Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

Baksı'nın gücü, şifası, kutsallığı ile buluşan Pirim'in heykelleri

16.07.2025 Çarşamba | 09:59Son Güncelleme:

Küçük bir çocukken, 100 yaşına kadar her yaş için o yaşta yapmak istediklerinin bir listesini yapmış ve belli bir yaşa geldiğinde de o an bulunduğu yaşa kadar yapmak istediklerinin tümünü yaptığını farketmiş.. Hep büyük hayalleri olan bir çocuk olmuş, bunlar büyük hayaller diyenlere de "hayal kurmak bedava" demesini bilmiş.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Çocukluğu, Kuzguncuk’ta yaşayan ressamlar, heykeltraşlar, şairler, yazarlar (Cengiz Bektaş, Nevzat Sayın, Bihrat Mavitan, Can Yücel gibi isimler) ile geçmiş. Merakla kafasını kapısından içeri soktuğu atölyelerde hayatı anlamış, büyük adamlarla erken yaşta anı biriktirmeye başlamış, usta çırak ilişkisi kurmuş. Bu yüzden de kendisine "nerelisin?" sorusu her sorulduğunda "Ankara'da doğdum, Kuzguncuk’ta dünyaya geldim" cevabını vermiş. "Hayatım boyunca hep heykeltıraş olmak, sadece heykel yapmak istedim" cümlesini kurmasına neden olan yeri, doğduğu yerden ayır(a)mamış. Üniversitedeyken hayatı Mevlana'nın Mesnevisi ile anlamaya çalışmış. Bu nedenle de öğrenciliğinden bu yana "Birden bütüne" cümlesi onun sanat kariyerinin temeli olmuş. Eserlerindeki neredeyse birbiri ile aynı görünen katmanların, biraraya gelince bütünü oluşturuşu hep buna dayanmış ve hep kendi derdinin dünyanın başka bir yerinde başka birilerinin daha derdi olduğuna inanmış.

Heykel gibi içinde yaşanabilecek bir bina tasarlamak onun büyük hayallerinden biriymiş. Sonra bir gün Louis Vuitton, ondan bu hayali gerçekleştirmesine yardımcı olacak bir şey istemiş. Louis Vuitton, mağazalarına bir cephe yapılmasını beklerken o, bir cephe yerine içine girilebilecek kocaman bir heykel yapmış ve böylece de tarihinde ilk kez tamamen bir sanatçıya teslim edilerek yaptırılan İstinye Park’daki ikonik Louis Vuitton binası ortaya çıkmış. Antalya Demre'den gelen mermerlerle yapılan bu binadan “Masterpiece” olarak dünyanın dört bir yanında sitayişle bahsedilmiş ve bu bina, Louis Vuitton'un sanatçı işbirliği ile yapılan projelerinin arasında baş köşeye oturmuş. Kapılara hep çok önem vermiş. Yaşam yolunda yürürken her geçtiği ruhsal eşikte bir kapı heykeli yapmış. "O kapıdan geçerken geride bıraktıkları ve o kapıdan geçtiği vakit bulacakları" üzerine çok düşünmüş. Maldivlerdeki bir adaya bu nedenle Mevlana’nın sema dönüşü sırasındaki beyaz eteklerinin kıvrımından oluşan, arasından bakınca sonsuz bir deniz manzarası gözüken Sıfır Kapısı heykelini yapmış. Sonra da o kapıdan geçenler adına "her kim bu adaya gelirse, hiçlik mertebesinden geçerek, bedensel ve ruhsal iyileşmeyi yaşamış olarak, sıfırlanarak dönsün evine.." diyerek, şifa niyetiyle heykelini bu adaya yerleştirmiş..

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Baksının gücü, şifası, kutsallığı ile buluşan Pirimin heykelleri

***

Türkiye'nin genç çağdaş heykeltraşlarından biri olarak Türkiye'yi gururla temsil etmiş.. Dünyanın dört bir yanında heykel ve tasarım alanında almış olduğu ödüllerle adından çokça bahsettirmiş. İşleri her yerde parmakla gösterilmiş. Başarısı ve yeteneği ile kısa zamanda pek çok sanatçıya ilham olan bir heykeltraş, Seçkin Pirim.

Ve şimdi Seçkin Pirim'in heykelleri Bayburt'un olağanüstü bir yerinde, Baksı Müzesi'nde.. Ben ne yazıkki bu heykelleri görmeye henüz gidemedim ama Baksı Müzesi'ne geçtiğimiz yıllar içerisinde iki defa gitme şansına sahip olduğum, o toprakların, o yörenin, Baksı Müzesi'nin nasıl güçlü bir hikayesi, şifası, kutsallığı olduğunu bildiğim için Baksı Müzesi ve Seçkin Pirim'in heykellerinin yanyana ne denli güçlü bir enerji yaratmış olabileceğini hayal edebiliyorum. (daha önce yazmış olduğum Baksı Müzesi'ne ilişkin olan yazım - https://www.cnnturk.com/yazarlar/guncel/duygu-merzifonluoglu/baksi-ve-gecmisi-selamlamak-anadolu-odulleri-uzerine-1752190 )

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Ben bugüne kadar Baksı'da çok uzun vakit geçirmedim ancak her iki gidişimde de hayatım boyunca asla unutmayacağım anılar biriktirdim ve bu sayede de o toprakların yapmak isteyip de yapamadığım bir şeyleri yapabilmem için beni destekleyip, duymam gerekenleri bana söylediğine tanıklık edebildim. O nedenle Baksı Müzesi’ne dair size tek söyleyebileceğim şey, fırsat yaratıp oraya gitmeniz. Yakından görüp, tertemiz havasını içinize çekip, oradan kendinize, yaşamınıza ve de bu yaşamda yapmak istediklerinize yeniden bir bakmanız. Çünkü orası İstanbul’da (veya yaşadığınız şehirde) sorularınıza bulduğunuz cevaplardan öte başka cevaplarla sizi karşılaştıran kutsal bir alan.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Baksının gücü, şifası, kutsallığı ile buluşan Pirimin heykelleri

Şimdi sizleri Kasım ayına kadar devam edecek olan Baksı Müzesi’ndeki Seçkin Pirim Sergisi, sergide yer alan eserler ve Baksı Sanat Kültür Vakfı'nın bugünlerde yapmakta oldukları üzerine Baksı Müzesi'nin Kurucusu, Sanatçı ve Akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ile yapmış olduğum söyleşi ile baş başa bırakıyorum.

1) Hüsamettin Hocam ‘Akarsu Üstünde Konuşmalar’ ile başlayalım. Geçen gün mail kutuma bir mail düştü. Bir salın üzerinde birkaç kişi oturmuş bir güzel sohbet ediyor. Altında da şöyle yazıyor:

Haberin Devamı
Haberin Devamı

"Baksı Müzesi’nde sanat, mimarlık, medya ve düşünce dünyasından isimleri buluşturan Akarsu Üstünde Konuşmalar etkinliği gerçekleştirildi. “Gençler Hangi Vadide Yol Alıyor?” başlığı ile düzenlenen söyleşi dizisi sanatseverleri Çoruh Nehri üzerinde düşünsel bir yolculuğa çıkardı." Nasıl ortaya çıktı bu etkinlik, hikayesi nedir?

Baksı’nın bulunduğu coğrafi nokta ve yolların kavşağında olmama durumu hem dezavantaj hem de avantaj olarak karşımıza çıktı. Biz dezavantajlarını bir kenara bırakarak avantajlarından yararlanmak istedik. Bir dizi proje ürettik. Bunlardan bir tanesi “Akarsu Üzerinde Konuşmalar.” Ancak Akarsu Üzerinde Konuşmalar”a gelmeden önce “Nehri Sanatla Yıkamak” diye bir geniş projeyi hayata geçirmiştik. Bayburt sınırları içerisinde yüz kilometre uzunluğunda bir parçası olan Çoruh’u on bölüme ayırıp her on kilometreyi bir grubun temizlemesine açtık. Çıktıları, Baksı Sanat Atölyeleri’nde topladık. Ve öğrenci gruplarından bunlardan bir sanat eseri oluşturmalarını istedik. Malzeme ve renk kullanımını serbest bıraktık. Çok etkili bir çalışma oldu. Ardından nehirle olan ilişkimizi daha düşünsel boyuta taşımak istedik. “Akarsu Üzerinde Konuşmalar”ın çıkış noktası da bu düşünce oldu. Bir sal tasarladık. Bir bölge tayin ettik. Ki çok yakışıklı bir bölge. Ardından “Geçmiş kime ait? Gelecek nerede?” sorularına iki oturumda cevap aradık. Bu projelerin moderatörlüğünü Jülide Ateş üstlendi. Bu yeni sette aynı anlayışla “Gençler hangi vadide yol alıyor?” başlığını tartışmaya açtık. Yazarlar, bilim insanları, mimarlar, sanatçılar bu başlığı tartıştılar. Şu günlerde heyecanla çekilen filmin montaj işlemleri yapılıyor. Yakında youtube kanalından izleyiciye sunulacak.

2) Basında hep şu haberi okudum:

"Seçkin Pirim'in Baksı Müzesi’ndeki sergisinin fikri kendisinin geçen yıl katıldığı ‘Ütopya Atölyeleri’nde filizlendi."

Oysa bildiğim kadarıyla Baksı'da bir sergi yapma fikri Pirim için aslında yeni değilmiş, epey eskiye dayanıyormuş. Aynı sizlerin de tanışıklığı gibi. Bu fikir yalnızca geçtiğimiz yıl bu atölye ile gündeme gelmiş. Acaba sizden dinleme şansım olabilir mi Seçkin Pirim ile nasıl bir tanışma hikayeniz var?

Seçkin Pirim bizim genç kuşağımızın değerli bir üyesi. Yetenekli bir genç olarak kendisini yarışmalardan ve sergilerden tanıdım. Sonra jürilerde ve bazı toplantılarda yan yana geldik. İGA Art’ta birlikte çalıştık. Kendisinden Ütopya Atölyeleri konusunda destek istediğimde büyük bir memnuniyetle kabul etti. O dönemde de Baksı ile daha yakın bir ilişki kuruldu. Seçkin Baksı’ya ısındı, Baksı da Seçkin’in bu çatı altında anlatmasına büyük ilgi duydu. Teklifi ben kendisine bizzat götürdüm. Kendisi de memnuniyetle kabul etti. Öteki aşamaları tümüyle kendisi yürüttü. Bence çok önemli bir proje başarıldı. Sergiye büyük bir ilgi de duyuluyor. Seçkin’in de içinde bulunduğu danışma üyelerimizle bundan sonraki sergiyi nasıl yapacağımıza birlikte karar vereceğiz.

3) Bu sergide Seçkin Pirim'in Baksı için yapmış olduğu 3 yeni eseri varmış. Diğer eserler ise - sergide yer alan 20 eser - daha önce sergilenen eserlerden oluşuyormuş. Bir de sanırım Pirim için çok önem arz eden maketleri varmış. Acaba Baksı için yapılan eserlerin hikayelerini dinleyebilme şansım olabilir mi? Nasıl, ne zaman yapıldılar? Ne anlatıyorlar? İsimleri nedir?

Baksının gücü, şifası, kutsallığı ile buluşan Pirimin heykelleri

(Seçkin Pirim cevap verdi)
Baksı için yapılan ve benim içinde önemli olan eserlerden biri ve önemlisi müzeye girişte dışarıda bulunan mermer heykel. Bu heykel, geçen sene burada 1 haftalık Ütopya Atölyelerine geldiğimde, saçlarımı okşarcasına ve sessiz sedasız gelip giden Baksı rüzgârına ithafen yapılmıştır. Heykelde de fark edeceksiniz ki, 1 tonluk mermeri yalarcasına bir rüzgârın dokunuşu vardır. Çok önem verdiğim maketlerime de ilk defa bir sergide yer veriyorum. Bu maketler inanın his olarak benim için heykellerim kadar önemli. İşin ilk çıkışlarına şahit oluyor izleyici bu maketler sayesinde. Belki biraz da özelini açmak gibi oldu bunları sergilemek. Heykellerimi alın ama maketler asla derim hep:)

4) Hüsamettin Hocam Baksı Sanat Kültür Vakfı’nın başkanlığını eşiniz Oya Koçan'a devrettiğinizi okudum. Nasıl gidiyor "Hüsame Köklü Kadın Eğitim Merkezi"nın yapım süreci, şu an kaç kişi oldu ekibiniz?

Kadının temsil alanını genişletmek diye Baksı’nın bir projesi var. Bu projeye biz yönetim kurulu ile başladık. Yönetim Kurulumuzdaki tüm üyeler kadın. Birkaç nedenle “kadında” yoğunlaşıyoruz. Bir tanesi; yeni şehirli kadının (köyden kente göçen) mesleki becerilerinin artık yaşamı sürdürmek için gerekli maddi ve moral kaynağı üretememesi. Bu nedenle mesleksiz kalan ve bir bakıma da öz mekânını ve üretimini kaybetmiş kadına bir temsil alanı yaratmak için bu girişimle birlikte küçük ölçekte uygulama projelerini de başlattık. Benim vakıftaki yönetim kurulu başkanlığımdan geri çekilmem tamamen bu inanca dayalı bir şey. Bundan sonra vakıf kurucusu olarak işin içinde olacağım. Ve de giderek vakıftaki şekillendirici rolümü temsile doğru yönlendireceğiz. Bu bir vazgeçme değil. Ama yeni bir enerji ve duyarlılığı yönetime taşıma projesidir. Çok da başarılı olacağına inanıyorum.

Hüsame Köklü Kadın Eğitim Merkezi’ne gelince aslında bunun uzun hikâyesini çokça tekrar ettim. Ancak bu proje doğrudan doğruya demin sözünü ettiğim şehirli kadının üretime katılmasını sağlama projesidir. Kadınların ürettikleri, tasarladıkları, uyguladıkları bir mekân söz konusudur. Bunun için de mesleksiz kadınlarımızın büyük öğrenme ve uygulama başarısından yararlanmaya başladık. Yürütme kuruluna gelince, bunu bir girişim kurulu olarak düşündük. Orada ana roller Oya Koçan ve Rana Erkan Tabanca ve mimarımız Melkan Gürsel tarafından şekillendiriliyor. Bu liste yaklaşık on kişiden oluşuyor. Şu günlerde ülkemizdeki ekonomi ve yapma ile ilgili sorunlar işlerimizi biraz güçleştiriyor. Ancak bu yılki hedefimiz kaba yapıyı bitirmek, önümüzdeki yıl da üretime geçmektir.

5) Hüsamettin Hocam ben bir söyleşinizde çok büyük bir keyifle sizin eşiniz Oya Hanım'la tanışma hikayenizi dinlemiştim. O hikayeden sonra sizlerle veya Baksı ile nerede bir habere denk gelsem, size ve Oya Hanım'a hep büyük bir mutluluk ve de gülümseme ile bakıyorum. Bilmeyenler için o aşk ve ilham dolu hikayeyi burada bana da kısaca anlatma şansınız olabilir mi?

Bizim hikâyemiz “uzun yolun yolculuğu”. Tanışmamıza, evlenmemize, projeleri kararlaştırmamıza varıncaya kadar hepsi farklı kaynaklardan gündeme geldi. Ama en sonunda büyük yol için ortak karar alabildik. Bence Oya ile bizim başardığımız şey budur. İki ayrı kültürden gelmek. İki ayrı gelenekten gelmek bizim zenginliğimiz oldu. İkimiz de kendi olduğumuz gibi davranarak ilişkiyi zenginleştirdik. Onun bana benzemesi veya benim ona benzemem gibi bir derdimiz olmadı hiçbir zaman. Tam dayanışma ile mücadele verdik. Ben biraz daha hırslıydım. O hırsımla bir şeyler yaptım ve yordu bizi. Oya çok daha soğukkanlı ve zamanını bekleyen bir insandır. Sonuçta biz artık Oya ile evli olmanın ötesinde neredeyse tek bir beden gibiyiz. Biz ilişkimiz karı koca ilişkisinin çok daha ötesinde. Daha derin bir yerdeyiz. Biz birbirimizi insan olarak seviyoruz. Ve birbirimizi insan olarak korumaya çalışıyoruz. Yaptığımız her şey ortaktır. O benim geleceğimi garantiye almaya çalışıyor ben de onunkini almaya çalışıyorum. Bizim hikâyemiz bu. İyi bir hikâye.

**

Seçkin Pirim'in heykelleri üzerine ufak bir not..

Ben Seçkin Pirim’in eserleri ile bir çok yerde pek çok defa karşılaştım ancak mekana özel olarak üretilen iki eseri var ki o ikisi ile o anı yaşamayanın tam anlayamayacağı, yaşayanın ise tam anlamıyla anlatamayacağı sihirli bir diyalog yakaladım. Biri 2023 yılının Mayıs ayında, diğeri de 2024 yılının Ocak ayındaydı. İki yere de o alandaki sanat eserlerini görmek ve hikayelerini dinlemek için basın adına davetli olarak gitmiştim. Birinde bir asansör ile içine iniş yaptığım, bir tünelde yol alıyormuş hissi yaratan sarılı siyahlı bir eser vardı (sanki o asansör beni fiziken değil de ruhen ve duygusal olarak kendi derinlerime, epey diplerde bir yere indirmişti). Diğerinde ise İstinye Park’taki Louis Vuitton binasının içinde yer alan İtalyan restoranı "Da Mario" daydım. O günler kendimi tam anlamıyla kırılgan bir kabuk gibi hissettiğim günlerdi ve o yemekte sanki konuşursam bir şeyler kırılacak gibi tuhaf bir hisse kapılmıştım. O nedenle de yemek süresince kucağımda tuttuğum defterime etrafta ne duyduysam yazmıştım. (Neredeyse garsonun dediklerini bile.)

Baksının gücü, şifası, kutsallığı ile buluşan Pirimin heykelleri

O yemekten ayrılırken de kafamı gökyüzüne kaldırdığımda Seçkin Pirim'in tasarladığı Louis Vuitton binasını daha farklı bir açıdan görmüş ve o binanın çok boyutlu beyaz mermer katmanlarının o sırada kendi içimde yaşadığım duygusal sürece olan benzerliğini düşünmüştüm. Benim için susarak konuşmaya çalıştığım sessiz geçen bir süreçti.

Sonra bir gün Seçkin Pirim'in heykellerini yaparken yalnızca siyah, mavi, kırmızı ve beyaz rengi kullandığını ancak hayatında bir değişiklik olursa, başka bir rengin o zaman devreye girdiğini, her rengin kendisi için özel bir anlamı olduğunu ve beyaz rengin kendisi için suskun olduğu bir dönemi temsil ettiğini öğrendim.

Bunun üzerine Louis Vuitton binasında geçen kendi suskun öğlenimi, o sessiz günlerimi hatırlayarak Seçkin Pirim hakkında biraz araştırma yapmak istedim ve bir süre sonra da aradığım bilgiye eriştim.

Seçkin Pirim kendisiyle yapılan röportajlardan birinde üniversite 2'nci sınıfta olduğu bir dönemi anlatırken o günlerde kendine sorduğu şöyle bir takım sorulardan bahsediyor: "üzgün ya da ağlayan bir büst yapmaktansa bu duyguyu tamamen soyut bir işle verebilir miyim? Biri soyut bir işimin karşısına geçip, bu ne kadar romantik bir iş diyebilir miydi ya da gerçekten karşısında ağlayabilir miydi? O an hissettiğim herhangi bir duyguyu soyut heykele aktardığımda izleyici benimle aynı anda bunu yakalayabilir miydi?"

Bir heykeltraşın kariyerinin en başında bu soruların peşinden giderek kendi yaşamından ayrı tutmadığı heykeller yaratması, yaşadığı duyguları olduğu gibi heykellerine aktarması, ne büyük güç ve ilham ama değil mi?

Görünmeyeni görmeye, duyulmayanı duymaya, gizlenmiş olanı hissetmeye hazır olanlarla tanışmadan tanışma hali bu sanırım.

İşte ben bu nedenle nerede Seçkin Pirim’in bir eseri ile karşılaşsam o an içinde olduğum an ile o eserin bağlantısının peşine düşer, o eser bana benimle ilgili ne söylüyor duymaya, sanatçısı onun içine hangi duyguları gizlemiş, görmeye çalışırım.

Bu sihirli diyaloğu sizlerin de Baksı Müzesi'nde kurmanız dileğiyle..