Duygu Merzifonluoğlu Duygu Merzifonluoğlu

Bu seneki Artsweek sonrası akılda kalanlar..

25.09.2021 Cumartesi | 15:30

Bu sene 5’nci edisyonu düzenlenen Artsweek@Akaretler 8-19 Eylül tarihleri arasında yine çok sayıda sanatseveri, koleksiyonerleri, tanınmış yerli ve yabancı sanatçıların eserlerini, müzisyeni ve de yenilikçi değişimler yapmak isteyen iş insanını bir araya getirdi. 15 sanat galerisine ev sahipliği yapan bu yılki edisyonun ise bende bıraktığı güzel izler şu şekilde.. 

Hermes Trismegistus’un ilhamı ile yapılan eserler..

Ferda Art Platform’da Burcu Gökçek’in eserleri ile yeniden karşılaşınca yaz başını hatırladım. Aynı eserleri sanatçının kendi atölyesinde açık sergi yaptığı günlerde görmüştüm.

Tüm eserlerin hikayelerini ayrı ayrı dinlemiştim. Bana o günlerde özellikle pandemi döneminin kendisine getirdiği derin çağrışımlar sonrası içsel bir yolculuk yaşadığını bu sayede de farklı anı ve duygu durumlarını anlatan iç görülerini bir bir tuvale döktüğünü anlatmıştı. Hem eserler hem de hikayeleri pek çok duyguyu bana aynı anda yaşatmış, rüyalara yapılan bir tür seyahat gibiydi.  

 Yani bir kaç ay önceden görüp, anlamış ve sevmiş olarak yeniden karşılaştım Ferda Art Platform’da sergilenen eserlerle. Bu defa ise daha detaylı bir şekilde 13 parçalık ‘Meditasyon Serisi’ adını alan eserlerin hikayesini dinlemek istedim. Burcu bana aslında bu eserlerin yapıldığı anın enerjisini ölçen bir tür enerjimetre gibi çalıştığını, her birini meditatif bir sürecin ardından tuvale geçirmiş olduğunu söyledi.

Bir anlamda bazı duyguların içinde daha da derinleşmek istediği için kendi zihniyle beraber bir araştırmaya girmiş, sonra da kendi içinde yarattığı içsel yolculuğu bizlere aktarmış. Dolayısıyla da biricik bir anın yansıması olan bu eserler bir anlamda bir gerçeklikten başka bir gerçekliğe mesaj ve duygu taşıyan çizimlere dönüşmüş. 

Açıkçası benim sanatçının atölyesinde ilk gördüğüm an önünden bir türlü ayrılamadığım favori bir eserim vardı ‘Healing / Şifa’ adını taşıyan bir eser. Tüm eserlerin önünde biraz durup bir sonraki esere belli bir sürenin ardından geçiş yaparken bu eserin önünden bir türlü ayrılamamıştım.

Hikayesini sorduğumda da bu resmin bir tür iyileştirme ritüelinin ardından ortaya çıktığını öğrenmiştim. 

Bu arada sanatçının yaratım sürecini destekleyen bakış açısı ise Hermes Trismegistus’un “Yukarıda ne varsa aşağıda da o var / İçeride ne varsa dışarıda da o var.” sözleri ile aynı kaynaktan geldiğini de söylemek gerekiyor. Çünkü Burcu Gökçek insanın kendini gerçekleştirme ve erginlenme sürecinin daha çok psiko-spiritüel yönüyle ilgilenen bir sanatçı.

Dolayısıyla da yaşam içerisindeki gözlemleri sanatsal çalışmalarında bambaşka biçim ve formlarda önümüze çıkıyor. İçsel dünyanın görünür olduğu, sembolik ve arketipsel mekanların ön plana çıktığı bir yol izliyor. İnsanın hem içindeki dünya hem de dışındaki dünya bir tuvalin içinde birbiri ile senkronize olmaya çalışıyor. Bu nedenle de her bir yaratım, insan bedeni ile ruhunun birbirinden hem ayrı hem de ayrılamaz bir parçası oluşunu bize yeniden hatırlatıyor. 

 

 Bu sırada Artsweek ziyaretim sırasında sürpriz bir şekilde Ferda Art Gallery’nin hem kurucusu hem de sahibi Ferda Dedeoğlu ile de tanıştım. Kendisine de tanışır tanışmaz hemen ayaküstü her yıl Akaretlerdeki Artsweek sanat fuarına katılan bir galerici olarak bu yılki Artweeks’e ilişkin yorumlarını sordum. Katılım iyi miydi, geçtiğimiz yıllara nazaran bu yıl neler farklıydı, eserlere olan ilgi ve satış nasıldı merak ettiğimi söyledim.

Bana Artweeks Akaretler Fuarından galeri olarak çok memnun olduklarını, fuara katılan galerilerle işbirliğinin yoğun ve çok verimli olduğunu, pek çok da koleksiyoner ve sanatseverin ziyarete geldiğini söyledi. Geçtiğimiz senelere kıyasla ise satış sayıları bu yıl daha fazlaymış. Bir tür sanat festivali tadında geçen Artweeks bu yıl kısacası hem galericilere ve galerilerin temsil ettiği sanatçılara hem de sanatseverlere oldukça verimli ve samimi bir ortam sunmuş. 

 Artsweek Kapanış Partisi için bir ilk..

Bu yıl geçtiğimiz yıllardan farklı olarak ilk defa Akaretler’de bulunan W İstanbul’un “Secret Garden” isimli bahçesinde Akaretler Artweeks kapanış gecesi bir caz konseri ile sona erdi. “The Badau ve W Istanbul Pop up Buluşması” adı altında Türkiye’nin en önde gelen Caz kulüplerinden biri olan The Badau ile W İstanbul bir araya gelerek bir açık hava caz konseri gerçekleştirdi.

 Marriott bünyesinde bulunan yaşam tarzı lüks markalarından “The Bodrum Edition”ın son 3 yıldır Otel Müdürlüğünü üstlenen ve geçtiğimiz Temmuz ayından itibaren de W Istanbul’un Genel Müdürü olarak göreve gelen Mustafa Bulmuş ise bu kapanış partisi ile ilgili olarak bir araya geldiğimizde bana bu keyifli işbirliğinden memnun ayrıldıklarını ve önümüzdeki dönemlerde de bu tarz farklı etkinliklere devam etmeyi planladıklarını söyledi. 

Uzun yıllar hafta sonu partileriyle ön plana çıkan W İstanbul’un artık sanat, moda, iyi yaşam, yiyecek ve daha sofistike eğlence unsurlarıyla ön plana çıkacak oluşu gerçekten harika bir haber. 

Bir Caz Kulübünün Moda’da başlayan hikayesi..

Akaretler Artweeks kapanış etkinliğinde “The Badau ve W Istanbul Pop up Buluşması” adı altında gerçekleştirilen açık hava caz konseri sonrası daha önceden bilmeyenler The Badau’nun varlığını öğrenmiş oldular. Bilmeyenler için The Badau’nun kurucuları Eren ve Güliz Noyan’dan bu caz kulübünün hikayesini bir sohbet ortamında dinlemiş olan bir kişi olarak dile getirmek istiyorum.

The Badau aslında Güliz ve Eren Noyan çiftinin bundan 6 yıl kadar önce Tarihi Yeldeğirmeni Mahallesi’nde, 90m2’lik bir apartman altı dükkanında kurulan bir caz kulübü. Her ne kadar bugün Akasya’daki yeni yeri ile Türkiye’nin metrekare olarak en büyük Caz kulübü olarak biliniyor olsa da, şuanki kulüpte de görmeye alıştığımız bazı müdavimleri aslında Yeldeğirmeni’ndeki mahalle kültüründen gelen, iyi yemek ve iyi müzik konseptiyle bütünsel ve etiketsiz bir deneyim sunan caz kulübü oldukları günlerden geliyor.

Eren ve Güliz, o günlerde müzisyenlerin, mimarların ve yazarların mutfakta kendileriyle beraber çalışıp bulaşık yıkamaya dahi gönüllü olduğu, bu sırada sahnede çok büyük müzisyenlerin çok değerli konserlerinin gerçekleştiği ve sonrasında da kendilerinin beklenmedik bir ilgi ve sevgiyle karşılaştıkları günlere tanık olmuşlar. Bir tür, “sen, ben ve bizim oğlan” bir caz kulübü kurma deneyimi yaşamışlar. Dolayısıyla da yaratmış oldukları bu samimiyet onları kulüp olarak İstanbul’daki caz mekanları arasında farklı bir yere taşımış.  

Bu arada “The Badau” ismi 18’nci ve 19’ncu yy Fransız Literatüründe kullanılan ve önemli bir şehir simgesi olan “badaud” kelimesinden türemiş bir kelime ve “avare, boş boş dolaşıp etrafı izleyen” anlamına geliyor. Yeldeğirmeni’nde isim düşündükleri dönemde çok dolaştıkları için şehirli olmakla, şehirde dolaşmakla, keşfetmekle alakalı bir kelime istemişler ve bu kelime de fonetik olarak uygun bir kelime olunca Badau’yu hemen caz kulüplerinin adı olarak koymuşlar.

 Unutmadan, sevgili Eren Noyan ile bu pop-up deneyimi üzerine konuştuğumuzda bana Dilek Sert Erdoğan'ın yer aldığı bu ilk konserin ardından, bu ortaklığın gerçek ve doğru bir buluşma olduğunu düşündüklerini, The Badau olarak cesaret ve gustonun iyi niyet ile birleşirse ortama çok lezzetli ve ilerici tasarımlar çıkaracağına inandıklarını söyledi.

Uzun lafın kısası, The Badau Pop-up etkinliğinin cazı, gastronomiyi, tiyatroyu, fotoğraf sanatını interaktif bir deneyime dönüştürecek bir çok tasarımı, W İstanbul’daki güçlü ekibin dinamizmi ve de vizyonu ile şehirli gezginlerle buluşturmak için The Badau son derece heyecanlı.

Ne diyelim, bu sonbaharda W İstanbul’da belirli aralıklarla farklı bir caz deneyimi yaşamak için hazır olun !

Diğer Yazıları

Bu yaşamda kimler senin için turna kuşu katlıyor?

Şanslıydım. “Synonyms” Sergisi’nin açılışı için Bodrum’a gittiğim gün Mehmet Bey (Mehmet Sinan Kuran) masada tam çaprazımda oturuyordu. Çeşitli kültür ve sanat yayınlarından editörler, yazarlar ve sanat eleştirmenleri ile beraber The Marmara’nın Bodrum manzarasını en güzel gören köşesinde ince uzun bir masanın tam ortasındaydık. Ilık bir Eylül akşamıydı ve ertesi gün akşam üzeri, 10 Ekim’e kadar açık kalacak olan serginin açılışı yapılacaktı..

Devamını Oku 09.10.2021

Contemporary İstanbul yeni sezona Tersane İstanbul’da başlıyor..

Geçtiğimiz Çarşamba günü, yarın (5 Ekim) başlayacak olan Contemporary İstanbul (CI)’un 16’ncı edisyonunun yapılacağı Tersane İstanbul’daki basın toplantısındaydım. Dışarıda gri bulutlar vardı, yağmur her geçen dakika daha da hızlanıyordu ve ben üzerimde sonbaharı taşıyan yağmur damlaları ile beraber Contemporary Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli’nin konuşmasını dinliyordum...

Devamını Oku 04.10.2021

Altın Koza’ya damgasını vuran uluslararası ödüllü film: “Akis”

Geçtiğimiz Perşembe akşamı, 28. Altın Koza Film Festivali’nde “Akis (Reflection)” filminin gösterimine katıldım. Türkiye’de ilk kez festival kapsamında gösterilen bu filmin ardından da anladım ki, filmin yaratıcıları filmi tabiki de “bir çeşit yansımalar bütünü, birbirine çarpan ruhların sersemliği” ve de "denenmemiş olanı deneme yolculuğu" cümleleri ile tanımlamakta haklı.  

Devamını Oku 18.09.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS