Ne yaptığını sorduğumda, - biz pasta, kek gönderiyoruz dedi. Yapay Zeka ile ilgili, üstelik yazılım ağırlıklı bir kitlenin davetli olduğu toplantıda o da vardı ve ben çok şaşırdım.
“Evet pasta gönderiyorum,” diye yineledi.
William’ın şirketi Daymaker, şirketlere çalışanlarının doğum günlerinde pasta gönderiyor. Oslo’da kurmuş. Beş ay içinde binin üzerinde pasta dağıtmış. Sonra da San Francisco’ya taşınmış. Bunun neresi ilginç diyeceksiniz, okumaya devam ederseniz ilham alacağınıza garanti verebilirim.
Amerika’ya geldikten sonra, girişimcilik refleksi ile diyelim, bu hizmeti SaaS’a çevirmeye karar vermiş. Ardından bir de AI katmanı ekleyerek, pasta, insanlar ve şirketler arasında bir sebebe dönüşerek, ölçeklenebilir bir platform kurmayı hayal ediyor.
Bu noktada William başka bir şey düşünmüş.VC’lere, yani girişim yatırım sermaye fonu sahiplerine pasta götürmeye başlamış. Yatırım aramaya giderken baklavamızı alıp gittiğimizi düşünelim bir nevi.

Coldcaking
William’ın “coldcaking” dediği yöntem aslında oldukça basit. Yatırım arayan kurucu, hedeflediği VC firmalarına büyük, kişiselleştirilmiş bir pasta gönderiyor. Pitch deck’in tamamı pastanın üzerine basılıyor! Yani PowerPoint yerine pasta. Üstelik bunu biraz riskli yoldan yapanlar da var, randevu almadan, asıl amacın bu olduğunu söylüyorlar ve yatırım sermaye fonunun kapısına dayanıp pastanız var diyorsunuz.
Yakın zamanda Mandalo adlı bir neo-bank girişiminin kurucusu Andrew Anderson bunu William ile birlikte denemiş. Yaptığı pasta yatırımı ile yedi firmaya üzerinde yatırımcı sunumunun olduğu yedi pasta göndermiş.
Sonuç?
Tek bir gün içinde beş görüşme almışlar. Üstelik aldıkları görüşmeler Silikon Vadisi’nin en büyük yatırım sermaye fonları.
Andreessen Horowitz, Sequoia Capital, Lightspeed, Better Tomorrow Ventures ve Index Ventures.
Andreessen Horowitz (a16z) bugün yaklaşık 46 milyar dolarlık varlık yöneten bir fon. Facebook, Airbnb, Slack, OpenAI ve Anthropic gibi şirketlere erken yatırım yapan ekiplerden biri.
Sequoia Capital ise Silikon Vadisi’nin tarihinin neredeyse bir parçası sayılır. 1972’de kuruluyor ve Apple, Google, YouTube ve Instagram gibi şirketlerin ilk yatırımcıları arasında yer alıyor. Desteklediği şirketlerin toplam piyasa değeri trilyon dolar seviyesinde.
Bu firmalara e-posta göndermek bile genellikle uzun bir süreç. Kapılarına randevusuz gitmek ise neredeyse imkansız olmalı diye düşünüyorsanız yanılmıyorsunuz da. Andrew ve William ellerinde pastalarla gidiyorlar ve toplantı alıyorlar.
Better Tomorrow Ventures pastanın fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmış. Paylaşım hızla yayılmış ve Anderson’a yatırımcılardan görüşme talebi gelmeye başlamış. Bu aslında müthiş bir pazarlama, gerilla pazarlama hareketi.
Andreessen Horowitz’de ise başlarına daha ilginç bir şey geliyor. Şirketin kapısında güvenlik var ve sırada beklerken Andrew Huberman’a rastlıyorlar! Stanford’lu nörobilimci ve dünyanın en popüler podcast’lerinden birinin sunucusu.
Vadide Dikkat Ekonomisi
Silikon Vadisi’nde zaman geçirdikçe fark ettiğim bir şey var: herkes bir şekilde dikkat çekmeye çalışıyor. Hacker house’larda, demo günlerinde, küçük etkinliklerde kurucuların ortak bir sorusu var: Nasıl fark edilirim? Çünkü burada fikir bol, teknoloji bol, yatırımcı da aslında bol. Ama dikkat sınırlı ve her gün yüzlerce pitch deck gönderiliyor. Yüzlerce LinkedIn mesajı yazılıyor ve sayısız cold email atılıyor. Özellikle güvenilirliğin daha çok sorgulandığı bir ortamdayız. Açıkçası burada karşılaştığım çoğu girişimcinin hatta kendisini yatırımcı olarak tanıtan kişilerin bile sözüne güvenmek oldukça zor hale geldi. İnsanlar hiç çekinmeden işlerini farklı şekilde gösterebiliyorlar. Gürültü o kadar yüksek ki bazen en basit, en fiziksel jestler dijital stratejilerden ya da abartı anlatımlardan daha görünür hale geliyor.
William’ın pasta fikri tam da bu ortamın içinde doğmuş gibi görünüyor.
“Pasta seni kapıdan içeri alır”
William’ın söylediği bir cümle aklımda kaldı.
“Pasta seni ön kapıdan içeri alır. Ama toplantı odasına girmeni sağlayan şey hala rakamların olacak. Biz sadece bir köprü görevi görüyoruz.”
Yani üzerine yatırımcı sunumunuzu bastığınız bir pasta tek başına mucize yaratmıyor. Ama kesinlikle görünürlük yaratıyor.
Yapay zeka çağında her şey daha otomatik ve daha kişisiz hale geliyor. Pasta ise tam tersine, düşünülmüş bir jest.
Gürültü Çağında İletişim
Pazarlama ve iletişim dünyası bugün ciddi bir dikkat krizi yaşıyor.
Herkes aynı soruna aynı çözümlerle cevap veriyor:
● daha fazla içerik
● daha fazla reklam
● daha iyi hedefleme
● daha fazla otomasyon
William’ın yaptığı şey ise tam tersine gidiyor. Dijital mesajların arasında fiziksel bir jest ortaya koyuyor. Birinin dikkatini kazanmak istiyorsanız önce ona gerçek bir deneyim verirsiniz.
Markalar bunu yıllardır “experiential marketing” adı altında büyük bütçelerle yapıyor. William’ın yaptığı şey ise aynı fikrin küçük ama akılda kalıcı bir versiyonu. Gen Z’in pazarlama dilini değiştirdiğini sık sık konuşuyoruz ki, bu jenerasyon reklamı reklam olarak gördüğü anda kaçıyor. Kurumsal mesajlara karşı refleksleri çok güçlü.
İnsanlar kendileri için düşünülmüş olanı hissediyorlar, bu her zaman öyle oldu. Hedef kitleniz yatırımcı da olsa, yaptığınız aksiyon karşıda bir duygu yaratıyorsa mutlaka kapı aralanıyor. Ve o duygu, çoğu zaman herhangi bir algoritmadan daha hızlı kapı açıyor, bu yüzden akıllı pazarlama aksiyonu ile her zaman bir adım öteye gidebiliyorsunuz. Daymaker Instagram sayfasından teslimlerini takip edebilirsiniz, İstanbul’dan da bir atılım bekliyorum :)
Ne yaptığını sorduğumda, - biz pasta, kek gönderiyoruz dedi. Yapay Zeka ile ilgili, üstelik yazılım ağırlıklı bir kitlenin davetli olduğu toplantıda o da vardı ve ben çok şaşırdım.
“Evet pasta gönderiyorum,” diye yineledi.
William’ın şirketi Daymaker, şirketlere çalışanlarının doğum günlerinde pasta gönderiyor. Oslo’da kurmuş. Beş ay içinde binin üzerinde pasta dağıtmış. Sonra da San Francisco’ya taşınmış. Bunun neresi ilginç diyeceksiniz, okumaya devam ederseniz ilham alacağınıza garanti verebilirim.
Amerika’ya geldikten sonra, girişimcilik refleksi ile diyelim, bu hizmeti SaaS’a çevirmeye karar vermiş. Ardından bir de AI katmanı ekleyerek, pasta, insanlar ve şirketler arasında bir sebebe dönüşerek, ölçeklenebilir bir platform kurmayı hayal ediyor.
Bu noktada William başka bir şey düşünmüş.VC’lere, yani girişim yatırım sermaye fonu sahiplerine pasta götürmeye başlamış. Yatırım aramaya giderken baklavamızı alıp gittiğimizi düşünelim bir nevi.

Coldcaking
William’ın “coldcaking” dediği yöntem aslında oldukça basit. Yatırım arayan kurucu, hedeflediği VC firmalarına büyük, kişiselleştirilmiş bir pasta gönderiyor. Pitch deck’in tamamı pastanın üzerine basılıyor! Yani PowerPoint yerine pasta. Üstelik bunu biraz riskli yoldan yapanlar da var, randevu almadan, asıl amacın bu olduğunu söylüyorlar ve yatırım sermaye fonunun kapısına dayanıp pastanız var diyorsunuz.
Yakın zamanda Mandalo adlı bir neo-bank girişiminin kurucusu Andrew Anderson bunu William ile birlikte denemiş. Yaptığı pasta yatırımı ile yedi firmaya üzerinde yatırımcı sunumunun olduğu yedi pasta göndermiş.
Sonuç?
Tek bir gün içinde beş görüşme almışlar. Üstelik aldıkları görüşmeler Silikon Vadisi’nin en büyük yatırım sermaye fonları.
Andreessen Horowitz, Sequoia Capital, Lightspeed, Better Tomorrow Ventures ve Index Ventures.
Andreessen Horowitz (a16z) bugün yaklaşık 46 milyar dolarlık varlık yöneten bir fon. Facebook, Airbnb, Slack, OpenAI ve Anthropic gibi şirketlere erken yatırım yapan ekiplerden biri.
Sequoia Capital ise Silikon Vadisi’nin tarihinin neredeyse bir parçası sayılır. 1972’de kuruluyor ve Apple, Google, YouTube ve Instagram gibi şirketlerin ilk yatırımcıları arasında yer alıyor. Desteklediği şirketlerin toplam piyasa değeri trilyon dolar seviyesinde.
Bu firmalara e-posta göndermek bile genellikle uzun bir süreç. Kapılarına randevusuz gitmek ise neredeyse imkansız olmalı diye düşünüyorsanız yanılmıyorsunuz da. Andrew ve William ellerinde pastalarla gidiyorlar ve toplantı alıyorlar.
Better Tomorrow Ventures pastanın fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmış. Paylaşım hızla yayılmış ve Anderson’a yatırımcılardan görüşme talebi gelmeye başlamış. Bu aslında müthiş bir pazarlama, gerilla pazarlama hareketi.
Andreessen Horowitz’de ise başlarına daha ilginç bir şey geliyor. Şirketin kapısında güvenlik var ve sırada beklerken Andrew Huberman’a rastlıyorlar! Stanford’lu nörobilimci ve dünyanın en popüler podcast’lerinden birinin sunucusu.
Vadide Dikkat Ekonomisi
Silikon Vadisi’nde zaman geçirdikçe fark ettiğim bir şey var: herkes bir şekilde dikkat çekmeye çalışıyor. Hacker house’larda, demo günlerinde, küçük etkinliklerde kurucuların ortak bir sorusu var: Nasıl fark edilirim? Çünkü burada fikir bol, teknoloji bol, yatırımcı da aslında bol. Ama dikkat sınırlı ve her gün yüzlerce pitch deck gönderiliyor. Yüzlerce LinkedIn mesajı yazılıyor ve sayısız cold email atılıyor. Özellikle güvenilirliğin daha çok sorgulandığı bir ortamdayız. Açıkçası burada karşılaştığım çoğu girişimcinin hatta kendisini yatırımcı olarak tanıtan kişilerin bile sözüne güvenmek oldukça zor hale geldi. İnsanlar hiç çekinmeden işlerini farklı şekilde gösterebiliyorlar. Gürültü o kadar yüksek ki bazen en basit, en fiziksel jestler dijital stratejilerden ya da abartı anlatımlardan daha görünür hale geliyor.
William’ın pasta fikri tam da bu ortamın içinde doğmuş gibi görünüyor.
“Pasta seni kapıdan içeri alır”
William’ın söylediği bir cümle aklımda kaldı.
“Pasta seni ön kapıdan içeri alır. Ama toplantı odasına girmeni sağlayan şey hala rakamların olacak. Biz sadece bir köprü görevi görüyoruz.”
Yani üzerine yatırımcı sunumunuzu bastığınız bir pasta tek başına mucize yaratmıyor. Ama kesinlikle görünürlük yaratıyor.
Yapay zeka çağında her şey daha otomatik ve daha kişisiz hale geliyor. Pasta ise tam tersine, düşünülmüş bir jest.
Gürültü Çağında İletişim
Pazarlama ve iletişim dünyası bugün ciddi bir dikkat krizi yaşıyor.
Herkes aynı soruna aynı çözümlerle cevap veriyor:
● daha fazla içerik
● daha fazla reklam
● daha iyi hedefleme
● daha fazla otomasyon
William’ın yaptığı şey ise tam tersine gidiyor. Dijital mesajların arasında fiziksel bir jest ortaya koyuyor. Birinin dikkatini kazanmak istiyorsanız önce ona gerçek bir deneyim verirsiniz.
Markalar bunu yıllardır “experiential marketing” adı altında büyük bütçelerle yapıyor. William’ın yaptığı şey ise aynı fikrin küçük ama akılda kalıcı bir versiyonu. Gen Z’in pazarlama dilini değiştirdiğini sık sık konuşuyoruz ki, bu jenerasyon reklamı reklam olarak gördüğü anda kaçıyor. Kurumsal mesajlara karşı refleksleri çok güçlü.
İnsanlar kendileri için düşünülmüş olanı hissediyorlar, bu her zaman öyle oldu. Hedef kitleniz yatırımcı da olsa, yaptığınız aksiyon karşıda bir duygu yaratıyorsa mutlaka kapı aralanıyor. Ve o duygu, çoğu zaman herhangi bir algoritmadan daha hızlı kapı açıyor, bu yüzden akıllı pazarlama aksiyonu ile her zaman bir adım öteye gidebiliyorsunuz. Daymaker Instagram sayfasından teslimlerini takip edebilirsiniz, İstanbul’dan da bir atılım bekliyorum :)