2025 yılının Kasım ayı'nda, Kuzguncuk’ta kitabın başında yer alan zihin haritasının sağ alt köşesine şöyle bir cümle yazılmış: "kitabın kendisi gibi tuhaf, karmaşık, dolambaçlı ve farklı yönden okumalara açık."
İnceliyorsunuz haritayı, çok detaylı. Herkesin kolay kolay anlayamayacağı formülize edilmiş yakın bir geleceğin kağıt kalemle çekilmiş fotoğrafı gibi sanki.. Uzun ama çok uzun yıllardır çizime, tasarıma alışkın olan parmakların gücü kesinlikle hissediliyor burada.
Sayfayı incelemeyi bitirip bir sonraki sayfaya geçince kitabın gerçekten ilginç bir kitap olduğundan emin olarak gülümsüyorsunuz. Hoşunuza gidiyor çünkü bu konuşmadan konuşma hali. İspatlayamam size, şurada şu kelimeyi okuyunca oluyor diyemem. Ama daha en başından bu kitap "Sizden kemerlerinizi sıkı bağlamanızı rica ediyoruz çünkü az sonra hiç alışkın olmadığınız ancak çok seveceğinize inandığımız bir yolculuğa başlıyoruz beraber.." diye eğilip kulağıma fısıldadı sanki benim.

Sanırım ben o andan itibaren, kitabın bana yapmaya hazırlandığı şeyi anlayarak bıraktım kendimi..
Hiç bilmediğiniz bir konuyu, o konuyu çok iyi bildiğinden emin olduğunuz insanlardan dinlemeye, anlamaya ve de öğrenmeye karşı müthiş bir merak duyarsınız ya hani bazen. Zaman, mekan, boyut bir anda yok olur.
İşte öyle sihirli bir yolculuktan bahsediyorum.
Kitabın 4'üncü sayfasında mesela bir anda içinde yüzen insanların ve de bir teknenin olduğu bir deniz manzarası çıktı karşıma. Koyu kışı iliklerime kadar hissettiğim bugünlerde beni, bir anda yazdan kalma bir güne götürdü. Derin bir nefes aldım. Hiç tanımadığım bir yer olmasına karşın orası, tanıdıkmış gibi hissettim. Hep gittiğim bir yere bakıyormuş gibi değişik bir histi.
Her ne kadar "burası neresidir, kimin evidir, hangi yılın hangi ayıdır, yeni midir, eski midir, bu sayfaların ortasındaki duvarın eni kaç metredir.." gibi tuhaf sorular geçse de zihnimden bir yerden sonra o deniz manzarası, oradaki sakinlik içine aldı beni. 2026'nın Ocak ayı'ndan son hız o manzaranın içine giriverdim.
"Bir akşamüstü güneşi olmalı, baksana güneş balkonun demirlerinin sağ tarafını sapsarı yapmış.." diyerek sormak yerine olanı sevmek haline sessizce geçiverdim..
***
Yeşilliklerin içinde olduğu, izlemesi çok keyifli kuşbakışı çekilmiş bir fotoğraf ile devam etti yolculuk. Sonra o sakin manzara ve yeşilliklerin ardından kitabın yazarı Banu Uçak (mimar, editör, tasarım yöneticisi) bir anda anlatmaya başladı.
"Mimarlığı, mimarlık üzerine düşünmeyi, üretmeyi ve yazmayı seviyorum. Bu sevgimin özünde insanlığın potansiyeline aklı, ruhu ve iradesiyle yarattıklarına duyduğum hayranlık yatıyor."

Kitap aslında mimar Ömer Selçuk Baz ve ortağı Okan Bal'ın 2005 yılından bu yana Yalın Mimarlık çatısı altında ürettikleri işlerini konu alan neredeyse 500 sayfalık bir kitap ve de içerisinde "Arketipler, Anlatılar, Örüntüler, Müşterekler, Doğa ile Diyalog, Tektonik ve İşbirliği" adlarını taşıyan bölümler var. İlk etapta teknik konuların içinde yer aldığı, mimariye yakın olanları daha çok ilgilendiren bir kitapmış gibi duruyor. Ancak kitabın sayfaları arasında ilerledikçe elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Hep tarif edilen, fiziken cesaret edip de gidemeyeceğiniz ancak bir şekilde gitmişseniz de o süre boyunca kendi gerçekliğinizden koparak yeni bir deneyim yaşamak gibi. İlerlemek, yol almak ve orada uzundur bulunanların güçlü hikayelerine ortak olmak istiyorsunuz. Sanırım ben bu nedenle kitaba karşı tam olarak nasıl bir tavır almam gerektiğini bilemedim. Çünkü ezberimi bozdu.
Genelde her okuduğum kitapta sevdiğim her cümlenin altını dolmakalemler ile çizmeye alışkın olduğum halde bu defa kalemimi kapağından ayırmaya cesaret edemedim bile. Çünkü kitap, nasıl diyeceğim bilemiyorum ancak canlı gibi. İşte bu nedenle canı acıyacak diye onu sessizce izleyip - bu benim için çok zor olsa da - yalnızca okumakla yetindim ben.
***
Banu Uçak, Ömer Selçuk Baz ve ortağı Okan Bal'ın, bu iki önemli ismin mimarlığını uzun süredir yakından takip ettiğini söyleyerek, bu kitabı nasıl yazmaya karar verdiğini ve de bu süreçte hangi aşamalardan geçtiklerini anlatırken şöyle bir cümle kurmuş kitabın başındaki yazısında:
"Yalın adını taşıyan bu ofisin de, bu kitabın da yalınlık iddiası biçime değil, anlamı kuran fikrin yalınlığına dayanıyor. Yoksa ne kitabın, ne de Yalın Mimarlık'ın işlerinin kelime anlamıyla yalın olduğu iddia edilemez."
Kitabın bölümlerinin genel yapısı ve projeleri belirlendikten sonra ise Ömer Selçuk Baz'ın önerisiyle kitaptaki her bölümü dışarıdan bir gözle sorgulayıp tartışabilecekleri dostlarıyla bir araya gelmek istemişler. Ahmet Doğu İpek, Cem Sorguç, Doğu Kaptan, Ertuğ Uçar, Funda Uz, Hüseyin Kahvecioğlu, Nevzat Sayın ve Tansel Korkmaz gibi Türkiye'nin sanat ve mimari alanındaki önemli isimlerinin zihin açıcı ve de zenginleştirici katkıları bu sayede eklenebilmiş kitaba.

Kitabın grafik tasarımını yapan Okan Karadayılar ise her bölüm için içeriğe uygun özgün bir grafik dil geliştirmiş. Banu Uçak "kitap içinde fasiküllerden oluşan yedi ayrı kitap tasarladı adeta" demiş kitabın tasarım hikayesini anlatırken. Ben ise sanırım en çok kitabın birleşim yerinde büyük harflerle "YALIN" yazmasını sevdim. Kalın kitaplarla tanıştığım, o kitaplara benim olduğunu işlemeye çalıştığım okul günlerime götürdü beni. Kitabın masada diğer kitaplarla beraber dururken, yanındaki o yazı nedeniyle kendini diğer kitaplardan ayırarak merkeze alışını çok sevdim. Yalınlığını konuşabileceği tüm dillerde konuşarak size gösteriyor oluşu çok akılda kalıcı.
Ve son olarak, yazısının sonunda bu kitaba dair şöyle bir şey yazmış Banu Uçak:
"Uzun zamandır bu kadar keyifle, bu kadar zorlanarak, kendi sınırlarımın kıyısında dolaşıp başkasınınkini anlamaya çalışarak bir iş yapmamıştım. İnsanın coşkuyla kendini bıraktığı her süreç gibi bu kitap da beni değiştirdi."
Sanırım kitabın tümünü daha okuyup bitiremeden, bu cümleler hep aklımda kalacak benim. Bir yazarın yazdığı kitabın, başta kendine sonra da okuyucusuna yapmasını isteyebileceği tek şey bu bana göre.
"Onu en iyi anlamış ve anlamaya hazır olan yol arkadaşları ile değişim ve dönüşüm yolculuğuna çıkmak, kendini bir kitap aracılığı ile yeniden doğurup, kendi potansiyelinin en üst sınırına ulaşmak ve de fiziki boyuta böylesine değerli bir anı bırakmak.."
Gerçek bir yazar olmak isteyen, yazı yazmayı seven herkesin bir benzerini yaşama şansı olur umarım.
Bu sırada kitabın sonunda yer alan "Açık Yara" adını taşıyan, siyah sayfaların yer aldığı bölüm insanın nefesini kesen bir bölüm. Buradaki metnin başlığı: "Coğrafyanın Yükü ya da Kırılgan Hayatlar"
Bu bölümde mimar Ömer Selçuk Baz, doğduğu yer olan Antakya'yı da yerle bir eden 6 Şubat Depremi sonrasında depremin mimarlığa bakışını nasıl dönüştürdüğünü anlatmış.
YEM Yayın tarafından yayınlanan bu kitabın, en başından itibaren size verdiği tek bir yönlendirme var bana göre o da "özgürlük" ve de "düşünce kalıplarınızı kırarak, kitap boyunca farklı perspektiflerden dünyayı, yaşamı, insanı, doğayı ve de içinde yaşam olan tüm yapıları görmeye müsaade edebilmek.."
Emeği, çabası ve de harcanan zamanı fazla olan bu özel kitap umarım en doğru zamanda doğru alıcısına ulaşır.
2025 yılının Kasım ayı'nda, Kuzguncuk’ta kitabın başında yer alan zihin haritasının sağ alt köşesine şöyle bir cümle yazılmış: "kitabın kendisi gibi tuhaf, karmaşık, dolambaçlı ve farklı yönden okumalara açık."
İnceliyorsunuz haritayı, çok detaylı. Herkesin kolay kolay anlayamayacağı formülize edilmiş yakın bir geleceğin kağıt kalemle çekilmiş fotoğrafı gibi sanki.. Uzun ama çok uzun yıllardır çizime, tasarıma alışkın olan parmakların gücü kesinlikle hissediliyor burada.
Sayfayı incelemeyi bitirip bir sonraki sayfaya geçince kitabın gerçekten ilginç bir kitap olduğundan emin olarak gülümsüyorsunuz. Hoşunuza gidiyor çünkü bu konuşmadan konuşma hali. İspatlayamam size, şurada şu kelimeyi okuyunca oluyor diyemem. Ama daha en başından bu kitap "Sizden kemerlerinizi sıkı bağlamanızı rica ediyoruz çünkü az sonra hiç alışkın olmadığınız ancak çok seveceğinize inandığımız bir yolculuğa başlıyoruz beraber.." diye eğilip kulağıma fısıldadı sanki benim.

Sanırım ben o andan itibaren, kitabın bana yapmaya hazırlandığı şeyi anlayarak bıraktım kendimi..
Hiç bilmediğiniz bir konuyu, o konuyu çok iyi bildiğinden emin olduğunuz insanlardan dinlemeye, anlamaya ve de öğrenmeye karşı müthiş bir merak duyarsınız ya hani bazen. Zaman, mekan, boyut bir anda yok olur.
İşte öyle sihirli bir yolculuktan bahsediyorum.
Kitabın 4'üncü sayfasında mesela bir anda içinde yüzen insanların ve de bir teknenin olduğu bir deniz manzarası çıktı karşıma. Koyu kışı iliklerime kadar hissettiğim bugünlerde beni, bir anda yazdan kalma bir güne götürdü. Derin bir nefes aldım. Hiç tanımadığım bir yer olmasına karşın orası, tanıdıkmış gibi hissettim. Hep gittiğim bir yere bakıyormuş gibi değişik bir histi.
Her ne kadar "burası neresidir, kimin evidir, hangi yılın hangi ayıdır, yeni midir, eski midir, bu sayfaların ortasındaki duvarın eni kaç metredir.." gibi tuhaf sorular geçse de zihnimden bir yerden sonra o deniz manzarası, oradaki sakinlik içine aldı beni. 2026'nın Ocak ayı'ndan son hız o manzaranın içine giriverdim.
"Bir akşamüstü güneşi olmalı, baksana güneş balkonun demirlerinin sağ tarafını sapsarı yapmış.." diyerek sormak yerine olanı sevmek haline sessizce geçiverdim..
***
Yeşilliklerin içinde olduğu, izlemesi çok keyifli kuşbakışı çekilmiş bir fotoğraf ile devam etti yolculuk. Sonra o sakin manzara ve yeşilliklerin ardından kitabın yazarı Banu Uçak (mimar, editör, tasarım yöneticisi) bir anda anlatmaya başladı.
"Mimarlığı, mimarlık üzerine düşünmeyi, üretmeyi ve yazmayı seviyorum. Bu sevgimin özünde insanlığın potansiyeline aklı, ruhu ve iradesiyle yarattıklarına duyduğum hayranlık yatıyor."

Kitap aslında mimar Ömer Selçuk Baz ve ortağı Okan Bal'ın 2005 yılından bu yana Yalın Mimarlık çatısı altında ürettikleri işlerini konu alan neredeyse 500 sayfalık bir kitap ve de içerisinde "Arketipler, Anlatılar, Örüntüler, Müşterekler, Doğa ile Diyalog, Tektonik ve İşbirliği" adlarını taşıyan bölümler var. İlk etapta teknik konuların içinde yer aldığı, mimariye yakın olanları daha çok ilgilendiren bir kitapmış gibi duruyor. Ancak kitabın sayfaları arasında ilerledikçe elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Hep tarif edilen, fiziken cesaret edip de gidemeyeceğiniz ancak bir şekilde gitmişseniz de o süre boyunca kendi gerçekliğinizden koparak yeni bir deneyim yaşamak gibi. İlerlemek, yol almak ve orada uzundur bulunanların güçlü hikayelerine ortak olmak istiyorsunuz. Sanırım ben bu nedenle kitaba karşı tam olarak nasıl bir tavır almam gerektiğini bilemedim. Çünkü ezberimi bozdu.
Genelde her okuduğum kitapta sevdiğim her cümlenin altını dolmakalemler ile çizmeye alışkın olduğum halde bu defa kalemimi kapağından ayırmaya cesaret edemedim bile. Çünkü kitap, nasıl diyeceğim bilemiyorum ancak canlı gibi. İşte bu nedenle canı acıyacak diye onu sessizce izleyip - bu benim için çok zor olsa da - yalnızca okumakla yetindim ben.
***
Banu Uçak, Ömer Selçuk Baz ve ortağı Okan Bal'ın, bu iki önemli ismin mimarlığını uzun süredir yakından takip ettiğini söyleyerek, bu kitabı nasıl yazmaya karar verdiğini ve de bu süreçte hangi aşamalardan geçtiklerini anlatırken şöyle bir cümle kurmuş kitabın başındaki yazısında:
"Yalın adını taşıyan bu ofisin de, bu kitabın da yalınlık iddiası biçime değil, anlamı kuran fikrin yalınlığına dayanıyor. Yoksa ne kitabın, ne de Yalın Mimarlık'ın işlerinin kelime anlamıyla yalın olduğu iddia edilemez."
Kitabın bölümlerinin genel yapısı ve projeleri belirlendikten sonra ise Ömer Selçuk Baz'ın önerisiyle kitaptaki her bölümü dışarıdan bir gözle sorgulayıp tartışabilecekleri dostlarıyla bir araya gelmek istemişler. Ahmet Doğu İpek, Cem Sorguç, Doğu Kaptan, Ertuğ Uçar, Funda Uz, Hüseyin Kahvecioğlu, Nevzat Sayın ve Tansel Korkmaz gibi Türkiye'nin sanat ve mimari alanındaki önemli isimlerinin zihin açıcı ve de zenginleştirici katkıları bu sayede eklenebilmiş kitaba.

Kitabın grafik tasarımını yapan Okan Karadayılar ise her bölüm için içeriğe uygun özgün bir grafik dil geliştirmiş. Banu Uçak "kitap içinde fasiküllerden oluşan yedi ayrı kitap tasarladı adeta" demiş kitabın tasarım hikayesini anlatırken. Ben ise sanırım en çok kitabın birleşim yerinde büyük harflerle "YALIN" yazmasını sevdim. Kalın kitaplarla tanıştığım, o kitaplara benim olduğunu işlemeye çalıştığım okul günlerime götürdü beni. Kitabın masada diğer kitaplarla beraber dururken, yanındaki o yazı nedeniyle kendini diğer kitaplardan ayırarak merkeze alışını çok sevdim. Yalınlığını konuşabileceği tüm dillerde konuşarak size gösteriyor oluşu çok akılda kalıcı.
Ve son olarak, yazısının sonunda bu kitaba dair şöyle bir şey yazmış Banu Uçak:
"Uzun zamandır bu kadar keyifle, bu kadar zorlanarak, kendi sınırlarımın kıyısında dolaşıp başkasınınkini anlamaya çalışarak bir iş yapmamıştım. İnsanın coşkuyla kendini bıraktığı her süreç gibi bu kitap da beni değiştirdi."
Sanırım kitabın tümünü daha okuyup bitiremeden, bu cümleler hep aklımda kalacak benim. Bir yazarın yazdığı kitabın, başta kendine sonra da okuyucusuna yapmasını isteyebileceği tek şey bu bana göre.
"Onu en iyi anlamış ve anlamaya hazır olan yol arkadaşları ile değişim ve dönüşüm yolculuğuna çıkmak, kendini bir kitap aracılığı ile yeniden doğurup, kendi potansiyelinin en üst sınırına ulaşmak ve de fiziki boyuta böylesine değerli bir anı bırakmak.."
Gerçek bir yazar olmak isteyen, yazı yazmayı seven herkesin bir benzerini yaşama şansı olur umarım.
Bu sırada kitabın sonunda yer alan "Açık Yara" adını taşıyan, siyah sayfaların yer aldığı bölüm insanın nefesini kesen bir bölüm. Buradaki metnin başlığı: "Coğrafyanın Yükü ya da Kırılgan Hayatlar"
Bu bölümde mimar Ömer Selçuk Baz, doğduğu yer olan Antakya'yı da yerle bir eden 6 Şubat Depremi sonrasında depremin mimarlığa bakışını nasıl dönüştürdüğünü anlatmış.
YEM Yayın tarafından yayınlanan bu kitabın, en başından itibaren size verdiği tek bir yönlendirme var bana göre o da "özgürlük" ve de "düşünce kalıplarınızı kırarak, kitap boyunca farklı perspektiflerden dünyayı, yaşamı, insanı, doğayı ve de içinde yaşam olan tüm yapıları görmeye müsaade edebilmek.."
Emeği, çabası ve de harcanan zamanı fazla olan bu özel kitap umarım en doğru zamanda doğru alıcısına ulaşır.