Hikayenin orada yer almayan kısmı ise şöyleydi...
Sanatçı Amelie Strömer ilk 2024 yılında ziyaret etmiş Baksı Müzesi'ni ve o ziyaret sırasında da müzenin, çağdaş sanatı yerel kültür, zanaat ve kırsal yaşamla buluşturan yaklaşımından çok etkilenmiş. Ardından da Baksı Müzesi ile Düsseldorf Sanat Akademisi arasında bugünkü Ütopya Atölyeleri'ne kadar uzanan bir işbirliği başlamış. Almanya, Türkiye ve Çin'den gelen genç sanatçılar Strömer'in girişimi sayesinde Bayburt'ta ortak bir üretim sürecinde buluşarak eserlerini üretme yolculuğuna çıkmışlar.
Düsseldorf'tan gelen atölye katılımcılarının (Juri Maaß, Markus Henschler, Amelie Chioma Versch, Melissa Serifoglu, Yuhan Ke, Yihan Wang, Zoe Cathérine Garcia, Yvonne Feder, Chris Sauer, Anna Orlinski ve Anna Francesca Fuhrich) büyük bir çoğunluğu Türkiye ile ilk defa bu program sayesinde tanışmış ve de katılımcılar burada geçirdikleri süre boyunca müzenin yanında konaklayarak üç ayrı atölyede çalışmalarını sürdürmüş.

Program içerisinde ise öğrenciler atölyelerin yanı sıra Soğanlı Dağları başta olmak üzere bölgenin farklı noktalarını ziyaret ederek, Bayburt'un coğrafyası, insanı ve gündelik yaşamıyla doğrudan ilişki kurma fırsatı elde etmişler. Bu sayede burada yaratılan eserler bu topraklarda yaşamış oldukları karşılaşma ve deneyimlerin izini taşıyan eserler olmuş.
Bundan sonrası için, atölye sonunda ortaya çıkan çalışmaların Almanya'da düzenlenecek bir sergi ile izleyiciyle buluşması planlanıyormuş. Bu programın Bayburt'un ardından uluslararası sanat ortamında yolculuğunu sürdürecek olması ise bu işbirliğinin en güzel taraflarından birisi olarak ortaya çıkmış.
Programın adı olan "So Close So Far" yakınlık - uzaklık kavramlarından geliyormuş ve de bu uluslararası atölye programının asıl amacı yabancı bir coğrafyada birlikte üretmenin, farklı kültürlerle karşılaşmanın ve de dostluklar kurmanın dönüştürücü gücünü araştırmakmış.
Baksı Müzesi'nin Kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan bu programın ardından "Baksı'da önemli olan yalnızca eser üretmek değil; farklı kültürlerin bir arada yaşayarak birbirini anlaması ve yeni düşünme biçimleri geliştirmesidir." diyerek bu atölyenin tam olarak bu anlayışın güncel bir yansıması olduğunu dile getirmiş.
Buna ek olarak da Baksı Müzesi'nin yıllardır çağdaş sanat ile yerel bilgi arasında karşılıklı bir öğrenme zemini oluşturarak müzenin "merkezin çevreye ulaştığı değil; çevrenin kendi birikimiyle merkeze yeni bir bakış sunduğu bir karşılaşma alanı" olduğunu söyleyerek uluslararası sanatçılara ilham vermeyi sürdürdüğünün altını çizmiş.
İnsanı iyi hissettiren, ne kadar güzel bir haber değil mi?
Ütopya Atölyeleri zaten geleceğe heyecanla baktıran, umut dolu bir program. Son 3 yıldır Temmuz - Ağustos aylarında Baksı Müzesi'nde gerçekleşiyor ve de sanat öğrencileri ile yaratıcı üretim süreçlerine ilgi duyan herkesi Bayburt'a davet ediyor.
Duyurularda yapılan açıklamalarda ise Ütopta Atölyeleri şu şekilde tanımlanıyor: "Çağdaş sanatın güncel tartışmalarını merkeze alan, geleneksel usta-çırak ilişkisini günümüzün disiplinlerarası yaklaşımıyla yeniden yorumlayan 5 günlük bir program."
Bu arada Eylül'e kadar Baksı Müzesi'ni ziyaret etmek isterseniz müzede Ütopya Atölye'lerinden kalan izlere tanıklık etmenin yanında Ebru Uygun'un Temmuz başı açılan "Aşk Çiçekleri Açar Bu Topraklarda" sergisini de gezebilirsiniz. Kendisinin Baksı Müzesi'ndeki bu kişisel sergisinde uzun yıllara yayılan yüzey, madde ve zaman araştırmaları yer alıyor. Serginin davet mektubunda ise şöyle güzel bir cümle bulunuyor:
"Sanatçının belirli bir zamana ya da mekâna ait olmayan yüzey manzaraları izleyiciyi doğanın belleği, dönüşümün estetiği ve zamanın görünmez izleri üzerine düşünmeye çağırıyor."

Bilmeyenler için Ebru Uygun, Kingston Üniversitesi, Sanat ve Tasarım bölümü ve Brighton Üniversitesi İllüstrasyon Bölümü mezunu olan, İstanbul'da yaşayan bir Türk sanatçı. Eserlerinin bazıları bugüne kadar İstanbul Modern, Museum Haus Konstruktiv (Zürih) ve Saatchi Gallery (Londra) gibi önemli kurumlarda sergilenmiş. Şimdi ise Uygun'un eserleri çok yönlü bir biçimde, izleyici ile Baksı Müzesi'nde buluşmayı bekliyor.
Bu arada şu bilginin de sizde bulunmasında fayda var. Hatırlayanlar olacaktır, geçtiğimiz Nisan ayında Baksı Müzesi'nin Kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın Ankara Cer Modern'de "Benbu" adında bir sergisi vardı ve de o sergide Koçan'ın farklı dönemlerine ait olan eserlerinin hepsi biraradaydı. İşte güzel haber şu ki, şu an Baksı Müzesi'nde o sergiden de bazı eserler yer alıyor. Dolayısıyla eğer CerModern'deki sergiyi gezme şansınız olmadıysa bu da sizin için büyük bir şans. Ayrıca sergi sonrası, içerisinde hem sergide yer alan eserlerin fotoğraflarının, hem de sanat dünyasından önemli isimlerin Hüsamettin Koçan ile yapmış olduğu röportajların olduğu sergi kitabı da şu an yalnızca Baksı Müzesi'nin mağazasında satışta. Müzeden ayrılmadan muhakkak edinmenizi öneririm çünkü ben kitap bana ulaştığında baştan sona pek çok sayfaya yıldızlar atarak büyük bir keyifle okudum ve de içinde yer alan fotoğraflar sayesinde sergiyi gezmiş gibi oldum.

Bir de o kitapta Koçan'ın sanata, sanatçıya ve de hayata dair altını çizmeden geçemediğim pek çok önemli söylemi yer alıyor. Burada sevdiğim 3 tanesini paylaşmamın güzel olacağını düşünüyorum:
1) Sanat, insana şunu söyler: "Bu dünya uçsuz bucaksızdır. Umutlu ol. Umudu ara. Yalnız değilsin. Yaşam çok daha geniş ve çok daha cömerttir. Sanatın aradığı șey, insanın temel mutluluğu ve temel umududur."
2) Sanatçı kişinin iki önemli özelliği vardır: adanmış olması ve masum olması. Masumiyeti olmayan birinin sanat ve bilim yapma gibi bir şansı olamaz. Yapar gibi davranabilir. Resim yapan herkes ressamdır, heykel yapan herkes heykeltraştır, ama sanatçı olabilmek için kişinin masumiyet, özgünlük ve "kendi olmaya" dair soruların sınavından geçiyor ve bu sorulara cevap üretiyor olması gerekir. Sanat hep kazandıran bir şey değildir, aynı zamanda kendini feda etme meselesidir.
3) Biz öykülerin kaybedildiği bir yüzyılda yaşıyoruz, oysa insanın kendine ait bir öyküsü olması lazım. 19. yüzyılda flâneur diye bir figür vardı, kalabalığın içinde dolaşırdı, herkesi izlerdi ama herkes tarafından izlenmek gibi bir derdi yoktu. Şimdi ise herkes birbirini izliyor ve aynı zamanda da görünür olmak istiyor. Ama belki de vazgeçerek, kendi hikayenize sadık kalarak insanları daha çok etkileyebilirsiniz. Hikayesi olmayanın söyleyecek özgün sözü de olamaz.
***
Son olarak, bir şey eklemek istiyorum.
Daha önce Baksı Müzesi'ne ilişkin yazdığım yazılarda hep belirttim, o nedenle tekrar olmasını istemiyorum ancak şunu ya yazmadan geçmemem gerektiğini hissediyorum.
Bir insanın alabileceği öyle güzel bir armağan ki bu müze.. Öyle büyük bir gurur ki Koçan ailesine.. Kapısından içeri girdiğiniz anda şöyle şeyler düşünüyorsunuz..
Nesiller boyunca sanata, sanatçıya, insana, yaşama, herşeyden önemlisi de yaratıma destek olup, en iyi şekilde hizmet ettiği için hep adı ile yaşayacak bu topraklarda.. Bu yüzden de sayısız insan gelecek ziyaretine.. Havasını soluyacak, yemeğini yiyecek, enerjisiyle dengelenecek Baksı Müzesi'nin bulunduğu Bayraktar Köyü'nde..
Belki bir zamanlar şamanların yaşadığı topraklar olarak bilinen bu toprakların dilekleri kabul eden 'Huykesen Ağacı'na hemen olsun istediği bir dileğini bağlayacak.. Onlarca nesli besleyip büyüten bereketli Anadolu topraklarını ve Çoruh nehrini izleyerek ateş başında saatlerce oturacak.. Belki Baksı Müzesi'nin yanında yer alan taş evlerde konaklayacak ve oradan, aynı oraya giden herkes gibi, kendi evinden, köyünden, ailesinden ayrılıyor gibi sevgi ve özlemle ayrılacak..
Ayrıldığı an yeniden dönmek isteyecek..
Hep uzaktan izleyecek, mutlu günlerinde sevinecek ve de her fırsatta yeniden oraya gitme heyecanıyla yola düşecek..
O nedenle oraya 2 defa gitmiş, ikisinde de çok değerli anılar biriktirmiş, Huykesen dilek ağacı ile uzun uzun sohbet etmiş, geçmişle şimdiyi birleştirmiş ve de oraya her gittikten sonra hayatı daha da güzelleşmiş biri olarak gönül rahatlığıyla diyebilirim ki size;
Gidin o kutsal, bereketli topraklarda biraz zaman geçirin. Sonra da o toprakların size bu ruh ve bu bedende ihtiyacınız olan şeyi getirmesini isteyip, öğrenmeniz gereken neyse, onun nazikçe öğretilmesini dileyin. Emin olun orada kulağınıza fısıldanan gerçeği duymak sizleri hep istediğiniz o hale dönüştüren en güzel hikayelerden biri olacak.
Hikayenin orada yer almayan kısmı ise şöyleydi...
Sanatçı Amelie Strömer ilk 2024 yılında ziyaret etmiş Baksı Müzesi'ni ve o ziyaret sırasında da müzenin, çağdaş sanatı yerel kültür, zanaat ve kırsal yaşamla buluşturan yaklaşımından çok etkilenmiş. Ardından da Baksı Müzesi ile Düsseldorf Sanat Akademisi arasında bugünkü Ütopya Atölyeleri'ne kadar uzanan bir işbirliği başlamış. Almanya, Türkiye ve Çin'den gelen genç sanatçılar Strömer'in girişimi sayesinde Bayburt'ta ortak bir üretim sürecinde buluşarak eserlerini üretme yolculuğuna çıkmışlar.
Düsseldorf'tan gelen atölye katılımcılarının (Juri Maaß, Markus Henschler, Amelie Chioma Versch, Melissa Serifoglu, Yuhan Ke, Yihan Wang, Zoe Cathérine Garcia, Yvonne Feder, Chris Sauer, Anna Orlinski ve Anna Francesca Fuhrich) büyük bir çoğunluğu Türkiye ile ilk defa bu program sayesinde tanışmış ve de katılımcılar burada geçirdikleri süre boyunca müzenin yanında konaklayarak üç ayrı atölyede çalışmalarını sürdürmüş.

Program içerisinde ise öğrenciler atölyelerin yanı sıra Soğanlı Dağları başta olmak üzere bölgenin farklı noktalarını ziyaret ederek, Bayburt'un coğrafyası, insanı ve gündelik yaşamıyla doğrudan ilişki kurma fırsatı elde etmişler. Bu sayede burada yaratılan eserler bu topraklarda yaşamış oldukları karşılaşma ve deneyimlerin izini taşıyan eserler olmuş.
Bundan sonrası için, atölye sonunda ortaya çıkan çalışmaların Almanya'da düzenlenecek bir sergi ile izleyiciyle buluşması planlanıyormuş. Bu programın Bayburt'un ardından uluslararası sanat ortamında yolculuğunu sürdürecek olması ise bu işbirliğinin en güzel taraflarından birisi olarak ortaya çıkmış.
Programın adı olan "So Close So Far" yakınlık - uzaklık kavramlarından geliyormuş ve de bu uluslararası atölye programının asıl amacı yabancı bir coğrafyada birlikte üretmenin, farklı kültürlerle karşılaşmanın ve de dostluklar kurmanın dönüştürücü gücünü araştırmakmış.
Baksı Müzesi'nin Kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan bu programın ardından "Baksı'da önemli olan yalnızca eser üretmek değil; farklı kültürlerin bir arada yaşayarak birbirini anlaması ve yeni düşünme biçimleri geliştirmesidir." diyerek bu atölyenin tam olarak bu anlayışın güncel bir yansıması olduğunu dile getirmiş.
Buna ek olarak da Baksı Müzesi'nin yıllardır çağdaş sanat ile yerel bilgi arasında karşılıklı bir öğrenme zemini oluşturarak müzenin "merkezin çevreye ulaştığı değil; çevrenin kendi birikimiyle merkeze yeni bir bakış sunduğu bir karşılaşma alanı" olduğunu söyleyerek uluslararası sanatçılara ilham vermeyi sürdürdüğünün altını çizmiş.
İnsanı iyi hissettiren, ne kadar güzel bir haber değil mi?
Ütopya Atölyeleri zaten geleceğe heyecanla baktıran, umut dolu bir program. Son 3 yıldır Temmuz - Ağustos aylarında Baksı Müzesi'nde gerçekleşiyor ve de sanat öğrencileri ile yaratıcı üretim süreçlerine ilgi duyan herkesi Bayburt'a davet ediyor.
Duyurularda yapılan açıklamalarda ise Ütopta Atölyeleri şu şekilde tanımlanıyor: "Çağdaş sanatın güncel tartışmalarını merkeze alan, geleneksel usta-çırak ilişkisini günümüzün disiplinlerarası yaklaşımıyla yeniden yorumlayan 5 günlük bir program."
Bu arada Eylül'e kadar Baksı Müzesi'ni ziyaret etmek isterseniz müzede Ütopya Atölye'lerinden kalan izlere tanıklık etmenin yanında Ebru Uygun'un Temmuz başı açılan "Aşk Çiçekleri Açar Bu Topraklarda" sergisini de gezebilirsiniz. Kendisinin Baksı Müzesi'ndeki bu kişisel sergisinde uzun yıllara yayılan yüzey, madde ve zaman araştırmaları yer alıyor. Serginin davet mektubunda ise şöyle güzel bir cümle bulunuyor:
"Sanatçının belirli bir zamana ya da mekâna ait olmayan yüzey manzaraları izleyiciyi doğanın belleği, dönüşümün estetiği ve zamanın görünmez izleri üzerine düşünmeye çağırıyor."

Bilmeyenler için Ebru Uygun, Kingston Üniversitesi, Sanat ve Tasarım bölümü ve Brighton Üniversitesi İllüstrasyon Bölümü mezunu olan, İstanbul'da yaşayan bir Türk sanatçı. Eserlerinin bazıları bugüne kadar İstanbul Modern, Museum Haus Konstruktiv (Zürih) ve Saatchi Gallery (Londra) gibi önemli kurumlarda sergilenmiş. Şimdi ise Uygun'un eserleri çok yönlü bir biçimde, izleyici ile Baksı Müzesi'nde buluşmayı bekliyor.
Bu arada şu bilginin de sizde bulunmasında fayda var. Hatırlayanlar olacaktır, geçtiğimiz Nisan ayında Baksı Müzesi'nin Kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın Ankara Cer Modern'de "Benbu" adında bir sergisi vardı ve de o sergide Koçan'ın farklı dönemlerine ait olan eserlerinin hepsi biraradaydı. İşte güzel haber şu ki, şu an Baksı Müzesi'nde o sergiden de bazı eserler yer alıyor. Dolayısıyla eğer CerModern'deki sergiyi gezme şansınız olmadıysa bu da sizin için büyük bir şans. Ayrıca sergi sonrası, içerisinde hem sergide yer alan eserlerin fotoğraflarının, hem de sanat dünyasından önemli isimlerin Hüsamettin Koçan ile yapmış olduğu röportajların olduğu sergi kitabı da şu an yalnızca Baksı Müzesi'nin mağazasında satışta. Müzeden ayrılmadan muhakkak edinmenizi öneririm çünkü ben kitap bana ulaştığında baştan sona pek çok sayfaya yıldızlar atarak büyük bir keyifle okudum ve de içinde yer alan fotoğraflar sayesinde sergiyi gezmiş gibi oldum.

Bir de o kitapta Koçan'ın sanata, sanatçıya ve de hayata dair altını çizmeden geçemediğim pek çok önemli söylemi yer alıyor. Burada sevdiğim 3 tanesini paylaşmamın güzel olacağını düşünüyorum:
1) Sanat, insana şunu söyler: "Bu dünya uçsuz bucaksızdır. Umutlu ol. Umudu ara. Yalnız değilsin. Yaşam çok daha geniş ve çok daha cömerttir. Sanatın aradığı șey, insanın temel mutluluğu ve temel umududur."
2) Sanatçı kişinin iki önemli özelliği vardır: adanmış olması ve masum olması. Masumiyeti olmayan birinin sanat ve bilim yapma gibi bir şansı olamaz. Yapar gibi davranabilir. Resim yapan herkes ressamdır, heykel yapan herkes heykeltraştır, ama sanatçı olabilmek için kişinin masumiyet, özgünlük ve "kendi olmaya" dair soruların sınavından geçiyor ve bu sorulara cevap üretiyor olması gerekir. Sanat hep kazandıran bir şey değildir, aynı zamanda kendini feda etme meselesidir.
3) Biz öykülerin kaybedildiği bir yüzyılda yaşıyoruz, oysa insanın kendine ait bir öyküsü olması lazım. 19. yüzyılda flâneur diye bir figür vardı, kalabalığın içinde dolaşırdı, herkesi izlerdi ama herkes tarafından izlenmek gibi bir derdi yoktu. Şimdi ise herkes birbirini izliyor ve aynı zamanda da görünür olmak istiyor. Ama belki de vazgeçerek, kendi hikayenize sadık kalarak insanları daha çok etkileyebilirsiniz. Hikayesi olmayanın söyleyecek özgün sözü de olamaz.
***
Son olarak, bir şey eklemek istiyorum.
Daha önce Baksı Müzesi'ne ilişkin yazdığım yazılarda hep belirttim, o nedenle tekrar olmasını istemiyorum ancak şunu ya yazmadan geçmemem gerektiğini hissediyorum.
Bir insanın alabileceği öyle güzel bir armağan ki bu müze.. Öyle büyük bir gurur ki Koçan ailesine.. Kapısından içeri girdiğiniz anda şöyle şeyler düşünüyorsunuz..
Nesiller boyunca sanata, sanatçıya, insana, yaşama, herşeyden önemlisi de yaratıma destek olup, en iyi şekilde hizmet ettiği için hep adı ile yaşayacak bu topraklarda.. Bu yüzden de sayısız insan gelecek ziyaretine.. Havasını soluyacak, yemeğini yiyecek, enerjisiyle dengelenecek Baksı Müzesi'nin bulunduğu Bayraktar Köyü'nde..
Belki bir zamanlar şamanların yaşadığı topraklar olarak bilinen bu toprakların dilekleri kabul eden 'Huykesen Ağacı'na hemen olsun istediği bir dileğini bağlayacak.. Onlarca nesli besleyip büyüten bereketli Anadolu topraklarını ve Çoruh nehrini izleyerek ateş başında saatlerce oturacak.. Belki Baksı Müzesi'nin yanında yer alan taş evlerde konaklayacak ve oradan, aynı oraya giden herkes gibi, kendi evinden, köyünden, ailesinden ayrılıyor gibi sevgi ve özlemle ayrılacak..
Ayrıldığı an yeniden dönmek isteyecek..
Hep uzaktan izleyecek, mutlu günlerinde sevinecek ve de her fırsatta yeniden oraya gitme heyecanıyla yola düşecek..
O nedenle oraya 2 defa gitmiş, ikisinde de çok değerli anılar biriktirmiş, Huykesen dilek ağacı ile uzun uzun sohbet etmiş, geçmişle şimdiyi birleştirmiş ve de oraya her gittikten sonra hayatı daha da güzelleşmiş biri olarak gönül rahatlığıyla diyebilirim ki size;
Gidin o kutsal, bereketli topraklarda biraz zaman geçirin. Sonra da o toprakların size bu ruh ve bu bedende ihtiyacınız olan şeyi getirmesini isteyip, öğrenmeniz gereken neyse, onun nazikçe öğretilmesini dileyin. Emin olun orada kulağınıza fısıldanan gerçeği duymak sizleri hep istediğiniz o hale dönüştüren en güzel hikayelerden biri olacak.