Türkiye tarihindeki hatıra paralar

24 Haziran seçimlerinin ardından yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yemin töreni için dağıtılan 1 lira akıllara Türkiye tarihindeki tüm hatıra paralarını getirdi. İşte Darphane'nin sitesinde satışa açık olan tüm hatıra paralar...



Yesemek Heykel Atölyesi
Bilimsel kazılara göre Geç Hitit Devletleri Dönemi içerisinde MÖ. 900-800 yıllarına ait olduğu kabul edilen Yesemek Heykel Atölyesi, Gaziantep ili, Islahiye ilçesi’nin 20 km kadar güneydoğusunda, bugünkü Yesemek Köyü’nün güneyindeki Karatepe’nin (Aslanlıtepe) batıya bakan yamaçlarında yer almaktadır. Yesemek civarında, bölgenin en yüksek kaliteli, ince gözenekli bazalt damarlarının olması ve aynı zamanda yakın çevredeki birçok Hitit yerleşkesinde heykellerin bulunması, buranın taş ocağı ve heykel atölyesi olarak kullanıldığını doğrulamaktadır. Antik Önasya’nın bilinen en büyük açık heykel atölyesidir. Yesemek Heykel Atölyesi’nde bugün de hala çok sayıda heykel taslağı bulunmaktadır. Bu atölyeden elde edilen bilgilerle, taş bloklarının taş ocağından kesilmesinden, değişik türde heykellerin taslak haline getirilmesine kadar, pek çok aşamanın öğrenilebilmesi ve eserlerin tipolojik açıdan da bir oranda anlaşılabilmesinin mümkün olması nedeniyle benzersizdir. Günümüzde ise Gaziantep Müzesi burayı bir açık hava müzesi olarak düzenlemiştir.
Yelkenkaya Feneri Hatıra Parası
Yargıtay'ın Kuruluşunun 150. Yılı
Tarihimizde yerel mahkemelerin kararlarını inceleme ve değerlendirme yetkisine sahip ilk yüksek mahkeme, Sultan 2. Mahmut tarafından danışma kurulu olarak oluşturulan Meclis-i Vala-i Ahkam-ı Adliye’dir. Bu kurul, Sultan Abdülaziz tarafından 6 Mart 1868 tarihinde ikiye bölünerek, adli konularla ilgili bölüme "Divan-ı Ahkam-ı Adliye", idari konularla ilgili bölüme ise "Şûra-yı Devlet" ismi verilmiştir. Bu tarih Yargıtay’ın kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir.

İzleyen yıllarda "Mahkeme-i Temyiz" ve “Temyiz Mahkemesi” adlarını taşıyan yüksek mahkeme, “Yargıtay” adını 4695 sayılı Kanun ile 1945 yılında almış olup 1935 yılından bu yana Ankara’da faaliyet göstermektedir.
Umur Bey - Gemiler ve Kaşifler Serisi No.8
Umur Bey; 14.yüzyıl başlarında Güneybatı Anadolu’da Aydın ve çevresinde kurulmuş olan Aydınoğulları Beyliği’nin kurucusu Mehmet Bey’in oğludur. Gazalarını anlatan Düstürname’ye göre İzmir-Birgi’de doğmuştur. 1328’de İzmir Kalesi ve Limanı’nı Cenevizliler’den alan Umur Bey, babası tarafından buraya vali tayin edilmiştir.

Babasının ölümünden sonra diğer kardeşlerinin de onayıyla 1334 yılında beyliğin başına geçmiştir. Beyliğine yükselme devrini yaşatmış, diğer Türk beylerinden farklı olarak savaşlarda bizzat ordunun başında bulunmuştur. Çanakkale Boğazı’nda Haçlılar’a karşı ilk savaşını yapmıştır. Ege adalarına ve civar yerlere yaptığı seferlerle Haçlılar’ın korkulu rüyası haline gelmiştir. Bizans İmparatoru’na Ceneviz ve Arnavut isyanlarının bastırılmasında ordusuyla yardımda bulunmuştur. Umur Bey, 1340’ta donanmasıyla boğazlardan geçerek Karadeniz’e çıkmış ve burada da çeşitli akınlar düzenlemiştir.

