‘Yüzen mezar’la ölüme yolculuk!

‘Yüzen mezar’la ölüme yolculuk!

Çerkeslerin anayurtlarından koparılıp bilinmeze doğru sürülüşlerine ilişkin arşivlerde çarpıcı belgeler yer alırken, yaşanan vahşetin izleri de anlatılan hikâyelerle kuşaktan kuşağa aktarılıyor... Tanıkların anıları da dramın büyüklüğüne ışık tutuyor. Kıyıların ölü ve can çekişen insanlarla dolu olduğunu vurgulayan Abramov Yakov, “Yaşananları anlatmaya sözcüklerin gücü yetmez” diyor...

Yerli ve yabancı araştırmacıların neredeyse tamamı, 21 Mayıs 1864 ve sonrasında, Çerkezya’dan 1.5 milyon sivilin, Osmanlı topraklarına sürgün edildiği görüşünde birleşiyor. Göç yollarında, Anadolu ve Balkanlar’a ayak basanların üçte biri açlık, hastalık, kaza gibi nedenler ile yaşamını yitirdiği bilgisi ise Rus arşivlerinde bile açıkça yer alıyor. Osmanlı arşiv belgelerinde ise göçün en yoğun olduğu zamanlarda Samsun’da günde 50 sığınmacının öldüğü bilgileri dikkat çekiyor.

Arşivlerde ölenlerin büyük çoğunluğunun 0-30 yaş arasındaki çocuk ve gençler olduğu, o dönem Çerkeslerin bindirildiği teknelere “yüzen mezarlar” adı verildiğine dair ifadelerin yanı sıra sürgün acılarını bizzat yaşayanların anıları ise vicdanları kanatacak hikâyeler barındırıyor. Ölü çocuğunu günlerce saklayıp ninnilerle uyutur gibi yapan, naaşı koktuğu için kucağından sökülüp denize atılan ve bir an bile düşünmeden ardından azgın dalgalara atlayan annelerin sayısının yüzlerlece olduğu ifade ediliyor. Yolculukta sağ kurtulup 100 yaşına kadar Anadolu’nun ücra köşesinde yaşayan bir Çerkes ninenin yaşamı boyunca bir kez olsun balık yemediği gibi çok sayıda hazin yaşanmışlık belleklerdeki yerini koruyor.

İngiliz Konsolos’un raporu

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Dr. Nazan Çiçek, İngiliz belgelerinde Çerkeslere yönelik katliam belgelerini gün yüzüne çıkaran araştırmacılardan biri. Bu belgeler arasında en çarpıcı olanı Trabzon’daki İngiliz Konsolosu Stevens’ın, dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Lord John Russell’a yazdığı 19 Şubat 1864 tarihli rapor oluşturuyor. Stewens, Trabzon’a gelen Çerkeslerin durumunu kaleme alırken şu ifadelere yer veriyor:

“Geçtiğimiz üç gün boyunca üç bin civarında Çerkes şehrimize varmış bulunuyor. Bunların yüzlercesi hastalıktan ve açlıktan ölmek üzere. Trabzon Valisi Emin Paşa bu talihsiz insanların içinde bulundukları koşulları iyileştirebilmek için elinden geleni yapıyorsa da onun elindeki imkânların da son derece kısıtlı olduğu görülüyor.”

Stevens, raporunda Trabzon’un göç sonrası aldığı görünüme ilişkin ise “Mezarlıklarda ölüleri defnedecek yer bulunamıyor, şehrin içme suyu ihtiyacını karşılayan ana su kaynağında yüzen Çerkes cesetleri bulunduğu için temiz su bulmakta güçlük çekiliyor, sokaklar pislikten geçilmiyor, erzak ve yakıt giderek tükeniyor, tüm bunlar da salgın hastalıkların yayılmasında önemli rol oynuyor” diyor.

‘Sözcüklerin gücü anlatmaya yetmez’

Abramov Yakov, “Kafkas Dağlıları” kitabında, Çerkeslerin yaşadıklarını; “Sözcüklerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefaletten öldüler. Kıyılar ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar, Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı...” sözleriyle özetliyor.

Türkiye’de yaklaşık 5 milyon Çerkes var

Çerkes Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Yılmaz Dönmez, Çarlık ordularının Çerkeslere yönelik katliamlarının 1763’ten itibaren başladığını belirterek, şunları anlattı:

“Çarlık Ordusu’nun saldırı ve katliamları 100 yıl boyunca devam etti. Bu savaşlar sırasında yüz binlerce Çerkes yaşamını yitirdi. Kafkas halkları 100 yıllık savaş döneminde orantısız bir güçle mücadele etmek zorunda kaldı. Çerkesler, koskoca Rus İmparatorluğu karşısında yurtlarını savunmak için dünyanın en uzun süren savaşını verdiler. Atalarımız çok ağır bedeller ödeyerek vatanımızı savunmaktan vazgeçmediler. 1.5 milyon soydaşımız, Anadolu topraklarına sürüldü. Çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan 500 bin insanımız sürgün yollarında hayatını kaybetti. Soykırım ve sürgün sonrası ana yurdumuzda sadece 90 bin kişi kaldı. 100 yıllık savaş döneminde 2 milyon soydaşımız katledildi. 21 Mayıs 1864 günü en büyük göç Karadeniz sahilleri üzerinden Osmanlı topraklarına gerçekleşti. Sonrasında o dönem Osmanlı toprağı olan İsrail, Ürdün, Suriye’ye de göç ettirilen soydaşlarımız oldu. Bir kısım Çerkes ise Balkanlar’a yerleştirildi. Şu an Türkiye’deki Çerkes nüfusu 5 milyona yaklaşmış durumda. Dünyadaki tüm Çerkes nüfusunun toplamı Türkiye’deki soydaşların yarısı kadar yapmıyor.”

'Türkiye vatanımız’

“Türkiye, bizim vatanımız oldu, bize kucak açtı. Kurtuluş Savaşı’nda subay ve askerlerin birçoğu Çerkeslerden oluşuyordu. Bizler bu ülkenin muhacirleri değil, asli unsurları ve kuruluşunda bizzat yer alan insanlarız. Ana yurdumuzda akrabalarımızla görüşmeye, elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz. Soydaşlarımız yıllar süren onca baskıya rağmen dil ve geleneklerini korumayı başardılar. Bizler altıncı kuşak olarak, atalarımıza yapılan katliamlar için özür dilenmesini istiyoruz. İçimizdeki acı 156 yıldır devam ediyor. Çifte vatandaşlık en büyük temennimiz. Böylelikle ana yurdumuza rahatça gidip gelme şansımız olur. Son zamanlarda Türkiye’den ana yurdumuza geri dönen yaklaşık 2 bin soydaşımız var. Ana yurdumuzla bağlarımızı koparmak köklerimizden kopmak istemiyoruz.”

‘156 yıl geçse de yaralar kabuk bağlamıyor’

Alan Kültür ve Yardım Vakfı Başkanı Sadrettin Kuşoğlu, Çerkeslerin yaşadıkları acıyı, “Coğrafyan kaderindir. Çerkesler muhteşem bir coğrafyanın talihsiz insanlarıdır” ifadeleriyle anlattı. Soykırımı ve sürgününde bir milyondan fazla insanın, Osmanlı topraklarına yerleştiğine dikkati çeken Kuşoğlu, şu bilgileri paylaştı:

“Kafkasya’dan ayrılalı 156 yıl olsa da yara kabuk tutmamıştır. Göç ile Osmanlı’ya gelen Kuzey Kafkasyalılar, yeni yurtlarını vatan olarak bellemiştir. Cumhuriyetin kurucu kadrolarını incelediğimizde ezici bir çoğunlukla Kafkasyalıları görürsünüz. Geriye dönüp baktığımızda tarihe imzasını atmış, binlerce yıllık kadim bir kültür ve bu kültürün günümüzde yok olma tehlikesini görüyoruz. Tüm Kuzey Kafkasyalılar olarak kaybettiğimiz yüz binlerce insanımızı, büyüğümüzü ve onların hatıralarının gittikçe kaybolduğunu gördükçe bu acının neden her geçen yıl daha da büyüdüğünü anlayabiliriz. Bu konuda yalnızlık çektiğimizi ve dünyanın bu konudan habersiz, duyarsız olduğunu görüyoruz. Hiç şüphesiz hafızalarımızda unutamadığımız olaylar vardır. Özellikle deniz yoluyla gelenler çok trajik olaylar yaşadı. Gemilerde ölenler denize atılıyordu, salgın hastalık çıkması nedeniyle annelerin bebeklerini vermeyip bebekleriyle denize atlaması Çerkes halkının içinde büyük yaradır. Kuşların uzun süre yuvalarını insan saçlarıyla yapması, Karadeniz’den uzun yıllar insan kafataslarının sahile vurması gibi insanlık onurunu kanatan, acı veren olayları büyüklerimizden dinleyip, arşivlerinden okuduk. Gemilere fazla sayıda insan bindirilmesi ve hava koşulları nedeniyle batan gemilerde binlerce Kafkas hayatını kaybetti. Karaya çıkan on binlerce insan, salgın hastalık ve açlıktan yaşamını yitirdi. Aslında her biri kendine has dilleri olan ancak kardeş halklardan söz ediyoruz. Adigeler gibi Abhazlar, Osetler, Çeçen-İnguş, Karaçay-Malkarlar ve Dağıstanlılar da mağdur olmuş, sürgün ve katliamlara uğramış topluluklardır.”



{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS