"Sayın Erdoğan ya Türk düşmanı ya da..."

"Sayın Erdoğan ya Türk düşmanı ya da..."

MHP lideri Devlet Bahçeli tarihi Diyarbakır buluşması nedeni ile Başbakan'ı eleştirdi, "Sayın Erdoğan ya Kandil yetiştirmesidir ya Türk düşmanıdır ya da Türk kanını içmeye yeminli çevrelerin özel görevlisidir" dedi. Bahçeli, Başbakan'ın PKK'yı siyasallaştırmaya çalıştığını savundu, "PKK bunu hızlandırmak için sansasyonel eylemler yapacaktır" dedi.

Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmaya, tiyatrocu Nejat Uygur'un ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek başladı.

Dershane tartışması

Hükümetin gizli gündeminde, eğitim yoluyla bin yıllık kardeşliği imha etmek ve milleti 36 etnik yapıya parçalamak olduğunu iddia eden Bahçeli, milli eğitim sisteminin posasının çıkarıldığını ve derisinin yüzüldüğünü söyledi.

Bahçeli, şöyle devam etti:

"Günlerdir dershanelerin kapanıp kapanmaması konusunda muhtelif görüşler kamuoyuna adeta ambargo koymuştur. Öğretmenlerimizin sorunları, öğrencilerin beklentileri, ailelerinin istekleri kökten çözülmüştür de bir tek halledilmesi gereken dershaneler kalmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi'nin bu kapsamdaki görüş ve önerileri çok açık olup hiçbir şekilde kuşkuya yer bırakmamaktadır. Gerek 2002, 2007 ve 2011 yılı Seçim Beyannamelerimizde, gerekse de konuyla ilgili değişik tarihlerde yaptığımız açıklamalarda nerede durduğumuzu net olarak ifade ettiğimiz kayıtlardadır.

Nitekim 2011 tarihli Seçim Beyannamemizde; sınav sistemlerinin örgün eğitim programlarına paralel hale getirilmesini, dershanelerin ilk ve orta öğretim kurumlarının işlevini üstlenmesi önlenerek, özel okula dönüşmesinin teşvik edileceğini ifade etmiştik. Yani ilke olarak dershanelerin özel okula dönüşmesi gerektiğine inandığımızı ve bunu hedeflediğimizi daha bu tartışmalar gün yüzüne çıkmadan gündeme getirmiştik.

Ayrıca 3 Nisan 2012 tarihli Meclis Grup toplantımızda da aynen şunları söylemiştim: 'Elbette milyonlarca ailemize mali külfet olan dershanelerin kaldırılması yerinde bir uygulamadır. Zira üniversite sınavının kalkacağı bir ortamda zaten dershanelere büyük oranda gerek ve ihtiyaç kalmayacaktır. Ancak binlerce dershaneyi kapatırken, önce buralarda çalışan ve hayatlarını kazanan öğretmen ve yardımcı personelin geleceğini garantiye almak ve bunları milli
eğitim sistemine dahil etmek gerekmektedir. Bir diğer yandan da dershane sahiplerini mağdur etmeyecek çare ve yolları bulmak lazımdır."

"Öğrencilerin okulda bulamayıp da dershanelerde bulduğu nedir"

Dershane sisteminin yaygınlaşması ve öğrencilerin bu kurumlara mecbur bırakılmasının her şeyden evvel eğitim sisteminin acizliğinden ve yetersizliğinden kaynaklandığını vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:

"Bu zamana kadar, evlatlarımız ilk ve orta dereceli okullarda alamadığı bilgi ve edinemediği pratikliği dershanelerde kazanmıştır. Ekonomik imkanları ölçüsünde, hemen hemen her aile çocuğunu bir dershaneye kayıt ettirmiş ve ettirmektedir.

Kesin olan bir şey varsa o da şudur: Milli eğitim müfredatında, girilecek imtihanlarla ilgili lazım gelen bilgi ve tecrübenin verilmemesi veya verilemeyişi çok ciddi bir zaaftır. Dershane tartışmasından önce bu eksikliğin karşılanması, bu ihmal mesabesindeki zayıflığın tartışılması gerekmektedir. Çocuklarımızı ve ailelerini dershane kuyruklarına sokan, buna zorunlu bırakan
argümanlar, nedenler ve mazeretler tüm yönleriyle, dürüstçe ve etraflıca konuşulmadıktan ve makul şekilde halledilmedikten sonra atılacak her adım zaman israfına yenisini ekleyecektir.

Cevaplanması gereken ilk soru şudur: Öğrencilerin okulda bulamayıp da dershanelerde bulduğu, okulda öğrenemeyip de dershane sıralarından aldığı nedir, nelerden ibarettir? Dershanelerdeki öğretmenlerle milli eğitim sistemindeki öğretmenler aynı tedrisatın ürünleridir. O halde okullarımızın bu kadar geri, önemsiz ve sanki işe yaramaz gibi algılanmasına, gösterilmesine ve bu noktaya gelmesine sebep olan aymazlıklar, sorumsuzluklar hangi başlıklardan müteşekkildir?"

Zirve yapan yakınlıklar

"Bize göre önemli ve öncelikli olan dershanelere olan ihtiyacın tamamen ortadan kalkması ve kaldırılmasıdır" diyen Bahçeli, "Bu gerçekleşmeden, bu sağlanmadan ve milli eğitim sistemi beklentilere cevap vermeden dershane sistemiyle sırf başka maksatlarla oynamak telafisi çok zor olacak boşluklara ve çalkantılara meydan verebilecektir" dedi.

Bahçeli, şöyle devam etti:

"AKP 11 yıldır hükümettedir. Recep Tayyip Erdoğan 11 yıldır Başbakan'dır. AKP 11 yıldır milli eğitim sistemini kontrol etmekte, siyasi sorumluluğu uhdesinde taşıyarak yönlendirmektedir. Sormak isterim ki Başbakan ve hükümetinin, yaklaşık son bir yıldır dershane üzerinden yürüttüğü polemiklerin esas gayesi nedir? Bu yolla neyin örtülü mesajı, kimlere, hangi niyetle
verilmektedir? 11 yıldır dershaneler iyidir de şimdi mi kötü olmuştur? 11 yıldır her şey süt limandır da şimdi mi işler sarpa sarmıştır?

12 Eylül 2010 tarihli referandumla zirve yapan yakınlıklara bugünlerde nazar mı değmiştir? Dershaneleri kapatma kararı iyice yüzeye vuran bir siyasi kavganın mı, dünkü ittifakların bir mahsuplaşması mı, alttan alta devam eden restleşmenin mi, yoksa gerçekten de bir ihtiyacın mı eseridir? Başbakan Erdoğan'ı bu karara iten asıl saik nedir?"

Diyarbakır'daki buluşma

Diyarbakır'daki tarihi buluşmaya da değinen Bahçeli, şunları söyledi:

"Özellikle Diyarbakır'daki son yaşananlar, son rezil sahneler bize başka bir yorum yapma imkanı bırakmamıştır. Başbakan'la dostu ve kardeşi Barzani, sözde Kürdistan beyanları altında Diyarbakır'da kavuşmuş, kucaklaşmış ve kaynaşmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin 90 yıllık tarihinde; bugünkü kadar küstahlık, bugünkü kadar pervasızlık, bugünkü kadar ihanet emin olunuz ki görülmemiştir. Türkiye, Başbakan ve hükümetinin yabancılardan heyecanla aldığı vekalet göreviyle sanki işgal, sanki esaret altındadır. Karşımızdaki ülke manzarası her açıdan yürek burkucudur. Karşımızdaki ülke resminin aydınlık hiçbir yanı kalmamıştır."

"Türkiye 16 Kasım günü hiç olmadığı kadar küçük düşürüldü"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın haftasonu Diyarbakır'a gerçekleştirdiği ziyareti eleştiren Bahçeli, şunları söyledi:

"Türkiye'nin geçtiğimiz cumartesinden beri yaşadığı hazin ve hüsran verici manzaralar 'ben insanım, ben Türk'üm ve ben Türk milletinin ferdi olmaktan onur duyuyorum' diyen hiç kimsenin kabul edeceği şeyler değildir. Türkiye 16 Kasım günü hiç olmadığı kadar küçük düşürülmüş, Türk milleti hıyanetin resmi geçidine yüreği sızlayarak şahitlik etmiş, caniyle Başbakan'ın fotoğrafları aynı pankarta iliştirilmiş, şehit ve şühedamızın kemikleri sızlamıştır.

Türk vatanı bir avuç soyu sopu karışık, kökeni ve aidiyeti sorunlu, gelmişi ve geçmişi zift gibi siyah, vicdanı ve insanlığı çürümüş yüzlerin meydan okumasına sahne olmuştur. Biz millet olduk olalı, içimizden hiç bu kadar sarılmamış, hiç bu kadar hançerlenmemiştik. Biz devlet olduk olalı hiç bu kadar zulüm görmemiş, hiç bu kadar köşeye sıkışmamıştık.

Cehaletin bugünkü kadar mevki elde ettiği başka bir dönem olmamıştır. Düşmanlığın hiç bu kadar övüldüğü, iltifat görüp taltif edildiği başka bir dönem görülmemiştir. Hıyanetin hiç bu
kadar statü elde ettiği, hiç bu kadar sivrilip iktidara yükseldiği başka bir devire tesadüf edilmemiştir. Milli şeref, milli haysiyet, milli vakar, milli ruh ve milli kimlikten mahrum olanların saltanatına hiç bu kadar süreyle katlanılmamıştır."

"Topraklarımızı kirletmiştir"

Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Başbakan Erdoğan kadim dost ve kardeşi Barzani'yi Diyarbakır'a davet etmiş ve burada tıpkı aşığına vurgun maşuk gibi muhatabını bağrına basmıştır. Peşmerge başı, tarihi olarak propagandası yapılan bu ihanet buluşmasına gelirken, tıpkı 19 Ekim 2009 tarihinde PKK'lı militanların kullandığı Habur yolunu takip etmiş ve topraklarımızı kirletmiştir.

Yanına aldığı ve 37 yıl sonra Başbakan'ın vizesiyle yurda giriş yapan Şiwan Perver isimli bölücü ve sözde şarkıcıyla gövde gösterisi yapmış, tezahüratlar eşliğinde ve konvoy halinde Diyarbakır'a ulaşmıştır. Başbakan Erdoğan'ın dost diyerek methiyeler düzdüğü, yüzünde güller açarak kollarına aldığı bu terör destekçisi 37 yıl sonra sanki babasının çiftliğine gelir gibi
Türkiye'ye girmiştir.

'Abdullah Öcalan barış ve özgürlük savaşçısıdır. Terörist değildir. Terörist olan Türkiye Devleti'dir. İnanın bana' sözlerini 1999 yılında İsveç'te sarfeden rezil bu kişidir. 'İmralı'daki kahramanı selamlıyorum' beyanını 2009 yılında Almanya'da seslendiren delilli ispatlı hain bu kişidir. 'Allah kahretsin Türk dilini, başımızdan defedelim' hakaretini geçtiğimiz yıl yine Almanya'da seslendiren ahlaksız bu kişidir."

Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın Perwer'i dost olarak görüp gönlünün tüm kapılarını ardına kadar açtığını ifade etti.

"Sıfır sorun mucidi Dışişleri Bakanı'nın da bu terör düşkününden özür, belki de dizlerine kapanarak af dilediğini" ileri süren Bahçeli, şöyle devam etti:

"Ömrü boyunca milli tüm değerlerimizle didişmiş, diş bilemiş ve dirsek çevirmiş tescilli bir eşkıyaya bu denli muhabbetin, bu denli sıcaklığın anlaşılabilir bir tarafı bizce kesinkes yoktur.
Başbakan'ın PKK'lılara karşı gösterdiği coşkun ve aşkın sevginin kendi içinde tutarlı bir yanı herhalde vardır. Buna göre Sayın Erdoğan ya Kandil yetiştirmesidir, ya Türk düşmanıdır, ya da Türk milletinin kanını içmeye yeminli çevrelerin özel ve gönüllü görevlisidir. Sanıyorum bu üç seçeneğin dışında bir yorum yapmak imkansızdır.

Bu da yetmemiş, Başbakan Erdoğan Diyarbakır'daki açılış törenini, 28 Ekim 2013 günü Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü alan bir başka PKK'lının ölüm yıldönümüne denk getirmiştir.

Değerli arkadaşlarım söyler misiniz bana, Türkiye Cumhuriyeti'ni PKK severlerin yönetmesi, devletin en üst makamlarında teröristlere yataklık yapanların bulunması Türk milleti için kıyamet alameti değil midir? Bu nasıl bir iştir ki, birisi ödül verecek kadar şuur kaybına uğrar, birisi anma günü düzenleyecek kadar da gözü ve vicdanı kararır? Hangi devletin yöneticileri böyle bir kokuşmuşluğun içinde olmuştur? Dünyanın neresinde, bir ülkenin Cumhurbaşkanı
ve Başbakanı teröristlere koltuk çıkmakta, izzet ve ikram yapmaktadır?"

Ahmet Kaya anıtı yaptırsın

Başbakan Erdoğan'ın hayatı boyunca şehitler için gözyaşı dökmediğini ileri süren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, şunları kaydetti:

"Başbakan, hısım ve yakın akrabası olduğuna kanaat getirmeye başladığımız Barzani'nin önünde PKK'lı Ahmet Kaya'dan şiir niyetine bazı zırvaları dillendirirken önüne gelen ağlamış ve duygulanmıştır. Başbakan içli içli okumuş, ah çekerek, 'keşke burada olsaydı' diyerek özlemini haykırmış ve neticede protokol kısmında gözyaşları sel olup birbirine karışmıştır.

Hayatı boyunca şehitlere tek bir damla gözyaşı dökmeyen, göz pınarları hiçbir milli davada yaşarmayan izansızlar, insafsızlar ve nefsine tapan kibir yuvaları koro oluşturup PKK'lı Ahmet Kaya'nın ağıdını ölümünden 13 yıl sonra yakmışlardır. Başbakan Erdoğan madem bu kadar Ahmet Kaya hastasıdır, madem bu kadar kardeşi olarak görmektedir, madem bu kadar matemlidir; o zaman en kısa sürede bu terörist havarisinin adına bir anıt yaptırmalı, orayı kendisine mesken tutmalı, yakınlarından da bir ev tutarak sürekli anıtı seyretmelidir.

Başbakan'a göre bu PKK'lının suçu saz çalmakmış. Sayın Erdoğan, öldürmek için ille de tüfek, tabanca, top ve hançer mi kullanmalı; saz kaleşnikof, kalem füze, söz kurşun, senin ve dostun gibi zihniyetler de canlı bomba olamaz mı?"

Malazgirt Destanı, Söğüt ruhu...

MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Bütün bu kepazelikler Türk milletinin gözleri önünde yaşanırken Başbakan Erdoğan'ın hala tarih yazdıklarını söylemesi, bizatihi tarihsel akışın şahit olduğu en büyük yüzsüzlüklerden birisidir. Kimse sabrımıza aldanıp da gevşeklik yapmasın, kuduz gibi oraya buraya sataşmasın; yeri ve zamanı gelince Malazgirt Destanı da tekrarlanır, Söğüt ruhu da canlanır. İstanbul'un fethi de yenilenir, İzmir'de denize dökülenlerin torunları de yeniden
süpürülüp atılır" ifadelerini kullandı.

Kuzey Kürdistan neresi?

Devlet Bahçeli, gelişmelerden cesaret alan Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in, Barzani'nin "Kuzey Kürdistan'a ve şehrinize hoş geldiniz" diyerek gönlünü yaptığını anımsatarak Başbakan Erdoğan'a Kuzey Irak'ın neresi olduğunu sordu.

Bahçeli, şöyle devam etti:

"Sen, elinden tuttuğun bu belediye başkanının sözlerine katılıyor musun, destek veriyor musun? Türkiye bir hukuk devleti ise bu savcılar, bu hakimler nerededir? Yasa ve Anayasa'ya göre en ağır suçlar bir bir işlenirken, vatanını ve milletini seven hukuk insanları nereye sinmiştir?

Öcalan serbest bıraktırılacak

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan'ın serbest bıraktırılacağını iddia ederek, şunları söyledi:

"Başbakan'ın, 'dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz' beyanıyla İmralı canisi ve PKK'ya af müjdesi vermesi ve peşmerge başının, süreç ihanetinin sonunda bunun gerçekleşeceği kehanetinde bulunması rastlantı değildir. Recep Tayyip Erdoğan PKK'yı resmen siyasallaştıracak ve canibaşını da serbest bırakacaktır.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS