi demokrasinden bahsedeceğiz? Hukukun üstünlüğü değil de üstünlerin hukukunun olduğu yerde demokrasiden mi söz edeceksiniz? Bir kişi konuştuğunda bütün savcıların ayağa geçtiği ortamda demokrasiden mi söz edeceksiniz, lise öğrencilerin hapse atıldığı ülkede demokrasiden mi söz edeceksiniz, ben Anayasa'ya uymuyorum, Anayasa bana uysun diyen bir ülkede mi demokrasiden söz edeceğiz?


Darbe Anayası'nı değiştireceğiz


Darbe hukukunu temizleyeceğiz, yüzde 10 barajını kaldıracağız. YÖK'e son vereceğiz. Anayasa'yı değiştireceğiz, eşit yurttaşlığı getireceğiz. Kimse etnik kimliğinden ötürü ötekiyim diye düşünmeyecek. Siyasi ahlak yasasını getireceğiz, kirlilikten arındıracağız. Her kuruşun hesabını siyasetçi vermek zorundadır. Gençlerimiz otobüse binerken vergi ödüyor, ödüyorsam hesabını bana siyaset vermek zorunda.


İki örtülü ödenek kullanan makam var, cumhurbaşkanı ve başbakan. Cumhurbaşkanı başbakandan gizli örtülü ödeneği nasıl kullanacak? Ne için kullanacak? Aklınız kabul ediyorsa bir sorun yok, böyle bir şey olmaz diyorsanız elinizi vicdanınıza koyup sandığa gideceksiniz. 


Bu garabete beraber son vereceğiz. Can ve mal güvenliğinin olmadığı bir yerde üretim olmaz. Demokrasinin olmadığı bir yerde üretim olmaz. İş adamının elinde vergi sopasıyla üretim olmaz. Makul şüpheyle iş adamını, öğrenciyi, genci içeri atacaksın. Dosyaya gizlilik kararı koyacaksın, avukat savunamayacak. Kaldıracağız bunları. Tamamını çöp sepetine atacağız.


Benim insanım neden üçüncü sınıf demokrasiye layık olsun? Neden bu ülkenin insanları düşüncelerini özgürce dile getirmesinler? Düşünceyi kabul eder etmeyiz, ama mutlaka birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz.


Ayrıca eğer Türkiye bölgesinde ve dünyada saygınlık kazanmak istiyorsa birinci sınıf demokrasiyi getirmek zorundadır. Yabancı sermaye Türkiye’den kaçıyor. Neden? Mal güvenliğimiz yok. Hatta bazı Türk işadamları şirketlerinin merkezlerini yabancı ülkeye taşıdılar. Buradan iş dünyasına da sesleniyorum. Bu seçimlerde CHP’ye oy vermek zorundasınız. Üretmek istiyorsanız, çalışmak istiyorsanız, düşüncelerinizi özgürce dile getirmek istiyorsanız oy vermek zorundasınız. Ha vermeseniz ne olur? Bize bir şey olmaz, biz maaşımızı alırız. Nasıl olsa vergiyi sen ödüyorsun, dert senin derdin olacak. O derdi çözmek istiyorsan, demokrasi istiyorsan CHP iktidarında CHP’yi açık yüreklilikle açık net eleştirme özgürlüğüne kavuşmak istiyorsan oyunu CHP’ye vereceksin.


Ekonomi


Bunlar bunu görmüyor, göremiyorlar. Türkiye ekonomisi “orta teknoloji” ve “orta gelir” tuzağına yakalanmış durumdadır. 10 bin Dolar olan kişi başına milli gelir 9 bin dolara düştü. Teknoloji? İleri teknoloji yok. Katma değeri yüksek ürün yok. Üretemiyoruz, çakıldık kaldık. Güven endeksi yerlerde sürünüyor, güvenmiyorlar. Türkiye iyi yönetilmediği için, iki başlı bir yönetim olduğu için Türkiye toparlanamıyor. Toparlamak mı istiyorsun adres belli. Adres CHP.


Bakın size Haziran 2015’ten rakamlar vereyim.


Tüketici kredisi ve Kredi kartı borcu: 396 milyar TL. Bankalara borcu bulunan vatandaş sayısı: 24 milyon 800 bin. Bunun adı iyi ekonomi mi?
Bankaların takibe aldığı kişi: 2 milyon 600 bin. İcra dairelerinden kaçıyor bunlar, yakalanıp içeri atılmayalım diye. 
Son 7 yılda vatandaşların Tüketici kredisi ve kredi kartları için bankalara ödediği faiz: 205 milyar TL.


Ne diyorlardı? Sakın ha CHP’ye oy vermeyin, iktidar olursa dolar fırlar. E dolar 3 lirayı geçti, kim iktidarda? CHP’ye oy vermeyin sakın faizler fırlar… E faizler fırladı kim iktidarda? Biz bunları biliyorduk. Kendisi sorun olan bir siyasal iktidar sorunlara çözüm bulamaz.


Vatandaş borç batağında. Kim borç batağından kurtaracak? Bir daha sorayım vatandaşı kim kurtaracak? Buradan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu dolayısıyla sizin omuzlarınıza yüklenen faizlerin en az yüzde 80’ini silme sözü veriyorum. Diyorlar ya nasıl? Şimdi diyemiyorlar. Biz dünya uygulamalarına da baktık, hiç endişe etmeyin. En az yüzde 80 diyorum.  Ekonomide en iyi kadrolar bizde. Türkiye’yi krizden çıkaran kadrolar şu an CHP’de.


Esnaf kardeşim, o da beni dinlesin. Çalışıyor, emekli oluyor. Emekli maaşıyla geçinemiyor, dükkanda devam edecek. Vay sen misin devam eden, sosyal güvenlik destek primi kesiliyor. Esnaf kardeşim, maaşını tam almak istiyorsan oyunu CHP’ye vereceksin. 
Prim borcu olan esnaf… Sağlık hizmeti alamıyor yasak. Böyle bir kanun çıkardılar. Eşine de bakmıyorum diyor. Eğer sen borcun dahi olsa hastanelerde insanca tedavi olmak istiyorsan, oy vereceğin tek parti var CHP.


Buradan bürokrasi konusunda yapacağımız bir değişiklikten söz ediyorum. Cumhuriyet tarihinin en büyük bürokratik devrimini yapacağız. Bir iş veren düşünün. Yanında çalıştırdığı işçiler için beyannameyi SGK’ya veriyor. Vergiyi gelir idaresine, işçilerin beyanlarını da veriyor. Esnaf da iki ayrı yere veriyor. Niye iki ayrı yere veriyorlar? Milyonlarca kağıt harcanıyor. Milyonlarca harcamalar yapılıyor. Biz bütün gelirleri sadece ve sadece gelir idaresi başkanlığının toplayacağı bir düzenleme yapacağız. En büyük kağıt tasarrufunu gerçekleştirmiş olacağız. Bir yere muhatap olacaklar.  Yeminli mali müşavirler, muhasebeciler sizin de eliniz rahatlayacak.


Ve çiftçi kardeşim. Ekonomide biliyorum sorun olduğunu. Mazotu sana 1,5 liradan vereceğimizi söylemiştim. Çiftçi kayıt sistemine göre. Kimin ne kadar ekeceği, ne kadar yakıt kullanacağı belli. Buna göre mazotu sadece dolardaki artış nedeniyle 1 lira 80 kuruştan vereceğiz. Her kuruşu hesaplıyoruz.


Bugüne kadar orman köylüsüyle ilgili hiçbir şey denmedi. Kişi başına gelirin en az olduğu kesimdir orman köylüleri. orman genel müdürlüğü kaçak işçi gibi çalıştırır onları. Bu uygulamaya son vereceğiz, orman genel müdürlüğü seni çalıştıracak, sigortalı yapacak ve sen çalışacaksın ve zamanı geldiğinde emekli olacaksın. San bu hakkı biz vereceğiz.


Bir ülke nasıl güçlü olur? Bir ülkenin gücü üretmesiyle olur. Eğer üretmiyorsanız güçlü Türkiye olmaz. Tüketen hiçbir toplum güçlü olmamıştır. Saygınlık kazanmamıştır.


 Türkiye nasıl rekabetçi bir ülke olacak? Üreterek.


Uluslararası alanda güçlü olması için neyi üretmesi gerekir? Katma değeri yüksek ürün. Yükte hafif pahada hafif. 


Katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceğiz? Türkiye'yi bilgi toplumuna taşıyarak üreteceğiz. 


Türkiye'yi bilgi üreten hale nasıl getireceğiz? Üniversiteleri birer bilgi üretim merkezi haline dönüştürerek. Üniversite siyasi organın dizayn ettiği kurumlar olmaktan çıkacak. Her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı yer olacak.


 Teşvik politikasına da bu çerçevede bakmak lazım. Size bir rakam vereyim, Tahsil edilmeyen sosya güvenlik primleri, tahakkuk etmiş ama devlet alamıyor 62 milyar lira. Eski parayla 62 trilyon. Tahsil edilmeyen vergi ne kadar? 70 milyar lira. Toplam 132 milyar lira devletin alacağı ama tahsil edemiyor. Edemeyince napıyor, borç alıyor.  Yüzde 11.3 faiz ödüyor. Nasıl aşacağız bu sorunu? Bizim bir projemiz var, KOBİ'lere ve esnafa, sigorta borcu olmayan altını çiziyorum sigorta ve prim borcu olmayan esnafa ödediği vergi kadar sıfır faizli kredi açacağız. Alacak işini büyütecek. Bu ne sağlayacak? 


Tahsilat sorunu kalkacak.


Ödediğin vergi kadar kredi alacaksam vergi ödemeyi aksatmam. 


Kayıt dışı azalacak. Neden kayıt dışı çalışayım ne kadar vergi ödersem o kadar kredi alacağım. Üstelik hepsi yasal olacak.


Yatırım artacak.


İşsizlik azacak.


Devlet daha az borçlanacak ve faiz ödemeyecek. Bir taşla beş kuş


 Eğitim


Eğer 12 yılda 13 kez eğitim politikası değişmişse bir sorun var. Hiçbir anne ve baba bu eğitim sisteminden memnun değil. Bir kere anne baba çocuğunu hangi okula göndereceğini bilmiyor. Çocukların neyi nasıl okudukları da belli değil. Bu mudur milli eğitim? Eğitim hayatın sorgulanması demektir, dünyayı iyi okumak demektir. Eğitimsiz bir toplumun demokrasiyi yakalama şansı yoktur. Eğitimsiz bir toplum dünyayı sorgulayamaz. Bu kadar önemlidir.


Öğretmenler, üçüncü sınıf yurttaş konumuna getirildi. Sözüm söz bu ülkenin birinci sınıf yurttaşı yapacağız. Bakın OECD her yıl sonuçlarını açıklar. Bizim çocuklarımız en sonlarda olur. Bizim çocuklarımız bu kadar yeteneksiz değil, yeteneksiz olan siyasiler. 


Yeni bir eğitim politikası belirleyeceğiz. Eğitimcilerin belirlediği bir politika. Taşımalı eğitime son vereceğiz. Nerede öğrenci varsa öğretmen orada olacak, tam gün eğitim yapacağız. Çocuk öğlen yemeğini okulda yiyecek. Ücretsiz yiyecekler. Ankara'daki beyler öğle yemeği yer, taşradaki öğretmene öğle yemeği yasak. 


YÖK'ü kaldıracağız. Her yıl 15 bin üniversite bitiren çocuğumuzu doktoraya göndereceğiz. 5 yıl bu politikayla yurt dışı sonra Türkiye çok farklı bir noktaya gelecektir. Okul aile birliklerini yasal statüye getireceğiz. Okulu da çocukları da beraber yönetecekler.


Özellikle bir kesimin beklediği bir konu var. İmam hatipler, hep bize diyorlar ki CHP gelecek İmam hatipleri kapatacak. İmam hatip okullarını açan parti CHP'dir. Orada okuyan çocuklar bizim çocuklarımız. Onların da kaliteli eğitim almasını, yemeklerini okullarında yemelerini isteriz. Hiçbir okulun bir siyasi partinin arka bahçesine dönüşmesini asla kabul edemeyiz. Bütün çocuklarımız özgürce düşünecekler. Bir okulun diğerine üstünlüğü yoktur.  Bizim imam hatipleri kapatmak gibi bir düşüncemiz yoktur.


Dış politika


Bu dış politikanın değişmesi lazım. Dış politika barış ve çıkarlar üzerine hareket eder. Türkiye'nin ortadoğuyu karıştırmasına gerek yoktur. Karıştırırsanız faturası böyle çıkar. Biz Cilvegözünü, Reyhanlı'yı, Suruç'u unutmadık.


Yöneticinin yaptığı hatanın faturasını millet öder. Siz ödüyorsunuz, biz ödüyoruz. 2 milyonu aşkın mülteci var. Onlara bakıyoruz. Miting meydanlarında söyledim Suriye'de barışı ilan ettikten sonra Suriyeli kardeşlerimizi oraya göndereceğiz. 


Bunu hemen çarpıttılar. Evet göndereceğiz, Suriye’de barışı sağlayacağız. Suriye’de de Ortadoğu’da da barışı sağlayacağız. Yurtta sulh, cihanda sulh. Kural budur. Suriye politikasının yanlışlığını anlatan bir mektubu 24 ağustos 2012’de dönemin başbakanına gönderdim.


