Geçmiş ve geleceğin birleştiği başka bir ‘şimdi’ üzerine...

“Fütüristik bir bakış açısı ile baktığımızda, yakın gelecek korkutucu değil aksine parlak ve beyaz. Yeni dönem henüz alışılmamış ancak alışıldığında insanı sımsıkı kucaklayacak bir geçiş sürecini tamamlamak üzere.

Geçmiş ve gelecek, eskisinden daha güçlü bambaşka bir ‘şimdi’de yeniden birleşiyor. Tüm disiplinleri aynı anda içinde barındıran bir gerçeklik başlıyor. İnsanda yüksek bilinç ve doğru evrim hissi yaratan bu yakın gelecek, sanki bize 3’ncü boyuttan 5’inci boyuta mükemmel geçişi teyit ediyor gibi..”

***

… diye düşündürdü bana sevgili Günnur Özsoy’un Yeniköy tepelerinde ‘Gate 27’ adını taşıyan bir sanat mekanın yemyeşil bahçesinde sergilenen bembeyaz heykelleri.. Çünkü bu zamanın ilerisindeki bir döneme ait gibiydiler. Aynı anda hem parça hem de bütündüler. Dolayısıyla bana yukarıda tasvir etmeye çalıştığım yakın geleceği düşündürdüler. Bu nedenle ben de mekanın adı ile eserler arasında bir bağlantı kurma ihtiyacı hissettim. Ardından da şu an göremiyor olsak dahi boyutlar arasına benzer bir geçidin bir yerlerde mutlaka olduğunu ve bu geçitten geçişin hazır olanlarla beraber çoktan başlamış olduğunu düşünmek istedim..

Bunlar tabi eserlerin sergilendiği alanın ve eserlerin bende ilk etapta çağrıştırdıklarıydı.. Bunları bir kenara koyduğumda ise sevgili Günnur Özsoy’dan dinlediğim kadarıyla kendisinin mekanla tanışmasının ilginç hikayesi şöyleydi;

“Benim gençlik zamanımda en iyi gece kulüplerinden birisiydi burası, adı Şamsa’ydı. Şu an oturduğumuz yerin biraz ilerisinde dans pisti vardı. O yıllarda aşağıdaki kapıdan içeri girilirdi ve yürüyerek bu yapının olduğu yere doğru gelinirdi. Yapının içinde mutfak ve tuvaletler olurdu. Merdivenin iki yanı ise bardı. Ağaçların altında da masalar vardı. Sonra Şamsa kapandı ve burası bir müddet ev olarak kullanıldı. Bir seneye yakındır da ağırlıklı olarak yurtdışından sanatçılar geliyor. Melisa Tapan burayı bir sanatçı konuk evi haline getirdi. Ama pandemi nedeniyle tabi her şey durdu. Şu an içeride kendi projelerini yapan 2 Türk sanatçı var. Yani normalde buranın çıkış noktası sergi yapmak değil, sanatçı ağırlamak. Açıkçası.. Mekanı yıllar sonra ilk gördüğümde işlerimin hepsini burada hayal edebildim. Ne mekan işleri eziyordu ne de işler mekanın önüne geçiyordu. Hem karantina döneminde insanların gönül rahatlığıyla gezebileceği de bir alandı.. Kısacası çok güzel denk geldi.”


Özsoy’a geçmişe uzanan bu hikayenin ardından bugüne gelerek heykelleri anlatmasını istedim.. Bana ilk olarak işlerin temel özelliğinin hepsinin beyaz olması ve yönlerinin olmaması olduğundan bahsetti. İlk başlarda bir düşünce olmaksızın yalnızca çalışmaya başlamış, 8-10 parça iş ortaya çıktıktan sonra da renklerinin mat beyaz olması gerektiğine karar vermiş. Böylece ışığı daha çok ortaya çıkararak formların daha net anlaşılabileceğini düşünmüş. O günlerde bu işler ortaya çıkarken hiçbir şekilde bu heykelleri bir bahçede sergilerim diye düşünmemiş, ancak pandemi ve karantina ile beraber işler böyle bir alana evrilmiş. Eserlerin bu dönemde yaratıldığından ve böyle bir dönemin ardından bu tip bir bahçede sergilenen ilk eserler olduğundan biraz konuştuktan sonra bunun bir tesadüf olmadığını söyleyerek kendisine bu dönemin en çok neyi öğrettiğini sormak istedim. Özsoy bahçedeki heykellerine bakarak şöyle anlattı;

“Bu dönem kesinlikle hepimiz için daha farklı yaratıcılıklar geliştirebilmemiz için bir şans. Ben örneğin, normal alışveriş yapardım, ancak bu süreçte online alışverişe geçtim. Çok pratik ve kolay olduğu için de hızlı alıştım. Artık geri dönmem. Burada da aynı şey geçerli. Pandemi nedeniyle açık alan aradık, sonra burası gündeme geldi ve farklı alanların değerlendirilme fırsatı olunca da bu sergi de buranın ilk sergisi olmuş oldu. Şunu kabul etmek lazım, artık mekan anlayışlarımız değişiyor. Sınırları ise biz koyuyoruz. Elimizdeki imkanlar gidince yeni imkanlar aramaya, bulmaya ve yaratmaya başlıyoruz. Sonra bir bakıyoruz eski imkanlardan çok daha güzel imkanlar haline gelmiş yeni yarattıklarımız.. Aynı bu bahçe sergisi gibi. Pandemi olmasaydı böyle bir ihtimal doğmamış olacaktı..”


Sevgili Günnur Özsoy’un söylediklerinin içinde bu döneme ilişkin çok güzel bir tanım saklı. Belki bir müddet sonra hepimiz bu dönemi gerçekten de ‘artık geri dönmem’ ve ‘sınırları kendim çizdim’ dediğimiz dönem olarak nitelendireceğiz. Çünkü bu dönem gerçekten de hepimize farklı farklı şeyler öğretti. Gerçek sınırlarımızı artık gördük ve aynı sınırların eğer biz yeterince istersek kaybolabileceğini bambaşka öğretilerle deneyimledik. Böylece de kendi sınırlarımızı yeniden çizebilme fırsatımız oldu. Aslında bu açıdan bakıldığında Özsoy’un eserleri bile bize yaşadığımız dönem ve bu dönemde hissettiğimiz duygulara ilişkin metaforik bir mesaj iletiyor. Mesela mekansal olarak düşünüldüğünde bir dönem gece mekanı olarak kullanılan bu mekanın artık aydınlık bir gündüz mekanı oluşu bize aslında geçmişin karanlığından şimdinin aydınlığına geçmiş olduğumuzu simgeliyor gibi.. Bugüne kadar hep kapalı mekanlarda sergilenen heykellerin pandemi ile beraber dışarıda sergilenmesi konusu ise duygusal anlamda içimizde tuttuğumuz bazı duyguların eskisine nazaran bu dönemde daha da görünür hale gelmeyi seçtiğini hatırlatıyor sanki.. Tüm eserlerin renklerinin beyaz olması ise geçmişi kabul edip, her şeyi beyaza boyayarak geçmişi geçmişte bırakmamız gerektiğini yineliyor sanki..

Sanırım gerçekten de soyut işlerin en güzel tarafı herkesin baktığında kendine göre eserleri farklı bir biçimde yorumlayabiliyor oluşu.. Ancak diğer bir yandan da sanatçının sanatı aracılığı ile toplumda olan olayların, içinde olunan döneme dair yaşanan hislerin ve yakın geleceğe ilişkin mesajların bir taşıyıcısı, aktarıcısı olma gibi bir misyonu olduğunu da unutmamak gerekiyor. Sanırım tam da bu nedenle ‘Beyaz’ adını taşıyan Günnur Özsoy’un sergisinin bende bıraktığı ilham ve motivasyon gücünü benim de size kendi cümlelerimle şu şekilde aktarmam gerekiyor;

‘Tüm yakın gelecek belirsizliklerine rağmen gelecekten korkma, hayata güven, sahip olduklarının farkında ol, gelen tüm fırsatları değerlendirmek için hazır olduğunu bil, güçlü ol, hayatının kontrolünü yeniden eline al, yalnız değilsin, hiç olmadın ve olmayacaksın, başardın yine başaracaksın, destek gerçekten ihtiyacın olduğu anda sana her zaman gelecek yeter ki geleceğine inan, geçmişi mükemmel bir biçimde geçmişte bırak, affetmen gerekeni affet ve artık önüne bak, yeni bir geleceğe başlamaya hevesli ol, kendin olmak için kuvvetli bir inanca sahip ol, zamanın geriye değil de ileri doğru gittiğini bil, hiçbir şeyin sonsuz olmadığının farkında ol, yaşlılığı ve gelip geçiciliği bilgece kabul et, bu nedenle kendi değerinin daha da iyi farkına var, her yeni günün, yeni bir başlangıç için doğru bir gün olduğunu unutma, kendin için her şeye yeniden başlamak istiyorsan, bunu en iyi sen yapabilirsin ve biliyor musun eğer küllerinden yeniden doğmak istiyorsan işte şu an doğru zamandasın..!’


Çünkü zamanın bizi ne renge dönüştüreceğine biz karar vereceğiz..
Yakın gelecekte kim olmak istediğimize ve sınırlarımızı nereye kadar genişleteceğimize de öyle..

Sergi hakkında: Pg Art Galery’nin düzenlemiş olduğu Gate 27 ev sahipliğinde gerçekleştirilen Günnur Özsoy’un ‘Beyaz’ adlı sergisinde soyut ve organik formlu heykeller yer alıyor. Cengiz Kurt tarafından mimari bir destek alınarak Gate 27’nin bahçesine yerleştirilen heykellerin arkalarının duvarla birleşen düz ara kesiti ise mimariye bir gönderme yapar nitelikte. Gelmeden önce arayarak randevu almanız gereken sergi için son tarih 30 Ekim.

 

 

 

 

 

 

 

içerikler
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS