ÖZEL HABER | Aileleri yavaş yavaş tüketiyor: Parental Phubbing mağduru çocuklar... Sebep ve sonuçlarıyla 'Hayalet ebeveynlik'
Çocuk, "Anne/Baba bak ne yaptım!" diyerek koşar, ebeveyn ise başını ekrandan kaldırmadan, sadece göz ucuyla bakıp "Aferin oğlum/kızım" der. Fiziken oradalardır, ancak ruhen telefonun içinde… Günümüzün ne yazık ki en acı durumlarından biri “Hayalet Ebeveynlik”, yani ekrana gömülüp fiziken orada olsalar da çocuklarının yanında tam anlamıyla hayalet olarak kalan anne ve babalar. Artık literatürde buna “Parental Phubbing“ adı veriliyor. Yani telefonlarına dalarak çocuklarını görmeyen ebeveynler. Çağımızın kanayan yarasını Hukukçu ve Yazar Cengiz Hortoğlu ile değerlendirdik.
Cengiz Hortoğlu: Öncelikle bu kadar önemli bir konuyu ele aldığınız için çok teşekkür ediyorum. Nedeni kaldırmadan sorunu çözemezsiniz. İşte mutsuzluğun, huzursuzluğun ve yalnızlığın temel nedenlerinden biri budur.
*Teknoloji baş döndürücü hızla gelişiyor. İnsan zihni bu duruma hazırlıksız yakalandı. Her gün yeni bir gelişmeyle karşılaşıyoruz. Elbette bunlar önemli ve yararlı gelişmeler. Asıl önemli olan ise teknolojiyi doğru kullanabilmek. Örneğin sosyal medya, elbette sosyalleşmek için önemli! Ama gerçek hayattan kopuk, gerçek dostluklardan uzak olarak, ailesine yabancılaşan ve tüm dünyasını sosyal medya ile geçiren bir kullanıcı sizce sosyalleşmiş mi olur? Tam tersine yalnızlaşmaz mı?
Önceliklerimiz değişti. İşte bütün mesele; her şeyde olduğu gibi teknolojiyi de ölçülü kullanmak. Yani herkes bir sosyal medya kullanım rehberi gerekiyor. Çocuklar toplumumuzun geleceği… O halde çocuklarımıza gereken önemin verilmesi gerekir.Öncelikle aile kavramı üzerinde durmak gerekiyor. Aile demek, sadece kan bağı olan insanların aynı çatı altında yaşaması demek değildir. Aile olmak, aidiyet duygusunu kalbinizin derinliklerinde hissetmektir. Özlemek, özlenmek, sevmek ve sevilmek demektir. Koşulsuz güven duymak demektir.
İncelediğim suç dosyalarında suçluların geçmişine baktığımda ailenin etkisi açık ve net anlaşılıyordu. İlgisiz anne-baba, aidiyet duygusundan yoksun ve sevgisiz yetişen bireyler suç batağına daha kolay düşüyorlar.Konuyu 'Hayalet Ebeveynlik' çerçevesine aldığımızda, bir çocuğun dünyasında fiziksel olarak var olan ama zihnen ekranda kaybolan anne-baba tam olarak yalnızlık hissi bırakıyor. Çocuğun iç sesi, ‘Sen tek başınasın, yalnızsın, seni seven yok, zor durumda kaldığında sığınacağın kimsen yok?” diyor olabilir. Bunun anlamı aidiyet duygusunun yitirilmesidir. Sevmek ve sevilmek her insanın en önemli ihtiyacıdır. Sevgiyi ailesinde bulamayan çocuklar ve gençler için çok sayıda tuzaklar kuruluyor. Ne yazık ki dışarda bulduğu yapay ilgiyi gerçek sevgiyle karıştıran bir çocuğun hata yapma olasılığı artıyor. Kayıpların arandığı programlarda danışmanlık yaptık. Evden kaçan gençlerle ve aileleriyle konuşma fırsatım oldu. Elbette tek neden bu değildir ama evden kaçmalarda bile ailenin ilgisizliği önemli bir etken olarak görünüyordu.Bana göre, 15-20 yıl sonra bu çocuklar terapi odalarına
‘Annem de babam da yanımdaydı ama yoklardı. Konuşurken bana bakıyorlardı ama duymuyorlardı. Çünkü susmak demek dinlemek demek değildir. Annem de babam da yanımdaydı ama ben yalnızdım.” diye gelecekler.
*Bir insanın canını yakacak en olumsuz davranış o kişinin varlığının farkında olmamaktır. Birçok ebeveyn hiç de farkında olmadan ve de istemeden çocuklarını görmezden gelerek, onlara telafisi olanaksız zararlar veriyorlar.
