Osmanlı'dan 15 Temmuz'a Türkiye'nin darbeler tarihi

Tarih iktidarların silah zoruyla el değiştirmesinin örnekleriyle dolu. Türkiye Cumhuriyeti de darbe, muhtıra, postmodern darbe ve girişimlere maruz kaldı. Osmanlı döneminde de askerler silahlarını iktidarı değiştirmek için kullandı. İşte Osmanlı'dan 15 Temmuz'a Türkiye’de darbelerin tarihi...



Türkiye Cumhuriyeti 94 yıllık tarihi boyunca demokrasinin sekteye uğradığı, darbe ve darbe girişimlerine maruz kaldı. Osmanlı'da da bunların "öncülü" niteliğinde darbeler yaşanmıştı. Darbelerin topluma maliyeti ise felaket boyutlarında oldu. İşte Türkiye'de darbelerin tarihi...

Modern darbelerin Osmanlı'daki öncülleri

Bazı tarihçilerin Osmanlı'da, modern askeri darbe, müdahale ve girişimlerin öncülü olarak gördüğü bazı olaylar var. Bunlar 1859'daki Kuleli Vakası, Abdülaziz'in tahttan indirildiği 1876 darbesi, Temmuz 1912'deki Halaskâr Zabitan Bildirisi ve 1913'teki Babı Ali Baskını bunlar arasında sayılıyor.

Cumhuriyet döneminin ilk darbesi: 27 Mayıs 1960

Cumhuriyet döneminde demokrasinin ilk darbı 27 Mayıs 1960'ta yaşandı. II. Dünya Savaşı sonrası atmosferinin 1946'da çok partili siyasi düzene geçmeye zorladığı Türkiye'de 14 Mayıs 1950'de yapılan seçimleri Demokrat Parti (DP) kazandı, tek Parti dönemi son buldu. Toplumdaki heyecan, dünyada savaş sonrası dönemin ekonomik genişlemesi sonraki seçimlere de DP lehine yansıdı. Bazı siyaset bilimcilerin popülizm ile tanımladıkları bu dönemi özetleyen, "Yeter, artık söz milletin" sloganıydı.

Muhalefete baskı, anayasanın ihlali

Bu dönemde Türkiye, siyasi ve ekonomik olarak iki kutuplu dünya düzenine entegre oldu; dış politikada ve ekonomide ABD'nin eksenine girdi. Karşılığında ABD fonlarından yararlanıldı. 1954'ten itibaren işler tersine döndü, ekonomi bozuldu. Baş gösteren sorunlar muhalefeti de harekete geçirince DP'nin yanıtı, baskı politikalarına başvurmak oldu. Vatan Cephesi, Tahkikat Komisyonu derken kutuplaşma had safhaya ulaştı. Gerilimin orduya yansıması ise 7 farklı cunta kurulmasında kendini gösterdi.

Darbe bildirisini Alpaslan Türkeş okudu

27 Mayıs 1960 sabahı Başbakan Adnan Menderes bir miting için Eskişehir'deydi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ise Çankaya Köşkü'nde dinleniyordu. Saat 05.30'da Kurmay Albay Alpaslan Türkeş radyodan darbe bildirisini okudu: "Türk Silahlı Kuvvetleri el ele vererek ülkenin idaresini ele almıştır." Bir mesaj da dünyayaydı: "NATO'ya CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız." Başbakan Adnan Menderes Kütahya'da gözaltına alındı, darbeye karşı komutanlar tutuklandı. Türkiye'nin 14 yıl önce geçtiği çok partili demokrasisi ilk darbeyi aldı.

Yassıada'da yargılama

Darbeden 5 ay sonra Yassıada'da kurulan mahkemede Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Meclis Başkanı Yassıada'da yargılanmaya başladı. 15 Eylül 1961'de kararlar açıklandı. 592 sanıktan 418'i hakkında çeşitli hapis cezaları verilirken, 31 kişi müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ise idam cezasına çarptırıldılar. Darbeciler Başbakan Menderes ile iki bakanını ölüme gönderdi.

1961 Anayasası
Darbe sonrası hazırlanan anayasa, ilginç bir şekilde ülkedeki bazı sınırlamaları kaldırıp, kısmi özgürleşmeler getirdi. Ancak 27 Mayıs, merkezinde MGK olan ve sonraki darbelerde ordunun dayanağı olacak bir vesayet rejimini de inşa etti.
Talat Aydemir'in iki darbe girişimi

Darbenin ardından ordunun yasama ve yürütme yetkilerini ele aldığı Milli Birlik Komitesi'nin (MBK) görevi, 15 Ekim 1961'de yapılan seçimlerin ardından TBMM'nin toplanmasıyla son buldu ve "sivil" yönetime dönüldü. DP'nin devamı niteliğindeki AP ve YTP'nin seçimleri kazandığı bu süreç iki darbe girişimine yol açtı. Kara Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in 16 Kasım 1961'de ve 22 Şubat 1962'de kalkıştığı başarısız darbe girişimleri, Aydemir ve Fethi Gürcan'ın idamıyla sonuçlandı.

