Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

2021'e kimler sizinle beraber giriyor?

28.12.2020 Pazartesi | 13:03

Yeni yıl konusunda ne düşünüyorsunuz bilemiyorum ancak benim bu iki gündür düşündüğüm şöyle bir şey var. Çocuk hesabı ile parmaklarımı teker teker avuç içime doğru kıvırdığımda Nisan başlarında başlayan sürecin Aralık itibariyle 9 aylık sürecini tamamlamış olduğunu görüyorum. Bunu göz önünde bulundurarak da sanki bu 1 Ocak’ta 9 ay 15 gününü tamamlamış bir bebekmişim gibi yeniden doğacakmışım gibi hissediyorum. Sanki Nisan’dan bu yana geçen tüm bu uzun aylar bizim kendimizi yeniden doğurmamız için gereken karanlık ortamı yaratmak içindi. Bizi daha da çok bize dönüştüren bu sürecin ardından ise yine belirsiz günlerle karşı karşıya olsak bile bu defa tünelin sonundaki ışığı görebildiğimiz için daha sakin, daha olgun ve daha kabulde olacacağımızı düşünüyorum.

Şimdi o nedenle hazır Aralık’ın son haftasına giriş yapmışken bir çıkarım yapmak gerekiyor belki de. Çünkü Aralık bana göre yılı kapatma ayıdır. Yarım kalmış olan her şeyi tamamlama ayıdır. Olamıyorsa da son bir gayret elden gelen her şeyi yapmış olma ayıdır. O nedenle içimdeki ‘hadi’ sesi bugünlerde belirgin duyurur bana kendini. O tamamlama hissinin getirdiği özgürlük duygusu ise tamamlanma gerçekleşene kadar tahammül edilebilir tatlı bir iç sıkışıklığı yaratır içimde. Hiçbir şey yapmadan sadece oturup yaşamı düşünmek istediğim günler o nedenle bu günlerde anlam kazanır. Yıl boyunca yapmayı planladıklarım, yetişebildiklerim, kendimi başarılı ve başarısız bulduğum anlar, olmuş ve olamamış olan her şey yeniden masaya yatırılır. Ardından da kendime not veririm ve böylece de ‘bu defa denedim oldu / daha zamanı gelmemiş ben ne yaparsam yapayım olamazmış / olsun olmasa da olur ben yine de iyi yol aldım / zamanı geldiyse bak nasıl da çıkıyor her şey sahneye / sağlık olsun en azından denedik..’ düşünceleri arasında gidip gelirim.

Ben sanırım bu yıl en çok bir şeylerin görünürde tam olurken içeride hep eksik kalmaya çalışıyor oluşu ile ilgili derin deneyimler yaşadım. Dışarıdaki dünyanın hızı ile içerideki dünyanın yavaşlığını birbirine eşitlemekten vazgeçtim ve de zorunda olmadığım hiçbir şeyi yapmamayı denedim. Hayata yetişmek, kendine yetişmek, ocakta pişen yemeğe yetişmek, çalan kapıya yetişmek... Yani kısacası sürekli bir insana, bir olaya, bir düşünceye ve de bir yere zamanında yetişmeye çalışmanın beni uzun vadede mutsuz ettiğini gördüm. O nedenle de kendime böyle sürprizler yapmaktan vazgeçtim. Bu sayede de her şeyi kontrol etmemeyi öğrenmeye başladım. Çünkü ne yazıkki zihinde bir şeylere başlamak ile gerçek hayatta başlamak arasında bir fark var, başlangıç anları her zaman aynı saate güne denk gelmiyor. Dolayısıyla bugün, son 9 ayın ardından şöyle düşünüyorum;

Yaşam, sen onu kontrol etmeye çalışmadıkça daha güzel akıyor. Bazı hikayelerse başlığı kadar güzel olmuyor. Ama işte deneyip görmeden de insan neyi sevip sevmediğini anlayamıyor. Hayat, uzaktan izlenmesi gereken bir akvaryum değil. İçine balıklama atlanması gereken, yeri geldiğinde suyun altına dalıp suda yaşayan canlılarla vakit geçirebileceğin, yeri geldiğinde de üzerine yatıp suyun seni götürmesi gereken yere doğru götürebilmesi için kendini bütünüyle teslim etmen gereken bir okyanus.

Belki o nedenle bu yıl ilk defa yılbaşını düşündüğümde, dünya üzerinde yaşayan herkesin hep beraber aynı anda okyanusa atlamasını gülümseyerek imgeleyişimin nedeni budur. 2021’in bizi hep uzaktan seyretmekle yetindiğimiz okyanusu ayağımıza kadar getirmekte oluşu ile ilgilidir bu. Belki de o nedenle bu yılki yılbaşında yeni bir yaş alacakmışız gibi hissediyorumdur. Bilemiyorum ama bende sanki sürpriz bir yaşın heyecanı var. Bazen yeni gelen yaşlarda insan, olduğunu sandığı kişi olmadığını, daha o olmaya yolu ve vakti olduğunu anladıktan sonra yeni bir yaşa girer ya hani. Bu yeni yılda gelecek olan yaş öyle değil ama sanki. Daha sakin, daha olgun, daha teslim, daha anlamış, daha görmeye hazır, daha beklentisiz ve daha sahici. Belki bunun nedeni, bu yıl öğrenilenlerin önceki yıllara nazaran çok daha içsel oluşundadır belki de bir süre önce karar verdiğimiz hayatımızdan gereksizlerin elenmesi sürecinin ancak bugünlerde tamamlanabiliyor oluşundadır. Tam cevabını bilemiyorum açıkçası ama şunu biliyorum ki, yavaşlayıp hızlanmanın kendi elinde olduğunu anladığında ruh gerçekten sakinliyor. Geçmişteki hataları görmeye hazır olduğunda ise o hatalardan ilham alıp ilerleyebiliyor. Böylece de kalbine kendi gücünü yeniden hatırlatmış oluyor ve işte o noktada da yaşam her gün başka bir şeye dönüşmeye başlıyor.

İşte bu nedenle belki de bu haftasonuna doğru yeni yıla şunları düşünerek girmeyi planlıyorum ben;

Doğru zaman, sen bir şeyleri istediğin anda değil ancak sen anlayış olarak o şeyin oluşuna gerçekten hazır olduğunda geliyor. Doğru insan ise kendini doğru sevebilmiş oluşun ile ilgili bir şey. Ne zaman kendine yalan söylemeyi bırakıyorsan, o zaman doğruluk başlıyor ve senin için doğru olan insanlar da o zaman sana doğru çekilmeye başlıyor. Doğru yaşam, seçim yapabildiğin ve yaptığın seçimin de peşinden gidebildiğin bir yaşam bana göre. Ve ilginç bir kural var ki bu yaşamın içinde bir yerlerde, istiyorum dediğin olmuyor, olmasa da olur dediğinde ise istediğin şey iki katı hızlı oluyor. Vazgeçmen gerekiyor o nedenle bazı insanlardan, bazı eşyalardan ve bazı duygulardan. Yenilerine yer açman gerekiyor çünkü artık sana yeniler gerekiyor. Yeni şeyler söylemen, yeni şeyler giymen ve yeni insanların yeni enerjileri ile beraber yeni biri olman gerekiyor. Eskiyi eskide bırakman ve konuşman gerektiği yerde de konuşman gerekiyor. Çünkü artık konuşman gereken yerde sustuğun zamanlar da kendine ait olmayan hayatların göçebe özgürlüğü de çok gerilerde kaldı. Çünkü ‘bende olsa ben neler yapardım’ dediğin her şeyin sende olduğunu fark ettin artık.

O nedenle ihtiyacın olmasın artık eski fotoğraflarına, eski anılarına çünkü sen artık o eski sen değilsin. Geçmişte kalan güzellikleri kan ter içinde bugüne sanki yeniymiş gibi taşımak yerine, bugünde yeni baştan yaratmayı dene. Eteklerine tuğla tuğla birikmiş geçmişini gör, onun seni bugüne getirdiğini bil ve ayağını kaldırıp üstünden atla. Okyanusa doğru git. Geçmişin hep seninle zaten. Onu kimse senden çalamaz ama artık eskiyi eskide bırakma vakti. Yükte hafif pahada ağır tüm hayallerini öne çıkarma vakti. Yeni olma, yepyeni olma vakti. Eskiyi verip yerine yenisini alma vakti. Kısacası, seninle beraber 2021’e geçiş yapabilecekleri ince eleyip sık dokuyarak seçme vakti.

2020’nin son Pazartesi’sinden yıla bu cümlelerle veda ediyorum ben ve sizlerin de yeni yılını kutluyorum. 2021’de yeniden görüşmek üzere..

Diğer Yazıları

İlk sanal fuarı sonrası rakamlarla Contemporary İstanbul

Geçtiğimiz hafta, bu yıl 15’ncisi düzenlenen Contemporary İstanbul’un bu seneki fuarına ilişkin olan son canlı yayınına ve de eşzamanlı yapılan online turuna katıldım. Böylelikle de 19 Aralık’ta VIP önizlemesi ile başlayan fuar, 6 Ocak itibariyle son bulmuş oldu.

Devamını Oku 13.01.2021

Neye sahip olduğunu kaybedince anlarsın...

 “The Hundred” dizisi baştan sona 2 aylık bir yolculuktu benim için. Bana hatırlattığı, hayalimde canlandırmama yardımcı olduğu ve de hayat adına yeni sorgular yapmamı sağlayan pek çok şey vardı içinde. Zamanın farklı gezegenlerde farklı akışı konusu bu dizi sayesinde insanın kafasında iyice yerli yerine oturuyor. Dinler, farklı topluluklardaki farklı inançlar, 7 büyük günahın derin anlamı, insanın kendi karanlığında kaybolmadan kendi ile karşılaşamayacağı konusu, yapay zekanın neden korkutucu olabileceği, dünya dışında yer alan maden arayan uzay araçlarının gerçekte nasıl olabileceği, dünyanın sonu senaryoları, yaşam öncesi ve sonrası kuramları, ölümsüzlüğün başka bir bakış açısı ile ne olabileceği, Tanrılar ve ihtişamlı zenginlik arayışlarının bitmez bilmeyen iştahı, yaşamda kalmak için yapılması gerekenlerin ağırlığı, solucan deliklerinin zaman ve mekanı yok eden sihirli gerçekliği, görünmez olma fikrinin son derece olası bir kombinasyonu, gezegenlerarası köprü kuran kutsal sembollerle bezeli taşların sana feleğini şaşırtışı ve de yaşamın bildiğin gerçekliğinin ardında kalan gerçeküstü hali ise dizi sonrası aklımda kalan, bir takım düşüncelerdi. 

Devamını Oku 15.12.2020

Geleceğe giden yol, geçmişten geçer

SALT Araştırma ve Programlar Yardımcı Direktörü Lorans Tanatar Baruh ile bir akşam üzeri SALT Beyoğlu’nda buluşuyoruz. Buluştuğumuz ilk an bana doğru eğilerek yanından geçen kalabalığı gösteriyor ve “buradalar !” diyor. “Sergisini yaptığımız Köpe Ailesi Amerika’dan bu sergiyi gezmek için gelmişti, tam da sizin gelişinize rastladı..” dediğini duyar duymaz ben de “ne duruyoruz.. hemen gidip fotoğraf çektirelim o halde, kaçırmayalım bu anı…” diyorum. Bunun üzerine Köpe Ailesi ile tanışıyorum ve beraber SALT Beyoğlu'nun önüne, İstiklal Caddesi'ne çıkıyoruz. Maskeli oluşumuzdan ötürü hiçbirimizin gülümsemesi objektiflere yansımıyor olsa da biz o an tarihe tanıklık ettiğimizi bilerek kocaman bir gülümsemeyle bakıyoruz objektife...

Devamını Oku 07.12.2020
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS