Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

Anları anılara çeviren Alavya Kitabı

15.06.2026 Pazartesi | 07:39Son Güncelleme:

Alavya, insanların sevdiği işi yaparsa ne kadar mutlu olabileceğini gösteren sihirli bir mekan. Her odanın ayrı bir ruhu, enerjisi ve de sizi kucaklayıp sarmalama biçimi var. İlginç bir biçimde Alavya'ya her geldiğinizde hangi odada kalıyorsanız o sırada o oda size sizinle ilgili duymaya ihtiyacınız olan şeylerle gelmiş oluyor sanki. Demek istediğim, nasıl bir duygudaysanız o duygunun ihtiyacı olan sarılma şeklini getiriyor size.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Etrafınızdaki herşey size iyi bir insan olmak, iyi bir yaşam sürmek, iyi beslenmek, iyi hissetmek, iyiyi görmek, iyiyi paylaşmak ile ilgili sürekli hatırlatmalarda bulunuyor. Üzerinde kelimeler olan taşlar, içinde yazılar olan tabaklar, bir araya gelince anlam ifade eden kelimeleri oluşturan harfli yastıklar, bornozların içine gizlenmiş "seni seviyorum"lar.. İç mimar ve tasarımcı Hakan Ezer'in imzasını taşıyan her köşe size sevildiğinizi farklı bir biçimde hissettiriyor. Bir mekan, sizi sevdiğini, sizi düşündüğünü, en iyi nasıl gösterebilirse öyle gösteriyor. Karşılama biçiminden, uğurlama şekline kadar. Odaya her geldiğinizde sizin için hazırlanmış ufak ancak kalbe dokunan bir sürprizle karşılaşıyorsunuz. "I feel good" (iyi hissediyorum) yazıyor Alavya'nın girişinde. Alavya'dan dışarı çıkıp her geri geldiğinizde "evet" diyorsunuz kendi kendinize, "ben şu an gerçekten çok iyi hissediyorum." İyi hissetmeyi insana hatırlatıyor kısacası.

Alavya kitabını elime alınca da çok iyi hissettim. Kitap, Rana Erkan Tabanca'nın kendi kaleme aldığı, Alavya'ya dair olan hikayesini anlattığı içten bir yazı ile başlıyor. Kitabın geri kalan bölümlerinde yer alan yazılar ise Andrew Montgomery'nin Londra'daki ekibinde yer alan bir yazarın, Kitty Corrigan'ın imzasını taşıyor.

Anları anılara çeviren Alavya Kitabı

Corrigan bu kitapta bugüne kadar Alavya'nın kimliğinde iz bırakmış, kader değişimine olumlu anlamda etkisi olmuş kişilerle teker teker görüşüp, herkesten Alavya'yı dinleyerek hikayelerini kaleme almış. Ardından bu metinler dünya çapında tanınmış bazı köşe yazarlarının, Alavya'yı uzun yıllardır yaşamlarının bir parçası olarak gören bazı seyahat uzmanlarının ve de bazı konukların yorumları ile beraber kitaba eklenmiş. Egeye, özellikle de Alaçatı'ya özgü yemek tarifleri ise fotoğraflar arasına muazzam bir biçimde gizlenmiş.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

**

Geçtiğimiz hafta, Alavya kitabının lansman gününün sabahında şömineli salondaki koltuklarda oturuyorduk. Kitabın sonlarında bir fotoğrafı olan bu salondaki sırtı objektife dönük duran deri koltukta ben oturuyordum, hilal biçimindeki büyük bej koltukta ise sırasıyla Alavya kitabını fotoğraflayan İngiliz fotoğraf sanatçısı Andrew Montgomery, kitabın Proje Küratörü Zeynep Çiftçioğlu İpekçi ve de Alavya'nın yaratıcısı Rana Erkan Tabanca.

Alavya kitabının bu süreçteki yolculuğunu ve de kitabı ortaya çıkaracak olan ekibi nasıl seçtiklerini konuştuğumuz sırada Rana Hanım Alavya'nın logosunu tasarlayan Emine Hanım'ın (Emine B. Tusavul) fikri sayesinde herşeyin başladığını söyleyerek kitabın ortaya çıkış hikayesini şöyle anlattı bize:

"...Emine, Petersham Nurseries kitabını yapan beyefendiyle neden bağlantı kurmadığımızı sordu. O kitap devasa, harika bir kitaptı. Bizimle çalışabileceğinden emin olamayarak Andrew Montgomery'e ilk e-posta'yı yazdı. Ondan sonra bağlantı kuruldu, görüşmeye başladık ve sonrasında da Zeynep iletişime geçti.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bu yıl Alavya'nın 14. Yılı ve bu bizim 10. yılımızdan beri kurduğumuz bir hayaldi. Geride bir şey bırakmak istiyorduk. Kitap bir miras; geleceğe bıraktığınız bir miras aslında. Yani bugün bakması keyifli, ilginç ve güzel; ama yıllar yıllar sonra, biz bu dünyada artık yokken bile kitap hep kalacak, biliyorsunuz. Çünkü hizmet sektöründe her şey kaybolup gidiyor. Tamam, insanlar mutlu oluyor, mekân güzel oluyor, ama sonra her şey uçup gidiyor; hiçbir şeye tam anlamıyla tutunamıyorsunuz. Ama kitap öyle değil. Kitaplar yaşadığı sürece o da yaşamaya devam ediyor. Bu yüzden böyle bir miras, bir imza oluşturmak ve insanların bize gelmesi yerine bizim insanların evlerine girmemizi sağlamak istedik.."

Ardından kitabın içinde yer alan, dört mevsim için ayrılmış olan bölümlerden ve de Alavya'yı Alavya yapan herşeyin, herkesin bir şekilde kitapta yer alabilmiş olduğundan konuşmaya başladık. Kitabın ilk 300 baskısı, Alavya'nın ruhuna hakim olan, düşüncesine önem verdikleri toplumun farklı kesimlerinden tanıdıkları kişilere gönderilmiş. Bu kişilerden en çok aldıkları ortak yorum ise fotoğrafların burayı çok iyi yansıttığı üzerineymiş. Kitabı incelerken sanki bir anda buradaymış gibi hisseden veyahut kitabı kapatıp ilk uçağa atlayıp hemen Alavya'ya gelmek istediğini söyleyenler olmuş.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Andrew Montgomery, Alavya'ya her mevsimde bir kez gelmiş, 4 veya 5 gün kaldıktan sonra da Londra'ya geri dönmüş. Yani bugüne kadar, kitabın hazırlığı süresince çekilmiş olan tüm fotoğraflar toplamda 3 haftalık bir süreçte çekilmiş. Bu sayede de Alavya'nın 4 mevsim yaşanan zamansız bir yer oluşu rahatlıkla fotoğraflara yansıyabilmiş.

Montgomery, kitaptaki fotoğrafların hikayeleri üzerine konuştuğumuz sırada, Alavya'daki tüm ekibin her anlamda fotoğraflar üzerindeki katkısının çok fazla olduğunu söyleyerek şöyle anlattı o süreci:

Haberin Devamı
Haberin Devamı

"Bu tip projelerde her şeyi, bütün dönemleri ve bütün zamanları kapsayacak şekilde yakalamak imkânsıza yakındır. Bir kitap yaptığınızda, sadece kendinize şunu söylersiniz: Bunu yapacağım; o yeri, o zaman dilimi içinde yakalayacağım. O yıl içinde ya da o 18 ay içinde. Hepsi bu. Çünkü insanlar ayrılır, şeyler değişir, dekorasyon ve diğer her şey değişir; bunun olmasını durduramazsınız. Bu yüzden kitap, kelimenin tam anlamıyla o zamanın ve o yerin bir kaydıdır. İnsanlar kitabı ellerine aldığında, elbette içinde değişmemiş pek çok şey olacaktır; ama değişmiş şeyler de olacaktır. Bu yüzden kitap hem orada olan ve değişen şeylerin, hem de hiç değişmeyen bazı şeylerin bir yansımasıdır."

Rana Hanım kitabı ilk kez gördükleri andan bahseserken, o sırada Londra'da olduklarını ve de Montgomery'nin kitabı bilgisayarında sıralanmış hâlde gösterirken hissettiklerini şöyle anlattı bize:

"Kitabın tamamı sırayla duruyordu. Erol ve ben vardık; eşim ve ben. Andrew kitabın tümünü gösterdikten sonra mutluluktan ağladım. Ruhu o kadar iyi yakalamıştı ki. Demek ki bu olması gereken bir şeymiş.."

Rana Hanım bu durumu, yani Montgomery'nin tarzını ve de çalışma şeklini büyük bestecilerin müziği daha yazmadan önce duymalarına benzettiğini, fotoğrafları çekmeden önce bütünü görme yetisi olduğunu söyleyince Montgomery kitapla ilgili olarak her şeyi, olması gerektiğini hissettiği şekilde bir araya getirdiğini ve sıra sunum aşamasına geldiğinde de yalnızca dört beş fotoğrafın değiştiğini, geri kalan herşeyin ise kendi kurgulamış olduğu şekliyle kaldığından bahsetti.

Kitabın Proje Küratörü ve aynı zamanda da Alavya'nın Pazarlama ve İletişim Direktörü Zeynep Hanım ise en başından itibaren tüm süreçlerde Montgomery ile beraber çalışmış. Kitapta gördüğünüz her karenin arkasında, o karedeki duygunun fotoğrafa aktarılmasında Zeynep Hanım'ın izi var. Singing in the Rain'den (beyaz şemsiyeli siyah beyaz havuz fotoğraflarından), Autumn Leaves'e (sonbahar yapraklarının göründüğü romantik karelere), içinde balık olan dondurma külahından, sükûnet duygusunu çok derinden hissettiğiniz kışın çekilmiş siyah beyaz sahil fotoğrafına ya da buruşuk çarşafları olan yapılmamış yatak fotoğrafına kadar...

Bunun üzerine, bu bilgiye sahip olarak Andrew ile beraber çekimler sırasında yaşadıkları ilginç bir şey olup olmadığını sordum. Zeynep Hanım ilk olarak housekeeping fotoğrafından bahsetti. Anları çok iyi yakaladıklarını söyleyerek şöyle anlattı:

"Mesela housekeeping’i, oda temizliğini nasıl yakalayacağımızı düşünüyordum; zor bir şey. Ama Andrew yine bir sahne yarattı. Temelde ne yapıyorlar? Mesela yatağı yapıyorlar. Bir yatağı kaç kez yaptığımızı hatırlamıyorum bile; sadece o an için, çarşafın havaya atıldığı o an için. O anı yakaladı; çarşaf havada süzülürken, o kadar doğal görünüyordu ki. Bu onların doğal dünyasıydı ve o an yakalandı. Bizim odaklandığımız anlar bunlardı.."

Ardından Montgomery de bu anı şöyle tarif etti:

"Fotoğrafçılık budur zaten. Henri Cartier-Bresson 'karar anı'ndan bahseder. Yakalanan o tek saniyelik andır ve bu çok doğrudur. Çok geçicidir. Bu yüzden videodan çok farklı bir mecradır. Bir video izlersiniz; evet, sürekli geri sarabilirsiniz ama o ana aslında geri dönemezsiniz. Fotoğrafta ise o an hep oradadır. O an daima oradadır. Kitap da bu anlarla dolu."

Zeynep Hanım bu kitabı ortaya çıkarmaya çalışırken geçen 2 yıllık süreçte Montgomery ile beraber çalışmayı bir uçağa binmeye benzettiğini söyleyerek şunu söyledi bize: "Emniyet kemerinizi takıyorsunuz ve Andrew’un kanatları altındasınız. O andan itibaren hiçbir şeyi düşünmenize gerek yok; çünkü o bütün senaryoyu baştan sona planlıyor. Bu müthiş bir duygu. Çünkü yaptığımız her şey, her şeyin birlikte oluşturduğu bütün bir kombinasyondu."

Bu sırada Andrew Montgomery, kendi kitaplarını yapmak ve de bu süreçteki tam kontrol kendisinde olsun istediği için Montgomery Press’i bağımsız bir yayıncılık olarak kurmuş bir fotoğraf sanatçısı. Bunun anlamı; bir kitabı ortaya çıkardığı zaman o kitabın fotoğraflarını çeken de kitabı kurgulayan, editörü bulan kişi de kendisi. Bu yüzden kitap özünü hiçbir zaman kaybetmemiş oluyor. O günkü sohbetimiz sırasında Montgomery bu hikayeyi bize uzun uzun anlattı. İlk olarak Alavya ile yolunu kesişmesini sağlayan Petersham Nurseries kitabını hazırladığını, ardından Winter Gardens'ı sonra da çeşitli ödüller kazandıkları The Irish Bakery gibi kitaplarla devam ettiğini söyledi. Uzun lafın kısası Alavya kitabını bu nedenle online olarak iki adres üzerinden tedarik edebiliyorsunuz. Bunlardan biri Montgomery Press diğeri de Alavya Shop. Kitabı fiziken görerek satın almak isterseniz de bu iki adres dışında Minoa Book Store'larda yer alıyor.

O günkü sohbetimizin başında Montgomery'nin aynı benim gibi Alavya ile ilk kış mevsiminde tanışmış olduğunu öğrenince kendisine fotoğraf sanatçısı kimliğinin ötesinde buranın kendisine ne hissettirdiğini merak ettiğimi söyleyerek "Alavya sizin kalbinize, ruhunuza nasıl dokundu peki?" diye sordum. Bana şöyle bir yanıt verdi:

"Bu, eve gittiğinizde hissedebileceğiniz bir duygu gibi. Eve geldiğinizde, o eve dönme hissi vardır. Bence Alavya insanlara bunu veriyor. Samimi, cana yakın. İnsanlar size sanki akrabalarıymışsınız gibi davranıyor. Benim hissettiğim bu. Buraya geri geldiğimde herkes elimi sıktı. Beni gördüklerine gerçekten sevindiler. Ben de onları gördüğüme sevindim. Çok sıcak. Bence Alavya’nın özü bu.."

Rana Hanım, işte bu yüzden kendilerine "Mutluluk Fabrikası" dediklerini, mutluluk ürettiklerini söylerek şöyle bir eklemede bulundu:

"Son okuduğum kitap (Sacred Economics) vermeden almanın mümkün olmadığını anlatıyor. Biz Alavya'da bunu yapmaya çalışıyoruz. Hayatta ne yaparsanız yapın, doğru insanlara sahipseniz, içten gelen, kendini gerçekten veren insanlara sahipseniz hikaye zaten olması gereken yere gidiyor. Alavya’da da o enerji var; doğru insanları tutuyor. Kitap da her şeyden çok, doğru insanların doğru projeyle buluşmasıydı.

Alavya’da 25 odalı bir otel kitabını istemememizin nedeni arkasında bir hikayenin olması. Yoksa amacımız reklam yapmak değil. Buna ihtiyacımız yok. Zaten de hiç yapmadık. İlk günden beri, 14 yıldır. Tüm amacımız sadece burada yaşanan hayatın bir kesitini yansıtmaktan ibaret."

**

O şömineli salonda yaptığımız keyifli kahve sohbeti sonrası Alavya'nın bahçesinde gerçekleşen Alavya kitabının lansmanı ise tek kelimeyle muazzamdı. Yeni bir sezon başlıyordu ve de Alavya'nın bahçesi yazlarını Ege bölgesinde geçiren Alaçatılılarla doluydu. O geceye dair herkesin çok güzel ve de çok mutlu olduğunu hatırlıyorum. Işıl ışıl bir geceydi. Mutfaktan sürekli farklı ebatlarda ve de şekillerde renkli pastalar çıkıyordu. İki kişi bir tepsiyi iki ucundan tutmuş, çiçeklerle süslü, bir sanat eserinden farksız pastaları (bunlardan biri kitapta da tarifi olan çilekli ve papatyalı pastaydı)
davetliler için hazırlıyordu. Masalsı bir andı. Zamanın ötesindeki bir yaşamda hepberaber sevgi dolu yaşamış bir topluluğun, bu zamanda yeniden buluşması ve de yaşamın biricikliğini kutsaması gibi bir histi. Geçmişin geleceğe zarifçe bağlanışına en güzel şekilde tanıklık ediyordunuz sanki.. Ve bu öyle tanıdık bir histi ki..

**

Kitap bana Mayıs ortası ilk ulaştığında etrafında saf ketenden bir bağ vardı. O bağın arasında ise bir yeşil dal bir de beyaz bir çiçek duruyordu. O bağı açınca da karşınıza kitabın ilk baskısının iletildiği o şanslı 300 kişiye hitaben yazılmış olan bir mektup çıkıyordu.

Anları anılara çeviren Alavya Kitabı

Mektup, Alavya'nın, bir macera, bir hayal, bir his olduğunu söylüyor ardından da geçtiğimiz yıl, 2025 yılında Michelin Guide tarafından konaklama deneyiminde mükemmelliği simgeleyen "Michelin Key" ile onurlandırıldığı haberini veriyordu.

Montgomery'nin, Alavya'nın hareketli havuz sularının turquaz rengi taşlarının üzerinde dalgalandığı sırada çekmiş olduğu fotoğraflarla başlayıp sona eren kitabı kapattığınızda ise karşınıza tırnak içinde bir cümle çıkıyordu:

'A way of being, a lifestyle, an oasis of love' (bir varoluş biçimi, bir yaşam tarzı, bir sevgi vahası)

Bu iyilik ve sevgi enerjisinin başta Türkiye'ye ardından da tüm dünyaya örnek olması dileğiyle..

*Alavya'ya dair anlatılacak çok daha fazla şey var aslında ancak bu ne yazıkki tek bir köşe yazısı ile mümkün değil. O nedenle amacını aşmaması gerektiğine inanarak yazıyı burada noktalıyorum. Neyseki artık Alavya Kitabı var. Bu sayede Alavya'ya dair herşey bu kitapta sonsuza dek yaşayacak.