Cengiz Hortoğlu: Siz fiziken çocuğunuzun yanındasınız ama ruhen başka yerde… Sizin ‘Çocuğumla birlikteyim.’ diyebilmeniz için kalbinizin de orada olması gerekir. Çocuğunuz bir şey sorduğunda ona içtenlikle ve gözlerinin içine bakarak ve de yürekten gülümseyerek ‘Seni dinliyorum.’ diye vereceğiniz yanıtla, ‘Dur bir dakika, önce kaç kişi like aldım ona bakmalıyım ve yorumlara cevap vermeliyim.’ Yanıtı aynı şey değildir.
Cengiz Hortoğlu: Elbette genelleme yapamayız ancak sanal dünyanın bildirim sesleriyle yarışmak zorunda kalan bir çocuk ‘Bu içerikten daha değersizim.’ mesajı alabilir. Böyle bir mesaj alan bir çocuğa o ailenin vereceği zarar başka hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Mutluluk üzerine yaptığım araştırmalarda sadece bizde değil, diğer ülkelerde de mutsuzluğun en temel nedeni insanın kendini değersiz hissetmesidir. Kendini değersiz hisseden biri öz saygısını, öz güvenini kaybeder. Değersizlik hissi elbette aidiyet duygusunu da etkiler.Tüm bunlar çocuğun sadece mutluluğunu değil, başarılarını da olumsuz etkiler. Çocuk bu nedenle başkalarının onayına bağımlı hale gelebilir. Bu durum evliliğinden iş hayatına kadar tüm hayatını her şeyi olumsuzlaştırır.
Cengiz Hortoğlu: Ebeveyninden alamadığı dikkati ve onay duygusunu çocuk ilerleyen yaşlarda her yerde aramaya başlar.
Evlilik: Özellikle, eş seçiminde daha çok onayına ve takdirine ihtiyaç duyduğu birini tercih eder. Çocukluğundan kalan onay, güven, sevgi ve takdir eksikliği yaşam boyu (Kalbindeki cam kırıkları gibi…) arada bir canını yakabilir. Bu nedenle hep bir onaya ihtiyaç duyar. Her şeyde aşırılığa kaçar. (Örneğin hediye…) Çünkü partnerinin onayı onun için yaşamsaldır. Ona bağımlıdır. ‘Ben ne istiyorum?’ sorusunun yerine ‘O ne istiyor?’ sorusu alır.
*Aslında en önemli kısır döngü, onay bağımlısı birinin çocuklarının da kendisine benzeme riskidir. Çünkü, ebeveynler çocuklar için rol modeldir. Çocuklar söylenenden daha çok gördüklerinden etkilenirler. Dikkat ederseniz yapılan bir hata gelecek nesilleri bile etkileyebiliyor.
Arkadaş ilişkileri: Kabul görebilmek, ilgi uyandırabilmek için kendi istedikleri değil de başkalarını memnun edecek davranışlar içerisine girebilir. Yanı ‘Onay almak için uyum sağlamam gerekir.’ diye düşünür. Herkesi memnun etmeye çalışır, kendisi hariç…
Okul ve iş hayatı: Bütün çabası ‘Ben değerliyim.’ Mesajını vermektir. Bunun için çok yüksek notlar almalı ve kariyerinde yükselmek için daha çok daha çok çabalamalı… Bazen de onay almak, dikkat çekmek için hatalar da yapabilir.
Sosyal medya: Kendini olduğundan farklı gösterebilir. Çünkü mükemmel görünmelidir. Onun için like ve yorum sayısı hayatı derecede önemlidir. Adeta onu besleyen bir enerjidir.
Cengiz Hortoğlu: Tek neden bu olmayabilir ama tükenmişlik sendromu çok önemli bir neden. Ancak tükenmişlik hissiyle dijital dünyaya kaçan bir ebeveyn belki kısa süreli bir rahatlama hissetse de bu bir kısır döngüye dönüşebiliyor. Bu kaçış, tükenmişlik hissinin etkisinin zaman içerisinde daha da artmasına neden olur.Ayrıca sırtına bir de dijital tükenmişliği de yüklemiş olabilir. Böylece yeni bir tükenmişlik hissiyle daha savaşmak zorunda kalır.
Aile içinde yaşanan sorunlar: Evlilikleri ayakta tutan romantizmin bitmesi, monoton bir hayat ve yalnızlık duygusu getirebiliyor. Aynı evde pansiyoner gibi yaşayan eşler veya eşlerden biri dijital dünyaya kaçışı bir çözüm olarak görebiliyor. Dijital dünyaya kendince çözüm için giriyor ama daha da mutsuzlaşıyor. Çünkü bu susuzluğu gidermek için tuzlu su içmeye benziyor.İçi daha çok yanmaya başlıyor. İşte bu bir kısır döngü oluşturuyor.
*Hayata dair hedefleri olmayanlar çok daha kolay bir şekilde dijital dünyanın bağımlısı olabiliyorlar. Sabah uyandığında ‘Bugün ne yapacağım?’ sorusunun yanıtı yoksa, orada bir sorun var demektir. Yani aslında bazen en büyük sorun çözmeniz gereken bir sorununuzun olmamasıdır. Bu nedenle idealler , amaçlar, hedefler çok önemlidir.
*Hobiler neden önemli? İşi dışında onları hayata bağlayan keyif alabilecekleri uğraşları olan insanlar daha dolu yaşarlar. Bu onları hayata bağlar. Hayata bağlı insan da sanal bir dünyaya o kadar da ihtiyaç duymaz. Gerçek dünyanın tadını çıkaran biri, kokusu, tadı, dokunma hissi olmayan bir dünyaya ihtiyaç duymaz.
*Dostluklar… Özellikle pandemi dönemi ve sonrası yüz yüze görüşmeler azaldı. Bu da yalnızlığı getirdi. İnsanlar eskisi gibi ‘Hadi buluşuyoruz, saat kaçta?’ diye sormuyor. Hangi sanal dünya bir dostunuzla birlikte içtiğiniz çayın veya kahvenin ve de sohbetin tadını verebilir?
*Hareketsizlik… Bu tam bir kısır döngü… Sürekli dijital dünyada gezinen biri neredeyse yürümeyi unutacak hale gelebilir. Saatlerce internet başından kalkmayanlar var. Hareket etmedikçe daha da hareketsiz hale geliyor. Sadece yürüyüş yapan biri bile kendini iyi hisseder.
Cengiz Hortoğlu: Benim önerilerim:
*En önemli adım farkındalıktır. Bu röportajı okuyanlar önce‘Böyle bir sorunum var mı?’ sorusunu kendilerine sormalılar. Ellerine bir defter kalem alarak bu soruya yanıt aramalılar. Belki de bu soruyla birlikte gelecek hayatlarının kontrolünü dijital dünyadan koparıp yeniden ellerine alırlar. Sadece böyle bir sorunu olduğunu kabul etmek bile bir erdemdir ve önemli bir ilk adımdır.
*Dijital dünyanın, kendilerine ve çocuklarına kaybettirdiklerini alt alta yazsınlar. Bunu yazılı görmeleri ve sanal dünyada gezinirken gerçek dünyadan neleri kaçırdıklarını (Kaç, gün doğumu, kaç gün batımı, açan çiçekler, akan nehir, çiçek kokuları, yakamozlar, el ele kumsal gezileri…) Hayatın tekrarı yok. Geçmiş pişmanlıklar yarar sağlamaz.
*Bu sorunun çözümü için neler yapabileceklerini sıralasınlar. *Dijital dünyada makul sürenin üzerinde zaman geçiriyorlarsa sınır koymalılar.
*Hobiler edinmeliler. Bir saksıya çiçek ekmek, bir ağaç dikmek bile insanı dinlendirir.
*Spor iyi hissettirir.
*Başka insanların hayatına dokunacak iyilikler yapmak. İyilik tek başına insana kendini iyi hissettirir.
*Uyku ve beslenme düzenini sağlamak.
*Aile içi bağlara önem vermek. Birlikte yapılan bir kahvaltı bile aidiyet duygusuna katkı sağlar.
*Çocuklarının büyüdüğüne tanıklık yapsınlar. Onlarla zaman geçirsinler.
*Kitap okusunlar. Kitap tüm yalnızlıkların en muhteşem şifacısıdır.
*Komedi filmleri izlesinler.
*Altın kural: Çocuklarınıza vereceğiniz en büyük armağan onları değerli hissettirmektir. Bunu zamanında yapmazsanız, vereceğiniz herhangi bir armağanla telafi edemezsiniz. Çünkü zamanı geçmiştir. Çocuğunuzla sohbet ederken telefonunuzu sessize alın, gözlerine bakın, gülümseyin ve onu empatiyle dinleyin. Pahalı hediyeler yerine sadece sevginizi verin.
*Hep, düşünceni değiştir, duygun değişsin, duygun değişirse eylemin değişir. Ben kolay olanı söylüyorum, önce hareket et, duygun değişsin, duygun değişince düşüncen de değişir. Bize hata yaptıran saniyeler içerinde değişen duygulardır. Sahada yaptığım araştırmalarda en mutsuz insanların, güzel duyguları çoğaltma, olumsuz duyguları yok etme çabası içinde olanlar olduğunu gördüm. Çünkü savaştığınız her olumsuz duygu daha da kalıcı hale gelir. Duygularınızı rahat bırakın, gelir ve geçerler. Alain “Mutluluk peşinde koşmayanı gelip bulan bir ödüldür. Der.
*Düşünerek bir bardağı yerinden kıpırdatamazsınız. Ben düşünceden daha çok harekete geçmenin önemli olduğunu düşünürüm. Yani yürümeyi düşünmektense kalk ve yürü… Çünkü düşüncelerimiz bazen bizi yanıltır. Kendimizi bir yanlışa ikna edebiliriz. Ama ilk adımı attığınızda artık çözüme doğru yol alıyoruz demektir. Yani adım atmak için, (Diyete bir türlü başlayamayanlar gibi…) pazartesini beklemeyin.
Hemen şimdi kapatın sanal dünyayı… Gülümseyin gerçek dünyaya… Evinize hoş geldiniz.