yazarlar

Avrupa'nın annesi Türkiye'yi isteyecek mi?

  1. Yazarlar
  2. Arşiv
  3. Hakan Çelik

Avrupa'nın annesi Türkiye'yi isteyecek mi?

Avrupa'nın annesi Türkiye'yi isteyecek mi?

Yakın tarihte Almanların imza attığı iki mucizeye tanık olduk: Almanya'nın birleşmesi ve euro krizinin -büyük oranda- aşılması. Bunlar, Berlin'i dünyanın en kudretli başkentlerinden biri haline getirdi.

Son dönemdeki başarılarda çok büyük oranda Almanya Başbakanı Angela Merkel'in imzası var.

Ülkesini 8 yıldır yöneten Merkel, 22 Eylül seçimleriyle bir dönem daha zaferini ilan etmeye hazırlanıyor. Merkel'in CDU/CSU ittifakı, en büyük rakibi Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) önünde seçime girecek.

Angela Merkel, Almanya'nın ilk kadın başbakanı olarak koltuğa oturduğunda birçok kişi onu küçümsüyordu. "Donuk, köylü ve düşük profilli" gibi nitelemelerde bulunuyorlardı. Sert tutumu ve Güney Avrupa'yı perişan eden kemer sıkma politikaları nedeniyle "black widow" yani "kara dul' diyenler bile oldu. Almanya'daki bakış ise farklı: Hiç çocuğu olmadığı halde Almanlar ona "Mutti" yani "anne" diyor. Bir tür kurtarıcı ve sığınılacak kişi olarak görülüyor.

Ekonomik ifadeyle özetlemek gerekirse Avrupa'nın birçok ülkesi Merkel'in eline bakıyor. Yunanistan'ın kaderi onun iki dudağının arasında. Doğu Avrupa'da Romanya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan hatta Polonya bile Berlin'e ticari açıdan entegre olmuş durumda.

Merkel; büyüme, işsizlik, ihracat ve bütçe açığı gibi temel konularda çok sağlıklı bir ekonomi yarattı.

Mesela, gençler arasındaki işsizlik oranı İspanya'da yüzde 50'ler seviyesindeyken bu oran Almanya'da sadece yüzde 8'de kaldı.

Yüksek refahtan pay almak için AB vatandaşı olmayan 7.4 milyon kişi Almanya'yı vatan olarak seçmiş durumda. Almanya bir bakıma Amerika gibi milyonlarca kişi için fırsatlar ülkesi haline geldi.

Ekonominin en sıkıntılı olduğu dönemlerde bile Almanya, Avrupa'nın motoru olmaya devam etti. Libya ve Suriye krizlerine hiç bulaşmadı.

Merkel ülkesini Libya operasyonundan uzak tuttu. Suriye konusunda ise tam olarak ne söylediğini kimse anlamadı.

Diğer taraftan bu tutum, Almanya'nın sert şekilde eleştirilmesine neden oluyor. Sadece cebini doldurmaya konsantre olmuş, suya sabuna dokunmayan Almanya, bu sebeplerden ötürü bazı çevrelerce "siyasi cüce" olarak nitelendiriliyor.

Dünyayı yutan endüstri

Ekonomik göstergeler o kadar etkileyici ki, aslında Almanya'nın siyasi etkinliği çok da önem taşımıyor.

Frankfurt Fuarı (IAA) Alman otomotiv kuruluşlarının nasıl büyük bir güce ulaştığının kanıtı. Fuar, Alman devleri Mercedes, BMW, Audi, Volkswagen ve Porsche'nin âdeta rakiplerini ezdiği bir şov görünümünde.

Mercedes, sürücüsüz şekilde hareket edebilen otomobili S Class'ı tanıttı. Avrupa'nın en büyük üreticisi Volkswagen 2018'de dünyanın en büyüğü olmayı hedefliyor.

Geçmişte Çek Cumhuriyeti'nin ancak komşu ülkelere satabildiği köhne bir otomobil markası Skoda, Volkswagen'in akılcı yatırımlarıyla en başarılı şirketler arasına girdi.
Almanya'nın ortağı olduğu Airbus, ABD'li Boeing'i birçok alanda geride bıraktı. Bu yıl hem THY hem de Pegasus Airbus'a milyarlarca dolarlık sipariş verdi.
Türk Hava Kuvvetleri de ağır nakliye uçağında yine Avrupalı Airbus'ın A400M modelini tercih etti.

Alman şirketlerinin başarılarından onlarca yazı konusu çıkar...

Parlayan şehirler

Alman şehirleri yaşam kalitesinde de ileri seviyede. Öyle ki, nüfus ve ekonomik aktivite ülkenin her yanına mükemmel şekilde dağıldığı için refah seviyesi arasında neredeyse hiç fark hissetmiyorsunuz. Köln, Hamburg, Münih, Bremen, Berlin, Frankfurt, Düsseldorf, Essen birbirine çok yakın düzeyde.

Münih ve Frankfurt, Avrupa'nın en büyük havacılık merkezleri haline geldi. Lufthansa çevre ülkelerdeki havayollarını resmen yuttu. Bir zamanların prestijli havayolu kuruluşları Austrian ve Swiss bugün Almanlar tarafından yönetiliyor.

Sosis kesme makinesinden otomobile, denizaltılardan elektrik trafosuna kadar neredeyse her alanda en kaliteli ürünler Almanya'dan çıkıyor.

TÜV logosu dünyanın en yüksek standartlarını belirliyor.

Korkutan gelişmeler

Almanya'nın her alana hâkim olmaya başlaması Avrupa'daki bazı ülkelerde korku yaratıyor. Bunu, Hitler döneminde Almanya'nın aşırı güçlenmesine benzetenler var. Ekonomik hâkimiyetin en sonunda Avrupa'nın kolonizasyonuna gideceğini ileri sürüyorlar.
Ancak Almanya'nın da sorunları var.

Bazı alanlarda Anglosaksonlarla yarışmakta zorlanıyorlar. Mesela, dünyanın ilk 50 arasına Almanya'dan ancak tek bir üniversite girebiliyor. Nüfus çok yaşlı. Ekonomi -aşırı derecede- ihracata dayalı. İç pazarda olması gerektiği kadar rekabet yok. Milyonlarca kişi aşırı düşük maaşlarla çalışıyor. Belli sektörlerde verimlilik sorunu söz konusu…

2022'ye kadar nükleer santrallerin tamamı kapatılacağı için bu süre zarfında yenilenebilir enerji konusunda mutlaka devrim yapmaları gerekiyor.

Nefret ve aşk ilişkisi

Almanya ve Türkiye arasındaki ilişki ancak böyle tarif edilebilir. Birbirimize çok kızıyor ama bir taraftan da vazgeçemiyoruz. Aramızda stratejik bir bağımlılık ilişkisi var.

Almanya, Türkiye'nin en büyük ihracat ve ithalat partneri. Türkiye'de binlerce Alman ikamet ediyor. Almanya'da 3 milyona yakın Türk yaşıyor. Yaklaşık 4 milyon Alman her yıl Türkiye'de tatilini geçiriyor. Türkiye'de binlerce Alman şirketi faaliyet gösteriyor. Mercedes'in en büyük otobüs fabrikası bizde. Bosch, MAN, Siemens önemli ölçekte üretim yapıyor.

Merkel, ekonomik ve sosyal gelişmelerden bağımsız olarak Türkiye'yi Avrupa uygarlığının bir parçası olarak görmeyen siyasi kampa mensup. Yeni dönemde bu pozisyonunu değiştirebileceğine dair bir işaret de yok. Zaten şimdiye kadar Türkiye'nin üyeliği konusunda hep açık uçlu ilişkiden söz etti.

Merkel, bu seçimden sonra da Avrupa'nın en güçlü ülkesinin lideri olmaya devam edeceğine göre "Türkiye'yi soru işaretleriyle dolu bir süreç bekliyor" demektir.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Description $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}

ilgili haberler

 
LG
MD
SM
XS