yazarlar

yazarlar

En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween

  1. Yazarlar
  2. Güncel
  3. Afife Selen Selçuk

En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween

İşte bugün tam da o gün... Yo, uzaktan bakmayın, yaklaşın biraz, çünkü gerçekten eğlenceli bir gün olacak. Öyle bir eğlence ki, Amerika’da sadece Halloween için alınan kostümlere yılda 2,5 milyar dolar harcanıyor. Şekerler ve diğer detaylar işin içine girdiğinde ise bu rakam 6 milyar dolara çıkıyor. Bu da Halloween’i Noel’den sonra dünyada en çılgınca kutlanan bayram yapıyor. Bir arada olmanın önemini anlamak için elimizde eski bayramlardan gayri ne kaldı? Birleştiren her bayram büyütür. Birlikte büyüyelim!



İnsan malum, yayılan bir varlık. Aslında dünyaya zararlı bir virüs olup olmadığını tartışanlar da var. Bunun sebebi, yayılıp yerleştiği yerlerdeki mevcut yaşamı yok etmesi ya da başka yerlere göçe zorlaması. Bu anlamda yararı sadece kendisine. Her insan doğup büyüdüğü toprakları yuva kabul eder. O topraklara bir gün bir başkası gelip el koyarsa, torunları hak iddia edebilir. Çünkü oraya önce onun dedeleri gelmiştir. Ne de olsa bomboş topraklara ilk gelip yerleşen onu sahiplenir. Sonradan gelene ise bu, her defasında hatırlatılır. Aradan yüzlerce, binlerce yıl geçmiş olsa da, bir toprak parçası oraya ilk gelenin torunlarına miras kalmıştır bir kere... Bakınız, Kızılderililerin ya da Avustralya Aborijinlerinin hak iddiası.

NEREDESİN HİTİT?

Anadolu’ya dönüp bakarsak Hititlerin torunları ortada olmadığına göre Yunan burada hak iddia edebiliyor. Türk ise diyor ki, “Orta Asya aslında bizim.” Ermeni genel inanışa göre Urartu’nun torunu, “Doğu Anadolu ata yurdumuz” diyor. Kürt de aynı bölgede “Önce biz vardık” diyor. Kelt, Romalı olduğu gerekçesiyle İngiliz’i topraklarında istemiyor, inatla onun bir parçası olmayı reddediyor.

Ama ya onlardan da öncesi varsa? Bizden, insanlardan önce var olan ve insan olmayan başka varlıklar gelip bugün dünya üzerinde hak iddia etse ne olur? İşte günümüzde Halloween denen ya da bizim dilimize Cadılar Bayramı olarak geçen etkinliğin altında yatan sebep tam olarak bu korku ve insanların bu kadim korkuyla baş etme çabası.

HÖYÜK İNSANLARI

Keltçe Aos Sí deniyor. Türkçe’ye çevirirken tam anlamını vermek adına Kurgan İnsanları denebilir. Kurgan, biliyorsunuz, eski Türklerin tümsek şeklindeki anıt mezarlarına deniyor. Höyük İnsanları demek de doğru olabilir. Höyük bilindiği üzere mevcut yerleşimden önceki meçhul kentlerin toza toprağa karışıp içindekilerle birlikte yok olduğunun göstergesi olan, katman katman şehir kalıntılarının oluşturduğu tepecik.

Bu noktada akıllar hemen JRR Tolkien isimli büyük yazarın yarattığı Hobbit karakterine gitsin. Fantastik edebiyatın babası olan Tolkien’in hikayelerinin tümü, elfler, yani orman perileri, kötü periler, orklar ve diğer insan olmayan yaratıklar ile onlarla bağlantı halinde olan druidler yani büyücüler ve onların dünya üzerindeki savaşlı barışlı yaşamlarına odaklanan Kelt mitosuna dayanıyor. Hobbit’in evi ne şirin, ne tatlıdır, değil mi? Hobbit aslında bir elftir ve evi de ne tesadüf ki, höyük ya da kurgan şeklindedir. Yani o da bir Aos Sí’dir. Bir höyükten, kurgandan çıkıp gelendir.

TELETABİLER VE HARRY POTTER

Daha popüler bir örnek vermek gerekirse; ülkemizde Teletabiler adıyla anılan karakterler de höyük evlerde yaşarlar ve karakteristik sivri kulaklarıyla onlar da birer elftir aslında. Noel babanın kökeni ile ilgili detayları Noel zamanı yine bu köşede okuyacaksınız. Velhasıl örnekler çoğaltılabilir. Yalnız burada verdiğimiz örnekler genellikle iyi elfleri tarif ediyor. Bunun bir de kötü versiyonu var. Kötü periler. Yani Sithler. Bizim “üç harfli” dediklerimize benzer yaratıklar. Aaa! Bakın şimdi de konu Harry Potter’a geldi. O ve arkadaşlarının “kötünün adını ağzına alma ki, duyup gelmesin” inancıyla sarf ettiği meşhur cümleyi hatırladınız mı? “Kim olduğunu bilirsin sen...” Bizim cin kelimesi yerine “üç harfli” dememizle aynı şey... İlhamını yine Kelt mitolojisinden aldığı dünyaca bilinen Harry Potter’da da iyi ve kötü periler/ cinler ve onlarla iletişim halindeki büyücüler var.

İYİ CİN KÖTÜ CİN

Doğulu kültürlerde de cin, aslında hem kötü hem iyi olabilir. Lamba cini iyidir mesela. Ama insanı kötü cinler ele geçirebilir... Bunları neden anlatıyoruz? Şu detayı vurgulamak için: kapılar var; boyutlar ve bizimkiyle başka dünyalar arasında... Başka boyutlarda yaşayan ve boyutlar arasında seyahat edebilen insan ya da canlı olmayan yaratıklar yılın belli zamanlarında aramızdalar. Bizden önce yaşamış ya da hala yaşayan ve buraların asıl sahibi olan varlıklar... Ve onlar her an hak iddia edip bizi kovmaya kalkabilirler!

Saçma mı geliyor? Geçmişin insanları pek de öyle düşünmüyorlardı. Keltler Batı Avrupa’dan kuzeye göç edip Britanya topraklarına geldiklerinde binlerce yıldır ayak basılmamış bakir topraklarla karşılaştılar. Kendilerinden önce buralarda yaşam olduğuna dair kanıtlar buldular ve bu kanıtlara dayanarak geçmiş ruhları ya da kendileri göremese de var olduğunu hissettikleri yaratıkları kızdırmak istemediklerine karar verdiler. Günümüz insanının pek de anlayamayacağı bir şekilde korkup reddetmek yerine kabullenmeye, anlamaya, saygı göstermeye, sahip olduklarını onlarla paylaşmaya ve mümkünse iyi ilişkiler kurmaya çalıştılar.

BÜYÜK HASAT BAYRAMI

Samhain. İrlanda Keltçesinde bugün böyle yazılıyor. Aslı Samuin. Samween diye okunuyor. Yaz sonu demek. Keltlerin yıl içindeki dört büyük bayramından biri. Kelt takviminde yılbaşına denk geliyor. Samhain 1 Kasım’dan üç gün önce başlayıp üç gün sonra biten, toplam 7 gün 7 gece süren, aynı zamanda yılın son hasadının toplandığı, sürülerin otlaklardan alınıp eve getirildiği günlerde yapılan büyük bir hasat festivali. “Yılın karanlık yarısı”na, yani kışa giriş; 31 Ekim günbatımından 1 Kasım günbatımına kadar süren bir kutlamayla karşılanıyor.

HALLOWEEN KELİMESİNİN KÖKENİ

10 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Tarihte pek çok örneği olduğu üzere toplumların Hıristiyanlığa kolay adapte olabilmeleri için devşirme işinde kutsal pagan bayramları tarih ve ritüelleriyle aynen korunmuş, sadece içeriği ve ismi değiştirilmiş. Burada da aynı durum söz konusu. VIII. yüzyılda Samhain festivali, yani 1 Kasım; All Hallows’ Day (Azizler günü) adını almış. Bir önceki gece, yani 31 Ekim gecesi ise All Hallows’ Eve yani Azizler günü arifesi olarak kutsallaşmış. Samhain, Samween diye okunuyor demiştik. Yıllar içinde söylene söylene yarı İngilizce, yarı Keltçe birleşik bir kelime olarak kalıplaşmış, Halloween kelimesi ortaya çıkmış.

ÖLÜLER GECESİ

11 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
1 Kasım akşamını bu kadar özel kılan, ölüleri ya da insandan başka yaratıkları bizim yaşadığımız dünyadan/ boyuttan ayıran enerji duvarının bu tarihte çok inceldiği; yani dünyaları ayıran kapıyı kilitli tutan enerjinin zayıfladığı inancı. Şimdi durup hayal edelim. Teknolojinin, internetin, televizyonun, pozitif bilimlerin hatta tek tanrılı dinlerin ve buna bağlı baskın inanç kültürünün henüz var olmadığı ya da coğrafi olarak çok uzakta olduğu bir tarihte, bir köyde yaşıyoruz. Önümüz arkamız sağımız solumuz doğa. Atalarımızdan bize kalan da, çocuklarımıza bırakacağımız miras da bundan fazlası değil.

12 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Tek eğlencemiz düğün, dernek ve festivaller. En fazla uykudan önce anlatılan kadim hikayeler. Kalan tüm zaman ya tarlada ya da hayvanların başında çalışarak geçiyor. Bulutlarda, ağaç kabuklarında, bir kayanın yüzeyinde yüzler görmek; rüzgarın uğultusunda, suyun şırıltısında ıslıklar, fısıltılar duymak günlük hayatımızın bir parçası... Korkularımız var, çünkü içgüdülerimiz var. Hayatta kalmak için hissediyoruz ve hissettiğimiz şeyler gerçek, biliyoruz. Çünkü birimizin hissettiğini, diğeri de hissediyor. Görmekle hissetmek aynı şey. Ve gecenin karanlığında bir sesle birden irkiliyoruz...

TAK TAK TAK! KAPIDA BİRİ VAR!

13 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
1 Kasım gecesi boyunca hayaletlerin ve kötü ruhların bu incelen duvardan geçip dünyamıza hücum ettiğine, kapı kapı dolaşıp kış öncesindeki son hasattan kendilerine pay istediklerine inanan eski Keltler onları kızdırmamak için akşam kapılarına kendi mahsullerinden bir miktar “göz payı” bırakıp korka korka eğlencelerine devam etmişler. Ateşin kötü ruhları uzak tuttuğu inancıyla dev şenlik ateşleri yakıp son hasadı danslarla ve çeşitli oyunlarla kutlamışlar. Ancak bir gün Keltin biri çıkmış müthiş bir icatta bulunmuş. Bir çarşafa iki delik açıp üstüne örtmüş, sokağa öyle çıkmış. Herkese demiş ki, “Hayaletler beni de hayalet sandıkları için bana bulaşmıyor.” İnsanın hayal gücü zengin; o tarihten itibaren türlü hayalet ve canavar kostümleri giyerek sokaklarda rahatça dolaşanlar, bugün hala her Samhain/ Halloween gecesi açılan kapıdan içeri giren hayaletleri kandırıyorlar.

14 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Hayalet, insan ya da hayvan olmayan her türlü varlık ve onlarla bağlantı kurdukları için “arkadaş” sayılan cadıların kılığına girmek, yıllar geçtikçe tüm Britanya’ya yayılıyor. Ancak cadı kılığı bugünkü halini, 1939 tarihli Oz Büyücüsü filmindeki siyah sivri uçlu konik şapkalı cadı kostümü popülerleştikten sonra, yani ta XX. yüzyılda alıyor. Uzun lafın kısası, günümüzdeki kostümlü parti geleneği, kötü ruhlar kendilerini tanımasın diye Samhain festivalinde türlü kılıkta eğlenen eski insanların ortaya koyduğu bir ritüel.

ÖNCE KOMŞUYA GÜLÜMSE

15 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
En az 2000 yıllık geçmişi olduğu bilinen Samhain bayramında, komşuların birbirlerine ya da ihtiyacı olanlara kendi mahsullerinden hediye etmeleri de bir adet. Bu alışveriş, bizim kurban bayramı ve aşure günü ritüeliyle aynı kökten geliyor. Hatta eski İrlandalılar Samhain günü kış boyu kesilecek hayvanlarını seçip, kutsal kurban günü olan 11 Kasım’da o güne özel horoz, koyun ya da keçi kesip hayvanın kanını kapılarının eşiğine sürerlermiş. 31 Ekim gün batımından sonra ölmüş ruhların evlerini ziyaret ettikleri inancı da hakim. Aileler tüm Samhain boyunca sofralarında ölmüş akrabalarına yer açar, druidlerin yaktığı devasa şenlik ateşinden aldıkları bir odunu eve getirip onunla harladıkları ocak ateşini festival boyunca canlı tutar, 31 Ekim gecesi kendilerini ziyaret edecek olan ölmüş akrabalarının ruhları için de ateşte mutlaka taze yemek bulundururlarmış.

ELMA ŞEKERİNİ UNUTMA!

16 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Komşular arasında gelip giden en önemli mahsullerden biri elbette Britanya’da bolca yetişen elma. Kelt mitolojisinde öbür dünyayı ve ölümsüzlüğü simgelediğini de ekleyelim. O zamanın çocuklarını mutluluktan deliye çeviren yiyecek ise elma şekeri. Bayramlar en çok çocukları mutlu eder, değil mi? Burada da durum farklı değil. Mümkün olduğu kadar fazla elma şekeri yemek isteyen çocuklar tabii ki hayalet kostümleriyle kapı kapı dolaşıp elma şekeri ya da harçlık toplarlarmış. Karşılığında şarkı söyler, şiir okur ya da fıkralar anlatırlarmış.

RUH KEKİ MESELESİ

17 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Samhain festival haftasının içinde kalan 2 Kasım’da ise fakirler kapı kapı dolaşıp o güne özel pişirilen tatlı bir ekmek türü olan ruh kekinden bir parça isterlermiş. Karşılığında ailenin ölmüşlerine ve kendilerine hayır duası edip giderlermiş.
İrlandalı ve İskoçlar Amerika’ya göç ettikten sonra biraz değişen bu gelenek, gençlerin komşularından şeker istemesi, şeker yoksa da onlara bir şaka yapmaları halini almış. Bu şaka meselesi 1920’lerde tam bir felakete dönüşmüş. Halloween akşamı gençlerin evlere taş ve yumurta ile saldırmaları özellikle şehirlerde ciddi zararlara yol açmış.

18 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
II. Dünya Savaşı zamanı şeker kıtlığı yüzünden doğal olarak pek de uygulanamayan bu ritüel, savaş sonrasındaki bolluk dönemiyle birlikte doruk noktasına ulaşmış ve aileleri bir araya getiren, çocuklara özel şenlik şeklini 1952’de Disney tarafından yaratılan Donald Duck çizgi filminin Trick or Treat (Şaka mı, Şeker mi?) isimli bölümünden sonra almış. Günümüzde çocuklar çeşitli kostümlerle kapı kapı dolaşıp “Şaka mı, şeker mi?” diye soruyorlar. Şeker yoksa, komşularını aynı çizgi filmdeki gibi “masum” birer şakayla cezalandırıyorlar.

BALKABAĞI FENERLER

19 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Evet, sonunda balkabağı konusuna gelebildik. Korkunç ya da komik suratlı balkabağı fenerler günümüzde Halloweeen’in en önemli simgesi. Bayramı kutlayan herkes, 31 Ekim öncesinde kabak oyma konusunda hummalı hatta iddialı bir çalışmaya girişiyor. Kimin kabağı daha güzel oyulmuş meselesi mühim. Çünkü güzel bir kabak fener, çocuk için havalı bir şey. Kabak oymada usta bir anne baba ise daha havalı bir şey. Halloween’de çocuğun kendisinin nasıl bir kostüm giydiği kadar ebeveynin de bu işe ne kadar gönülden ve özenli yaklaştığı konusu sosyal iletişim açısından önem taşıyor. Çünkü bu sadece çocukları ya da anne babaları kapsayan bir bayram değil. Herkes işin içinde. Sadece aile değil. Konu komşu, maile cümbür cemaat, herkes dışarıda oyun oynayıp gülümsüyor. Birbirlerine sürekli bir şeyler hediye ediyorlar. Ellerinde balkabağından fenerler, kapı kapı dolaşıp şeker topluyorlar. Espriler yapılıyor, şarkılar söyleniyor. Kahkahalar izliyor.

20 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Fener deyince, bu korkunç gülümsemeli sebze kafaların orijinal adı Jack-O’Lantern. Şimdi bilmeyene küçük bir ipucu verelim. Her nerede şu o’.... bağlacını görürseniz, bilin ki orada bir İrlandalı var. Yani neymiş? Sinead O’Connor’ın, sadece ismine bakarak bir İrlandalı olduğunu anlayabiliyormuşuz. Haydi Türkçeleştirip eğlenelim: Sinead Connoroğlu, Bizim Connorların Sinead ya da Sinead Özconnor. İyi mi? Neyse, kabak kafalı fenerimizin adı neden “Jack Özfener”, asıl ona bakalım.

JACK-O’LANTERN EFSANESİ

21 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Bir gün Jack adında bir sarhoş, meyhaneye borcunu ödemesi karşılığında şeytana ruhunu vermeyi önerir. Şeytan anlaşmayı kabul eder ve meyhaneye ödemeyi yapar. Ancak iş ruhunu vermeye gelince Sarhoş Jack yan çizer, şeytanı kandırır, onu bir elma ağacının tepesine çıkmaya ikna eder. Sonra ağacın gövdesine bir haç kazıyarak aşağı inmesini engeller ve onu ağaca hapseder. Jack kurnazdır ve şeytanla ikinci bir anlaşma yapar. Onu ancak kendisinin canını asla almayacağına dair söz verdirdikten sonra salıverir.

22 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Gün gelir, her canlı gibi Jack de eceliyle ölür. Ancak çok günah işlediği için cennete alınmaz. Şeytan da onun ruhunu asla almayacağına dair söz verdiği için onu cehenneme kabul etmez. Arada kalan Jack şeytana der ki, “Önümü bile göremiyorum, nasıl yaşayacağım?” Şeytan kıs kıs güler. Hades’in sonsuz ateşinden bir tutam alıp onu Jack’e verir. O da ateşi alıp içi oyulmuş bir şalgamın içine koyar. O gün bugündür Jack, elinde içi oyulmuş şalgamdan feneriyle dünya üzerinde huzurlu bir yer bulabilmek için dolanır durur. Elbette en çok görüldüğü gece de iki dünya arasındaki sınırın zayıfladığı 31 Ekim akşamıdır.

BİR FENOMEN: WILL O’THE WISP

23 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Genel olarak bu sebze fenerler Britanya’da çok yaygın olan yarı bataklık araziler üzerinde geceleri ortaya çıkan ve will o’the wisp denilen fenomeni, başka bir deyişle “ruh ışıklarını” temsil ediyor. Efsaneye göre Jack gibi iki dünya arasında kalmış ruhlar, insanlar tarafından rahatsız edilmek istemedikleri için bu bataklık alanlarda bir araya geliyorlar. Ruh ne kadar gençse, ışığı o kadar güçlü oluyor.
Görüldüğü üzere hikayenin aslı balkabağı değil bir çeşit turptan oyulmuş bir feneri işaret ediyor. Nesilden nesile anlatılan en eski efsanelerden biri olan Sarhoş Jack ve şeytanın hikayesinden yola çıkarak Jack ve onun gibi arada kalmış ruhları evlerinden uzak tutmak isteyen İrlandalı ve İskoçlar; turp, pancar, patates ya da şalgamdan korkunç yüzler oyulmuş fenerleri kapı ve pencere eşiklerine yerleştiriyorlar. Onların torunları Amerika’ya yerleşince orada balkabağını keşfediyorlar ve Halloween Amerika’da bir kez daha değişime uğrayarak turuncu balkabağı formunda acı acı gülümseyerek dünyaya yayılıyor.

O ÖRÜMCEĞİ SAKIN ÖLDÜRME!

24 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Öldürme! Çünkü Halloween gecesi gördüğün bir örümcek çok sevdiğin birinin seni izleyen ve koruyan ruhunun canlanmış hali olabilir. Halloween gecesinde düşünülenin aksine hiç korkunç oyun oynanmıyor. Tersine tüm oyunlar aşk meşk üzerine. “Evleneceğim adamın isminin baş harfi ne” ya da “ne zaman aşık olacağım”, “şu kişiyle uyumlu muyum” sorularına cevap arayan oyunlar bunlar. Mesela 31 Ekim gecesi bir sümüklüböcek yakalayıp düz bir tabağın üzerine bir kapak kapatarak onu gece boyu orada misafir ediyorsunuz. Sabah uyandığınızda sümüklüböcek tabağa sevdiceğinizin isminin baş harfini çizmiş oluyor.

25 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Bir başka oyun şöyle: İki fındık tanesini yan yana bir ateşin yanı başına koyuyorsunuz. Birine kendi isminizi, diğerine sevdiğinizin ismini veriyorsunuz. Fındıklar ateşten etkilenip zıplarsa bu, o iki kişinin birbirine uygun olmadığı anlamına geliyor. Ya da kafanızda birden fazla isim varsa isim sayısı kadar fındığı ateşe yerleştirip her birine isim veriyorsunuz. Ardından şu sihirli sözleri söylemeniz gerekiyor: “Eğer beni seviyorsan zıpla ve kaç, sevmiyorsan kal ve yan!” Zıplayan fındık kimi temsil ediyorsa sizi seven o.

26 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
“Tahtaya vur” da global bir nazar kovma geleneği. Halloween gecesi bol bol tahtaya vuruluyor. Yaktığınız mumun ateşi birden maviye dönüşürse bu, yakınınızda bir hayalet olduğunun göstergesi. Eğer gece yarısı turuncu bir mum yakıp gün doğana kadar yanmasını sağlarsanız bu size iyi şans getiriyor.

ÖNCE PAGAN SONRA HIRİSTİYAN ŞİMDİ İSE DİNSİZ

27 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Tam bir pagan-Hıristiyan karması kültürle şekillenen Halloween, günümüzde tüm dinlerden bağımsız seküler bir bayram olarak kutlanıyor. Türkçesi Cadılar Bayramı, aslında oldukça yanlış bir çeviri. Çünkü ana tema cadılar değil, daha önce de açıkladığımız üzere cadı imgesi bu bayramla ancak XX. yüzyılda özdeşleşmiş. IV. yüzyıl itibariyle Katolik Hıristiyan inancına ve kiliseye bağlanan Keltler, eski pagan rahipleri olan druidlerin cadı olarak mimlenmesine ve avlanmasına göz yummuşlar. Druidlerin ormanların derinliklerine kaçıp saklanmaları ve yıllarca birer kaçak olarak toplumdan uzak kalmaları, eski yöntemlerle ayin yapmaları insandan çok mistik varlıklar olarak algılanmalarına sebep olmuş.

28 / 28
En sevimli korkularımızla baş başa bir gün: Halloween
Geçtiğimiz haftalarda kuş üvezi ağacı, kabuğu, meyvesiyle ilgili bir konu hazırlamıştık. Druidlerin ellerinden düşürmedikleri “sihirli” bastonları ve Samhain ateşini yakmak için kullandıkları odun, evlerinden kötü ruhları uzak tutmak için kapı eşiğine koydukları dallar hep üvez ağacından gelir. Kuş üvezi günümüzde de Halloween süslemelerinin, özellikle de sofraların vazgeçilmez dekorlarından biri. Bunun dışında korkuluk, her türlü biçimsiz canavar, cadılar, örümcek ve örümcek ağı, her renk ve boyutta kabak, fındık, siyah, turuncu, altın detaylar, mumlar ve ateş, yarasalar, kara kedi, elma ve balkabağıyla yapılan her türlü yiyecek ve içecek, tutuncu küre şeklide her şey, zincir ışıklar, iskelet, kafa tası ve daha niceleri... Korkunç detayları gülünç ve eğlenceli hale getirmenin, korkularımızla yüzleşmenin, hatta arkadaş olmanın bayramı bu. Genci, çocuğu, yaşlısı herkese aynı anda hitap edebilen, herkesi güldüren, farklılıkları değil, ortaklıkları ve bu ortak noktaları büyüterek bir arada durmanın önemini hatırlatan, en çok da ait olduğumuz yeri, doğanın güzelliğini vurgulayan sihirli bir gün. Sadece kendimizi değil, komşumuzu, hatta kendi küçük canavarlarımızı, bizden olan olmayan, bu dünyayı paylaştığımız her kim/ ne varsa hepsini sevelim. Daha nice bayramlar olsun. Kutlu olsun.
{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Description $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}

ilgili haberler

 
LG
MD
SM
XS