Erdoğan: Gerekirse masaya yumruğumuzu vuracağız

Erdoğan: Gerekirse masaya yumruğumuzu vuracağız

Cumhurbaşkanı Erdoğan 29. Muhtarlar Toplantısı'nda konuştu. Erdoğan, 'Halep'le ilgili bir sorunumuz yok ama Halep'le ilgili itirazlarımız var. Sayın Putin ile görüştüm. Artık Halep halkını huzura kavuşturalım dedim. Halep Haleplilerindir. Bunu açıklamamız lazım. Halep üzerinden bir hesaba girmek doğru olmaz. Halep'le tarihi bağlarımız var" dedi. Ve ekledi, 'Gerekirse göze göz, dişe diş mücadele vereceğiz, gerekirse masaya yumruğumuzu vuracağız.'


Konuşmasından satır başları:


"Biz muhtarlarımızla böyle kritik meseleleri görüştükçe birileri bundan rahatsız oluyor. Onların gözünde muhtar ilmühaber belgesi vermenin dışında görevi olmayan kişidir. Oysa biz muhtarlarımızı demokrasinin temeli olarak görüyoruz. Kendi aile efradı içinde seçime girse 3 oyu bir araya getiremeyecek olanların muhtarlarımızı küçümsemek hadlerine değildir. Muhtarlarımızın bir bakışları, bir el ya da baş hareketleri bana çok şey anlatıyor. Çoğu kez pek çok kişiyle konuşarak elde ettiğim bilgiden çok daha faydalıdır. Biz işte buna milletimizin irfanı diyoruz. Bu irfanı ne eğitimle, ne makamla elde edemezsiniz, ölçemezsiniz.


'Başmuhtar konumundaki Cumhurbaşkanı...'


Muhtarlarımızla Türkiye’nin tamamını temsil eden baş muhtar konumundakiCumhurbaşkanı'nın aralarındaki muhabbeti göremeyenlerin gönül gözü kapalı demektir. Gönül gözü kapalı olana da Allah şifa versin. Millete afra tafra yapmaya gelinmez. Afra tafra yaparsan bir seçimle gelinir, bir sonraki seçimle gönderir. Öyle duvara egemenlik kayıtsız şartsız milletindir demekle egemenlik olmuyor. Millete tabi olmakla egemenlik milletin oluyor.


Bu işin bitiş noktası oldu


Geçtiğimiz hafta muhtarlarımızla yaptığımız toplantıda Türkiye’nin yeni güvenlik anlayışı üzerinde durmuş ve artık tehditlerin kapımıza dayanmasını beklemeyeceğimizi ifade etmiştim. Artık iş kapıya geldikten sonra müdahale dönemi bitti. Şimdi bataklığı kurutma döneminin yaşandığı bir sürecin içindeyiz. Öyle sabredelim, bekleyelim, buraya gelsin ondan sonra müdahale edelim… Artık yok. O geçti. Biz demokrasiyle ilgili açılım süreci başlattık mı, çözüm süreci dedik mi dedik. Netice aldık mı, alamadık.


Gaziantep’te o kına töreninde 56 kardeşimizin bir canlı bomba ile şehit edilmesi artık bu işin bitiş noktası oldu. Dedik ki madem ki DEAŞ denilen terör örgütü böyle bir adım attı Suriye’ye Cerablus’tan gireceğiz. ÖSO önde, arkasında lojistik destek bizde olmak üzere girdik. Cerablus’a kim yerleşti. Cerablus halkı yerleşti.


Halep meselesi


Ardından Rai’ye girildi. Rai’den bunların kutsadıkları meşhur Dabık vardır, Dabık’a doğru inildi. DEAŞ orada ciddi bir direnç gösterdi. Dabık aşıldı. Şimdi de El BAb’a doğru gidiliyor. Terör örgütü PYD – YPG ile de mücadele nerede karşımıza çıkarsa veriliyor. Şimdi El Bab’tan Mümbiç’e doğru gidilecek. PYD/YPG'ye karşı gerekli mücadele veriliyor. Halep'le ilgili sorunumuz yok ama Halep'le ilgili itirazlarımız var. Bunu muhataplarımıza iletiyoruz. Sayın Putin ile görüştüm. Artık Halep halkını huzura kavuşturalım dedim. Halep Haleplilerindir. Bunu açıklamamız lazım. Halep üzerinden bir hesaba girmek doğru olmaz. Halep'le tarihi bağlarımız var.


İnsanların geleceği yer Gaziantep, Kilis...


Halep’te bir işe girilirse bu insanların geleceği yer Gaziantep’tir, Kilis’tir. Biz insani görev olarak yardım ediyoruz. Batı söz verdiği halde destek vermiyor. Türkiye 1984 yılından beri Irak ve Suriye merkezli bölücü terör tehditleriyle başa çıkabilme tedbirleri alıyor.


Irak'ın karışık olmasının nedeni...


Güvenlik anlayışının değiştirilmesi için çok gayret gösterdik. Karşımıza çok ciddi engeller çıkarıldı. 1 Mart tezkeresinin reddi gibi hatalar yapıldı. Irak’ta işlerin bu kadar çıkılmaz hale gelmesinin nedeni Türkiye’nin o operasyonda bulunmamasıdır. Suriye krizi başladığında aktif rol almaya çalıştık ama bu sürecin dışında tutulduk.


Kendi projemizi hayata geçirdik


Sonunda baktık ki kimseden bize fayda yok kendi projelerimizi kendimiz hayata geçirme kararı verdik. Önümüzde öyle çok da rahat bir hareket alanımız yoktu. Dışarıdan olduğu kadar içeriden de kuşatılmaya çalışılıyorduk. Milli birlik ve kardeşlik projesiyle bölücü terör sorunundan kurtulma çabamızın nasıl sabote edildiğini herkes gördü. Benim insanıma saygı duymayana benim saygım yoktuk. Muhatabımız artık doğrudan terörle bağı olmayan bölge insanıdır."


Güvenlik politikaları


Karakollara sıkışıp kalan askerimizle, polisimizle mücadele etme gayreti gösterdik. Eğri oturup doğu konuşmak lazım. Bunlar ilk defa bizim tarafımızdan teşhis edilmiş sorunlar değildir. Her ne hikmetse gereken önlemler alınmamıştır. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak ülkenin güvenlik anlayışının değiştirilmesi konusunda çok gayret gösterdim. Önümüze farklı mazeretler getirildi. 2003 yılı 1 Martı'nda başlayacak olan tezkere reddi gibi hatalar da yapıldı. Ben özellikle oraya katılmamız gerektiğine inanmıştım. Bunun hata olduğunu ifade ettim. Bugün Irak'ta işin içinden çıkılmaz hale gelmesinin nedeni Irak'taki operasyona girmemiz olmuştur. Daha sonra karar çıktı ama Irak'taki kardeşlerimiz istemedi. Sayın Bush 'İstemiyorlar' dedi, biz de istenmiyorsak girmeyiz dedik ve askerimizi çektik. 


Suriye'de de aktif konumda yer almaya çalıştık ama sürecin dışında tutulduk. Milyonlarca sığınmacının yükünü üstlenmek zorunda kaldık. Kimseden fayda yok kendi projelerimizi hayata geçirme kararı verdik. Dışarıdan olduğu kadar, içeriden de kuşatılmaya çalışıldık. Attığımız her önemli adımlarda engellemelerle karşılaştık. 


'Türkiye'yi bölge dışında tutmak istediler'


2012'den itibaren Türkiye'yi bölgedeki hesapların dışında tutumak için nasıl köşeye sıkıştırmaya yönelik hamleler yapıldığını biliyoruz. Çözüm süreciyle neticeye ulaşmaya hedeflediğimiz bölücü terör sorunundan kurtulma çalışmamızın nasıl sabote edildiğini gördük. Onlar Türkiye'yi kendi içinde sıkıştırma derdindeydi. Terör örgütü ve destekçileri de huzuru daimi kılmak için hazırlanan süreçte bunu kullanmışlardır. Devlet ve millet olarak o tarihten beri örgütü de, siyasi kurumları da muhatap da almıyoruz. Almam, almayacağım da. Benim insanıma, vatandaşıma saygı duymayana benim saygım yoktur. Çünkü bizim muhatabımız terörle bağı olmayan bölge insanıdır. Buna böyle bakacağız. 


Gezi olayları birkaç gün içinde birileri tarafından hükümeti yıkmaya yönelik fırsata çevrilmeye çalışıldı. Biz de tavrımızı ona göre belirledik. Mesele ağaç veya yeşil meselesi değildi. Ben belediye başkanlığı dönemimde 2,5 milyon ağaç ve fidan dikmiştim. Yeşili bu kadar seven kişiyi kimse ağaç düşmanı ilan edemez. İktidarlarımız döneminde, Türkiye genelinde yeşillendirme projesi dünyaya örnektir. Bazı gafiller farkında olmasa da çeşitli şehirlerimizde sokakları meydanları işgale yeltenenler bilinçli olarak yapıyorlardı ama milletimiz karşı koymasını bildi. Bu sinsi plan bozuldu.


İkinci bir adım attılar 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişimi geldi. Gezi'yi yeşil-ağaç meselesi olarak pazarlamaya çalışanlar bunu da hukuk olarak milletimize yutturmaya çalıştılar. Biz de gerekli tedbirleri alıp bu darbe girişimini sonuçsuz bıraktık. 2014 Haziranında mahalli seçimler yapıldı ve bunun tescilini gördük.


Milletimizle el ele vererek bu oyunları bozduk ama bölgedeki gelişmelerde etkinlik kurma projelerimizi de ertelemek zorunda kaldık. Suriye, Irak'ta, Mısır'ı, Filistin'i eklemek de mümkün. Kimse bu hadiselere 'o ülkenin içişleridir' diye kendisini avutmasın. Bölgede yaşanan olaylar bizimle de ilgilidir.


Dün yine devlet başkanı eşiyle misafirimdi. Kendileriyle oturduk ve öğle yemeği yedik dertleştik. Türkiye'ye bakışları çok çok farklı ve beklentileri de farklı. Öyleyse yükümüz ağır. Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanlığı yükseliyor. Buna ilk ve sert tepkiyi biz veriyoruz. Çünkü oralarda 5 milyonu aşkın Türkiye kökenli insanımız yaşıyor. Irak ve Suriye meselesini konuşurken tarihi ve hukuki haklarımızı da dikkate almak mecburiyetindeyiz. Lozan diyince birileri 'Sizin Irak ve Suriye'nin topraklarında gözünüz mü var?' Tarihin kaydına girmiş bir gerçeği biz unutacak mıyız? Bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok. Her zaman söylediğim gibi bizim fiziki sınırlarımız başkadır, gönül sınırlarımız bambaşkadır. Tüm coğrafyalarımızdaki kardeşlerimiz gönül sınırlarımız içindedir. Bizim Irak ve Suriye'deki gelişmelerin dışında kalmamızı isteyenlerin iyi niyetli olması mümkün müdür? Onbinler kilometreden geleceksin, benim bir tarafta 911 kilometre sınırımız var. Türkiye Irak'ta ve Suriye'de yaşanan her gelişmenin içinde mutlaka yer alacaktır. Gerekiyorsa diplomatik ve askeri güçlerimizle oradaki kardeşlerimizin yanında bulunmakta kararlıyız. Birileri ısrarla ÖSO ve Türkiye'yi El Bab'dan uzak tutmak istiyor. Biz DEAŞ, YPG/PYD  terör örgütüyle ile bu mücadeleyi sürdüreceğiz. En kısa sürede Münbiç'i PYD'den temizlemekte kararlıyız. Ya çıkıp terk edecek ya Fırat'ın doğusuna çekilecekler. Biz ABD'li dostlarımıza söylüyoruz, bizim ne PYD'ye, ne YPG'ye ihtiyacımız var; bunu birlikte yaparız. El Nusra da DEAŞ'a karşı savaşıyor ama El Nusra da terör örgütü. 


Kilis'ten Kırıkhan'a doğru uzanan bölgede ülkemize yönelik bölgeyi de teöristlerden temizleme konusunda da gereğini yaparız. Bu mesele bizim için bekaa meselesi. Güvenlik görevlilerimizin ve vatandaşlarımızın canı için, kendi sınırlarımız içinde değil, sorunu kaynağından çözeceğiz. Türkiye'nin gözünde bir an önce kafaları ezilmesi gereken terör örgütleridir. Irak'ta da varız, daha etkin olacağız. Musul'daki Kerkük'teki kardeşlerimizi yalnız bırakamayız. Irak'ın mezhep savaşına itilmesine rıza göstermeyeceğiz. DEAŞ bahanesiyle bölgede 10 yılı aşkın süredir Müslüman kanı dökenlerin, aynı işin başka örgütler eliyle yapılmasını istemiyoruz. 


Türkiye'nin Suriye'de ve Irak'ta olması için gerekli nedenlere sahiptir. DEAŞ operasyonunda yer alan diğer ülkelere, bize çıkarılan engeller niye çıkarılmıyor. Onlar onbinlerce kilometreden gelip söz sahibi olacak, Türkiye ise olmayacak. Böyle bir şey olabilir mi, yok öyle yağma. Bu tezgah eski Türkiye'de işleyebilirdi. Ama bugün kabul edilebilmesi mümkün değil. Türkiye'yi 200 yıldır gerileten, örseleten, hakkını arayamaz hale düşüren anlayışı, en son da 15 Temmuz'da nihai kararını vererek tarihin karanlık sayfalarına gömmüştür. Gerekirse sahada göze göz, dişe diş, gerekirse diplomasi masasına yumruğumuzu indirerek bu hakkı koruyacağız. 


'Asıl mağdur olanlar...''


Şimdi 15 Temmuz için birkaç kelam etmem gerek. Bir mağduruyet diye gidiyor. Şu an tutuklu olanlar mağdurmuş. İçlerinde istisnai bazı mağdurlar olabilir. Asıl mağdur olanlar, 246 şehidimiz var, bunlar 15 Temmuz'un şehitleri. Doğuda, güneydoğuda şehitlerimiz ayrı. 2 bin 194 gazimiz var. Bu şehit aileleri, gazi aileleri, benim milletim yaşadıkları mağdur değil mi? Kim ki, bunlarla ilgili FETÖ terör örgütü mensupları sebebiyle mağduriyet edebiyatı yapıyorsa ihanet içindedir. Kimse gelip bize akıl vermesin. Karısına, kocasına, evladına sahip olma sonra içeri girince 'Benim evladım mağdur', himmet paralarını toplayacaksın ne mağduru? İhanet şebekesi bu ülkenin Cumhurbaşkanına küfre kadar her şeyi söyleyecek, alkış yapanlar mağdur. İçlerinden birisi 'Sen ne diyorsun' diyemiyor. Bu Cumhurbaşkanı bu ülkede vatandaşı toprak olmuş cumhurbaşkanı, sen ona orada hakaret edeceksin. Biz kula kul olmadık. Bunlar FETÖ'ye kul oldu. Bize şah damarından daha yakın olan Allahımızdır. Kimmiş o FETÖ, bunlar şirk içinde, küfr içindeler. Sonra da hepsi kaçıp gidiyor, niçin kaçıp gittiniz. Hakkınızı arayın. Kimse mağduriyet edebiyatını yapmasın. Kim ki bu mağduriyet edebiyatı yapanların yanında yer alıyorsa, kendisini bir teraziye çıkarı versin. 

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS