Örneğin pek çok defa pek çok farklı alanda gördüğünüz bir kişiyi yalnızca bir mimiği ile hatırladığınız zamanlar olabiliyor. Başka bir kişiyi ise çok çok eski bir zamandaki hali ile, bazen son derece sıradan bir günde uzaktan gördüğünüz kıyafetindeki bir detay ile, bazense sadece gözlerinizin içine baktığı bir anın sonsuzluğu ile hatırlayabiliyorsunuz. Bazen size hissettirdiği bir duygu, bazen rastgele bir yerde gördüğünüz bir fotoğrafı, bazense sizi etkilemiş olan bir cümlesi ile hatırlamak bir insanı.. ve bu kaydın her insanda farklı olması.. ve de bu farklı kayıtların hepsinin birleşiminin siz olması.. İnsanların hafızasında ne şekilde ve de ne kadar süreliğine kalacağımızı asla bilemeyecek olarak hep iyi ve güzel hatırlanmak ümidiyle yaşamak bu hayatı.. Ne masum ve bir yandan da ne mucizevi bir şey aslında değil mi?

"Yakın Zamanın Kaybı" yapıtının provasında, yapıtın yaratıcısı olan koreograf Melih Kıraç ile yaptığımız sohbet sırasında düşündüm bunları. Şiva o sırada Sabancı Müzesi'nin girişindeki merdivenlerde bedenini şekilden şekle sokuyor, havada ters bir biçimde asılı kalmış gibi insanüstü bir güçle dimdik vaziyette duruyordu. Kıraç'a, Şiva'nın performansına bakarak o an yapıtın hangi bölümünde olduğumuzu sormuştum. Bunun üzerine Melih Kıraç bana şöyle bir yanıt vermişti:
"Burası benim 'Cilt' dediğim bir bölüm. Mumyalama pratiklerinden ilham aldığım bir şey. Başka birini kaybetme duygusu ile ilgili. Onu kaybetmene rağmen aslında bir mücevher gibi saklamak ve korumakla alakalı. Ölüme karşı bir rezistans ile aslında kendini durdurmaya çalıştığı bir bölüm denilebilir.. 'Beden heykelleşebilir mi? Onu zamanda dondurabilir miyiz?' bunlar benim bu işi üretirken çapa olarak koyduğum şeylerdi. Seyirci bir yerinden tutuyor ama sonuçta 'Seyirci benim çalışma biçimimi okumak zorunda değil.' "
Provaya ara verdikten sonra Şiva gelmişti yanımıza. Ona da performansına dair bir şeyler söylemek isteyip istemediğini sormuş ardından da şu cümleleri duymuştum:
"Altında katmansal olarak bir sürü fikir ve Melih'in paylaştığı ve yarattığı bir bulut var. Onun içinde hareket ediyorum sanırım. O yüzden değişkenlik gösteriyor. Böyle spesifik anlatısı veya lineer bir hikayesi yok.."

"Bildiğiniz bir şeyi tekrar etmenin konforlu güveni ile sürprizsizliğinin sizi normalleştirdiği bir gün içerisinde, hiç tahmin etmediğiniz bir kişiden 'sınırların aşılması, gerçekliğin kırılması ve de sihrin uyanışı' içerikli beklenmedik bir cümle duymak. Bu cümlenin sizi o sırada büyük bir kalabalıkla beraber sahnede izlemekte olduğunuz oyundan dışarı çıkarması ve de ilginizin o duyduğunuz cümleye doğru hızlıca çekilmesi. Sahnedeki bir oyunu izlemek için gitmiş olduğunuz yerden, sahnede olmayan bir yabancının cümleleri ile eve dönüşünüz. Görünürde sahnede oynanan bir oyunu izliyor oluşunuz ancak gerçekte o oyunun dışında yalnızca size oynanıyormuş gibi olan bir oyunun getirdiği çok boyutluluğun içinde kendini bulma hali."
"Yakın Zamanın Kaybı" yapıtına dair müzenin kafesinde oturduğumuz sırada dinlediklerimin ardından ilk hissettiklerim böyle şeylerdi. Gözümde canlanan sahne ise gerçek olan bir anın içindeki daha gerçek bir ana ulaşmak ile ilgiliydi.
Bu nedenle provada, Şiva'nın performansını izlemeye ilk başladığımız sırada Melih Kıraç'a Proust'un kitabının bu yapıta nasıl referans olduğunu merak ettiğimi sormuştum. İlk tanıştığımız sırada yapıtın adını söylerken "Yakın Zamanın Kaybı" yerine Marcel Proust'un "Kayıp Zamanın İzinde" kitabının adını söylemiştim. Kıraç bunu duyunca "ilginç ama benim de bu yapıt için referansım o kitap.." diye karşılık vermişti bana ve bu bilgiyi hiçbir yerde okumadığım için de bu karışıklığın ardından duyduğum cümle hoşuma gitmişti.
Bunun üzerine Melih Kıraç, gözünü Şiva'nın yeni başladığı performansından ayırmadan bana şunu anlatmıştı:
"Sahne sanatlarından geliyorum ama biraz kavramsal düşünüyorum, bir işi yaşamsal kılmaya çalışıyorum. Bu çalışmanın izi şuradan geliyor aslında. Benim 2019 yılında Tamara Kamola Rashidova isminde bir dansçı ile yola çıktığım bir işim var. Babannemin bir evlatlık hikayesi var. Konya'dan İstanbul'a 3 yaşında geliyor. Hayatının son 1 ayında onunla geçirdiğim bir süreç var. Demans olmuştu, hastanedeydi. Hasta bakım sürecini birlikte yaşamıştık. Biz onun Konya'dan evlatlık verildiğini biliyorduk ama aslında İstanbul'da paşa bir ailede büyümüş, bir İstanbul hanımefendisi olarak. Onun bir ara Konya'ya gittiğini, annesini bulduğunu biliyorduk ama aslında Konyayla bir alakası yoktu. Ancak bu demans sürecinde evlatlık verildiği köyü dile getirdi. Ben sonra o köye gittim. Yaşlılıkta demans, yaşlılıkta hafıza gibi konularla çok çalışır oldum. Sonra başka bir göçmen dansçıyla biz bir iş ürettik. Orada bir bölüm vardı, bir hareket. Onun da ismi İngilizce hafıza ile ilgili bir terimden geliyor. "Loss of recent memory" (yakın hafızanın kaybı)
Hani yaşlılıkta 40 yıl öncesini çok iyi hatırlıyorsun ama yakın zamanı o kadar iyi hatırlayamıyorsun. İşte o işin bir bölümü bu fenomen ile ilgiliydi. Bir yere gidiyor, bir şeye dokunuyor gibi bir hafıza bırakmak yerine seyircinin hafızasında - çünkü bir iş izlediğimiz zaman o bizim hafızamızda da yer alıyor - tam tersi hafızası olmayan bir şeyi nasıl üretirim diye düşündüm. Yani öyle ki izleyeceksiniz ama sonrasında hafızanızda hiçbir şey kalmayacak..
Kısacası bu işin adı da o işteki o bölüme gönderme yapıyor aslında. Bir de şu var, işler benim için hiç bitmiyor farklı bağlarda farklı dansçılarla farkı biçimlerde hep yeniden gündeme geliyor.."
***
Havanın çok nemli ve de sıcak olmasına karşın güneşli harikulade bir yaz günüydü. O yüzden yolda daha uzun vakit geçirmek istediğim için müzeye buluşma vaktimizden 1 saat erken gelmiştim. Sakıp Sabancı Müzesi Pazarlama ve İletişim Yöneticisi Hande Erkent Yıldız ile buluştuğumuz sırada Yoko Ono sergisini ilk açıldığı haftanın ardından ikinci kez gezmiş olarak müzeden dışarı çıkıyordum. "Yakın Zamanın Kaybı" yapıtının provasını izlemeden önce biraz sohbet etmek için kafedeki köşe masalardan birine doğru ilerledik.
Sabancı Müzesi'nde bu ay sonu gerçekleştirilecek olan "Müzede Sahne" etkinliğinin Sanat Yönetmeni Ayşe Draz ile ilk tanıştığım an masada performans sanatçısı Şiva Canbazoğlu da oturuyordu. Bir kaç dakika içerisinde de elinde kahvelerle Melih Kıraç geldi yanımıza ve sonrasında sohbetimiz başladı.
Ayşe Draz ilk olarak, 10 yıl önce "Müzede sahne" etkinliğini ilk yapmaya başladıkları yıl aslında bu alanı Melih Kıraç'la beraber keşfettiklerini, burada neler yapılabileceğini beraber anladıklarını anlattı. Şimdi ise belirli bir aranın ardından "Yakın Zamanın Kaybı" yapıtı ile Kıraç, yeniden "Müzede Sahne" etkinliğinin programına dahil oluyormuş.
Melih Kıraç'ın işlerini yakından takip ediyormuş ve de Şiva ile koreograf olarak bir şey yapmak istediğini biliyormuş. Son dönemde 1 ay süresince misafir sanatçı olarak The Watermill Center'da çalışmış. Ayşe Draz'ın "Yakın Zamanın Kaybı" yapıtına ilişkin olan anlatımını ise aşağıda notlarımda olduğu şekliyle paylaşıyorum:
"Bu yapıtta Şiva 'yaratıcı dansçı' olarak, bu iş ise 'mekana özgü değil ama mekana sızan bir iş' olarak tanımlanabilir. Seyircinin de bir parçası olduğu, gündelik olanla sanatın buluştuğu bir yerden bahsediyoruz. Burada seyirci olmak, ortak bir seyir kurmak, seyre çıkmak demek. Bu nedenle izleyici demiyorum. Çünkü sadece izlemiyoruz. Seyirci burada farklı bir seyre dahil oluyor. 30 kişi katılacak sadece. Müze ziyaretçisinin gördüğü bir işle bile ortaklık kurulabilir. Adına 'Performans yerleştirmesi' de diyebiliriz. 2 saat boyunca devam edecek. Müzenin içinde, dışında, pek çok yerinde karşılaşabilirsiniz. Ana sahnedekileri sezonda da görebilirsiniz ancak "Yakın Zamanın Kaybı" sadece 2 gün Cumartesi ve Pazar günleri var. Yapıt Sabancı Müzesi'ne çıkan yokuşta başlıyor şu an için ama bu plan değişebilir, örneğin Pazar günü farklı bir yerde de başlayabilir."

Bunun üzerine, seyircilerin bu performansın duygusuna, enerjisine kapılıp, onunla beraber hareket etme halinden konuşmaya başladık. Karşısına geçip izlemek ve de onun karşısında olarak bir şey hissetmekten öte bir durum içerisinde olacaklardı. Melih Kıraç'a yapıtı izlemeye gelen seyircilerin tarafını merak ederek "Peki seyirci burada her istediğini yapabilecek mi ve de bunu önceden bilecek mi? Demek istediğim önden bir açıklama yapmayı planladınız mı yoksa o an orada içgüdüsel olarak mı ilerlemeliler?" diye sordum.
Bana böyle bir açıklama yapmayı hiç istemediğini söyleyerek "..keşke hiç rezervasyon olmasa, bu yapıtın saati belli olmasa, yalnızca bu gösteri için gelmeseler insanlar.." diyerek bu işin tamamen "seyircisiyle aktive olan bir iş" olduğunun altını çizdi. Seyircilerin müzeye geldiğinde neyle karşılaşacaklarını bilmemesinin ise zaten bu işin en güzel yanı olduğunu da ayrıca ekledi.
Bu nedenle bu yapıt için önden rezervasyon yaptırmak çok önemli. Çünkü diğer yapıtlara girdiğiniz şekilde bu yapıta - eğer önden bu 30 kişiden biri olacağınızı belirtmediyseniz - biletle giriş yapamıyorsunuz.
Sanat Yönetmenliğini Ayşe Draz'ın üstlendiği Sabancı Vakfı'nın desteğiyle bu ay sonu 27-30 Ağustos tarihleri arasında Sabancı Müzesi'nde 10'uncu kez düzenlenecek olan "Müzede Sahne" etkinliğinde bu yıl Bufonun grotesk tiyatrosundan tek kişilik performanslara, koku atölyelerinden ses yürüyüşlerine, çocuk oyunlarından Fuayede Karşılaşmalar dizisine uzanan pek çok farklı etkinlik yer alıyor. Detaylı programa müzenin websitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.
Şiva Canbazoğlu'nun performansı ve de Berk İçli'nin müzik & ses tasarımı ile Koreograf Melih Kıraç'ın "Yakın Zamanın Kaybı" adlı yapıtı ise 29 ve 30 Ağustos tarihlerinde saat 16:00'da. Sakın kaçırmayın.
Örneğin pek çok defa pek çok farklı alanda gördüğünüz bir kişiyi yalnızca bir mimiği ile hatırladığınız zamanlar olabiliyor. Başka bir kişiyi ise çok çok eski bir zamandaki hali ile, bazen son derece sıradan bir günde uzaktan gördüğünüz kıyafetindeki bir detay ile, bazense sadece gözlerinizin içine baktığı bir anın sonsuzluğu ile hatırlayabiliyorsunuz. Bazen size hissettirdiği bir duygu, bazen rastgele bir yerde gördüğünüz bir fotoğrafı, bazense sizi etkilemiş olan bir cümlesi ile hatırlamak bir insanı.. ve bu kaydın her insanda farklı olması.. ve de bu farklı kayıtların hepsinin birleşiminin siz olması.. İnsanların hafızasında ne şekilde ve de ne kadar süreliğine kalacağımızı asla bilemeyecek olarak hep iyi ve güzel hatırlanmak ümidiyle yaşamak bu hayatı.. Ne masum ve bir yandan da ne mucizevi bir şey aslında değil mi?

"Yakın Zamanın Kaybı" yapıtının provasında, yapıtın yaratıcısı olan koreograf Melih Kıraç ile yaptığımız sohbet sırasında düşündüm bunları. Şiva o sırada Sabancı Müzesi'nin girişindeki merdivenlerde bedenini şekilden şekle sokuyor, havada ters bir biçimde asılı kalmış gibi insanüstü bir güçle dimdik vaziyette duruyordu. Kıraç'a, Şiva'nın performansına bakarak o an yapıtın hangi bölümünde olduğumuzu sormuştum. Bunun üzerine Melih Kıraç bana şöyle bir yanıt vermişti:
"Burası benim 'Cilt' dediğim bir bölüm. Mumyalama pratiklerinden ilham aldığım bir şey. Başka birini kaybetme duygusu ile ilgili. Onu kaybetmene rağmen aslında bir mücevher gibi saklamak ve korumakla alakalı. Ölüme karşı bir rezistans ile aslında kendini durdurmaya çalıştığı bir bölüm denilebilir.. 'Beden heykelleşebilir mi? Onu zamanda dondurabilir miyiz?' bunlar benim bu işi üretirken çapa olarak koyduğum şeylerdi. Seyirci bir yerinden tutuyor ama sonuçta 'Seyirci benim çalışma biçimimi okumak zorunda değil.' "
Provaya ara verdikten sonra Şiva gelmişti yanımıza. Ona da performansına dair bir şeyler söylemek isteyip istemediğini sormuş ardından da şu cümleleri duymuştum:
"Altında katmansal olarak bir sürü fikir ve Melih'in paylaştığı ve yarattığı bir bulut var. Onun içinde hareket ediyorum sanırım. O yüzden değişkenlik gösteriyor. Böyle spesifik anlatısı veya lineer bir hikayesi yok.."

"Bildiğiniz bir şeyi tekrar etmenin konforlu güveni ile sürprizsizliğinin sizi normalleştirdiği bir gün içerisinde, hiç tahmin etmediğiniz bir kişiden 'sınırların aşılması, gerçekliğin kırılması ve de sihrin uyanışı' içerikli beklenmedik bir cümle duymak. Bu cümlenin sizi o sırada büyük bir kalabalıkla beraber sahnede izlemekte olduğunuz oyundan dışarı çıkarması ve de ilginizin o duyduğunuz cümleye doğru hızlıca çekilmesi. Sahnedeki bir oyunu izlemek için gitmiş olduğunuz yerden, sahnede olmayan bir yabancının cümleleri ile eve dönüşünüz. Görünürde sahnede oynanan bir oyunu izliyor oluşunuz ancak gerçekte o oyunun dışında yalnızca size oynanıyormuş gibi olan bir oyunun getirdiği çok boyutluluğun içinde kendini bulma hali."
"Yakın Zamanın Kaybı" yapıtına dair müzenin kafesinde oturduğumuz sırada dinlediklerimin ardından ilk hissettiklerim böyle şeylerdi. Gözümde canlanan sahne ise gerçek olan bir anın içindeki daha gerçek bir ana ulaşmak ile ilgiliydi.
Bu nedenle provada, Şiva'nın performansını izlemeye ilk başladığımız sırada Melih Kıraç'a Proust'un kitabının bu yapıta nasıl referans olduğunu merak ettiğimi sormuştum. İlk tanıştığımız sırada yapıtın adını söylerken "Yakın Zamanın Kaybı" yerine Marcel Proust'un "Kayıp Zamanın İzinde" kitabının adını söylemiştim. Kıraç bunu duyunca "ilginç ama benim de bu yapıt için referansım o kitap.." diye karşılık vermişti bana ve bu bilgiyi hiçbir yerde okumadığım için de bu karışıklığın ardından duyduğum cümle hoşuma gitmişti.
Bunun üzerine Melih Kıraç, gözünü Şiva'nın yeni başladığı performansından ayırmadan bana şunu anlatmıştı:
"Sahne sanatlarından geliyorum ama biraz kavramsal düşünüyorum, bir işi yaşamsal kılmaya çalışıyorum. Bu çalışmanın izi şuradan geliyor aslında. Benim 2019 yılında Tamara Kamola Rashidova isminde bir dansçı ile yola çıktığım bir işim var. Babannemin bir evlatlık hikayesi var. Konya'dan İstanbul'a 3 yaşında geliyor. Hayatının son 1 ayında onunla geçirdiğim bir süreç var. Demans olmuştu, hastanedeydi. Hasta bakım sürecini birlikte yaşamıştık. Biz onun Konya'dan evlatlık verildiğini biliyorduk ama aslında İstanbul'da paşa bir ailede büyümüş, bir İstanbul hanımefendisi olarak. Onun bir ara Konya'ya gittiğini, annesini bulduğunu biliyorduk ama aslında Konyayla bir alakası yoktu. Ancak bu demans sürecinde evlatlık verildiği köyü dile getirdi. Ben sonra o köye gittim. Yaşlılıkta demans, yaşlılıkta hafıza gibi konularla çok çalışır oldum. Sonra başka bir göçmen dansçıyla biz bir iş ürettik. Orada bir bölüm vardı, bir hareket. Onun da ismi İngilizce hafıza ile ilgili bir terimden geliyor. "Loss of recent memory" (yakın hafızanın kaybı)
Hani yaşlılıkta 40 yıl öncesini çok iyi hatırlıyorsun ama yakın zamanı o kadar iyi hatırlayamıyorsun. İşte o işin bir bölümü bu fenomen ile ilgiliydi. Bir yere gidiyor, bir şeye dokunuyor gibi bir hafıza bırakmak yerine seyircinin hafızasında - çünkü bir iş izlediğimiz zaman o bizim hafızamızda da yer alıyor - tam tersi hafızası olmayan bir şeyi nasıl üretirim diye düşündüm. Yani öyle ki izleyeceksiniz ama sonrasında hafızanızda hiçbir şey kalmayacak..
Kısacası bu işin adı da o işteki o bölüme gönderme yapıyor aslında. Bir de şu var, işler benim için hiç bitmiyor farklı bağlarda farklı dansçılarla farkı biçimlerde hep yeniden gündeme geliyor.."
***
Havanın çok nemli ve de sıcak olmasına karşın güneşli harikulade bir yaz günüydü. O yüzden yolda daha uzun vakit geçirmek istediğim için müzeye buluşma vaktimizden 1 saat erken gelmiştim. Sakıp Sabancı Müzesi Pazarlama ve İletişim Yöneticisi Hande Erkent Yıldız ile buluştuğumuz sırada Yoko Ono sergisini ilk açıldığı haftanın ardından ikinci kez gezmiş olarak müzeden dışarı çıkıyordum. "Yakın Zamanın Kaybı" yapıtının provasını izlemeden önce biraz sohbet etmek için kafedeki köşe masalardan birine doğru ilerledik.
Sabancı Müzesi'nde bu ay sonu gerçekleştirilecek olan "Müzede Sahne" etkinliğinin Sanat Yönetmeni Ayşe Draz ile ilk tanıştığım an masada performans sanatçısı Şiva Canbazoğlu da oturuyordu. Bir kaç dakika içerisinde de elinde kahvelerle Melih Kıraç geldi yanımıza ve sonrasında sohbetimiz başladı.
Ayşe Draz ilk olarak, 10 yıl önce "Müzede sahne" etkinliğini ilk yapmaya başladıkları yıl aslında bu alanı Melih Kıraç'la beraber keşfettiklerini, burada neler yapılabileceğini beraber anladıklarını anlattı. Şimdi ise belirli bir aranın ardından "Yakın Zamanın Kaybı" yapıtı ile Kıraç, yeniden "Müzede Sahne" etkinliğinin programına dahil oluyormuş.
Melih Kıraç'ın işlerini yakından takip ediyormuş ve de Şiva ile koreograf olarak bir şey yapmak istediğini biliyormuş. Son dönemde 1 ay süresince misafir sanatçı olarak The Watermill Center'da çalışmış. Ayşe Draz'ın "Yakın Zamanın Kaybı" yapıtına ilişkin olan anlatımını ise aşağıda notlarımda olduğu şekliyle paylaşıyorum:
"Bu yapıtta Şiva 'yaratıcı dansçı' olarak, bu iş ise 'mekana özgü değil ama mekana sızan bir iş' olarak tanımlanabilir. Seyircinin de bir parçası olduğu, gündelik olanla sanatın buluştuğu bir yerden bahsediyoruz. Burada seyirci olmak, ortak bir seyir kurmak, seyre çıkmak demek. Bu nedenle izleyici demiyorum. Çünkü sadece izlemiyoruz. Seyirci burada farklı bir seyre dahil oluyor. 30 kişi katılacak sadece. Müze ziyaretçisinin gördüğü bir işle bile ortaklık kurulabilir. Adına 'Performans yerleştirmesi' de diyebiliriz. 2 saat boyunca devam edecek. Müzenin içinde, dışında, pek çok yerinde karşılaşabilirsiniz. Ana sahnedekileri sezonda da görebilirsiniz ancak "Yakın Zamanın Kaybı" sadece 2 gün Cumartesi ve Pazar günleri var. Yapıt Sabancı Müzesi'ne çıkan yokuşta başlıyor şu an için ama bu plan değişebilir, örneğin Pazar günü farklı bir yerde de başlayabilir."

Bunun üzerine, seyircilerin bu performansın duygusuna, enerjisine kapılıp, onunla beraber hareket etme halinden konuşmaya başladık. Karşısına geçip izlemek ve de onun karşısında olarak bir şey hissetmekten öte bir durum içerisinde olacaklardı. Melih Kıraç'a yapıtı izlemeye gelen seyircilerin tarafını merak ederek "Peki seyirci burada her istediğini yapabilecek mi ve de bunu önceden bilecek mi? Demek istediğim önden bir açıklama yapmayı planladınız mı yoksa o an orada içgüdüsel olarak mı ilerlemeliler?" diye sordum.
Bana böyle bir açıklama yapmayı hiç istemediğini söyleyerek "..keşke hiç rezervasyon olmasa, bu yapıtın saati belli olmasa, yalnızca bu gösteri için gelmeseler insanlar.." diyerek bu işin tamamen "seyircisiyle aktive olan bir iş" olduğunun altını çizdi. Seyircilerin müzeye geldiğinde neyle karşılaşacaklarını bilmemesinin ise zaten bu işin en güzel yanı olduğunu da ayrıca ekledi.
Bu nedenle bu yapıt için önden rezervasyon yaptırmak çok önemli. Çünkü diğer yapıtlara girdiğiniz şekilde bu yapıta - eğer önden bu 30 kişiden biri olacağınızı belirtmediyseniz - biletle giriş yapamıyorsunuz.
Sanat Yönetmenliğini Ayşe Draz'ın üstlendiği Sabancı Vakfı'nın desteğiyle bu ay sonu 27-30 Ağustos tarihleri arasında Sabancı Müzesi'nde 10'uncu kez düzenlenecek olan "Müzede Sahne" etkinliğinde bu yıl Bufonun grotesk tiyatrosundan tek kişilik performanslara, koku atölyelerinden ses yürüyüşlerine, çocuk oyunlarından Fuayede Karşılaşmalar dizisine uzanan pek çok farklı etkinlik yer alıyor. Detaylı programa müzenin websitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.
Şiva Canbazoğlu'nun performansı ve de Berk İçli'nin müzik & ses tasarımı ile Koreograf Melih Kıraç'ın "Yakın Zamanın Kaybı" adlı yapıtı ise 29 ve 30 Ağustos tarihlerinde saat 16:00'da. Sakın kaçırmayın.