Bize dediler ki “hayır biz bildiğimizi okuruz.” Bugün ağır ağır dönüş yapmaya çalışıyorlar. Sanki beylerin gücü yetkisi var da bunu yapacaklar. Şimdi onu kaybettiniz, trenden ayrıldı Türkiye. Kuzey Irak dışında hiçbir yere mal satamıyoruz. Böyle bir dış politika olabilir mi? Herkesle kavgalı bir Türkiye. Herkesin içişine


Sana ne Mısır’dan kardeşim sana ne. Biz demokrasiyi savunalım, kim baskı yapıyorsa eleştirelim. Ama onların içişlerine doğrudan müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Doğru değil. sözde biz oyun kurucu olacaktık, hadi buyur git bakayım Ortadoğu’ya. Beş ülkede büyükelçimiz yok. Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Biz gönderiyoruz, onlar almıyorlar. Türkiye’yi bu hale soktular. Ürettiğimiz ürünleri satamıyoruz.


“Yurtta sulh cihanda sulh” Atatürk’ün sözü. Ömrünün büyük kısmı savaş meydanlarında geçmiştir. Savaş ve savaşın getirdiği acımasızlığı en iyi bilen kişi odur. O savaşın yarattığı atmosferi çok iyi bildiği için yurtta barış dünyada barış demiştir. Ama şimdi bu sözcüğün içi bile boşaltılmaya başlandı. Avrupa Birliği, tamamen unuttuk. Yurtdışındaydım, Strazburg ve Brüksel’de yetkililerle görüştük. Bizim taşıdığımız bütün kaygıları onlar da taşıyorlar.


Biz espri için de soruyoruz ya “ne olacak bu memleketin hali” diye, inanın onlar da soruyorlar. Şimdi ağır ağır U dönüşü başladı. AB yetkililerine şunu söyledim, “Türkiye 2 milyon mülteciyi alarak görevini yaptı. Ama siz sesinizi kestiniz, Türkiye’yi sadece alkışladınız. Ne zaman ki mülteciler Avrupa kapılarına dayandı, o zaman bağırmaya başladınız. Suriye’de kan akarken siz de ses çıkarmıyordunuz. Şimdi mülteciler geldiler, aman önlem alın.” 
Sordular nasıl çözülür? “Önce iç savaş bitecek” dedim, “sonra yıkılan kentlerin tekrar yapılması lazım. Sonra Suriyeliler kendi ülkelerine dönerler” dedim. Ve şu cümleyle bitirdim “mülteci sorunu Türkiye sorunu değil artık Avrupa dünya sorununa dönüşmüştür” neden? Nedeni sizsiniz dedim. 


 Kürt sorunu ve toplumsal barış


 İki baldırı çıplak hikayesiyle başladı. Bir siyasi parti bunu çözemez. Daha ciddi ele almak lazım. Kürt sorunu güvenlik politikalarıyla çözülmez. Soru iki, siyasi partilerin ilk duruşları ne olmalıdır? Bütün siyasi partilerin teröre karşı ortak tavır takınmalıdır. Biz teröre de terör örgütüne de karşıyız diyecekler. Üç Kürt sorununu nasıl çözeceğiz? Toplumsal uzlaşmayla çözeceğiz. Toplumsal uzlaşmanın merkezi TBMM'dir, orada çözülecek. Bu temel sorunu çözmek için siyasi partiler hangi ilkelerden yola çıkmalıdır? 


1) Samimi ve dürüst olacaksınız.


2) Gizli kişisel ajandanız olmayacak.


3) Halka hesabını veremeyeceğiz angajmanlarınız olmayacak.


4) Muhalefete ve topluma hesap vereceksiniz.


Bu kadar açık ve net söyledik. Birilerinin gizli ajandaları vardı. Çünkü tutanakları açıklayamıyorlar. Biz bu sorunu çözmeye talibiz, bizim dışımızda kimse de çözemez açık söylüyorum. Sorunun çözümü için yol haritasını 6 Haziran 2012'de dönemin Başbakanına götürdüm, teslim ettim. Bu sorun böyle çözülür dedim. Kabul etmediler, kanun teklifi verdik onu da kabul etmediler. Sorunun çözümüyle ilgili bizim kadar çalışan bir parti yoktur. Bu sorunu kim çözer CHP çözer. 


 Saraya değil halka hizmet edecek birisine ihtiyacımız var diyorsanız o zaman adresiniz belli, yeriniz belli, adres Cumhuriyet Halk Partisi. 

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS