Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

7000 yıllık Karkamış'ın 100 yıl sonra birleşen parçaları

08.02.2026 Pazar | 10:38Son Güncelleme:

Sergiye müzenin Taş Eserler Salonu'ndan giriş yapıyorsunuz. Sizi sağ kolda ilk karşılayan eserlerden biri kireçtaşından yapılmış bir Aslantepe Kapı aslanı. (M.Ö. 1200 - 700)

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu aslanın hemen arkasındaki koridorda ise Uzun Duvar Ortostatlarını (genellikle bir duvarın alt bölümüne yerleştirilen, yükseklikleri derinliklerinden çok daha fazla olan kare biçimli taş bloklar olarak tanımlanıyor) geçerek üzerinde Güneş Tanrısı ve Ay Tanrısı (isimleri hiyerogliflerle de yazılmış) olan bir aslanın üzerinde durduğu M.Ö. 10. yy.'a ait büyük bir ortostata ulaşıyorsunuz.

Sergide konservasyon çalışmaları tamamlandıktan sonra ilk kez ziyaretçiler ile buluşan toplamda 9 ortostat var. Savaş sahneleri ile kral tasvirleriyle bezeli bu ortostatlardan 7'si 1911 - 1914 yılları arasında bölgede yürütülen eski İngiliz (British Museum) kazılarında bulunan parçalardan oluşuyor. Bu eserlerin eksik bölümleri ise 2011 yılından itibaren gerçekleştirilen Türk - İtalyan ortak kazıları sırasında gün yüzüne çıkarılmış. Yani kazıların başladığı ilk tarihten 100 yıl kadar sonra konservasyon ve restorasyon çalışmaları tamamlanan 9 ortostat tüm parçalarını ilk kez bu sergide birleştirmiş durumda.

***

Bologna Üniversitesi, Karkamış Höyük Türk - İtalyan Arkeolojik Kazı Başkanı Prof. Dr. Nicolo Marchetti izlediğim bir belgeselde (Karkamış kazılarına ilişkin bu belgesellere youtube üzerinden ulaşabilirsiniz.) Karkamış Antik Kenti'nin hem Türkiye'nin hem de Orta Doğu'nun en önemli kazı merkezlerinden biri olduğunu çünkü dönemin ilk imparatoru olan Büyük Şuppiluliuma'dan sonra M.Ö. 14. yy. ortalarında hüküm süren Büyük Hitit Kralı'nın döneminde imparatorluğun en önemli kentlerinden biri haline geldiğini söylüyor. O dönemde başkent Çorum bölgesindeki Hattuşa'dan sonra burası imparatorluğun ana merkeziymiş. Aynı zamanda Fırat Nehri'nin kolayca geçebildiği sayılı geçitlerden birine de sahip olduğu için son derece önemliymiş.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

7000 yıllık Karkamışın 100 yıl sonra birleşen parçaları

Ortostatların dışında sergide yer alan vitrinlerde bulunan, Hitit kültürünün egemen olduğu M.Ö. 1300 - 700 yılları arasına tarihlenen 57 eser zaten size o dönemin toplumuna dair hem sanatsal hem de siyasal açıdan oldukça önemli bilgiler taşıyor. (Bu arada geçici sergi için vitrinlerde yer alan 57 eserin İngiliz kazılarına ait parçaları İstanbul ve Ankara'daki müzelerden, Türk - İtalyan ortak kazılarına ait parçaları ise Gaziantep'teki müzeden getirilerek sergiye eklenmiş.)

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Örneğin Marchetti basın toplantısı sonrası bize sergi alanının tam ortalarında yer alan M.Ö. 10. yy.'a tarihlenen Fırtına Tanrısı Figürini ile mühürlerin olduğu bölümde, Gaziantep Müzesi'nden getirilen, yönetim kademesini üstlenmiş 2 kadının mühür baskılı mühürlemelerini göstererek hikayelerinden bahsetti. Bu iki kadın hakkında mühürlerin üzerinde "bu iyi/güzel mühür varlıklı kadın Matiya'nın ve varlıklı kadın Piyama-Al(l)anzu(wa)'nındır." şeklinde bir cümle yer alıyormuş. Sergi kataloğunda ise bu bilgi şöyle açıklamış: "Mührün iki kadına ait olması, Hitit toplumunda İmparatorluk Dönemi'nde kadınların üstlenebildiği ekonomik rolün ve - artık bildiğimiz üzere - İmparatorluk sonrası dönemlerde de bu rolün sürdüğünün başka bir kanıtıdır."

Bu bölümde yer alan ve yine Gaziantep Müzesi'nden getirilen Silindir Mühür ise serginin afişinde de yer alan boyutları ve de işçilik kalitesi bakımından serginin öne çıkan önemli parçalarından biri. (Yapım Malzemesi: Hematit / M.Ö. 13. YY / Geç Tunç Çağı IIB)

Haberin Devamı
Haberin Devamı

7000 yıllık Karkamışın 100 yıl sonra birleşen parçaları

Sergi kataloğunda bu mührün büyük olasılıkla bizzat Karkamış merkezli bir saray atölyesine ait olan yazıtlı silindir olduğu ve de buradaki sahnenin ayakta duran bir Fırtına Tanrısı'nı betimlediği yazıyor. (Fırtına Tanrısı, pek çok kaynakta bolluk ve bereketin simgesi olarak biliniyor. Hem gökyüzünü, şimşekleri, yağmuru, fırtınayı yönetiyor hem de yaşamın koruyucusu olarak kabul ediliyor. Çünkü topraktaki ekinler ve de halkın refahı onun bereketine bağlı. Dolayısıyla hem Anadolu'da hem de Hitit mitolojisinde çok önemli bir yeri var.)

Bu mührün üzerinde ilahiliğin simgesi olan boynuzlu yüksek başlık olduğu ve de sol elinde şimşek demeti tuttuğu için Fırtına Tanrısı olduğu anlaşılmış. Şimşek geleneksel olarak üç parçalı olurmuş ancak burada W biçimli bir formda görünüyormuş. Tanrının sağ eli omzuna dayalı bir topuz tutuyormuş ve de kısa eteğinde bir hançer asılıymış. Yukarı kıvrık burunlu ayakkabılar ise tipik Hitit betimleme geleneğini yansıtıyormuş. Tanrının karşısında ise Büyük Kral yer alıyormuş. Büyük Kral, Tanrının huzurunda tüylü bir takke ve uzun, püsküllü bir giysi giyiyormuş. Sağ kolunu dua jestiyle ileri uzatmış ve elinin üzerinde yaşam sembolü "ankh" yer alıyormuş. Sol elinde ise Hitit metinlerinde "kalmus" olarak adlandırılan, yüksek makamı simgeleyen kıvrımlı bir asa tutuyormuş. Üzerindeki kanatlı güneş kursu ise güneş Tanrısı'nı simgeliyormuş. Anadolu hiyeroglifleri ile mührün sahibinin adı ve mesleği öğrenilebiliyormuş. Bu mühürdeki ünvan "sadık adam/sadık soylu", meslek ise "hekim"miş. Sahnedeki küt burunlu, boynuz benzeri çıkıntılara sahip form yılanı andırdığı için Yunan şifa tanrısı Asklepios'un yılanlı asasını akla getirebiliyormuş.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Diğer bir yandan Karkamış Antik Kenti Koordinatör Kazı Başkanı Prof. Dr. Hasan Peker'in sergiyi gezdiğimiz sırada anlattığına göre burada gördüğümüz Çorum'da icat edilmiş olan Anadolu hiyeroglif yazısı 1000 yıl boyunca Anadolu'da ve Suriye'de kullanılmış bir yazıymış. Suriye ve Mezopotamya'nın geleneği olan çivi yazısıyla ise bu dönemde daha çok isimler, ünvanlar, meslekler yazılırmış. (Bu arada Marchetti'nin hazırlamış olduğu sergi kataloğuna internet üzerinden ücretsiz olarak ulaşabilir ve de dilerseniz buradaki eserlere hızlıca göz atıp, hikayelerini okuyabilirsiniz. Özellikle Peker'in "Karkamış'ta Anadolu Hiyeroglif Yazısı" başlıklı makalesini okumanızı öneririm.)

Sergiyle ilgili olarak ise eserlerin QR kodlar aracılığı ile 3 boyutlu olarak incelenebilmesi, serginin izleyicileri dijital olarak farklı bir iletişim kurmaya davet edişi sergiyi farklı bir boyuta taşımış. Dijital de olsa isterseniz mühürleri avuç içinizde sağdan sola çevirip yakından inceleyebiliyorsunuz. Marchetti bu durumu katalog'ta kendilerini "açık bilim anlayışına köklü biçimde bağlı araştırmacılar" olarak tanımlayarak "bilimsel doğrulukta 3 boyutlu modellerin üretilmesi" şeklinde açıklamış. Serginin 3 boyutlu yaklaşımının yaratıcısı ise Bologna Üniversitesi'nden Jacopo Monastero'ymuş.

Bu arada sergide ortostatların ve de vitrinlerde yer alan 57 eserin yanı sıra bir de kazı çalışmalarına ilişkin tarihi fotoğrafların sergilendiği bir bölüm var. Bazı fotoğraflar 1910'lardan kalma siyah beyaz fotoğraflar. İngiliz kazı ekibinden İngiliz arkeologlar o günlerde buldukları bir ortostatın önünde durarak objektife poz vermişler. Bazılarında ise bu tarihten tam tamına 100 yıl sonra 2010 yılında aynı bölgede Türk - İtalyan kazı ekibinden arkeologlar yeni buldukları bir ortostatın önünde duruyorlar. Bir tanesinde tüm kazı ekibi bir arada gülümseyerek objektife poz vermiş. Bir diğerinde ise yalnızca kazı bölgesi ve de 2024 yılında kazı bölgesine inşa edilen koruyucu çatı var.

7000 yıllık Karkamışın 100 yıl sonra birleşen parçaları

Bu arada bu çatı konusu hem Karkamış kazı başkanı Marchetti'nin hem de Karkamış Antik Kenti Koordinatör Kazı Başkanı Prof. Dr. Hasan Peker'in konuşmalarında fazlaca üzerinde durdukları bir konu. Çünkü çok katmanlı, 7000 yıllık bir tarihi olan Karkamış bu sayede hem korunabiliyor hem de halka sunulabilir duruma geliyor. Bölgenin yaz kış bir açık hava müzesi olarak ziyarete açık bir halde olması da haliyle bölgenin turistik gelişimini olumlu yönden etkiliyor.

Çatı ile ilgili de şu bilgiler önemli. Bu çatı 2015 yılından itibaren Karkamış kazılarının sponsoru olan Gaziantep merkezli büyük bir Türk şirketi tarafından ilk kez Türkiye'de yapılmış ve de bir kadın mimarın imzasını taşıyor. Mimar Ceren Uğurluer bu bölge için hassas mimari çalışma içeren, her yere uyum sağlayabilen, istendiğinde genişletilebilen altıgen bir çatı projesi tasarlamış ve Marchetti'nin anlattığına göre "etkinlik ile abartısızlık arasında mükemmel dengeyi uzun uğraşlar sonucu buldukları ve de başarılı oldukları" bu çatının bir örneği dünyanın hiçbir yerinde yokmuş.

Bize basın toplantısı sonrası eserlerin hikayelerini anlatırken Marchetti herkesi kazı bölgesine özel olarak davet etti ve de Pazar günleri dışında her zaman kazı alanında bulunduklarının bilgisini verdi. Yakın bir zamanda Gaziantep'e bir ziyaret yapmayı düşünüyorsanız sizi Karkamış Antik Kenti'nde bekleyen bir kazı ekibinin olduğunu da bilerek gezilecek yerler arasına Karkamış Antik Kenti'ni de eklemeyi unutmayın.

2 Şubat günü Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde açılan "Fırat Kıyısında Hititlerin Karkamış'ı: Yeni Keşifler ve Yeni Katkılar" sergisini 26 Mart'a kadar ziyaret edebilirsiniz.