12 Mart 1971 muhtırası

1960'lı yılların sonu tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de gençlik ve işçi hareketleri yükselişteydi. Anti-emperyalist karakterdeki gençlik hareketi üniversite işgalleri eylemleri giderek büyüdü; süreç 6. Filo protestosunda yaşanan "Kanlı Pazar" gibi saldırılarla radikalleşti. Deniz Gezmiş ve Güney Amerika'daki Che Guavera'dan etkilenen Mahir Çayan gibi gençlik önderleri, silahlı örgütler kurdu. 1961 Anayasası'nın sağladığı haklarla sendikalarda örgütlenen ve toplu grev hakkı elde eden işçiler, 1970'lerin başındaki ekonomik sıkıntılar nedeniyle bu haklarından mahrum edilmek istenince büyük protestolar başladı: 15-16 Haziran işçi yürüyüşü. İşçilerin önünü tanklar kesti, hükümet sıkıyönetim ilan etti, DİSK yöneticileri tutuklandı.

'Sosyal uyanış iktisadi gelişmeyi aştı'

Orduda radikal genç subayları temsil eden Muhsin Batur-Faruk Gürler cuntası konuşuluyordu. Gençlik örgütleri de bu cuntayla ilişkilenmiş ve Doğan Avcıoğlu'nun fikirlerinden etkilenen bir kesimin de yer aldığı, 9 Mart 1971'de yapılacak bir "sol Kemalist" darbe hazırlığına girişilmişti. 3 gün içinde Türkiye bir darbe teşebbüsüne bir de muhtıraya tanıklık etti."Sosyal uyanış iktisadi gelişmeyi aştı" diyen Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, MİT'in ihbarıyla darbe hazırlığını önledi; 12 Mart'ta ise hükümete muhtıra verdi.

'3 fidanın' idamıyla sonlandı

Görünürde muhtıra Süleyman Demirel'in başında olduğu hükümete verilmişti. Siyasi partiler kapatılıp, sıkıyönetim ilan edilmedi, sokaklarda tanklar yürümedi ancak sol hareket ve ordu içindeki 9 Martçıları hedef alan tutuklama ve tasfiyeler gerçekleşti. 27 Mayıs üç siyasetçinin idamıyla sonuçlanmıştı, 12 Mart'ı izleyen günlerde darağacında bu kez 3 genç vardı: Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan...

12 Eylül 1980 darbesi

12 Mart, "sosyal uyanışın", önünü almakta yeterli olmamıştı. 1970'li yılların ikinci yarısında Türkiye'de toplumsal karmaşa had safhaya çıkmıştı. Çatışma ortamı günlük gerçekliğin parçası haline geldi. Ardı ardına katliamlar yaşandı: 1 Mayıs 1977, Maraş, Çorum... Her gün toplumu sarsan yeni bir şey yaşanıyordu: Beyazıt'ta öğrencilerin üzerine bomba atıldı, 7 Türkiye İşçi Partili genç evlerinde katledildi, CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit'e Çiğli Havalanında silahlı saldırı yapıldı, gazeteci Abdi İpekçi, DİSK Başkanı Kemal Türkler ve eski Başbakan Nihat Erim ardı ardına öldürüldü.

24 Ocak kararları

1974 petrol krizi dünya ekonomisi gibi Türkiye'yi de daboğaza soktu, Demirel'in ifadesiyle "70 cent'e muhtaç" hale gelindi. Dünyada neoliberal politikalar, yeni bir sermaye birikimi rejimi pek çok ülkede askeri darbeyle uygulamaya konuyordu. Türkiye'de 24 Ocak kararlarıyla hayata geçirilmek istenen bu politikalar, hakları budanmak istenen işçilerin direnişiyle karşılaştı.

Cumhurbaşkanı seçimi krizi

12 Eylül'ün arifesinde iktisadi ve toplumsal krize bir de cumhurbaşkanının seçilememesi eklendi. Meclis'te 6 ay boyunca devam eden ve sonuçsuz kalan 114 turluk seçime, noktayı darbe koydu.

650 bin kişi gözaltına alındı

12 Eylül sabahı tanklar sokaktaydı ve Kenan Evren darbe bildirisini okuyup, yönetime el koyduklarını duyurdu. Sayıları daha sonra 650 bini bulacak gözaltılar çoktan başlamıştı. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, Hamzaköy'e gönderilirken, Alpaslan Türkeş ve Necmettin Erbakan, Uzunada'da gözlem altına alındılar.

'Son bakıştaki o gözler...'

12 Eylül sonrasında 210 bin dava açıldı, 230 bin kişi yargılandı; 517 kişiye idam cezası verildi; 26'sı siyasi hükümlü 50 kişi idam edildi. Kenan Evren'in "Bir sağdan bir soldan astık" diye soğukkanlılıkla anlattığı idamların arasında solcu Necdet Adalı da ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu da vardı. Yaşı büyütülerek idam edilen 17 yaşındaki Erdal Eren'den geriye ise, Aysel Gürel'in "Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda..." dizeleri kaldı.

Adeta vahşet yaşandı

Mamak, Diyarbakır ve Metris hapishaneleri ve pek çok yer işkencehaneye dönüştürüldü. 171 kişi işkencede, 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, hapishanelerde 299 kişi can verdi. 30 bin kişi "sakıncalı" denilerek işinden atıldı, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi sığınmacı olarak yurt dışına gitti, gazeteler kapatıldı, 400 gazeteciye toplam 4 bin yıl hapis istendi, 3 bin yılı aşan hapis cezaları verildi.

Emekçilere büyük darbe

12 Eylül darbesi, işçi sınıfına ve sola acımasızca saldırdı. Darbeciler sendikaları ve dernekleri kapattı, yöneticilerini idamla yargıladı, öncü işçileri fabrikalardan attı. Getirilen yasalarla sendikaların örgütlenmesinin önüne büyük engeller kondu, grev yapılması neredeyse imkânsız hale getirildi. Darbe öncesinde mümkün olmayan 24 Ocak kararları yürürlüğe kondu; Türkiye İşveren Sendikası (TİSK) Başkanı Halit Narin'in o günlerde, "Bugüne kadar işçiler güldü, artık gülme sırası bizde" diyordu.

28 Şubat post-modern darbesi

Aktörlerinden Tümgeneral Erol Özkasnak'a atfedilen "postmodern darbe" kavramıyla anılan 28 Şubat'ın öncesinde faili meçhul cinayetler, Sivas Katliamı, Susurluk yaşandı. 1994'te "5 Nisan kararları" denilen tedbirlerin izleyeceği ağır ekonomik kriz patlak verdi. 1994'teki yerel seçimlerin galibi Refah Partisi, 1996'da da DYP ile koalisyonun ortağı oldu. Bu, orduyu "irtica" alarmına geçirdi, Genelkurmay'da Batı Çalışma Grubu (BÇG) kuruldu. Bazı siyasilerin beyanları ve bir dizi olay sonunda 1997 Şubat'ında Sincan'da tanklar yürütüldü, 28 Şubat'ta ise askerler 9 saatlik MGK'da hükümete 18 maddelik muhtıra verdi. Mimarlarına göre "gerekirse 1000 yıl sürecek" 28 Şubat'ı takip eden dönemde Refah Partisi kapatıldı, üniversitelerde ikna odaları kuruldu, 14 yaşındaki çocuklar bile tutuklandı.

27 Nisan e-muhtırası

28 Şubat'ın yarattığı siyaset tablosuna son veren 2001 ekonomik krizi oldu. 2002'deki seçimlerde Meclis'te olan partilerin neredeyse tamamı silindi ve iktidara Milli Görüş geleneğinin yenilikçi kanadı olarak kurulan AK Parti geldi. İlk görünür kriz 2007'deki Cumhurbaşkanlığı krizinde yaşandı. 27 Nisan'daki ilk tur oylamanın ardından "367 teziyle" seçim Anayasa Mahkemesi'ne taşınırken, Genelkurmay'ın internet sitesinde o gece e-muhtıra olarak da anılan bir bildiri yayımlandı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın yıllar sonra "Ben yazdım" dediği bildiride şöyle deniliyordu: "TSK gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir." Hükümetin bildiriye yanıtı sert oldu, peşinden de meşhur "Dolmabahçe görüşmesi" gerçekleşti. 22 Temmuz'da erken seçime gidildi, AK Parti oylarını yüzde 47'ye çıkardı. Abdullah Gül, 28 Ağustos'taki 3. turda cumhurbaşkanı seçildi. E-muhtıra ise 2011'de yine bir gece yarısı Genelkurmay sitesinden çıkarıldı.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS