Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Dört evladımız şehit oldu, 20 civarında yaralımız var'

Video: Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Dört evladımız şehit oldu, 20 civarında yaralımız var'
Cumhurbaşkanı <a class="in-news-link" href="/recep-tayyip-erdogan" target="_blank" title="Recep Tayyip Erdoğan haberleri">Recep Tayyip Erdoğan</a>, Atatürk Anma Programı'nda konuştu. Cumhurbaşkanı dün Hakkari'de yaşanan patlama ile ilgili, "Dört evladımız şehit oldu, 20 civarında yaralımız var" açıklamasında bulundu. Cumhurbaşkanı ayrıca, yarın gerçekleştirilecek ABD Başkanı Donald Trump görüşmesi öncesinde "Görünürde Kandil'deki PKK'yı terör örgütü ilan edip ödül koyanların arka planda aynı teröristlerle nasıl iş tuttuklarını çok iyi biliyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Anma Programı'nda konuştu. Cumhurbaşkanı dün Hakkari'de yaşanan patlama ile ilgili, "Dört evladımız şehit oldu, 20 civarında yaralımız var" açıklamasında bulundu. Cumhurbaşkanı ayrıca, yarın gerçekleştirilecek ABD Başkanı Donald Trump görüşmesi öncesinde "Görünürde Kandil'deki PKK'yı terör örgütü ilan edip ödül koyanların arka planda aynı teröristlerle nasıl iş tuttuklarını çok iyi biliyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen törendeki konuşmasına Gazi Mustafa Kemal'i rahmetle yad ederek başladı. 

İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları,

"Gazi Mustafa Kemal ile birlikte ahirete irtikal eden tüm gazi ve şehitlerimize de milletim ve şahsım adına minnettarlığımı ifade ediyorum. Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze kadar ülkemizin gelişip kalkınması, refahının büyümesi için mücadele eden herkese şükranlarımı sunuyorum. Yıl dönümleri bize anma yanında geçmişten bu yana kapsamlı muhasebeler yapma fırsatı da verir. Mesela pazar günü Paris'te 1. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 100. yılı törenlerine katılacağız. Biraz sonra Paris'e hareket ediyoruz. Bugün de Gazi'nin vefatının 80. yılını geride bırakıyoruz. Bu süreçte ülkemizin yaşadıklarını şöyle bir gözümüzün önüne getirdiğimizde Türkiye'nin nereye geldiğini çok iyi görebiliriz. 1. Dünya Savaşı'nın ardından ülkemizi paylaşma girişimlerine tanık olduk. Çanakkale'de, Kutül Amare'de ve daha pek çok cephede yüreğimiz ve bileğimizle savaşarak kazandığımız zaferlere rağmen ülkemizi böyle bir tehdidin altına girmekten kurtaramadık. Müstevlilere karşı önce şehir şehir ardından topyekün bir kurtuluş mücadelesi başlattık. Mücadelemizin zaferle sonuçlanmasının ardından yeni devletimizle tarih sahnesindeki yerimizi tekrar aldık.

'Önümüzdeki vakıa ortada'

600 yıllık bir çınarın devrilip epeyce küçülmüş olsa da özü itibarıyla aynı coğrafya üzerinde taze fidanın boy vermesi elbette sıkıntısız yaşanması mümkün değildi. Nitekim ülke ve millet olarak bu sıkıntıları her alanda çektik. Doğrularıyla yanlışlarıyla, eksikleriyle fazlalarıyla bu dönemin değerlendirmesini milletimizin hafızası ve tarih yapmıştır, yapmaya da devam edecektir. Mesela Gazi Mustafa Kemal'in kendi iradesiyle başlattığı ama provokasyonlar yüzünden vazgeçmek zorunda kaldığı çok partili hayata geçme denemesini vaktinde başarmış olsaydık acaba ülkemiz nereye giderdi? Mesela o dönemde kendi uçağımızı, otomobilimizi üretmiş, sanayimizi geliştirmiş, ihracatımızı büyütmüş olsaydık, bugün nerede olurduk? Mesela gençlerimizin zihinlerini formatlamaya çalışmak yerine onları medeniyetiyle barışık özgür fertler halinde yetiştirecek bir eğitim sistemi kursaydık, nasıl bir gelişme gösterirdik? Bunun gibi pek çok soru zihinlerimizi meşgul ediyor olmakla birlikte önümüzdeki vakıada ortadadır. 

'Bize yalan söyleyen bir tarih anlatıldı'

Gazi'nin vefatına yakın yıllardan başlayıp 1950'ye kadar süren tek parti istibdadı döneminde milletimizin değerlerinin inancımızın, kültürlerinin, ecdadımızın mirasının nasıl hoyratça savrulduğunu gayet iyi biliyoruz. 2. Dünya Savaşı'nın ayak seslerinin duyulmaya başladığı bir dönemde zirveye çıkan tek parti yönetimine ilişkin acı hatıraları her birimiz kendi çocukluğumuzda babalarımızdan, dedelerimizden, yakınlarımızdan dinledik. Bugünkü gençler tek parti dönemini tarih kitaplarından o da varsa, gazete ve dergi arşivlerinden öğrenme imkanı buldu. Çünkü bize yalan söyleyen bir tarih öğretildi. Biz ise o yılların zulümlerine bizzat yaşayanların ağzından şahit olduk. Türkiye 2. Dünya Savaşı'na girmemiştir ama savaşın tüm yükünü, sefaletini, sıkıntısını yaşamıştır. Osmanlı'nın son yılları ve İstiklal Harbi sırasında nesiller boyu süren seferberliğin yükünü çeken Anadolu insanı yeni bir yükü daha üstlenmek zorunda kalmıştır. Bu dönemde ülkemizi yönetenler milletimizi sadece maddi bir yükün altında ezmekle kalmamış değerlerinin üzerinde kurduğu baskıyla da iyice bunaltmıştır.

'İradi değil, mecburi bir değişim'

İkinci Dünya Savaşı bitip de dünyada yeni bir demokrasi ve ekonomi düzeni kurulmaya başlandığında Türkiye'nin de bir takım adımları atması artık zorunlu hale gelmiştir. Ülkemizde belirli bir kesim tek partili dönemden çok partili hayata CHP yönetiminin iradesiyle geçtiğimizi iddia ederler, oysa bu değişim iradi değil, mecburi bir değişimdir. Tek parti yönetimi elinden gelse Türkiye'yi Alman Nazizmi, İtalyan faşizmi veya Sovyet sosyalizminden birine sürükleyecek bir zihin yapısına sahiptir. Önce Nuri Demirağ'ın kurduğu Milli Kalkınma Partisi sonra da Adnan Menderes ve arkadaşlarının öncülük ettiği Demokrat Parti, CHP'ye karşı milletimizin sesi olarak siyaset sahnesine çıktılar. 

'Ezanın Arapça okunması bir şeyin ifadesidir'

Çok partili hayata geçişten hemen sonra 1946 seçimlerinde uygulanan, bakın burası gençler çok önemli; açık oy gizli tasnif... Oyu açık kullanacaksın, tasnifi gizli yapılacak. Ki sayıyı da ona göre kendileri belirleyecek. Bu yöntem aslında CHP yönetiminin demokrasi anlayışı konusunda bir fikir vermeye herhalde yeterlidir. Dünyadaki eğilimler ve milletimizin iradesine sahip çıkma konusundaki kararlılığı gizli oy açık tasnif usulüne geçilmesiyle 1950 seçimlerinin adil bir şekilde sonuçlanmasını sağlamıştır. Bu seçimin sonucunda 'Yeter Söz Milletindir' diyen Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenmiştir. Türk milleti darbelere, cuntalara, vesayet güçlerinin türlü oyunlarına rağmen hep iradesine sahip çıkmış, sözün de kararın da kendisine ait olduğunu ortaya koymuştur. Milletimizin demokrasiye bağlılığı ne kadar güçlüyse ülkemizdeki bir kesimin Türkiye'yi tek parti döneminin o karanlık günlerine tekrar döndürme isteği ısrarla devam etmiştir. Bugün hala tek parti dönemiyle adeta sembolleşmiş zulümlerden biri olan Türkçe ezanın, 18 yıl, kamuoyu önünde savunulabiliyor olması, işte bu özlemin, milletin değerlerine yönelik bitmek bilmeyen husumetin bir işaretidir.

Aşık Veysel'i  kılığı kıyafeti sebebiyle Ankara'ya almadılar

Ezanın Arapça okunması bir şeyin ifadesidir. Türkçe ezan dendiği zaman onu sadece biz anlarız. Ama Arapça dendiği zaman bunun evrensel olduğunun ifadesidir. Nereye gidersen git, ezan 'Allahu ekber' dendiği zaman Endonezya'da da Sudan'a, Malezya'ya gittiğin zaman da anlarsın. Türkçe olduğu zaman anlayabilir misin? Şimdi bunu değiştirmek bizi değerlerimizden uzaklaştırmanın adımlarıdır. Ben size daha başkasını söyleyeyim. Aşık Veysel’i kılığı kıyafeti sebebiyle Ankara’nın merkezine almadılar. Bu örnekteki kibirli yaklaşım daha sonra başörtüsü başta olmak üzere pekçok konuda kendini göstermiştir. Niye? Aşık Veysel saf bir Anadolu insanı oradaki kıyafetiyle Ankara geldi. Beğenmediler, almak istemediler Ankara’ya. Zaten demokrasinin güzelliği burada değil mi, ayırt etmek ayrıştırmak yok. Bu kesim halkın sandığa yansıttığı zihniyeti gösterir. 

'4 evladımız şehit oldu'

Bu gece maalesef Hakkari'de bir mühimmat depomuzdaki patlama sebebiyle şu an itibariyle dört evladımız şehit oldu ve 20 civarında yaralımız var. Allah'tan şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza şifalar diliyoruz.

'Kandil'i de Sincar'ı da başlarına yıkma yolunda ilerliyoruz'

Terör örgütleriyle yol yürüyenlerin akıbetlerinin hep hüsran olacağını sürekli söylüyoruz. Bu arada da boş durmuyoruz. İşte son bir hafta içinde 15 terörist etkisiz hale getirildi.

İnşallah çok yakında Fırat'ın doğusundaki mazlumları da özgürlüğüne kavuşturacağız.

Kuzey Irak'taki terör yuvalarını birer birer dağıtarak Kandil'i de Sincar'ı da teröristlerin başına yıkma yolunda ilerliyoruz."

'Teröristlerle nasıl iş tuttuklarını biliyoruz'

Görünürde Kandil'deki PKK'yı terör örgütü ilan edip ödül koyanların arka planda aynı teröristlerle nasıl iş tuttuklarını çok iyi biliyoruz.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS