None

Büyük matem: 10 Kasım

Büyük matem: 10 Kasım

Ulu Önder Mustafa Kemal'in bedenen aramızdan ayrılışının ardından 83 sene geçti. Türkiye’nin 83 yıldır hüzün ve özlemle sirenler çalıp hayatı bir dakika boyunca durdurarak tekrar tekrar hatırladığı o kara günde yaşananlar.

Tarih 10 Kasım 1938 Perşembe Türk radyolarından duyulan anons, küllerinden yeniden doğmuş bir milletin öksüz kaldığını işaret ediyordu. Bir çift mavi gözün hayata kapanışı, büyük bir matemi getirdi Anadolu topraklarına.

Aslında bu acı sonun alametleri iki yıl öncesinden alarm vermeye başlamıştı. Sık sık onu zorlayan illet, onu ölüme götürecek bir sonun başlangıcıydı.

Doktorlar "siroz" dedi hastalığına. Tedaviye başlandı ama Atatürk durmadı. Aklında tek hedef vardı Hatay'ı almaktı. Hastalığının duyulmasını istemedi, çalışmalarına da devam etti. Son gezilerini yapıyordu. Hatay sorunu için önce Mersin'e hareket etti ve daha sonra Adana'ya geçti. Askeri geçit törenleri ile ordunun başında olduğunu gösterdi. Bu törenler işe de yaradı, dış basında çıkan hastalık ve "ölüyor" tarzı haberler kesildi.

Ancak bu seyahatler onu ölüme götürecekti. Hastalığı günden güne ağırlaştı. 1938 Eylül'e gelindiğinde Atatürk'ün sağlığı hızla bozuldu. Öngörüsü yüksek olan Atatürk hastalığın ağırlaşacağını anlamıştı artık.

5 Eylül’de vasiyetini yazdı. Karın bölgesinde biriken sıvı nefes almasını zorlaştırdı. Defalarca sıvı alınsa da doktorlar Atatürk’ün komaya girmesini engelleyemedi. Kasım ayının ilk 6 günü ise kara günün habercisi gibiydi.

9 Kasım günü girdiği komada ise tüm umutlar tükendi. 10 Kasım sabahı saat 9’u 5 geçe, Dolmabahçe Sarayı'ndaki 71 numaralı odadan doktorlarının ve yaverlerinin hıçkırıkları yükseldi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk, 1881’de Selanik’te hayata açtığı masmavi gözlerini tam 57 yıl sonra, 1938’de yumdu.

Yarım asırlık ömrüne sığdırdıkları ise bir ulusun kaderini değiştirdi. Çocukluğundan beri askeri üniforma giymek isteyen Mustafa Kemal üniformasını layıkıyla taşıdı. Emperyalist güçler tarafından paylaşılan Anadolu topraklarını önce düşmandan kurtardı. Sonra asıl sahiplerine, Türk milletine, cumhuriyet ile birlikte armağan etti.

16 Kasım'da, naaşı Dolmabahçe sarayında halkın ziyaretine açıldı. Bir ulus o gün, liderine olan minnetini, sevgisini gözyaşına dönüştürdü. 19 Kasım günü kılınan cenaze namazının ardından Atatürk’ün naaşı Yavuz Zırhlısı ile önce Kocaeli’ne sonra da Ankara’ya götürüldü.

Başkentliler, gözyaşları ile karşıladı Atalarını. 21 Kasım'da büyük bir tören düzenlendi. Atatürk’ün naaşı Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabre konuldu. 15 yıl sonra ise “Ankara ne güzel görünüyor” dediği Rasattepe’ye ebedi kabri yapıldı. “En büyük eserim” dediği Türkiye Cumhuriyeti'nin her ilinden getirilen vatan topraklarıyla hazırlanan Anıtkabir’e defnedildi.

1938'in 10 Kasım gününden beri, her yıl Kasım ayının onuncu gününde, saat 9’u 5 geçtiğinde siren sesi yükselir hoparlörlerden. Çağının ötesinde inanç ve kararlılıkla harikalar yaratmış liderin, bedenen aramızdan ayrılışını hatırlatır.

Dağılmış işgal edilmiş topraklardan bir vatan, gururu kırılmış unutulmuş bir halktan modern bir millet yaratan bir insanın anısını yaşatır.

"Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır." Mustafa Kemal Atatürk.