ABD’nin eski Avrupa Kuvvetleri Komutanı CNN TÜRK’te: “Trump’ın takımı berbat’’
Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Avrupa Kuvvetleri Komutanı Ben Hodges, CNN TÜRK’ten Rabia Asel Atmaca’ya konuştu. Eski komutan, “ABD bu savaşı stratejik anlamda kaybetti. Trump’ın berbat bir A takımı var, kimse çıkıp da gerçekleri söyleyemedi” dedi ve ekledi: “ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth tarihin en kötüsü. Hâlâ Fox News sunucusu gibi konuşuyor.” ifadelerini kullandı. İşte o özel röportaj…
ABD’nin eski Avrupa Kuvvetleri Komutanı Ben Hodges’in ifadeleri şöyle:
-Savaşın 40. gününde, tam da ABD Başkanı Donald Trump, “İran medeniyeti bu gece yok olabilir” derken bir ateşkes duyuruldu. Geçici bir ateşkes bu elbette. Peki bu savaş neden 40 gün sürdü? ABD hedeflerine ulaşabildi mi? İsrail’in bu noktada rolü ne oldu? Ve İran’ın bu savaşta neredeyse “tek başına” olmasına rağmen gösterdiği direnç için neler söylersiniz?
“Başkanın kullandığı dil pek yardımcı olmadı. Gerçekçi olmayan iddialarda bulunarak ve savaş suçu teşkil edebilecek, yerine getirilmesi çok zor tehditler savurarak kendisini köşeye sıkıştırdı. Bu durum hem kendisi hem de Amerika Birleşik Devletleri için oldukça zor bir tablo yarattı. İşin askerî boyutuna gelirsek, ABD ve İsrail silahlı kuvvetlerinin profesyonel açıdan ortaya koyduklarından etkilendiğimi söylemeliyim. Kendilerine verilen tüm görevleri son derece iyi şekilde yerine getirdiler. Ancak sorun, orduya verilen görevlerle başkanın ulaşmak istediğini söylediği stratejik sonuç arasında bir kopukluk olmasıdır. Bu ikisi birbiriyle örtüşmüyor. Kaç İran gemisinin imha edildiğinin bir önemi yok. Bu hiçbir zaman ABD donanması ile İran donanması arasında bir savaş olmayacaktı. Gerçek şu ki başkan, kendi ifadelerinden de anlaşıldığı üzere, İranlıların Boğazı kapatacağını öngörmedi ve buna inanmadı.”
-Askerî bir okuma yapmak gerekirse ki bu tamamen sizin alanınız, ABD’de Trump yönetiminin bir hatası var mı sizce bu savaşta; mesela İsrail Başbakanı Netanyahu’yu dinleyip bu savaşı başlatmak gibi?
“Elbette, yönetimin yaptığı en büyük ve en önemli hata, stratejik sonucu açık ve net bir şekilde tanımlayamamış olmasıydı. Yani pek çok farklı şey duyduk; protestocuları korumaktan rejim değişikliğine, nükleer silahlardan terörizme verilen desteği durdurmaya kadar.

Tüm bunların başında Hürmüz Boğazı’ndan ise hiç söz edilmemişti. Şimdi ise ana konu hâline geldi. Açıkça tanımlanmış bir stratejik hedefiniz olmadığında olan da budur; hedef sürekli yer değiştirir. Ve şu anda bulunduğumuz nokta tam olarak bu. Elbette askerî planlamacılar açısından, siyasi hedef sürekli değişiyorsa operasyon planlamak oldukça zordur. Şimdi sanırım herkes iki gün önce yayımlanan The New York Times makalesini görmüştür; bu makale başkan ile Başbakan Netanyahu arasındaki görüşmeyi ele alıyordu.
Ortada çok fazla suçlama ve karşılıklı itham var; yani bunun Netanyahu’nun ABD’yi bu sürece zorladığı yönünde iddialar dile getiriliyor. Ancak Başkan Trump hemen, “Hayır, kararlarımı ben veririm” dedi. Dolayısıyla bu kararı alma sorumluluğunu —nadiren de olsa— üstlenmiş oldu. Fakat söz konusu makale aynı zamanda şunu da gösteriyor: Başkan, kendisine karşı çıkmayan, ona itiraz etmeyen, hata yaptığını ya da yanıldığını söyleme cesaretini göstermeyen kişilerle çevrili.
Bu oldukça tehlikeli bir durum. Özellikle de başkanın kendisinin herkesten daha iyi bildiğine bu kadar emin olduğu bir ortamda. Ve bu nedenle şu anda son derece kötü bir durumun içindeyiz.”
-Trump’a gazeteciler İran’da sivil altyapıların hedef alınmasının bir savaş suçu olup olmadığını sordu geçtiğimiz günlerde. Başkan Trump ise lafı, “çok umrumda değil” demeye getirdi; kendisinin tek pusulasının kendi ahlakı olduğunu da söylemişti. Siz neler söylersiniz?
“Kendimi ABD silahlı kuvvetlerindeki ve onun sivil hedeflere saldırı emrini yerine getirmek zorunda kalacak tüm subayların yerine koyuyorum. Hepsinin bunun yanlış olduğunu düşündüğünden eminim; Savunma Bakanı Hegseth’e bunun yasa dışı bir emir olduğunu söylemiş olacaklardır. Sivil hedefleri öylece bombalayamazlar. Elbette, düşmanın askerî kapasitesiyle bağlantılı hedefler her zaman vurulabilir. Örneğin, düşman kuvvetlerinin hareketi için gerekli olan köprülerin vurulması meşrudur. Aynı şekilde, mühimmat fabrikalarına enerji sağlayan elektrik santrallerinin vurulması da mümkündür.
Ancak bu tür hedefler konusunda her zaman son derece dikkatli ve seçici davranmışızdır; çünkü sivil kayıplardan kaçınmak istersiniz. Başkomutan olan başkan ise “umurumda değil” diyor. İşte bu ciddi bir sorun. İkinci olarak, bu durum subaylar için çok kötü bir örnek teşkil eder. Ayrıca Savunma Bakanı Bay Hegseth, birkaç ay önce Virginia’da 800 general ve amirale yaptığı ünlü konuşmada, “aptal angajman kurallarına ihtiyacımız yok” demişti ve tüm hukukçuları sistemden çıkardı. Böylece, sivil hedefleri vurma isteğini övünerek dile getiren bir sivil liderlik ortaya çıktı. Benim tahminim, sorumlu subayların bunu yapmayacağı ya da buna karşı çok güçlü şekilde direnecekleri yönündedir.”
-İran ve ABD savaşında aslında NATO’nun ismi de çok geçti. Trump bir yardım istedi, sonra istediği yardımı geri çekti. Sonra yardım etmeyen, destek vermeyen NATO müttefiklerini tehdit etti. En son da “NATO’dan çıkmayı düşünüyorum” dedi. Trump’ın NATO’dan vazgeçmesinin altında yatan gerçek neden ne sizce? Yoksa bu da bir başka blöf olabilir mi?
“Bu durum, ilk Donald Trump yönetimi dönemine kıyasla şimdi daha ciddi görünüyor ve bence şu anda yaptığı şey, kendisini bir çıkmazın içine soktuğunu gördüğü için etrafında suçlayacak kişiler araması. NATO ise her zaman onun en sevdiği hedeflerden biri olmuştur. Tek umudum, üniformalı askerî kadroların ve ayrıca NATO’nun ve müttefiklerin önemini anlayan bazı kıdemli Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin, onun müttefiklerimizle ilişkilerimizi tamamen yok etmesini engelleyebilmesidir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye gibi müttefiklerle çalışamaması ya da örneğin İncirlik Hava Üssü’nden, ya da Almanya, Yunanistan, İtalya, İspanya ve Birleşik Krallık’taki üslerimizden operasyon yapamaması ihtimalini düşünmek bile istemiyorum. Biz ABD’yi sadece Virginia, Florida ve Kaliforniya’dan savunamayız. İleri konuşlanmaya ve ileri hat müttefiklerine ihtiyacımız var. NATO da her zaman bunu sağlamıştır.
NATO hiçbir zaman mükemmel olmadı; ancak ABD’de kim iktidarda olursa olsun ittifakta kalmamızın bir nedeni vardı. Farklı müttefiklerle ne tür sorunlar yaşarsak yaşayalım, müttefiklere sahip olmak her zaman daha iyiydi. Bu nedenle, başkan ne yapmaya karar verirse versin, birkaç yıl önce Marco Rubio’nun senatör olduğu dönemde çıkarılan yasa sayesinde NATO’dan tamamen çekilemez. Ancak askerî kapasitemizin konuşlandığı yerleri değiştirmeye başlayabilir. Fakat “İspanyolları sevmiyoruz” diyerek İspanya’daki üsleri önemsememek ne kadar küçük hesaplı, kısa vadeli ve hatalı bir yaklaşım olur. Bu durumda Akdeniz’in girişinde bulunan hava üslerini ve bir deniz üssünü kaybetmiş oluruz.
Bu nasıl bir stratejik düşüncedir? Bu yüzden umarım askerî liderliğimiz oluşabilecek zararı en aza indirebilir. Ve umarım müttefiklerimiz de Amerika Birleşik Devletleri’ne ve bu ilişkiye uzun vadeli bakar; çünkü bu ilişki, şu anda başkanın kim olduğundan çok daha önemlidir.”
-Bu savaşı kim kazandı? ABD mi, İran mı, İsrail mi?
“Eğer bugün ‘nasıl sonuçlandı?’ diye cevap vermek zorunda kalsaydım, bunun Amerika Birleşik Devletleri için stratejik bir yenilgi olduğunu söylerdim.”
-ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth için neler söylersiniz? ABD gibi aslında bir süper güç ülkede savaşı yönetiyor, ne kadar yetkin kendisi?
“Sanırım hayatım boyunca gördüğüm en kötü savunma bakanı olabilir. Hukuka hiçbir saygısı yok. Stratejik liderliğin önemini de gerçekten anlamıyor. Hâlâ bir Fox News televizyon sunucusu gibi konuşuyor. Ve çok sayıda nitelikli kadın ve erkek üst düzey lideri görevden aldı. Görevden aldığı bu generallerin ya da amirallerin hiçbiri yetersizlik, suistimal ya da herhangi bir yanlış yaptıkları için görevden alınmadı. Onları sadece sevmediği için görevden aldı; ya kadın oldukları, ya siyah oldukları ya da bir şekilde önceki yönetimle fazla yakın görüldükleri için.
Bu durum profesyonel ordumuza büyük zarar veriyor. Bizim yeminimiz başkana değil, Anayasa’yadır; Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nı desteklemek ve savunmak üzerinedir. Ve o, politikalarına karşı çıkabilecek ya da ‘hayır’ deme cesareti gösterebilecek herkesi sistemden çıkarmaya büyük çaba harcadı. Kurmaya çalıştıkları subay kadrosunun birinci sadakati Anayasa’ya değil, başkana olacak. Bunun çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum.”
SON DAKİKA
EN ÇOK OKUNANLAR


Vatikan'daki hediyeleşmede dikkat çeken anlar: Zeytin dalına 'tuhaf' tepki

Yasak bölgede ölüme tırmanış: Sebebi sanal medya mı? YANARDAĞ PATLADI: 3 dağcı hayatını kaybetti, 10 kayıp var...

Hürmüz krizinde baş döndürücü gelişmeler: Geri adım, Körfez vetosu ve yine 'U' dönüşü…

KÖRDÜĞÜM: “Ne savaş, ne barış” belirsizliği sürecek mi?

36 saatte neler değişti? ‘Suudi Arabistan vetosu’ iddiası… “Hürmüz'e dair yeni haberler gelebilir"