Gazalarını anlatan Düstürname’de Umur Bey’in yirmi bir yıl gazada bulunduğu, bu süre içinde yirmi altı sefer yaptığı belirtilmektedir. 1344 yılında Haçlılar’ın eline geçen İzmir’i daha sonraki yıllarda geri almak isterken 1348’de şehit olmuştur. Kabri Birgi’de babasının yanında bulunmaktadır. Onun gaza şöhreti Osmanlı kaynaklarında da yankı bulmuş, denizcilik geleneğinde adı özellikle öne çıkmış, bazı kaynaklar onu Osmanlı denizcilerinin atası saymıştır. Umur Bey; yazar, şair ve alimleri koruyan bir devlet adamı olarak tanınmıştır.
Türkiye'deki İlk Müzenin Kuruluşunun 125. Yılı
Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne miras kalmış bir kurum olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Türkiye'deki ilk müzecilik çalışmalarını bünyesinde toplar. Sistemli bir şekilde müzeciliğin ilk olarak ortaya çıkışı, Aya İrini Kilisesi’nde o güne kadar biriktirilmiş olan arkeolojik eserlerden oluşan Müze-i Hümayun’un (İmparatorluk Müzesi) 1869 yılında kurulmasına tekabül eder.

Kronolojik olarak bakıldığında, İstanbul Arkeoloji Müzeleri yerleşkesi içerisinde yer alan yapılardan en eskisi 1472 yılında inşa edilmiş Çinili Köşk'tür. Aya İrini Kilisesi’ndeki mekânın bir süre sonra yetersiz kalmasından dolayı, müzeye dönüştürülen "Çinili Köşk" 1880 yılında ziyarete açılmıştır. Yerleşke içerisinde sonradan yapılan binalardan biri, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk Güzel Sanatlar Akademisi olarak inşa edilmiş ve sonradan Eski Şark Eserleri Müzesi olarak düzenlenmiş binadır. Osman Hamdi Bey'in 1881 yılında müze müdürlüğüne atanması ile birlikte Türk müzeciliğinde yeni bir çığır açılmış, tarihi eserlerin sergilenebilmesi için yeni bir müze binasına ihtiyaç duyulmuş ve Çinili Köşk’ün karşısına, dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury tarafından İstanbul Arkeoloji Müze binası inşa edilmiştir. Böylece bu üç binadan oluşan yerleşkeye İstanbul Arkeoloji Müzeleri adı verilmiştir.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891’de halkın ziyarete açılmıştır. Müzenin ziyarete açıldığı 13 Haziran halen Türkiye'de müzeciler günü olarak kutlanmaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, çeşitli kültürlere ait bir milyonu aşkın eserle, dünyanın en büyük müzeleri arasında yer almakta olup, dünyada müze binası olarak tasarlanan ve kullanılan ilk on müze arasındadır.
Troya
Troya dünyanın en ünlü antik kentlerinden birisidir. Çanakkale il merkezinin 30 km güneyinde yer alan antik kent, İlios veya İlion olarak da anılmaktadır. Kalıntıları Karamenderes ve Dümrek ırmaklarının arasındaki bir platonun eteğinde bulunmuştur.

Anadolu'da tarih öncesi döneme ait ilk sistematik kazının yapıldığı Troya'da görülen dokuz katman, MÖ 3000 yılından MS sekizinci yüzyıla kadar yerleşimin olduğunu göstermektedir. Troya bulunduğu coğrafi konum nedeniyle Anadolu, Ege ve Balkanlar'ın buluştuğu bu benzersiz coğrafyada yerleşmiş olan uygarlıkları izlememizi sağlamaktadır.

Troya Antik Kenti, 1996 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla milli park olarak ilan edilmiş ve 1998'de UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'ne eklenmiştir. 2018 yılı Troya'nın Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girişinin yirminci yıl dönümü olup, UNESCO tarafından Troya Yılı olarak ilan edilmiştir.
Selçuklular “Anadolu Medeniyetleri Seri No:8”
Anadolu Selçuklu Devleti, Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından 11. yüzyılda İznik’te kurulmuş, en parlak dönemini Alaeddin Keykubat zamanında yaşamıştır. 1176 yılında Selçuklular ile Doğu Bizans İmparatorluğu arasında yapılan Miryakefalon Savaşı’ndan sonra Anadolu Türk Yurdu haline gelmiştir. Anadolu Selçukluları’nda sultanlar devletin ve ordunun başı olarak kabul edilirken, devlet işleri, vezirlerin başkanlık ettiği Divan-ı Ali adı verilen kurulda görüşülmüştür.

Mimariye büyük önem veren Anadolu Selçukluları, Anadolu’nun pek çok yerinde cami, han, kervansaray, imarethane, köprü, çeşme ve medreseler yaptırmıştır. Necmeddin İshak, Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi ve Mevlana Celaleddin Rumi gibi birçok alim ve mutasavvıf Anadolu Selçuklu Devleti döneminde yetişmiştir. 2. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında tek aslanlı gümüş sikke basılmıştır.
Roma İmparatorluğu - Anadolu Medeniyetleri Serisi No.7
Aizanoi Antik Kenti Kütahya ili Çavdarhisar ilçesinin sınırları içerisindedir. Frigya'ya bağlı olarak yaşayan Aizanitisler’in ana yerleşim merkezi olan Aizanoi, Efes, Bergama, Side gibi kentlerle çağdaştır.

Aizanoi helenistik dönemde sırasıyla Bergama ve Bithynia’ya bağlı iken MÖ 133’de Roma egemenliğine girmiştir. Roma döneminden kalma kalıntılar arasından en önemlileri Zeus Tapınağı, dünyadaki ilk ticaret borsa binası, sütunlu cadde gibi yapılardır.

Roma İmparatorluğu döneminde zenginleşmiş, ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi Antik Kenti, en parlak dönemini ikinci yüzyılda yaşamıştır. İkinci yüzyılın sonlarında gıda pazarı (Macellum) olarak kullanılmış olan Aizanoi'nin taş bloklarında, Roma İmparatoru Dioeletianus' un enflasyonla mücadele için yaptığı fiyat tespitlerinin bir kopyası mevcuttur. Bu yazılarla, imparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış ücretleri ilan edilmiştir. Aizanoi Antik Kenti, bu haliyle dünyadaki ilk ticaret borsa binasına sahip olma özelliğini taşır.

1176 yılında II.Kılıçarslan Miryekefalon savaşında Bizans ordusunu yenmesinin ardından 1177 ile 1182 yılları arasında Kütahya ve Eskişehir havalisini kati olarak Türkleştirir. Çavdar Tatarlarının Aizanoi bölgesine yerleşerek burayı üs olarak kullanmasından dolayı, ilçenin adının (Çavdarhisar) bu boydan geldiği bilinmektedir.
Nasreddin Hoca - Masal Kahramanları Serisi No.3
Nasreddin Hoca Eskişehir Sivrihisar’da doğup, 1200’lü yıllarda Akşehir’e yerleştiği rivayet edilen bir alimdir. 13.yy’nin sonlarına doğru Akşehir’de vefat ettiğinden, kabir olarak düzenlenmiş mezarı da burada bulunmaktadır.

Anlatılan hikayelerde insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren ve kötülüklerden sakındıran bir veli olan Nasreddin Hoca, aynı zamanda felsefi kişiliği ve nüktedan tarzıyla meseleleri kısa ve manidar latifelerle açıklayan bir bilge kişidir.
Bu hatıra paranın konusu olan ‘’Ye Kürküm Ye’’ sözünün hikayesine göre, günlerden bir gün,Akşehir’in beyleri Hoca’yı yemeğe davet eder. Hoca davete günlük kıyafetleriyle katıldığından, kendisine ne hoş geldin ne sefa getirdin diyen vardır. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe divan durmaktadır. Bunun üzerine Hoca bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip geri döner. Az evvel kendisine hoş geldin bile demeye imtina edenler, önünde yerlere kadar eğilirler. Hoca’yı, yere göğe sığdıramayıp baş köşeye oturturlar. Kuzunun en hasını önüne koyarlar. Herkes Hoca’nın yemeği yemesini beklerken, o bir taraftan kürkünün kolunu sallamaya, bir taraftan da “Ye kürküm ye, ye kürküm ye!” diye söylenmeye başlar. Bunun üzerine Akşehir’in beyleri Hoca’ya sorar:
-İlahi Hoca, kürkün yemek yediğini kim görmüş?
Hoca taşı gediğine koymakta gecikmez:
-Kürksüzken adamdan sayılmadık. İtibarı o gördü; yemeği de o yesin.
Meddah (Geleneksel Türk Tiyatrosu)
10 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Meddah, methedici taklitler yapan, öyküler anlatan, halkı eğlendiren kişilere denir. Meddah bir öyküyü belinde çevgan, omzunda makreme ile öyküde canlandırdığı kişilerin aksanını taklit ederek anlatır. Perdesi, sahnesi, kostümü, dekoru ve oyuncaları bulunmayan bu tiyatroda her şey meddah denilen tek kişinin zekası, bilgisi, söz söylemedeki başarısı üzerine kurulmuştur. Diğer geleneksel gösteri türlerinde güldürüye ağırlık verilmesine karşın meddahlıkta acıklı, duygusal, dinsel ve kahramanlıkla ilgili konulara da yer verilir.

Osmanlı döneminde meddahlar, sarayda olduğu gibi halk arasında da büyük ilgi görmüş, özellikle kahvehanelerde halkın eğlence gereksinimini yüzyıllar boyunca karşılamışlardır. Dönemin bilinen bazı meddahları arasında; Balaban Lâl, Nakkaş Hasan, Çokeydi Reis, Bursalı Seyit Mustafa Çelebi, Derviş Hasan, Şükrü Efendi, İsmet Efendi ve Meddah Sururi sayılabilir.

Cumhuriyet döneminde, ünlü sinema ve seslendirme sanatçısı Ferdi Tayfur meddahlığa tam anlamıyla çağdaş bir nitelik kazandırmış, Celal Şahin, Orhan Boran ve Erol Günaydın gibi bazı sanatçılar bu geleneksel sanat türünü günün koşullarına uygun bir biçim ve içerikle sürdürmüş, meddahlığı geleneksel özellikleri içinde yaşatmaya çalışmışlardır.
Mavi Yengeç (Türkiye'de Görülen Hayvan Türleri)
11 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Mavi yengeç adını vücudunda bulunan koyu mavi renkten almaktadır. Mafsallar ve dikenlerin uçları ise soluk pas kırmızısı rengindedir.. Mavi yengeçler akarsuların denize döküldüğü bölgelerde, ince taneli çamur-kum karışımlarının bulunduğu ve yaklaşık 50 cm’lik derinlikteki sığ sularda yaşarlar. Beslenmelerini hayat döngülerinin değişik aşamalarında plankton, balık, bitki, yumuşakça ve kabukluları yiyerek beslenirler. Ortalama yaşam süresi dişilerde iki yıl, erkeklerde üç yıldır.

Dişi mavi yengeçler cinsel olgunluğa eriştiğinde yaşamı boyunca sadece bir kez eşleşir ve sonrasında tuzlu sulara göç eder. Yumurtlama dönemi Eylül ile Kasım ayları arasındadır. Dişi yengeç iki ile dokuz ay arasında yumurtalarını karnına bağlı sünger içine bırakır. Bir süngerde yaklaşık iki milyona yakın larva bulunur. Sünger içerisindeki larva ortaya çıkana kadar dişi yengecin karnında bağlı kalır.
Akdeniz ve Ege sahil kenarlarında ticaret amaçlı mavi yengeç yetiştiriciliği yapılmaktadır.
Kavuklu - Pişekar (Geleneksel Türk Tiyatrosu)
12 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Kavuklu ile Pişekar orta oyununun vazgeçilmez iki karakteridir. Pişekar oyunu açtıktan sonra Kavuklu ile aralarında bir konuşma geçer. Bu konuşmanın adı muhaveredir. Muhavere oyundan önce Kavuklu ile Pişekar’ın aralarında oynadığı ön oyundur. Muhavere bittikten sonra Kavuklu oyun sonuna kadar hep sahnede kalır.

Kavuklu ve Pişekar’ın karakter özellikleri şu şekildedir:

KAVUKLU: Oyunun asıl komiğidir. Dobra ve patavatsızdır. Yalan beyanla işi olmaz. Gördüğü her şeyi ağzına geldiği gibi kendi meşrebince söyler. Lafını söylerken Alicengiz oyunlarına ihtiyaç duymaz. Kaba biri olduğundan diğer oyuncu tipleri ile arasında tartışma ve hatta dövüş bile olur.

PİŞEKAR: Herkesin huyuna göre konuşmasını, yüze gülmesini bilen, içten pazarlıklı, arabulucu, usulünce kavgaları yatıştıran, dargınları buluşturan, ölçülü, ağırbaşlı, her kalıba girebilen, işine gelince dilini tutmasını bilen, esnek bir kişiliğe sahiptir. Kavuklu ile aralarındaki kavga çoğu zaman Pişekar’ın yalan dolanlarının ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır.
Hoca Ahmed Yesevi'nin Ölümünün 850. Yılı
13 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Ahmet Yesevi’nin hayatı hakkında bilinenler menkıbelere dayanmaktadır. Eldeki bilgilere göre, Çimkent şehrine bağlı Sayram kasabasında, bazı kaynaklara göre ise bugünkü adı Türkistan olan Yesi’de doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1093 yılında doğduğu, 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında vefat ettiği kabul edilmektedir. Babası Sayram’ın meşhur mutasavvıflarından olan İbrahim Ata (İbrahim Şeyh), annesi ise Sayramlı Musa Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur. Yedi yaşındayken annesini, ardından babasını kaybetmiş ve ablası Gevher Şehnaz tarafından büyütülmüştür. İlk eğitimini babasından alan Yesili Ahmet, manevî eğitimini Yesi’de devrin meşhur mutasavvıfı Arslan Baba’dan almıştır. Daha sonra Buhara’ya giderek Yusuf Hemedânî’nin yanında manevi eğitimini tamamlamış ve onun ölümü üzerine 1160’da halife olmuştur. Bir süre sonra da Yesi’ye dönerek, hayatının kalan kısmını insanları irşatla geçirmiştir. Altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusuna yaptırdığı çilehaneye girmiş ve ömrünü burada tamamlamıştır. Türbesi, Türkistan şehrindedir. Yahya Kemal, Ahmet Yesevi’nin Türk tarihi bakımından önemini; “Şu Ahmet Yesevi kim, bir araştırın, göreceksiniz, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.” sözleriyle ifade eder. Tasavvufi Türk halk şiirinin öncüsü olan Ahmet Yesevi, düşüncelerini yayabilmek için millî nazım şekli olan dörtlüklerle, hece vezninde, yalın bir Türkçeyle şiirler yazmıştır. “Hikmet” adı verilen ve Dîvân-ı Hikmet adıyla bir kitapta toplanan şiirler, İslamiyetin Türkler arasında yayılmasında büyük rol oynamıştır.
Erzurum Saat Kulesi - Saat Kuleleri Serisi No.5
14 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Tabiat şartlarının ve coğrafi konumunun uygun ve elverişli olması yanı sıra, önemli uygarlık ve medeniyet merkezi olarak bilinen yerlere yakınlığı, Erzurum'un Anadolu'da en eski yerleşim merkezlerinden biri olmasını sağlamıştır. Tarih öncesinden günümüze dek pek çok medeniyeti barındırmış, en önemli simgelerinden biride Erzurum saat kulesidir. Erzurum saat kulesi Saltuklu beyi Emir Gazi (1124-1132) zamanında yaptırılmıştır. Bugün ki ismi ile saat kulesi ilk yapıldığında hem Saltuklu iç kalesinde gözetleme yeri, hem de yanındaki Mescidin minaresi olarak kullanılmıştır. Kulenin alt kısmı; beyaz, gri ve kırmızı renkte muntazam kesme taşlarla yapılmıştır. Saat yerleştirilen kısmın üstü ahşaptır. Kulenin yüksekliği 21 metre civarındadır. Saat yerleştirilen kısımdaki bilezikten 1,5 m kadar aşağıda kitabe bileziği görülür. Kitabe ile kulenin kaidesi arasında olan kısımlar şekillendirilen tuğlalarla süslenmiştir. Saat konulurken kitabenin birkaç kelimelik kısmı delinmiş ve yok edilmiştir. kitabe doğu tarafından başlayarak devam eder. Kitabe, devrinin fevkalade güzel bir kufi hattı ile beyaz taş zemin üzerine kırmızı ile yazılmış ve kakılmıştır. Kitabede; “İkbal dininin ışığı, İslam’ın kutbu, devletin yardımcısı, milletin zahiri, arkası, meliklerin ve emirlerin güneşi Ebil Kasım oğlu Ebil Muzaffer Gazi İnanç Beygu Tuğrul içindir” yazmaktadır.
Deveboynu Feneri - Deniz Fenerleri Serisi No.7
15 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Deveboynu Feneri, Ege ve Akdeniz’in birleştiği, Datça’dan yaklaşık 40 km uzaklıkta yer alan Knidos Antik Kenti’nin bulunduğu yarımadanın son tepesinde 1931 yılında inşa edilmiştir. 9 metre yüksekliği olan fenerin, deniz seviyesinden yüksekliği ise yaklaşık 109 metredir. Bulunduğu tepenin deve boynuna benzemesi sebebi ile bu adı almıştır.

İlk yapıldığı yıllarda gazla çalışırken 1972 yılında tüple çalışmaya başlayan fener şimdilerde güneş enerjisiyle çalışmaktadır. Her on beş saniyede iki kez çakan fenerin, iki çakma arası üç saniye, görünüş mesafesi ise on iki deniz milidir.

Fener ve gardiyan binası ulusal miras olarak Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nce koruma altındadır.
Denizli Horozu Hatıra Parası
16 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Darphane'nin 550. Kuruluş Yıldönümü (Proof)
17 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Darphane; para basımı yapılan yerin adıdır. Gücü ve egemenliği ifade eder. Devletin olduğu her dönemde Darphane var olmuştur.
Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'da Beyazıt Camii civarında kurulan darphane, ilk Türk Darphanesi sayılır. Kuruluş tarihini kesin tespit eden bir belge mevcut olmamakla birlikte Fatih Sultan Mehmet'in kendi adına bastırdığı ilk altın sikkenin tarihi olan 1467 yılı Türk Darphanesinin kuruluş yılı kabul edilmektedir.

Darphane, 1596 yılında Beyazıt'ta bulunan Simkeşhane isimli hana taşınmış ve ilk düzenli şeklini almıştır. Aynı dönemde çeşitli mahallerde geçici pek çok darphane kurulmuş ancak, İstanbul'daki Darphane daima devletin ana Darphanesi olmuştur. Darphane, Sultan Üçüncü Ahmet zamanında, 1723 yılında Simkeşhane'den Topkapı Sarayı'na taşınmış, 1832 yılında ise yeni atölyelerin inşa ve ilavesiyle genişletilmiş ve bahçesine Hünkar dairesi yapılmıştır. 1843 yılında diğer darphanelerin faaliyetine son verilmesiyle tek darphane olarak varlığını sürdürmüştür.

1933 yılında değerli kağıt basımı yapan matbaa müdürlüğü ile birleştirilen Darphane, İstanbul Beşiktaş'ta bulunan hizmet binasına 1967 yılında taşınmıştır.

Hazine Müsteşarlığına bağlı, Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü olarak faaliyetini sürdürmektedir.
Darphane'nin 550. Kuruluş Yıldönümü (Okside)
18 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Darphane; para basımı yapılan yerin adıdır. Gücü ve egemenliği ifade eder. Devletin olduğu her dönemde Darphane var olmuştur.

Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'da Beyazıt Camii civarında kurulan darphane, ilk Türk Darphanesi sayılır. Kuruluş tarihini kesin tespit eden bir belge mevcut olmamakla birlikte Fatih Sultan Mehmet'in kendi adına bastırdığı ilk altın sikkenin tarihi olan 1467 yılı Türk Darphanesinin kuruluş yılı kabul edilmektedir.

Darphane, 1596 yılında Beyazıt'ta bulunan Simkeşhane isimli hana taşınmış ve ilk düzenli şeklini almıştır. Aynı dönemde çeşitli mahallerde geçici pek çok darphane kurulmuş ancak, İstanbul'daki Darphane daima devletin ana Darphanesi olmuştur. Darphane, Sultan Üçüncü Ahmet zamanında, 1723 yılında Simkeşhane'den Topkapı Sarayı'na taşınmış, 1832 yılında ise yeni atölyelerin inşa ve ilavesiyle genişletilmiş ve bahçesine Hünkar dairesi yapılmıştır. 1843 yılında diğer darphanelerin faaliyetine son verilmesiyle tek darphane olarak varlığını sürdürmüştür.

1933 yılında değerli kağıt basımı yapan matbaa müdürlüğü ile birleştirilen Darphane, İstanbul Beşiktaş'ta bulunan hizmet binasına 1967 yılında taşınmıştır.

Hazine Müsteşarlığına bağlı, Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü olarak faaliyetini sürdürmektedir.
Danıştay’ın Kuruluşunun 150. Yılı Hatıra Parası
19 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Danıştay’ın temelleri 1838 de Sultan II. Mahmut tarafından kurulan Meclis-i Vala-yı Ahkamı Adliye’ye dayanmakta olup, o dönemde adeta bir danışma meclisi, bir ön parlamento işlevi görmüştür. Danıştay, 10 Mayıs 1868 tarihinde Şura-yı Devlet adıyla hukuk sisteminde yerini almış; yasa tasarılarını ve tüzükleri incelemek, devlet memurlarını yargılamak, talep ettikleri takdirde padişah ve nazırları her konuda bilgilendirmek görevleri arasında sayılmıştır.

Danıştay, 4 Kasım 1922 tarihinde İstanbul’daki bütün merkez kuruluşların TBMM’nin yönetimine geçmesiyle TBMM bünyesinde işlevini sürdürmeye devam etmiştir. Anayasal bir kurum olarak 6 Temmuz 1927 tarihinde çıkarılan 669 sayılı Kanun ile kuruluşu yeniden düzenlenen Danıştay, günümüzde danışma görevi yanında yüksek mahkeme sıfatıyla temyiz mercii olarak da görev yapmaktadır.
Cam Kelebeği (Türkiye'de Görülen Hayvan Türleri)
20 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Cam kelebeği; bilimsel adı greta oto'dur. Bu kelebeği ilginç kılan kanatlarının saydam olmasıdır. Kanat damarları görünür ve bu kanatların arasında saydam bir yapı mevcuttur. Kanatlarının dış kenarları ise renklidir. Açık konumda kanat boyları beş ile altı cm arasında değişir.

Cam kelebeğinin yaşam döngüsü yumurta, larva, krizalit ve yetişkinlik dönemi olmak üzere dörde ayrılır. Cam kelebeği yumurtalarını ağaç ve çiçek yapraklarına bırakır. Larvaları zehirli olduğundan, tırtıl oldukları dönemde diğer hayvanlar tarafından yenme riski yoktur. Doğal ortamında ortalama, altı ile on iki hafta arasında yaşar. Genellikle gündüz uçar ve diğer kelebeklere göre daha uzun mesafeye göç edebilir.
Çaka Bey - Gemiler ve Kaşifler Serisi No.7
21 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
1071’deki Malazgirt Meydan Muharebesi’nin hemen sonrasında Anadolu’da Türkmen boyları tarafından kurulan beylikler ortaya çıkmıştır.
Oğuzların Çavuldur boyuna mensup Çaka Bey, Bizans ile Peçenekler arasındaki mücadeleden de faydalanarak 1081 yılında Bizans’ın elindeki Smyrna’yı (günümüzde İzmir), yaklaşık 8.000 askeriyle ele geçirdi. Buradaki Rum ustaları kullanarak bir donanma oluşturdu. Çaka Bey, beyliğinin sınırlarını genişletme amacı çerçevesinde, ilk olarak Urla’yı, ardından Foça’yı ve bir süre sonra da Midilli’yi ele geçirdi.
11.yüzyıl Selçuklu komutanı ve denizcisidir. Türk tarihinin ilk donanmasını oluşturduğundan tarihteki ilk Türk amirali olarak kabul edilmektedir. Donanmanın oluşturulduğu 1081 yılı, aynı zamanda Türk Deniz Kuvvetleri’nin kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir.
Beçin Kalesi - Antik Kentler Serisi No.10
22 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Beçin kentinin tarihi MÖ 2000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Milas’ın 5 km. kadar güneyinde yer alan Beçin Kalesi, birbirinden farklı pek çok uygarlığa ev sahibi yapmış antik bir yerleşim alanıdır. Tarihin farklı dönemlerinde Beçin Kalesi Kalkolitik, Helenistik, Roma, Bizans, Menteşe Beyliği ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır. Sarp kayalık bir tepe üzerinde yer alan İçkale’nin surları nispeten sağlam durumdadır. Moloz taşla inşa edilen surlarda yer yer düzgün kesme taş bloklar ile devşirme malzeme kullanılmıştır. Günümüzde basit patika yollarda gezilen bu alanda tek veya iki mekanlı evlerden başka sarnıç ve hamam yapıları da görülmektedir.
Ahmed Gazi Medresesi, Selçuklu ve Beylikler döneminde büyük ölçüde uygulanan tek katlı, açık avlulu, iki eyvanlı ve dikdörtgen avlu etrafında sekiz adet öğrenci odası bulunan medreseler grubundandır. Medresenin kitabesi 1375 yılında Menteşe Beyi Ahmed Gazi tarafından yaptırılmıştır. Sülüs hatla yazılmış beş satırlık kitabesinin anlamı şöyledir: “İlim talep etmek tüm Müslüman erkek ve kadınlara farzdır. Bu kutlu medresenin yapımını büyük emir, murabıt, sahillerin sultanı, din ve devletin tacı İbrahim oğlu Ahmed Gazi, yardımı aziz olsun, emretti.” Medresenin güney ve doğu duvarlarının dış yüzeyi ile avluya bakan duvarların tamamı kesme taş ile kaplanmıştır. Güney cephedeki taçkapı süsleme bakımından medresenin en zengin yeridir. Avluya yüksek bir kemerle açılan ana eyvanda, medresenin banisi Ahmed Gazi ile kime ait olduğu tanı olarak saptanamayan bir mezar bulunmaktadır. Ana eyvanın avluya bakan kemer köşeliklerin de ön ayakları ile flama tutan iki adet arslan kabartması işlenmiştir. Sağdaki flamada “Ahmed Gazi” yazısı okunmaktadır.
AZERBAYCAN HALK CUMHURİYETİNİN KURULUŞUNUN 100.YILI HATIRA PARASI
23 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Kafkasya Federasyonu’nun fonksiyonelliğini kaybetmesi sonucunda kurulan Azerbaycan Milli Konseyi, 28 Mayıs 1918’de Tiflis’te Azerbaycan Cumhuriyeti’ni ilan etti. Müslüman şarkında ilk cumhuriyet olarak ilan edilen Azerbaycan Devleti o coğrafyada Türk ulusunun yeniden doğuşunu müjdeliyordu. Osmanlı İmparatorluğu tarafından oluşturulan Kafkas İslam Ordusu kurulduğu günden itibaren Azerbaycan Cumhuriyeti’nin en büyük destekçisi oldu.

Kafkas İslam Ordusu’nun önderliğinde 15 Eylül 1918’de başkent Bakü işgalcilerden temizlendi ve hükümet burada çalışmalarını sürdürdü. 1919 yılında kendi parasını basan ve milli ordusunu kuran Azerbaycan Cumhuriyeti, Ocak 1920’de Birleşmiş Milletler Cemiyeti tarafından tanındı.

Sosyalist Rusya’nın yayılmacı politikalarına ve bölgede artan gerilime karşı direnç gösteremeyen devlet, 27 Nisan 1920’de iktidarın bolşeviklerin eline geçmesine engel olamadı. XI Kızıl Ordunun Bakü’ye girmesiyle, şarkın ilk cumhuriyetinin 23 aylık onurlu yaşamı sona ermiş oldu. Azerbaycan Cumhuriyeti yeniden bağımsızlığını 18 Ekim 1991 yılında ilan etti.
Assos - Antik Kentler Serisi No.11
24 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Assos; Antik Çağ’da “Troas” diye adlandırılan bölgenin güney ucunda, Midilli Adası’nın karşısında ve Çanakkale ili Ayvacık ilçesinin yaklaşık 17 km güneyindeki Behramkale Köyü’nde yer alan antik bir kenttir. Assos o dönemde bulunduğu bölgedeki tek büyük limana sahip olduğu için, geçen gemiler sayesinde ekonomik ve kültürel açıdan zengin bir şehir olmuştur. Antik Çağ’ın büyük düşünürlerinden Aristo’nun bu kentte bir süre yaşamış ve felsefe okulu kurmuş olması nedeniyle, felsefe tarihi açısından da önemli bir kenttir. Tarih boyunca; Lidya, Pers, Pergamon, Roma egemenliği altında olan bölge, 14. Yüzyıldan itibaren Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Pavlik Kiliseleri’nin kurucusu Pavlus tarafından ziyaret edilen Assos, hıristiyanlarca kutsal kent olarak kabul edilir. Bizans Dönemi’nin erken evresinde yoğun bir iskâna maruz kalan kent, Piskoposluk merkezleri arasında yer almıştır. Assos’ta Roma dönemine ait antik tiyatro, agora ve nekropoller ile antik kentin en yüksek bölgesinde akropolis üzerinde tanrıça Athena’ya adanmış bir tapınak bulunmaktadır. MÖ 540 yılında inşa edilmiş Dor düzenindeki tapınak, Anadolu’da Arkaik Çağ’ın tek örneğidir. Cella’sı (tanrı heykelinin korunduğu kutsal bölüm) tek sıra sütün ile çevrili tapınağın girişi doğudadır. Sütun başlıklarındaki bazı farklılıklar ve ikinci kullanım bloklar, tapınağın onarım gördüğünü akla getirmektedir. Tapınağa ait bezemeli friz ve metoplar Louvre (Fransa), Boston (ABD), İstanbul ve Çanakkale müzelerinde sergilenmektedir.
25 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) yemin töreninin ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 'Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni' düzenlendi.
26 / 26
Türkiye tarihindeki hatıra paralar
Törende misafirlere, darphane tarafından özel bastırılan ve arka yüzünde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin bulunduğu 1 liralardan hediye edildi.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS