Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

Askerlikten yadigar renk kırmızı..

08.11.2025 Cumartesi | 13:39Son Güncelleme:

Son derece içgüdüsel bir biçimde gittiğim sergilerin bende bıraktığı iz başka oluyor. Bu bir davet değil diyorum kapıdan içeri girerken. Kimse bana gel demedi. Buraya kendiliğimden geldim. Görünmez bir şey beni tuttu çekti ve buraya kadar getirdi. O yüzden buradan farklı çıkacağım, biliyorum.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Geçenlerde Ankara'daydım. Cer Modern'deki sergileri görmeye gittim. Habip Aydoğdu'nun "Yaşanmamış Tarihe Notlar" isimli sergisine girdim. Başta herşey normal başlıyor. Fakat sergi içinde ilerledikçe eserlerin ötesinde sizi bir kaç yerden birden çarpan çok daha başka bir şeyle karşılaşıyorsunuz.

Sergi alanında minicik bir ekranda dönüp duran 4 dakikalık bir video var. Habip Aydoğdu atölyesinde, elleri boya içinde. Yeri geliyor kendiyle ilgili yeri geliyor yazıları ile ilgili yeri geliyor sergideki eserleri ile ilgili bir şeyler anlatıyor.

Askerlikten yadigar renk kırmızı..

Çok gerçek. Çok derin. Çok duygulu ve de çok tanıdık cümleler. Yalnızca buradaki anlatımından, Aydoğdu'nun duyguya, ruha ve bilinçaltına karşı olan merakını görebiliyor, hayatı anlamlandırma biçimine saygı duyuyorsunuz.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sergide pek çok resim ve heykel var. Bir Van Gogh sandalyesi var. Taş bağlanmış kayaklar var. "Göz yaşı" adını taşıyan yanıp yanıp akmış kırmızı bir mumu anımsatan büyük bir heykel var. O heykelin yakınına girince farklı şeyler hissediyor, şöyle şeyler diyebiliyorsunuz;

"yakıcı bir gözyaşı, ateş gibi yakan, alev alev kavuran bir acının ardından dökülmüş kanlı gözyaşları, baksana eritmiş doğduğu yeri de düştüğü yeri de, bunlar bitmeyen gözyaşları.."

Sergide yoğun renk kırmızı. Ardından siyah ve beyaz geliyor. Yer yer sarı ve maviler de varlar ama şöyle bir geneline baktığınızda serginin, aklınızda kalan renk yalnızca kırmızı.

Videonun bir yerinde Aydoğdu "ben her rengin ressamıydım aslında ama.." diyor, sonra da "... zamanla sanatçılar kendisine ulaşmak için bir şeyleri elemeye başlıyor.." diye cümlesine devam ediyor. Ardından da derdini en iyi anlatan, sığındığı rengin kırmızı olduğunu açıkça itiraf ediyor.

Habip kırmızısı diye geçen bu sığınak kırmızı renk ise aslında Aydoğdu'nun askerlik yıllarına dayanıyor. Okuyup öğrendiğim hikayenin kısa özeti şöyle;

Aydoğdu askerde bir gün resim yapacak, bir şeyler çizip boyayacak, hiçbir şey bulamayınca eline bir ıstampa mürekkebi geçiyor. Başlıyor onunla boyamaya yaptığı resmi. Sonra o günden başlayarak bugüne kadar zamanla bu renk onun rengi olmaya, onunla anılmaya başlıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Yani bir istampa mürekkebi bu rengin ana kaynağı..

Bu hikayeyi bilince tabiki de sergideki eserlere bakışınız değişiyor. Kırmızı renk, burada hem çok saf ve masum hem de bir o kadar yüksek tansiyonlu hissettiriyor.

Askerliğe dair iyi kötü her tür duyguyu içinde barındıran askerlikten yadigar renk kırmızı..

Askerlikten yadigar renk kırmızı..

Videonun bir yerinde diyor ki Aydoğdu:

"..İsyanlarım var, sevdiğim insanlara göndermeler var, kızdığım insanlara göndermeler var, hayata gönderme var, yaşananlara gönderme var, bir sürü şeyi yaşayamadım.."

Bu nedenle serginin adı "Yaşanmamış Tarihe Notlar" ve bu ad sorduruyor size çaktırmadan:

"Ben hayatımda neyi yaşasaydım daha çok ben olurdum?" diye. Sonra o yolun tam tersi istikametine doğru yürütüyor ve bu defa da "Peki ya neyi yaşamasaydım daha çok ben olurdum?" diye sordurtuyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bana göre yok cevabı bu iki sorunun.
Onun yerine şöyle bir düşünce var.
Yaşamımda tek bir şey farklı olsaydı bugünkü bana dair hiçbir şey bugünkü gibi olmazdı, ben olmazdım. Mükemmel hatalar yapmalıydım, derin karanlıklarda yol almalıydım, hayatı ve kendimi tahmin edemeyeceğim hikayelerin içinden geçerek anlamalıydım. O yüzden herşey tam olarak böyle olmalıydı. Ne bir eksik ne bir fazla. Tam olarak böyle olmalıydı..

Sergi sonrası ne hissediyordun, kendinle nasıl bir iç hesaplaşma yaptın, bir kaç cümle yazsan ne yazarsın deseniz bana, sanırım şöyle cümleler çıkar kalbimden;

"Bir ara hiç tanımadığım biriydim ve günler yalnızca gecelerden oluşuyordu
Nasıl kaçacağımı bilemediğim uzun tüneller vardı ve etrafta tanıdık kimse yoktu
Tüm kelimelerimi ve sesimi kaybetmiş gibiydim, dolayısıyla konuşamadım
Ancak kendimi her kırıldığım yerden yeni baştan yaratmasını böyle başardım."

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Mustafa Ağatekin'in küratörlüğünü üstlendiği Habip Aydoğdu'nun bu güçlü sergisini 14 Aralık'a kadar Cer Modern'de ziyaret edebilirsiniz.

Cer Modern Flow Dijital sahne: "Theo'ya Mektuplar"

Cer Modern'in cafe'sinin tam karşısında bir dijital sahne var. Müzeye girmeden hemen önce buranın önünden geçiyorsunuz. İçeri girmek isterseniz 45 dakikalık seanslardan biri için bilet almanız gerekiyor. İlk seans 13:00'te ve çocuklar için olan bu seans normal seanstan biraz daha kısa. Çocuklar rahatsız olmasın diye bazı bölümler (kulak kesme bölümü gibi) çıkarılmış.

Askerlikten yadigar renk kırmızı..

İçeri girdiğinizde bir sanat tarihçisi hanımefendi karşılıyor sizi ve kısaca Van Gogh'tan bahsetmeye başlıyor. (Van Gogh'un ve kardeşi Theo'nun hikayesini bilmeyenler için güzel bir girizgah.)

Van Gogh'un odasının bol ışıklı bir dekoru var karşınızda. Bu dekorun hemen yanındaki duvarın bir kısmını yapay ayçicekleri kaplamış.

Sanat tarihçisi hanımefendi sarı rengin Van Gogh için mutluluğun bir simgesi olduğunu söyleyerek anlatımını bitirince seansın diğer katılımcıları ile beraber perdelere doğru hareket ediyorsunuz. Perdeyi açıp içeri adım atmak ise sahneye çıkıyormuş gibi bir his veriyor size.

İçerisi biraz karanlık.. Dikdörtgen bir alanın içindesiniz. Girişin sol yanında (içinde bulunduğumuz dikdörtgenin kısa kenarında) tüm duvarı kaplamış, alana derinlik veren bir ayna var. Geri kalan 3 duvarda ise ışıklar ve müzikler sürekli değişiyor.

Buradaki müzik ve görüntüler çok etkili. İnsanı hızla içine alan kuvvetli bir akış var. Van Gogh'un hayat hikayesini biliyorsanız ve de üzerine biraz olsun okumuşluğunuz varsa bu akışa çok daha kolay kaptırıyorsunuz kendinizi. Duygu yoğunluğu fazla ve zaman bu alanda çok hızlı.

45 dakika bir çırpıda geçiveriyor ve dışarı çıktığınızda, içerinin değişken loşluğu ve de yoğun karanlığından sonra geceye devam edecekmişsiniz gibi düşünürken bir anda daha yaşanacak koskoca aydınlık bir güne yeni uyanmış gibi oluyorsunuz.

Ben, Vincent Van Gogh'un mektupları ve tabloları arasında çok boyutlu olarak gezinebildiğim, çok iyi bildiğim ancak bana ait olmayan bir hikayenin tam ortasında, sahnedeymiş gibi hissettiğim böyle bir dijital gösteri alanını en son Budapeşte'ye bir seyahatim sırasında "Van Gogh The Immersive Experience"ı deneyimlemiş ve çok sevmiştim.

Bu sırada Cer Modern'in, Reotek işbirliği ile gerçekleştirdiği Flow Dijital Sahne Tasarım Direktörü Alper Akdağ ve ekip arkadaşları ile seans çıkışında bir araya geldim. Onlardan biraz projenin hikayesini dinledim. Çok heyecanlı ve de mutlulardı. "Theo'ya Mektuplar" dijital sergisinin Müzik Direktörlüğünü Türkiye'nin en genç orkestra şefi unvanına sahip, 2020 yılından bu yana Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şefi (müzik direktörü) olan Cemi'i Can Deliorman üstlenmiş. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir deneyim.

"Sevgili Theo"yu, Cer Modern'in diğer bir güncel sergisi olan Ebru Yılmaz Küratörlüğündeki Zeki Demirkubuz'un "Hayatta ve Fotoğrafta en iyi pozu yalnızlar verir" fotoğraf sergisi gibi 30 Kasım'a kadar Cer Modern'de ziyaret edebilirsiniz.